seçim sonuçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim sonuçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2023 Cuma

Artık Bazı Güzel Adımlar Atılsın!

Seçimlere bir gün kaldı. 

“Kötüyü konuşursan kötüyü çoğaltırsın, o yüzden iyi şeylerden bahset ki evrende yansıması olsun!”

diyen mistik düşünürleri dinleyip sussam mı, yoksa içimde coşup taşan yangının küllerini mi savursam… Hiç bu kadar, yani böyle karışık hissetmemiştim. Bir tarafım bahar bahçe, bir tarafım kara kışa göz kırpıyor.  Nasıl olmasın? Ülke sirk meydanına döndü son günlerde. İpte oynayan cambazlar, şapkadan tavşan çıkaranlar, susup izleyenler, düşeceğini varsaydıkları akrobatın ayağını bir an önce kaydırmaya çalışanlar, al parayı bul karayıcılar, benden sonrası tufancılar.! Yalanlar, iftiralar, yükselen egosunda boğulanlar, omurgasını dik tutamayan siyasetçiler…

Mince Bey, birinci tur boyunca"Merak etmeyin, gerekeni son anda yaparım, tabii ki ülkemi düşünürüm!" diyor, bir taraftan da ortamı domine ediyordu. Az önce bir açıklamasını okudum. "İkinci turda tarafsızım" şeklinde değiştirmiş tavrını. Bence zaten hep böyleydi de seçim ikinci tura kalsın diye takiye yapıyordu. Bunun adına da "strateji" diyorlar, "plana sadık kal" diyorlar!

"Pazartesiden itibaren yani seçimden sonra cumhuriyet için mücadeleye devam edeceğim!" diyor. Muhalefetin yenileceğinden o kadar emin ki! İyi de kendisi de muhalif değil miydi? Demek ki değilmiş. O kadar sinsice ve sevenleri üzerine alınmasın ama o kadar arkadan dolanan, kinli bir hareket ki bu! Peki ya muhalefete karşı muhalefet etmeye yönlendirdiği ve kutuplaştırdığı destekçileri bunu anlamaz mı? Bence anlamaz. Hele o böcek isimli yardımcısı var ya, kadını ekranda görünce negatif enerji alıyorum. Yüzüne bakamıyorum ya!  Ben böyle bir şey daha önce hiç yaşamamıştım. "Bir çocuk ağlaması bile çok sonraki gülüşlerin başlangıcıdır" diyor ya şair. "İyi ki" diyorum kendi kendime, "İyi ki bu Mince önceki seçimi kazanamamış!" Harbiden böyle tutarsız bir adamın ülkeyi yönetmesi ne gibi pozitif etki yapabilir ki ülkeye?

Soğan Bey hiç olmazsa açıkça belirtiyor tarafını. Siyasette dönüşün de bir adabı olmalı. Dedim ya sirk gibi memleket!

Ben parti taraftarı falan değilim yanlış anlaşılmasın. Hiçbir partiye tam anlamıyla sempati duymuyorum, verdiğim oylar da değişiyor günün koşullarına göre. Fanatizm bana ters. Sonuna kadar savunma diye bir şeyim yok. Doğruya doğru, eğriye eğri derim. 



Sadece huzur istiyorum, bir parça huzur… İnsanların o parti bu parti diye kutuplaşmadığı, eskiden olduğu gibi birbirine asgari düzeyde güvendiği bir ortamda yaşamak istiyorum. Önümü görmeye, kafamı sanata falan yormaya çok ihtiyacım var. İki parça ot alıp markete en az 200 TL vermek zoruma gidiyor! 

Benim hayallerim vardı. Avrupa’da bir iki şehre giderim diyordum. Seçim öncesi zorla 20 TL’de tutulan, seçim sonrası nerelere çıkacağı belli olmayan dövizle bunu nasıl yapayım?

Ey Evren! Ey güzel Evren! Ne olur duy sesimi!

Hayallerim gerçekleşsin istiyorum.

Her şey çok güzel olmasa da, artık bazı şeylerde güzel adımlar atılsın istiyorum.


