Bugün hava güzel. Kahvaltıyı yaptıktan sonra sahile doğru yürüyoruz. Teknelerin tamir edildiği yerden sağa doğru şehrin farklı bir sokağına dalıyoruz. Benim derdim Meryem Ana Katedralini görmek. Ve ne oluyor biliyor musunuz? Sağa döner dönmez Batum’un gerçek yüzüyle karşılaşıyoruz!
Batum’un Öteki Yüzü
Birdenbire trafik hızlanıyor,
insanlar kalabalıklaşıyor. O güzel bonbon şekeri gibi binalar yerlerini
bakımsız, sıkışık ve kirli evlere, düzensiz dükkanlara bırakıyor…
Old Town’daki minimalist
tabelalarda yer alan Gürcü alfabesi ne kadar estetik görünmüştü gözüme. Oysa bu caddedeki tabelalar karman çorman ve rengarenk yazılar sadece kaotik duruyor.
Cadde boyunca yaşlı kadınların
yerdeki tezgahlarda bir şeyler sattığını görüyorum. Eğer yaşlı kadınlar ve
çocuklar yerlerde bir şeyler satıyorsa o şehirdeki gelir adaletini sorgulamak
gerekir! Tiflis’te çok görmüştüm böyle manzaralar. Neden? Çünkü Tiflis’te
turistik bölge ile halkın yaşadığı yerler buradaki gibi keskin çizgiyle
ayrılmamıştı bence.
Birden ayılıyorum. Batum’da “Old
Town” denilen küçük bir alanı allayıp pullayıp adeta “Truman Show” stüdyosu
gibi turistlere ve zenginlere yönelik bölge yaratmışlar! Evlerin dışı şahane
boyanmış, restore edilmiş, kaldırım taşları tamir edilmiş ve sokaklara
kırmızılı beyazlı kamelyalar ekmişler. Böylece Old Town sanki bir film platosu
haline gelmiş. Ben üç gündür platonun içini geziyormuşum mutlu mesut!
Çok ama çok şaşırıyorum bu keskin ayrımı ve birdenbire yüzleştiğim görünmez sınır çizgilerini fark edince.
Batum 2005-2015 arasında sahil ve turizm şehri olması için hızlı bir değişime uğramış. Anladığım kadarıyla sahile ve Old Town’a ciddi yatırım yapılmış. Dünkü yazıda marka otellerden bahsetmiştim ya, bugün ara sokaklarda bile irili ufaklı otel ve casinoların olduğunu görüyorum. Her yer otel dolu sahil bandında.
Ama
geride kalan mahalleler anladığım kadarıyla bu değişimden nasibini alamamış. Şehrin
parlatılmış tarafında muhtemelen turizm sektörünün üst düzey yöneticileri veya
yabancı yatırımcılar oturuyordur. Ya da belki bu kısımda oturan fazla kişi de yoktur. Katedral yolunda gördüğüm Batum halkı ise
muhtemelen turizm çalışanları, emekçiler, işsizler ve yaşlılar…
Hani Nerde Kaldı Sakin Giden Arabalar?
Tiflis’e gittiğimde trafik ürkütücü
gelmişti. Oranın deli gibi hızlı, sağdan soldan aniden çıkan arabalarını
düşündükçe Batum’un trafiği ne kadar sakin diyordum iki gündür. Meğer turistik “fanusta”
reklamları izliyormuşum. Ya inanmayacaksınız ama, Old Town dışında tam karşıdan
karşıya geçerken soldan hızla gelen bir belediye otobüsü zııt diye önümden sağa
dönüyor, hem de yayaya yeşil ışık yanarken! Resmen nutkum tutuluyor ve ardından
bakakalıyorum!
Turistik bölge ile halkın yaşadığı
bölge arasında fark bu kadar mı bariz olur? İnanın abartmıyorum, bu bölgede
insanların kıyafetleri bile değişiyor! O bakımlı, kürklü, kuaförden yeni çıkmış gibi süslü köpeğini gezdiren kadınların yerini bezgin, soluk yüzlü ve soluk paltolu
insanlar alıyor.
