6 Nisan 2026 Pazartesi

Batum Gezi Yazısı #7- Batum’da İkinci Gün Akşamında Ne Maceralar Ne Maceralar…

Baraka’da yemek bittiğinde saat 22:30’a geliyor. Dönüş yolunu yürüyecek gücüm hiç yok. Bolt uygulamasından taksi çağırıyoruz. 2 dk’da geliyor. 1,2 km’lik yol 3,5 GEL tutuyor. 1 GEL yaklaşık 16 TL! Şaka gibi! 56 TL’ye geliyoruz yani eve. Yani paramız bu kadar değersizken bile bu kadar ucuz geliyor taksi ücreti! Şoföre düz 5 GEL veriyoruz, sadece 80 TL! Kesin çok mutlu olmuştur, nerdeyse taksimetrenin iki katı bile bedava gibi!  İstanbul’da 2026 itibariyle kısa mesafe indi bindi 210 TL, kilometre başı da 44 TL olmuş. Yani Gürcistan’da 20 dakikalık havaalanı yoluna verdiğimiz para ile ben Kadıköy’de sadece 3 dk falan gidebiliyorum! Önceden hayatımızda normal gelen şeyler birer birer lüks sınıfına giriyor ya, insanın midesinde hazımsızlık oluyor ister istemez.

Emekli Albay Sayıklamaları! Gerçek Acı Biberdir!

Çok değil yakın zaman öncesinde bizim paramız değerliyken maalesef şu anda Gürcü Lari’si (GEL) 16 TL. Ben Tiflis’e gittiğimde 2024 Mayıs’ında ise 12 Lira civarındaydı. İki senede yüzde otuzdan çok değer kaybetmiş paramız…. Gerçekler acıdır, biber de acıdır, öyleyse gerçek biberdir demek istiyor ve konuyu sahildeki kızgın kumların altına ittiriyorum şu an. Çünkü bu bir gezi yazısı; gülümsemeliyiz. Ne yapalım; eskiden paramız değerliyken sınırdan geçip Gürcistan’dan alışveriş yapardı bizim Karadenizliler. Biraz da Gürcü kardeşlerimiz gelsin değerli paralarıyla bizden alışveriş yapsın değil mi ama. Hep bana hep bana olmaz ki canımm!!

Bizde ne Yandex Go var, ne Uber var, ne de Bolt taksi uygulaması var! Bunlar olsa, sarı taksilere dünya kadar para vermek zorunda kalmayacağız, rekabet olacak. Sözde serbest piyasa ekonomisi var bizim ülkemizde ama taksilerle rekabet edecek Uber yasak. Neden? Taksiciler zarar görmesin diye. Tatil rezervasyonu için avantajlı fiyat sunan Booking yasak. Neden? Ets, Odamax gibi yerli seçenekler kafalarına göre yerli turiste fiyat geçirebilsin diye. En çok da Paypal’ın yasak olmasına üzülüyorum. Geçen 30 dolarlık minik bir ödeme alacaktım yaptığım işten, 10 dolar kesti bizim güzide yerli bankamız! Paypal niye yok? Yurtdışına freelance yapılan ufak tefek işlerden bankalarımız devasa komisyonlar kesebilsin diye yok. Bu aynı şeye benziyor. Kırmızı başlıklı kızla büyükanne kılığına girmiş kurt gibi…

“Senin ağzın neden büyük nineciğim?”

“Seni daha iyi yiyebilmek için yavrummm…”

Diyor sanki bir yerlerde birileri…

Bak görüyor musunuz, insan yurt dışına çıkınca ufku nasıl açılıyor. Yani şimdi ben Bolt yerine oranın sarı taksisini çağırsam kim bilir nasıl turist tarifesiyle kazık yiyecektim…Serbest piyasa girişimcileri sağ olsun, vatandaş korunabiliyor elin Gürcistanında.

Neyse işte, biraz daha bu konuları deşersem kendimi emekli albay gibi hissederim, aman diyeyim. Konuş konuş yaz yaz ne oluyorsa sanki… Batum dizimize bu kadar “antireklam” arası yeter, izlemeye devam edelim. Bakalım neler olmuş neler, maydanozlu köfteler…

 Evde biraz dinlendikten sonra etraftaki barlara bakalım diyoruz.

Cumartesi Akşamı Old Town’da Çılgın Köpek!