 

Devamını Oku

18 Mayıs 2023 Perşembe

Ana Muhalefete Çemkirme Yazısı

BAŞLANGIÇ NOTU: Aşağıdaki  yazı ağır umutsuzluk içerir. Bunu baştan söyleyeyim de ruh halini bozmak istemeyen dostlar okumadan kaçıp kendilerini kurtarsınlar…

Sayın ana muhalefet,  sen diyorsun ki, “Bir buçuk senedir seçim güvenliği için çalışıyoruz, kesinlikle merak etmeyin, siz sadece oy verin, gerisi bizde.”

Sonra ne oluyor, seçim akşamı ıslak imzalı tutanakları sisteminize girmeye başlıyorsunuz. Her şey normal, önde görünüyorsunuz. Hatta seçimin yüzü gibi kullandığınız, af edersiniz eşşek gibi çalışıp 85 tane miting yapan belediye başkanına “Siz hiç merak etmeyin, daha girilmedik büyük şehirler var, kesin kazanıyoruz” dedirtiyorsunuz. Sonra hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oluyor ve ekrandaki sayılar hoop ysk verileri ile eşleniyor ve gece boyunca 5 puan geriden gelmeye devam ediyorsunuz.  O tablo hiç değişmiyor! Sinirden hali kalmayan vatandaşa çıkıp bir açıklama yapmıyorsunuz. O zavallı çok çalışan belediye başkanlarınızı da halkın karşısında yalancı durumuna düşürüyorsunuz. Daha sabah bile olmadan, "Oyları inceleyelim, bakalım, belki itiraz ederiz" bile demeye tenezzül etmeden “Seçim ikinci tura kaldı” deyip havluyu kirliye atıyorsunuz!

Ertesi gün oluyor açıklama yine  yok sizden. Vardıysa da ben sinirden görmemiş olabilirim.

Allahtan iyi örgütlenmiş sol muhalefet var da, onlar başlıyorlar itiraz etmeye, meğer ne çok yanlış veri işlenmiş ysk sistemine!

Sizden biri çıkıyor sonra, başkan yardımcısı mıdır nedir, eline vermişsiniz matbu bir yazı: 

“Aman da bu seçimde başarılıydık, aman da sistemimiz harikaydı, çok çalışıp ikinci turda kesin kazanırız…”

 falan filan hamaset!

Lideriniz nerede? Yok. İttifak liderleri nerede? Hanımefendi olan, muhtemelen sizi yine yarı yolda bırakıp kendi önüne bakacak olan kişinin “Ben dememiş miydim, kazanacak aday olacaktı” falan söylemiyle sütten çıkan ak kaşığa yatacağına yüzde bin beş yüz eminim, fakat ispat edemem. Eski başbakan olan kişi, havadan kazandığı vekilleriyle zafer fotosu çektirmekle meşgul. İçlerinde sadece “bilge” dediğiniz kişi samimi davranıyor. Öbür iki ortağınızın çarpmada mı, yoksa toplamada mı etkisiz eleman olduklarına ben bir türlü karar veremiyorum! Takdir sizin! Hayır bu nasıl ittifak?  Başarıda ittifak, başarısızlıkta arka kapıdan kaçmaca mı yani!

Eee, size oy veren milyonları böyle iki gün boyunca ortada bırakmanın bir açıklaması olmayacak mı? Pardon da, hiç haz etmediğim Mince, 2018’de daha sayımlar doğru dürüst bitmeden “adam kazandı” deyip ortadan kaybolmuştu ya, ee şimdi sizin ne farkınız kaldı? Mince'nin ahı tuttu mu diyeceksiniz, nasıl açıklayacaksınız bu durumu? Hoş her şey vatandaştan bekleniyor, durumu açıklayacak olan son tahlilde yine biz oluruz ya neyse...

İkinci turda efendim çok çalışıp sandıkları koruyup falan filan… Elime tava alıp hepinizi dövesim var!  Susun ya, hamasetinize cinsiyetçi söylem içermeden etkisi de olmayan, ama cinsiyetçi söylemin de bana yakışmayacağı şekilde bir şeyler söyleyesim var!!! Harbiden yettiniz gari!!

Bilgi işlemden sorumlu onursal kişisini görevden aldınız. O da çıkmış açıklama yapıyor, muhtemelen görevden alınmış olmanın verdiği hınçla! " Bize veri gelmedi, ben gelen verinin sisteme girilmesini sağlamaktan sorumluydum, görevimi de yaptım" diyor. Mübarek sanki Ford fabrikasında montaj işçisi!

