8 mart dünya kadınlar günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 mart dünya kadınlar günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2015 Pazar

Dikkat, bu yazı aşırı dozda kişisellik ve duygusallık içerir!

Geçen sene yazmıştım zaten 8 Mart'ın anlam ve önemi hakkında. Gayet de açıklayıcı ve hatta biraz da isyankar bir yazıymış okuyorum da şimdi.

Bu sene “kadın” olgusuna biraz duygusal yaklaşmak niyetindeyim. Daha doğrusu aldığım sürpriz bir hediye paketiyle böyle bir yazı yazmak geldi içimden. O nedenle baştan uyarayım.

 Bu yazı yoğun duygusallık ve ayan beyan kişisel anılar içeriyor, ilginizi çekmeyebilir...

Cuma günü tam da çıkmak üzereyken,  saat 17:02'de iş yerine bir kurye geldi, adıma bir hediye getirmiş. Acaba sosyal medyada bir çekiliş mi kazandım diye düşündüm hızlıca. “Hayır” dedi zihnim, zira beklediğim bir kargo yoktu. Heyecanlandım tabii ki...  Hediye paketinin üzerindeki kartı görünce uyandım, tabii yaa en sevdiğim kadın arkadaşlarım arasında yeri müstesna olan o özel insan, özel kadın, 8 Mart Kadınlar Günü'mü kutluyordu büyük bir incelikle. Nasıl duygulandım anlatamam, üstelik paketi açınca bu duygulanmam daha da katlandı.



"Büyük bir incelikle" dedim ya, bu sözü teşekkür babında “incelik” olsun diye söylemedim, detayları anlattığımda hak vereceksiniz siz de bana. Çünkü insanın birine hediye gönderirken satır aralarını doldurararak seçim yapması, çok büyük bir inceliktir. Öyle değil midir?


Gelelim detaylara.

 Biz O'nunla günlük hayatın gelir geçer anlık konularından öte kitaplardan, sanattan, iş hayatından, müzikten, tiyatrodan, bloglardan konuşuruz çokça. Yani kadın kadına arkadaşlığın en güzellerindendir aramızdaki ilişki. Dedikodu yapmaz mıyız, yaparız elbette ama inanın kendi dedikodumuzdur yaptığımız da, üçüncü şahıslar hakkında ise kırk yılın başı laf geçer. En fazla birisi yeni işe girmiştir, eski arkadaşlardan biriyle yolda karşılaşmışızdır gibi hafif doz 'meditatif' etkili, masum dedikodulardan öteye gitmez zaten bu kategoride konuştuklarımız.  
Neyse işte birkaç ay önce Ayşe Kulin'in son kitabı Handan çıkınca konusu geçmişti, aslında bir dörtlemenin son kitabıdır Handan demişti. Ben de bunu hiç bilmiyordum, aldım okudum bile, artık ben de dörtten geriye doğru alırım bir ara serinin kalanlarını demiştim. İşte o konuşmayı unutmamış, dedim ya satır aralarını doldurmuş büyük bir incelikle ve dörtlemenin kalan üç kitabını almış bana arkadaşım.

Dönüş, Bora'nın Kitabı, Gizli Anların Yolcusu...

Kitapların ilk sayfalarına elbette ki çok güzel cümleler yazmış, onlar da bana kalsın...

Geçenlerde yine bambaşka bir şey için konuşurken Kafa Dergisi'nde Ali Poyrazoğlu'nun reçeller üzerine bir yazısı vardı dedi, ben de Kafa'yı Instagram'da gördüm, ilgimi çekti henüz almadım demiştim:

Kafa ve Ot dergilerini de koymuş arkadaşım pakete..

İşte bir de bu özel ve güzel kutunun içine çikolatalar koymuş...



Sevgisini ise o kadar çok koymuş ki pakete, teşekkür etmek için telefon ettiğimde buram buram yayılıyordu etrafa tınısı, kokusu, yoğunluğu....

Sanırım 2015'in kadınlar gününü hiç unutmayacağım...

Her kadının böyle kadın arkadaşlara ihtiyacı var, nasıl mı?

İyi ve kötü günde -fiziksel olarak olması önemli değil; ruhen, kalben- hep yanında olduğunu/ olacağını bildiğin, seni sen olduğun için seven, yaşadıklarını – her ne olursa olsun- sorgulayıp yargılamayan, hassasiyetlerini bilip onlara özen gösteren, sırlarını bir kutuya kilitleyip anahtarını göle atan, yaptığın bir yanlışta o sırları ortaya döküp saçarak “zaten sen böyle düşünmedin mi, zaten sen böyle yapmadın mı geçmişte...” gibi sığ, yüzeysel çözümlemeler yapmayan, gerektiğinde susup dinleyen, gerektiğinde sana kılavuzluk eden, kilo aldığında “off bayağı kilo almışsın!” diye moral bozmayan, en bakımsız hallerine tanık olup “bir kuaföre gitsen iyi olur!” demeyen, kendi başarıları ve yaşadıklarıyla hava atmayan, gizliden gizliye kıskançlık duymayan, içten içe sana negatif zehirli kuşkular aşılamayan, başardıklarınla içtenlikle hemhal olmayı bilen, gereksiz konuşmalarla kafa şişirmeyen, yeni bilgileri beraber öğrenmeye hevesli, seni yükseklere taşıyan....

Aslında belki de bütün bu söylediklerime gerek bile yok!

Her kadının içtenlikle sevdiği ve kendisini de içtenlikle seven kadın arkadaşlara ihtiyacı var desem yetiyor zaten...

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'müz kutlu olsun...