Bu kadar keskin sosyal geçişe
tanık olmak elbette duygularımı da alt üst ediyor….
Katedrale gelmeden önce küçük bir
meydanda mola veriyoruz. Büfeden kahve alıyoruz, sütlü latte. Yarım saat sonra
sindirim sistemimi alt üst edeceğini bilmiyorum tabii ki o anda, güneşi hissederek
keyifle içiyorum.
Katedral büyük, görkemli. Bahçesinde oturuyorum. Sonra eve doğru yürümeye başlıyoruz. Yine Old Town sınırlarından içeriye girmişiz. O kadar belli ki o bölgeye girişimiz. Kaldırımlar genişliyor, şahane ağaçlar yolda sağlı sollu… Araçlar yavaşlıyor cidden. Hepsi nazikçe yol veriyor karşıya geçerken. Evler şeker evler oluyor yine, her yer pırıl pırıl…
Batum’da Çakma Gaudi Binaları Keşfettim
Bunu anlatmasam olmaz…Ya, ben var
ya bazen çok komik ve hiç unutamayacağım laflar edebiliyorum, olmadık şeylere
olmadık isimler takabiliyorum.
Anlatmayı unutmuşum, şehirdeki ilk
gün gördüğüm bu camlı binaya “Gaudi” demiştim. Barselona’ya gittiğimden değil,
gezi videolarını hayran hayran izlemekten aklımda yer etmiş bu binalar. Eve giderken
ne zaman bu binanın oradan geçsek Gaudi’ye geldik, Gaudi’den geçtik şeklinde
söyleyip gülüyordum.
Son gün o binanın altında ne görüyorum
dersiniz?
“Gaudi Restoran” tabelası…
Nasıl gülüyorum anlatamam size.
Benim çakma diye dalga geçtiğim, bir yandan da taş ile camı ne güzel bir araya getirmişler
diye de beğenerek lakap taktığım şeyi yapmışlar meğer. Ciddi ciddi de binanın
altına “Gaudi Restoran” açmışlar!
Üstelik taş çakma Gaudi’nin
karşısına bir de cam ve metalden oluşan çakmanın çakması bir tane daha bina bile eklemişler! Çinliler görse şapka çıkarır bu duruma.
Gerçekten kendimle gurur
duyuyorum, bu espriyi nasıl da yakaladım ama…
Mide Bozma Keyfisi (!)
Sahte dünyanın sunduğu bu görüntüler,
detaylar elbette turist ruhumu okşuyor. Katedrale giderken gördüğüm manzaralar
ise “dünyanın ahvali” olarak belleğime kazınıyor. Eve yaklaşmışken tam da bir
markete girmişken başlıyor midemde gurultu… Eski gezilerimde de benzer şeyler
yaşadığımı bilenler bilir. Deeptone mesela, buraya kadar okuduysa ne zaman
midemi bozacağımı merak etmiştir. Evet bunun
suçlusu o en son içtiğim latte olabilir, dün akşam yediğim hafif acılı İzmir
Köfte de olabilir. Ya da ne bileyim alışık olmayan bünyeme sabahtan beri üç büyük kahve fazla
da gelmiş olabilir.
Eve zor atıyorum kendimi, dışarıya
çıkmaya cesaret edemiyorum. Akşam yemeğim Mevlana’dan gelen kuşbaşılı pide ve
ayran oluyor; riske girmiyorum.
Oysa bara giderim diyordum. “Turist
olmak, akışa kendini kaptırmaktır.” Cümlesi geliyor aklıma.
Yarın dönüyoruz artık, elbette son
bölümü de detay detay anlatırım; siz hiç merak etmeyin 😊
Gezinin tamamını okumak isterseniz
Bütün Batum notları burada.
Başka gezi yazısı yok mu diyenler
için de diğer gezilerim burada…






