"Bana gelen işe bakarım, ben sadece çivi çakarım! "

Bantta çalışan işçi mi, yoksa koskocaman kurucu partinin bilgi işlemden sorumlu müdürü ya da neyiyse işte o mu? İnsan utanıyor yahu! Ben utandım bu onursal kişisinin overlokçu gibi üzerinden sorumluluk atmasından! Bir zamanlar vardı ya, chp hep kavga eder, kavga etmekten iktidar olamaz söylemleri. Onursal kişisi o günleri çok özlemiş olacak ki, şöyle diyor:

“ 600 sandıktan bize hiç oy çıkmamış, demek ki 600 sandıkta müşahit yokmuş!”

Rezalete bak! Bunu bahane edene mi kızmalı, yoksa o 600 sandığı boş bırakan boş kafalı her kimse, onun kafasını mı kırmalı?

Biri de çıkıyor, "hayır" diyor "600 değil, sadece 350 sandıkta müşahidimiz yoktu." Ah canım ponçiğim benim, maymunlar sevsin seni!

 Ben bugün başka birini okudum o da diyor ki, "Olur mu canım" diyor, "Sadece Konya’da 140 sandıkta müşahit olmadığını tespit ettik, gerisini siz düşünün" diyor. 

Ortada şeffaf veri yok! Birisi de çıkıp adam gibi rapor yayınlayamıyor! Ortamı boş bulan tabii ki sallıyor da sallıyor. Pardon da trollere boş bırakırsan meydanı, böyle her kafadan ses çıkması normal değil mi? Karşı taraf bu boşluklardan tabii ki saldıracak. Onlara kızacağınıza aynaya baksanıza! 

Çıldırmamak işten değil!

Yüz senelik kurumsal geçmişi olan ülkenin kurucu partisi, meğer bakkal Ali Abi’den beter bir haldeymiş! Bunu ne zaman öğreniyoruz?

"Bu seçim şöyle önemli, böyle önemli, şöyle bahar gelecek, böyle kuşlar ötecek, sorunları çözdük bilin” diyen ana muhalefete oyları verip “Oh be görevimizi yaptık” hadi bir çay demleyelim Melahat dedikten sonra öğreniyoruz.

Çay sıcak sıcak böğrümüze böğrümüze dökülüyor!!

En çok neye acıdım biliyor musunuz, cidden acıdım hem de. Hani biri kendini çok sarhoş olup rezil eder de siz onun adına utanırsanız ya, öyle bir şey hissettim bu anlatacağım sahnede!

Seçim yapılalı üç gün olmuş, açıklama bekleyen seçmen hiçe sayılmış ve benim gibi çantada keklik sayılan, ama hiç de öyle olmayan, belki de yüzbinlerce kişi “Hay sizin sayacağınız oya da, yapacağınız işe de , sattığınız umuda da, tırınnn tırınnn diye" söylenirken, bay kemal (küfür etmiyorum, kendisi temiz biri, belki iyi niyetli, ama benim gözümde artık adını küçük harfle yazmak isteyecek kadar sıradanlaştı ve çok kızgınım kendisine. Bu yüzden, adının baş harfini küçük yazdım bilerek ve çok isteyerek)  bir video yayınladı ya, işte o noktada cidden kızmadım, sadece ama sadece ve içtenlikle acıdım kendisine. 

İşte bu bay kemal, (Bu şahıs, sadece baş harfini değil bende isminin her harfini küçültme hissi uıyandırıyor artık, üzgünüm. Benden çaldığı uykusuz anksiyeteli gecelerin karşılığı olarak bunu bari yapayım) arkasına kalpaklı bir Atatürk resmi koymuş, belli ki kendisine matbu olarak verilmiş metni okuyor:

“Bu vatanııı, bu topraklarııı, hıııı, haa, sakın haaa, yedirmeyizzzz!!”

Çok acıdım, çok utandım onun adına. Keşke baştaki kapsayıcı söyleminin arkasında durabilseydi! Belli ki seçim gecesi üzerine çok gitmişler. Çıkıp keşke “Benim üzerime çok geliyorlar” diyebilseydi, şeffaf olabilseydi, samimi olsaydı ve liderliğiyle bizi alıp götürebilseydi. Ya da keşke “Bu oyları yeniden saymamız lazım, bu sonuçlar imkansız!” diyecek kadar kendine ve  partisinin sistemine güvenebilseydi!