Biraz biraz canlanmış ortalık. Evin yakınlarında pek çok bar var. Ben beklerken arkadaşım yolun karşısındaki bara bakayım diyor. Neden sonra tanıdık sesle ürperiyorum. Tam barın önündeki köpek arkadaşımı kovalıyor! Bende bir panik! Ama öyle böyle panik değil! Kendisi asla köpeklerden korkmaz, bilakis sever, dokunur, yemek verir. Ama bu köpek benim olduğum kaldırıma kadar kovalamış! Köpek çılgın gibi havlıyor bizimkinin peşinde! İstemsizce çığlık atmaya başlıyorum Türkçe tabii ki. Ben bağırırken yan taraftaki mekandan biri çıkıyor ve köpeği kovalıyor; sakinlikle

“Montlulara saldırıyor sadece, bir şey olmaz” diyor Türkçe!

İyi de hava soğuk, herkes montlu. Acaba sadece yeşil montlulara mı saldırıyor bu köpek? Adam paniğimi görünce su vermek için ısrar ediyor, istemiyorum. Benim de montum yeşil bu arada. Ya ben de karşı kaldırıma geçseydim? Neler olabileceğini düşünmek dahi istemiyorum… Köpeklere yaklaşma çabalarımda beş adım geri götürüyor beni bu durum.

Sokak hayvanları evet olsun, ama bu saldırganlara izin vermek ne derece doğru? Evet muhtemelen köpeğin yeşil mont ile ilgili bir travması var. İyi de benim gibilerin köpeklerle olan travmaları ne olacak?

Bütün modum düşüyor. Zaten gün boyu yeterince yorulmuştum, bir de bu köpek muhabbeti üzerine tuz biber… Neyseki burada her yerden Türk çıkıyor diyorum kendi kendimi avuturken!

Gürcistan sokaklarında çok köpek var… Oradan hızla uzaklaşıyoruz. Bir yerlerden gelen canlı müzik sesine doğru yöneliyoruz.

Miniminnacık Şahane Bar; FANJARA

İflah olmaz pozitif yanım yine devrede. O köpek olmasaydı belki de o bara girecektik ve Fanjara’yı bulamayacaktık. Gürcüce'de Pencere demekmiş. 


Bir evin salonu kadar küçük bir yer burası. Anladığım kadarıyla Old Town'da restore edilen mekanların bazıları Airbnb evlerine bazıları da bar ve kafelere dönüşmüş.  Duvara film yansıtmışlar, sadece görüntü ama. İçeride orkestra var, rock müzik yapılıyor. Yalnız o küçücük mekan için orkestra fazla gürültülü gibi. Evin odasına orkestra kurduğunuzu ve amfiler olduğunu düşünün. Ama bir süre sonra alışıyor insan, üstelik müzik gayet güzel.

Nasıl sevimli bir yer anlatamam. Sanki sitcom gibi ortam. Şarkı söyleyen çocuk meğer orada barmenmiş, geliyor bize merhaba diyor. Zaten iki masa var ortamda, bir de sağda solda ve barda birkaç sandalye var. Bizim masaya oturan oldukça kibar biri benim 8 Mart’ımı kutluyor. Zamanında Alanya’da tatil yaptığını anlatıyor. Sonra barda epi topu 7-8 tane olan bütün kadınları bara çağırıyorlar. İki adım ötemize yani. Ve hepimize renkli shot içkiler ikram ediyorlar, 8 Mart için. Dinleyicilerin arasından biri kalkıyor şahane sesiyle İngilizce şarkı söylüyor. Ukraynalı olduğunu anlıyoruz. Belki de savaş öncesinde ülkesinde müzisyendi ve mecburen buraya taşındı… Her insan bir hikaye…


Barmaid kız, sevgilisi olduğunu sonradan anladığım kız ile kalkıp dans etmeye başlıyor. Çok estetik ve doğal dans ediyorlar. Kimse onlara dik dik bakmıyor.  Dışarıdan gelip ayakta müziği dinleyenler var, kimse de gelip ne içersin diye sormuyor. Baraka’nın o ilgisizliğinden sonra buranın sıcak atmosferi ruhuma çok iyi geliyor. Gece saat 1 gibi çıkarken kapıda müzisyen dahil bir sürü kişi tanıştığımıza memnun olduk diyor. Yaşadığımız yine film sahnesi tadında bir deneyim, ama bu sefer kült dizi Friends tadında…

İşte böyle geçiyor ikinci gün sevgili günlük. Eve gelince arı zehiri kremi ağrıyan dizime sürüyorum. Bir buçuk ay boyunca günde en fazla 50 adımdan sonra ilk gün 9500, ikinci gün 13500 adımı gören bünyenin “N’oluyoruz, konfor alanımdan niye çıktım” serzenişi normal tabii ki!

Macera devam ediyor…

Gezinin tamamını okumak isterseniz

Bütün Batum notları burada.

Başka gezi yazısı yok mu diyenler için de diğer gezilerim burada

 

0 yorum to “ Batum Gezi Yazısı #7- Batum’da İkinci Gün Akşamında Ne Maceralar Ne Maceralar… ”

Yorum Gönder