Herkes
kahraman olmak zorunda değil. Herkesin tarihe bir iz bırakması
falan da gerekmiyor kanımca. Geçen gün katıldığım bir
seminerde değerli bir konuşmacı ”Bu ülkede her on yılda
bir, bir nesil, gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye kendini feda
eder, şimdi de öyle bir dönemden geçiyoruz” dedi. Ben
katılmıyorum buna; yani kimse kusura bakmasın ama, gelecek
nesiller daha iyi yaşasın diye kendimi feda etmeye hiç ama hiç
niyetim yok! Evet benden önce kendilerini, yaşamlarını bir ideal
uğruna feda edenlere minnet ve şükran duyuyorum, ama onlar gibi
olmak zorunda değilim! Bu bir bayrak yarışı değil nihayetinde,
bu sadece nefes almak, yaşamak, mutlu olmak... Hepsi bu... Kocaman
kocaman söylemler gerekmiyor! Basit, sıradan, öylesine, sadece
yaşamak, var olmak...
Şimdi
bana içinizden bazıları kızacak, kızsınlar. Çünkü bu ülkede
ne yarınlara umutla bakanlara, ne de felaket tellalığı yapanlara
i-nan-mı-yo-rum! Artık inanmıyorum! Bu saatten sonra benim için
hayat, belki de saksıda yeşeren sardunyanın masumiyetiyle
sınırlıdır. Bilemiyorum, sadece umutlananlara ve
umutsuzlananlara inanmadığımı söylemek, haykırmak istiyorum.
KİMİSİ
UMUDA, KİMİSİ UMUTSUZUĞA TUTUNURKEN, KİMSE BENİM YÜREĞİME
TUTUNAMIYOR ÇÜNKÜ... İNSAN YÜREĞİME, İNSAN OLMA AZMİME,
İNSAN OLMA AMACIMA...
Avustralya'da
parmak arası terlikle dolaşıp hayatın tadını çıkaran insanlar
nasıl ki gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye bedel
ödemiyorlarsa, kendilerini buna zorunlu hissetmiyorlarsa, ve eğer
onlar insansa, ve eğer ben de insansam aynı onlar gibi; ben de
bedel ödemeden; kendimi buna zorunlu hissetmeden; ama parmak arası,
ama bilekten bağlı terliğimle bu dünyada güvenle adım atmak ve
hayatımı huzur içinde geçirmek istiyorum! Diyeceksiniz ki,
“içinde bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik konumu ve doğu
toplumu dinamikleri...” Demeyin, bana böyle şeyler demeyin,
ne olur demeyin... Bana deyin ki;
“EVET,
SEN DE AVUSTRALYA'DA HUZUR İÇİNDE YAŞAYANLAR GİBİ BİR İNSANSIN, VE VAROLUŞUNU
TAÇLANDIRMAYA DEVAM ETMELİSİN!”
Şimdi
diyeceksiniz ki, Suriye'de de senin gibi insanlar vardı, sadece
huzur içinde yaşamak istiyorlardı, bak sonunda ne hale geldiler!
Olabilir, ben düşünmek dahi istemiyorum böyle şeyleri. Nedeni ne
olursa olsun, herkes kendi kaderini ve kendi gerçeğini yaşıyor
neticede. İster nedeni kişisel aptallık olsun, ister başkalarının
yaptıkları aptallıklar olsun bu böyledir. Sonuçta ben de kendi
gerçeğimle yüzleşirken, kimsenin (yakınlarım ve dostlarım
hariç) benim hakkımda benden daha iyi bir düşüncesi olduğuna,
benim adıma daha iyi karar vereceğine inanmıyorum! Benim iyiliğim
için hiç tanımadığım başkalarının kendilerini feda
ettiklerine, edeceklerine, etmek istediklerine asla ve kat'a
i-nan-mı-yo-rum...
Bakıyorum,
herkesin kendine göre bir iktidar arayışı ve özlemi var. Bazı
söylemlerini elediğimde, farklıymış gibi görünen herkesin
birbirine benzediğini görüyorum. “İdealler” denilen
gömleklerini çıkardıklarında karşıma “bireysel hırslar”
katmanı çıkıyor. Bireysel hırslar denilen katmanı
çıkardıklarında “benim dediğim gibi olsun” fanilasını
görüyorum. İçim kaldırmıyor açıkçası. O fanila sapsarı,
iğrenç, kekremsi bir koku yayıyor etrafa. “Benim dediğim gibi
olsun” diyenlerin yaşamlarına baktığımda, dedikleriyle
yaşadıklarının dağlar kadar farklı olduğunu gördüğümde ise
kusasım geliyor! En soldaki ve en sağdaki için de düşüncem
budur...
Solculuktan, eşitlikten, insan haklarından dem vuran; başkalarının çalıştığı fabrikalarda sendikal örgütlendirmeler yapan, ama kendi çalıştıkları işyerlerinde düzenleri bozulmasın diye ağzını dahi açmayan,
açamayan; ne hikmetse bu konuda yüzlerce kitap okuyan ve de yazan kişilerin bir eli yağda öbür eli balda, ayakları süt
banyosunda standartlarına ve bu yüksek standartları sürdürmek için gösterdikleri iki yüzlü çabalara doğru direkt kusmak istiyorum! Konuşunca mangalda kül bırakmayan ağızlarını gurme tatlardan alamayan, kendilerini marksist, solcu vb diye tanımlayan gazeteciler, aydınlar, şunlar
bunlar... Çıkarın artık maskelerinizi, çıkarın ki çıksın
gerçek yüzleriniz ortaya! Boşu boşuna umut satmayın, bunu bize
yapmayın... Öte yandan Allah Peygamber din alanında kendini adamış
gibi görünen ve fakat altın varaklı tuvalete afedersiniz def-i
hacet eden adamları gördükçe de kusasım geliyor. Ha diyeceksiniz
ki, ”münferit örneklerle genelleme yapma, kurunun yanında yaşı
da yakma!”
Yakıyorum
kardeşim, var mı itirazı olan; kurunun yanında yaşı da
yakıyorum işte! Çünkü o yaş, kurunun ateşiyle zaten kendiliğinden yanıyor!
Ben sadece herkes içinden geldiği gibi yaşasın,
ve içinden geldiği gibi yaşadığını söylemekten, göstermekten,
yazmaktan utanmasın istiyorum. Hepsi bu, özeti bu...
Bu
saatten sonra benciller bandosunun önde gidenlerine bakın, ben
oralarda olacağım! Günahı bunca yıldır inancımı, umutlarımı
sömürüp yok edenlerin boynunadır...
NOT:
Artık mizah falan yazayım diyorum, yoksa baklalı enginar tarifi
falan mı yapsam...
Dilim sivrildi bugün, sizi üzdüysem ve gerdiysem affola. Siz beni boşverin! Hayatınızın, kendi gerçeklerinizin güzel taraflarının tadını çıkarmaya çalışın..
Sevgiyle, saygıyla, iç döküşle...