Hiçbiri olmadı.

Şimdi kalkmışlar, ikinci turda kesin olacak, falan filan cılız seslerle bir şeyler söylüyorlar. Ya bir gidin işinize ya! Partiniz bakkala dönmüş, kimin eli kimin cebinde belli değil. Tek göreviniz olan sandıklardan ıslak imzalı sonuçları alıp bilgisayarda salak bir excel’e işleme işini bile başaramamışsınız! Seçimi kaybettiğinize kendi seçmeninizi inandıramamış olmanız zavallı bir ironi değil mi?

Gidin ya! Hatta birbirinizi ittire ittire gidin!!!

Evet gördüğünüz üzere tam da iktidarın istediği kıvamda dağıldım. 

Bunu kim başardı? Tabii ki  ana muhalefet başardı. Düşünsenize, kendilerine güvenmenizi sağlayıp sizi bir balona koyuyorlar. Yani onca yükseklik korkunuza rağmen, "Bunlar beni iple tutuyor" deyip o balona biniyorsunuz. Sonra yükseltiyorlar, yükseltiyorlar, yükseltiyorlar. Tam zirvedeyken bir de bakıyorsunuz,  boşlukta yalpalamaktasınız. O da ne! Aaa, muhalefet ipi bırakmış! Birbirleriyle kavgaya tutuşmuşlar,

 “O bıraktı, hayır sen bıraktın, siz bıraktınız…” derdindeler. 

Manyak mısınız ya, adam düşüyor!!

Bu saatten sonra asla ikna olmam demiyorum, çünkü ben esnemeyi bilen insanım. Rijid kafalı olmadım hayatım boyunca. Ama pardon ya, çok şükür SALAK  da eğilim. KOYUN hiç değilim.

Muhalefetin ikinci turda kazanamayacağına eminim. Birinci turda seçimi altın tepsiyle verip yenilgiyi paşa paşa kabul ettiklerine göre, belli ki tuz değil hava bile çürümüş!

Atatürk ya da Lenin gelse belki kurtuluruz, o derece umutsuzum yani sevgili blog.

Bakalım göreceğiz, daha ne rezillikler olacak... Umarım yanılırım...

Devamını Oku

10 Mayıs 2018 Perşembe

Politik seçimlerden kendi seçimlerimize sıra gelmiyor!


Son yıllarda bana sanki her yıl seçim oluyormuş gibi geliyor.  Ve bizler aşırı dozda seçime maruz kalmaktan o kadar çok  hipnotize ve de politize oluyoruz ki, özel hayatımızda seçmemiz gereken şeyleri unutuyoruz  ya da önemsemiyoruz.

Mesela  birileri “Yine seçim geldi aman aman, Gel sen beni seç yaman yaman!” şarkısını söylerken çilek mevsimi gelip geçiyor. Reçel yapmak için çilek seçmeyi unutuyoruz…
Şimdilerde herkes otorite, herkes köşe yazarı ve de siyaset uzmanı. Önceden hiçbir yerde görmediğimiz tiplere bakıyoruz; televizyondaki bütün tartışma(MA) programlarının gediklisi olmuşlar! Yüksek sesle bağırarak “en haklının” kendi düşünceleri ve en “doğrunun” kendi tuttukları parti olduğunu kanıtlamaya çalışan  -çoğunlukla bıyıklı adamlar ve cırtlak sesli kadınlardan oluşan sabit konuşma uzmanlarını- dinlerken sinirlerimiz def gibi geriliyor. Peki sonra ne oluyor? Günlük hayatımızda iletişim kurarken naif ve zarif sözcükler seçmeyi es geçiyoruz.

Bakıyoruz etrafımıza; fanatik futbol taraftarı gibi parti tutuyor çoğunluk. Hal böyle olunca da bir yandan bu fanatizmi yaratan parti başkanları, diğer yandan da fanatik parti taraftarları hep bir ağızdan konuşarak kakafoni yaratıyor. İşte bu hengameye maruz kalan bizler gürültüden o kadar bıkıyoruz ki, ruhumuzu okşayan güzel müzikleri bırakınız seçmeyi, müzik dinlemekten bile vazgeçer hale geliyoruz.

