Sevgili Günlük,
Meraklıyım ben, yani bir şey gözlemlediğimde veya fark ettiğimde içimdeki yakıcı “neden acaba?” sorusuna engel olamıyorum. Tiflis’de turistik merkezde fazla sayıda Hint restoranı olması ve içinin ne zaman görsem Hintlilerle dolu olması, dönüşte havaalanında abartılı sayıda Hintli görmem; markette, sokakta, hemen hemen her yerde Hintli ile karşılaşmak bende merak uyandırdı. "Tiflis’de neden bu kadar çok Hintli var acaba?" dedim. Çünkü gördüğüm Hintlilerin çoğu turiste benzemiyordu, sanki orada yaşıyor gibiydiler.
Tiflis’te Neden Çok Hintli Var?
İnternette araştırma yaparken, Karasaban dergisinde yayınlanan 2013 tarihli bu bu yazı dikkatimi çekti.
Yazının başlığı; “Gürcistan çiftlikleri Hint istilası ile karşı karşıya”
Elbette bu bilginin doğruluğunu kanıtlayamam, ama haklılık payı olabilir. Dergide yazılanlara bakılırsa, Gürcistan Devleti, 2012 yılından itibaren binlerce Hintliye ucuz toprak satmış. Tiflis’in yaklaşık 25 km. güneyinde çiftçilik yapan Hintlilerin sayısı giderek artmış. Bu göç, böyle dalga dalga yayılmış. Sonra yeni iş kolları çıkmış ortaya. Çiftçilik yapan Hintlilerin kendilerini vatanlarında hissetmeleri için açılan restoranlar, oteller… Kendi kast sistemleri de oluşmuş olabilir bence. Çiftlik sahipleri ve işçilerin aynı koşullarda yaşadığına inanmam.
Bizde de yetmişli seksenli yıllarda Almanya göçü aynı olmadı mı? Bir köyden önce biri gitti, sonra akrabalarını aldı yanına, derken bütün köy Almanya’ya göçtü. Almanya’da bu durumun ortaya çıkardığı sosyal sorunları Almanya düşünsün ama mesela Karadeniz’de yok mu göç nedeniyle hayalet kalan köyler? Keşke tarım ve köy hayatı teşvik edilseydi de o insanlar Almanya’ya göç etmeseydi? Bizler de şimdi ithal ve hormonlu sebzeler, baklagiller yemek zorunda kalmazdık değil mi? Ya da keşke memleket seksenli yıllardaki furya ile “apartman” adı altında betona gömülmeseydi de mesela beş yakın köyün ortasına bir fabrika açılsaydı! Halkımız Almanya’ya Hollanda’ya “ucuz” işçi olarak gitmezdi… O zaman ne Almanya’nın “Türk mahallesi” sorunu olurdu, ne de Türkiye’de “Almancı” diye kızılan, zaman zaman hor görülen insanlar sorunu oluşurdu… Son zamanlarda okumuyor musunuz, Almanya yine göç edecek “donanımlı” işçiler ve gençler için yeni teşvikler sağlıyor. Hükümet bir taraftan genç nüfus azalıyor diye ağlarken, bir taraftan da bu gidişe “dur” diyecek önlemler almıyor farkında mısınız?
Tiflis’te o kadar çok Hintli ile karşılaştım ki, benzer sorunları onların da yaşayacağını düşündüm açıkçası.
Gürcü hükümetine göre kendi vatandaşları çiftçilikle uğraşmak istemedikleri için bu çözüm bulunmuş. Gürcü halkına göre ise hükümet, yerli çiftçisini yeterince desteklemediği için insanlar çiftçilikten uzaklaşmış.Yazıya göre, - ki 11 sene öncesinin
yazısı bu, kim bilir arada geçen sürede neler olmuştur- o kadar çok Hintli gelmiş ki, Gürcülerin bir kısmı bunu vatanlarını “istila” olarak
nitelendiriyormuş. Dergiye bakılırsa gelenlerin çoğu Pencap bölgesindenmiş ve 1
hektar araziye sadece 1000 dolar gibi komik paralar vermişler! Bir Hintli ile yapılan
röportajda, kişi Pencap’ta 1 hektar arazi satarak Gürcistan’da 200 hektar arazi
aldığını söylemiş. Bir Gürcü çiftçi de diyor ki “Geçmişte hükümet tarımı çok ihmal
etti, çiftçilerini aç bıraktı. Ve bu insanlar topraklarını çok az fiyata
Hintlilere satmak zorunda kaldılar…”
Nasıl? Sizce de bu konu başlığı
kulağa bir yerlerden tanıdık gelmiyor mu? Bizdeki mülteci sorunu ile
benzerlikler taşımıyor mu?