Devamını Oku

8 Mart 2014 Cumartesi

8 Martı ben böyle biliyorum!

Dünya Kadınlar Günü diye 8 mart tarihinde yapılan alışveriş indirimlerine, kadınlar matinesi ayarında yapılan vıcık vıcık kutlamalara, alınan saçma sapan pahalı hediyelere, 8 mart diye boğazda yemeğe çıkmalara oldum olası antipati duymuşumdur. Kadınların görevinin “çocuk yapıp evde oturmak“ olduğunu düşünen dayatmacı zihniyete inat, bugünün anlamını bir hatırlayalım derim.

emekci kadinlar gunu

8 marta neden kırmızı karanfil yakışır?

Bakmayın öyle keskin kelimelerle giriş yaptığıma, 8 martta da hediye alınır elbet; ancak 8 martta verilecek en güzel hediye kırmızı karanfildir. Neden mi? Tarih bloğu gibi hissedeceğim kendimi ama bu konuya da kısaca açıklık getirmek isterim.

1974 yılında Portekiz'de diktatöre karşı darbe yapan askerler, silahlarının namlularına karanfil takmışlardı ve de tüm dünya bu görüntüden çok etkilenmişti. Sözün özü şudur ki  Portekiz, diktatörlükten demokrasiye tarihe “karanfil devrimi” olarak adını yazdıran, şiddet içermeyen bir devrimle geçmişti. O gün bugündür de barışçıl bütün anmalarda kırmızı karanfil bir sembol olmuştur sol gelenekte. Ne alakası var demeyiniz, belki de 8 mart özel kadın indirimi kampanyalarından günün anlam ve önemini unuttunuz!

O halde gelelim 8 marta, ne olmuştu?

Kadın erkek eşitliğinin çok ötesinde, “kadınlar başımızın tacıdır” gibi hamasi lafların da çok ötesinde bir emek mücadelesi, bir despotizmle savaşma günüdür 8 mart.

1857 yılında, yani tam 157 yıl önce Amerika'da 40.000 dokuma işçisi daha iyi koşullarda çalışmak için greve gittiler. İstedikleri, 12 saatlik çalışma koşullarının düzeltilmesi, ücretlerin yükseltilmesiydi. Ancak çok bildik bir senaryo yaşandı; polis aynı bugün olduğu gibi işçilere saldırdı, onları fabrikaya kilitledi, barikatlar kurdu.

 Fabrikada yangın çıktı..

Kaçamayan 129 kadın işçi yanarak can verdi! Suçları neydi, suçları insanca çalışma hakkı istemekti..

Bir cenaze töreni düzenlendi on binlerin katıldığı, ama ölene ne çare!
Bir kez daha paranın, kapitalizmin canavarlığı yüzünden canlar gitmişti!

Aradan geçti tam 53 sene, yani 1910 yılı geldi, 2. Enternasyonele bağlı kadınlar konferansında ( Uluslararası sosyalist kadınlar konferansı) 8 martın Dünya Kadınlar Günü olması kararı alındı. 1921'de Moskova'da bu ad, Dünya emekçi Kadınlar Günü olarak değiştirildi. Tahmin edeceğiniz üzere uzun yıllar boyunca çoğu ülkede 8 martın kutlanması yasaklandı. Ama işte bilirsiniz, zamanla en olmadık şeyler bile değişir. Nitekim 1960 yılında, o kadınların ölümünden tam 103 sene sonra, Amerika'da bile Dünya Kadınlar Günü adıyla kutlamalar başladı.

Durum özet olarak böyle, sizler de okuyunca hatırladınız eminim. Enteresan ve üzücü olan ise aradan geçen 157 yılda bazı şeylerin değişmemesi..
Mesela gidin Ümraniye'nin, Dudullu'nun ara sokaklarındaki fason konfeksiyon atölyelerine. Buralarda işçiler sabah 8 de iş başı yaparlar, akşam 7 güya paydos saatidir. Hayır değildir, haftanın en az 3 günü gece 10-11'lere kadar sürer mesai. Tam 15 saat çalışırlar! Güya yasaya göre sınırlamalar vardır, kim takar yasayı? Fazla mesaiye kalmayan işçi, kendini kapının önünde bulacağını bilir. Kadınmış, anneymiş kimin umurunda! Yıllarca tekstil sektöründe çalışan biri olarak yakından şahidim ben insanlık dışı çalışma koşullarına. Anlatmaya kalksam sayfalar yetmez, o derece yani!
Atölyeden büyükçe firmalarda sendika ile duruma çözüm bulmak isteyenlere ise aynı 157 yıl önce olduğu gibi bugün de polis saldırır.

Hak aramak hep suçtur, değil midir? 

Aslında plazalarda, 9-5 çalışan beyaz yakalılar pek bilmez bu durumları; hoş onların da kendilerine göre dertleri vardır. İş yaşamı zor, iş yaşamı çetin, iş yaşamı kıran kırana mücadele ile geçen bir savaş arenasıdır adeta. Bir de kadınsanız zorluklar misliyle yaşanır.
Kadın cinayetlerinden, kadın ayrımcılığından, çalışan kadın sayısının her geçen gün azalmasından, kadınların evlere hapsedilmek istenmesinden bahsetmiyorum bile..
Onuruyla, alnının teriyle  evde, ofiste, tarlada, fabrikada çalışan, emeklerinin karşılığını layıkıyla alamayan tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü dayanışma ruhuyla kutluyorum sadece..


NOT: Artık şu "bayan" kelimesini unutmak gerek, "kadın" demekten utanmasın kimse; bu da başka bir yazının konusu olsun.


Devamını Oku