Seçilmek için ortaya saçılan vaatler ise sanallığın sınırlarını zorluyor! Gerçeklerle yalanları ve de palavraları birbirinden ayırt edip kendimize en uygun adayı seçmekte  başarısız olmamız da işte bu yüzden sıradan hale geliyor!

O kadar çok şeyi etkiliyor ki bu seçme- seçilme- seçememe halleri! Mesela anne babalar bu seçim hengamesinde çocuklarına en uygun okulu seçemiyor. Zaten seçim vaatleri sıralanırken sınav sistemi de araya kaynayıp metamorfoza uğradığı için bu konuda ailelerin seçme şansı pek de mümkün olmuyor.

Mesela politik seçimler yüzünden yüzümüzü güldüren gerçek yarışmaları takip edemez hale geliyoruz. Örneğin bu sene Eurovision’da kimin seçildiğini artık kimse bilmiyor!  Ya da Afife Jale Ödülü’nü kim almış kimse ilgilenmiyor. Zaten böyle şeyler medyada gündeme bile gelmiyor. Gelse de günümüzün moda deyimiyle seçimlerden “metal yorgunu” haline gelen zihinlerde sanat  sepet işleri boş sepetlere atılarak bir köşede unutuluyor.

Hayır manavda ayşe kadın fasulyesi seçmeye kalksak; ona bile müdahaleye ses çıkaramaz hallerdeyiz!

“Elle seçme abla, kiloya ne girerse alacan artık bahtına ne çıkarsa!”  diyor yılların esnafı Manav Yavuz…  Bu durumda bazılarımız el mahkum torbaya doldurulan fasulyelerden lezzetli yemek yapmak için basıyor yağı tencereye… Sonrasında duygu obezi hantal insanlar haline gelmek an meselesi… Hayır hatırşinas manav Yavuz bu cüreti nereden alıyor!

Ya Fikriye’nin cakasına ne demeli! Kocası Galip, seçimlerde galip gelen partinin ilçe meclisi üyesi diye mahallenin altın gününde kurum kurum caka satan Fikriye’yi gören herkes yolunu çeviriyor!

Korkarım yakında “Kavun mu ki koklaya koklaya seçesin!” sözü de tedavülden kalkacak ve hep beraber peynirin yanında keleğe talim eder hale geleceğiz!!

Demem o ki, bir an önce normalleşsek artık!

Cumbaba seçimleri 5 senede bir olsa, vekil seçimleri dört senede bir olsa, biz de kendi küçük dünyalarımızda “Bu bluzun mavisini mi seçsem yoksa pembesini mi” ikileminin sıradan ve sade mutluluğunun keyfini sürsek fena mı olur…




Devamını Oku

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Yalaka Selim mi yoksa Pısırık Niyazi mi!

İlkokuldaki sınıf başkanı seçimlerini hatırladım şimdi. İki aday olurdu genelde, ikisi de birbirinden kıl! Biri olur olmaz her şeyi öğretmene gammazlayan yalaka Selim; diğeri de sınıfın uzun boylu yaramazları tarafından ezik muamelesine layık görülen, çalışkan ama pısırık Niyazi..
Bu gibi durumlarda ne yapardım hiç anımsamıyorum, çoğunlukla seçimi protesto edip boş oy mu verirdim, olabilir.. Çünkü benim için Selim ya da Niyazi fark etmezdi, ikisini de sevmezdim. Yıl bitince en çok da pısırık Niyazi'nin ya da yalaka Selim'in saçma başkanlığından kurtulduğuma sevinirdim. Sonra yeni bir yıl başlardı ve yine büyük olasılıkla sevmediğim biri başkan olurdu. 
“Madem başkan adaylarını sevmiyordun, sen niye aday olmazdın ki?” diyenleriniz var biliyorum. Benim hiç başkan olmak gibi bir arzum olmazdı ki, kültür ve edebiyat koluna seçilir paşa paşa kitaplarımı okurdum, hem sonra başkan olmak bence saçma bir şeydi. Sahte bir güçtü, sınıf başkanının saltanatı “örtmen” gelinceye kadardı zira.. Başkanların, öğretmen sınıfa girmeden önceki “Susun bak fena olur, susun yoksa örtmene söylerim, tahtaya adını yazarım!” şeklindeki efelikleri kapı açılınca pıs diye sönerdi. Sınıf başkanı denilen şahsiyet, öğretmene kendini şirin göstermek için sınıf arkadaşlarını ayak üstü satan kötü karakter değil miydi? Yetki sarhoşluğu ile egosunu kısa süreliğine tatmin eden sınıf başkanı, kendini aynada dev gören bir cüceden başka neydi ki? Zira hepimiz cüceydik, küçüktük, ne farkı vardı ki O'nun bizden?