Bizde de evler satılıyor,
vatandaşlıklar veriliyor… Gürcü gençler akın akın Avrupa’ya çalışmaya göçerken
bizde de aynı değil mi durum?
Ama işte hükümetlerin yanılgısı
şu: Gelen kişiler kendi kültürleriyle, yaşam biçimleriyle geliyor. Birçoğu geldikleri
yere adapte olamıyor. Sonra da ilk bölümde anlattığım gibi börekçiye gelen
sarışın turiste yiyecekmiş gibi bakan Hintliler görebiliyorsun Tiflis sokaklarında.
Ya da ağaçlarla kaplı güzelim Tiflis caddelerinde gezerken, burnuna gelen o yabancı
“Hint baharatı” kokusu ile nerede olduğunu şaşırabiliyorsun. Bu bilginin
ışığında ilk gün havaalanında gördüğüm sahneyi şimdi daha iyi
yorumlayabiliyorum:
Bizim İstanbul uçağından inen
hiçbir kişi polis kontrolüne takılmayıp direkt kapıdan geçmişti. Yan tarafta
bekleyen 20-30 tane Hintli vardı. Muhtemelen önceki uçaktan inmişlerdi. Polis
onları yüksek sesle sorguluyordu. Ben de şaşkınlıkla kulak kabartmıştım:
“Neden geldin?”
“Çalışmak için.”
“Kimin yanında kalacaksın?”
“Arkadaşımın”
“Ver arkadaşının telefonunu, geç
arkada bekle…”
Bence polisin bu muamelesi biraz da bireysel bir tepkiydi sanki, çok sertti gerçekten de… Ben duyduğum anda anlam verememiştim. Bu yazıyı okuduktan sonra daha iyi yorumlayabiliyorum bu sert tavrın nedenini. Bizde yok mu Suriyelilere kızan? Devlet “buyur” ediyorken vatandaş da bu durumdan bıkmış olamaz mı?
Evet yanlış anlaşılmasın, ben ırkçı değilim. Her insana elbette saygım var. Dünyanın geldiği noktaya bakılınca herkes her yere göç edebiliyor zaten. Alan razı, veren razı hesabı… Ben sadece yerel değerlerin bozulmasına üzülüyorum. Benim asıl derdim, mesela Gürcistan’ın lezzetli pidelerinin içine sonradan giren Hint baharatının o yöresel lezzeti bozması... Baklava baklava olarak kalmalı, Karadeniz pidesi özünü korumalı, Gürcü pidesi Gürcü pidesi olarak kalmalı, Hint yemeği de Hint yemeği gibi kalmalı… Ben zaten Hindistan’a gitmek istesem Hindistan’a giderdim. Neden Tiflis’te Hint kültürüne maruz kalayım ki… Evet Türk restoran da var Tiflis'te turistik amaçlı, olsun da zaten; ama kültür sunumu o restoranın sınırları içinde kalsın. Yerele saygı duyulsun....
Bu bölümde biraz gezi yazısı
konseptinden sapmış olabiliriz ama şöyle düşünün. Ben Tiflis’e gitmeseydim, Tiflis’e
göç eden Hintlileri nereden bilecektim? Bu konuyu araştırmak aklımın ucundan
bile geçmezdi. Demek ki neymiş, gezmek biraz da sorgulamak demekmiş…
Neyse sevgili dostlar, demem o ki; bu şehri özüyle tanımak ve görmek istiyorsanız, Tiflis küçük Hindistan’a dönüşmeden önce elinizi çabuk tutun derim… Bu söylemim bilimsel bir veriye dayanmıyor, sadece iç sesim böyle diyor... Yıllar sonra görürüz gerçeği, umarım yanılırım...
DEVAM EDECEK….
Tiflis yazılarının tamamı burada