Düşünürken aklıma geldi şimdi, öğrencilik hayatım boyunca sınıf başkanlarını ve başkan adaylarını hiç sevmeyişimin acaba bu insanların ortak kişilik özellikleri ile alakası olabilir miydi? Tabi ya, güce tapan, pozisyonu gereği insanlara rahatça eziyet edebilen, şantaj yapabilen, kendi başarısızlığını ört bas etmek için herkesi gözünü kırpmadan harcayabilme potansiyeli olan, sanki kendisi de diğer arkadaşlarıyla aynı yaşta ve hormon seviyesinde değilmiş gibi yüzüne sahte bir ciddiyet maskesi takan, çıkarcı, bencil, üstüne üstlük sınıfın ajanı değil miydi onlar? Düşünün, öğretmen sınıfa gelmeden önce, yani daha ders başlamadan önce, insanın  yanındaki arkadaşıyla konuşmasının suç sayılması kadar saçma bir şey olabilir miydi? Saçmaydı ama otorite bunu istiyordu, zira bir saçma kural olmalıydı ki başkan da bu saçma kurala karşı çıkanlara başkanlığını yapabilsin, gücünü gösterebilsindi..

Hayat da aynı bu ilkokul sınıfları gibi işte. Birileri gösterişle, büyük ihtişamla başkan oluyor, otoritelerini göstermek için de koydukları saçma kurallara koşulsuz şartsız riayet etmemizi istiyorlar..



Açıkçası ben sıkılıyorum bu otoriter şaklabanlıklardan.. Benim için A kişisi, B kişisi gelse de hiç fark etmiyor kafası aynı veya benzer zihniyette olduktan sonra.. İlkokulda ya da lisede sevmediğim Selim ya da Niyazi başkan olduğunda onları yok sayıp nasıl ki kitaplarıma gömülürdüm, yani onların eline koz vermezdim, yine öyleyim.. Kaale almıyorum saraylarını da soytarılarını da.. Sadece çok sıkıldım bu yaşanan tiyatrodan. Artık senaryo ve kahramanlar değişsin istiyorum, taze hikayelere ihtiyacım var, daha doğrusu merak etmeyi bile özledim.. Çünkü yıllardır olan biteni ezberledim artık..

Aslında düşünüyorum da okul yıllarında sınıf başkanı diye bir şey olmamalı. Öyle bir eğitim verilmeli ki çocuklara, elinde sopa sallayan biri olmadan da efendi efendi durmayı, başkalarını rahatsız etmeden yaşamayı bilebilsinler..
Bu seçim saçmalığı ve de zulmü çekilir dert değil zira.. Çoğunluğun oyunu aldı diye yalaka Selim veya pısırık Niyazi'ye katlanmak zorunda olmak cidden insanı çok ama çok yoruyor..


İstemiyorum başkan maşkan kardeşim, yöneticiler olmadan hayat daha güzel...
Onların ayrıcalıklı yaşamları, zenginlikleri, entrikaları, sadece güce tapan içi boş yaşam felsefeleri, kendilerini üstün insan gibi görme gafletinde bulunmaları, çevrelerine yağdırdıkları emirler talimatlar, etrafındaki şemsiye tutucuları, kapı açıcıları; çoğunluğun oyları ile bütün bunları elde etmelerine rağmen çoğunluğu hiçe sayan yaklaşımları, çoğunlukla muhatap olmayan ukala tavırları, dayatmaya çalıştıkları saçma kuralları ile  yani sistemlerinin bütün yozlukları ile birlikte benden uzak olsunlar...

Ömür dediğiniz hızlı geçer; 5 sene Selim'le, 5 sene Niyazi ile ömrümü çalmaya ne hakları var??


Devamını Oku