tekstil işçileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tekstil işçileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2016 Cumartesi

Gülsüm'ün gülmeyen yazgısı...

Yetişin Gülsüm bayıldı” diye bir çığlık! Uğultu, oradan oraya koşuşturan işçiler! Birileri “kolonya yok mu!” diye bağırıyor, bir başkası koşturarak su getirmeye gidiyor. Kalite kontrol masasının önüne koşuyor herkes. Gülsüm yerde boylu boyunca uzanmış, gözleri kapalı, yüzü sapsarı! Herkes telaşlı, en çok da Kenan! Sevdiği kız yerde baygın yatıyor kolay mı! Derken “dağılın!” diye gür sesiyle Sadık Usta beliriyor. Kimse sevmez Sadık Usta'yı; hem sevmezler, hem de korkarlar. Aniden herkes susuyor ve bulunduğu yerden iki adım geri çekiliyor.



Sadık Usta soruyor:

-Nesi varmış, hasta mıymış?

Kenan dayanamayıp söze atlıyor hemen:

-Ne hastası usta, sanki bilmiyor musun?

Sadık Usta sinirlenerek Kenan'a hiddetle bakıyor:

-Ne diyorsun ulan sen, ağzında gevelemesene!

Kenan, delikanlılığın verdiği cesaretle bağırarak cevap veriyor:

-Yükleme bitmeden atölyeden çıkmak yok demedin mi usta! Sabah 8'de başladık gece saat 12! Kaç saat geçmiş hesaplasana, o zaman anlarsın hasta mı değil mi...

Sadık Usta'nın sinirden boyun damarları daha da belirginleşiyor, tam Kenan'a doğru yürüyecekken, fabrikanın emektarlarından Seher Teyze söze karışıyor:

-Kavganızı sonra edin, kız yatıyor orada baygın!

Seher Teyze, o kadar eski bir çalışan ki, şimdi esip gürleyen Sadık Usta'nın çırak hallerine bile tanık olmuş. Genç yaşta kaybettiği oğluna siması benzediği için, her ne kadar huyu çirkin olsa da, hep kolluyor Sadık Usta'yı. Herkese esip gürleyen Sadık Usta'nın da, Seher Teyze'ye hürmeti büyük. Ne söylese sesini çıkaramıyor. Toparlanıp eğiliyor Gülsüm'ün yanına usta. Kolonyayla kızın elini yüzünü ovalıyor Seher Teyze. Yüzüne hafifçe tokat atıyor. Kız gözlerini yavaşça aralayınca herkes rahatlıyor. Birkaç dakika sonra su içiriyorlar, kendine geliyor Gülsüm ve korkuyla Sadık Usta'ya bakarak:

-İyiyim ben, yok bir şeyim, işimin başına dönerim şimdi.



Söyleyemiyor açlıktan başının döndüğünü. Nasıl söylesin, utanır... Akşam yemeği için verdikleri ekmek arası patates kızartmasını, hiç yemeden çantasına attığını nasıl söylesin Gülsüm! Aldığı asgari ücret! Yarısı kiraya gidiyor, öbür yarısı da annesinin ilaçlarına! Şimdilik okula giden, dördü bitirince kaçak maçak mecburen çalışacak olan kardeşi evde yemek beklerken, lokmaların boğazından geçmediğini nasıl anlatsın Gülsüm!

-Dağılın, herkes işinin başına, haydi!

Diyor gür sesiyle Sadık Usta. Kenan duramıyor yine:

-Akşam 8'den beri bir çay molası vermedin usta, can bu!

Sinirleniyor Sadık Usta ama, Seher Teyze'nin dik bakışlarını görünce toparlanıp:

-Gidin on dakika mola yapın, sonra herkes işinin başına. Bu mallar bitmeden fabrikadan çıkış yok! diyor.




Uğultuyla dağılıyor işçiler. Gülsüm'ün aklı evde. Annesi çorbasını içti mi, kardeşi sobaya odun atabildi mi, ödevlerini yaptı mı, yoksa televizyonun karşısında üstü açık uyuya mı kaldı! 
Gülsüm'ün yükü ağır. Kendi yaşıtlarının başında kavak yelleri eserken, O'nun hayalleri bile sınırlı. Çocukken yatakta gizli gizli okuduğu romanlardaki gibi aşkları düşünemiyor. Çok bir şey istediği yok. Biliyor, çok hayal kurunca gerçekleşmeyeceğini çok iyi biliyor! Çünkü 18 senelik körpe yüreği, yaşından fazlasını yaşadı, gördü.




 İstiyor ki; küçük, küçücük bir evi olsun, bir de içmeyen kocası. Allah ne verdiyse geçinip giderler nasılsa, yeter ki mutlu olsun yuvası... Annesi ne dayak yemişti babasından, bugünkü hastalıklar O'ndan yadigar. Bir de borçlar kalmış geriye rahmetliden. Gülsüm, annesi gibi dayak yemek istemiyor; mutlu olmalı O'nun yuvası. Varsın ucuz basmadan olsun perdeleri; Gülsüm kenarına fırfır diker, güzelleştirir. Varsın iki göz olsun evi, misler gibi çorba yapar kocasına akşamları, çiçek koyar bir de masaya filmlerdeki gibi. Yün örer, sevdiğinin boynuna kolları gibi dolansın diye; atkılar, sıcacık kazaklar... Belki çocuğu bile olur; yüzü gülen, kalbi temiz bir çocuk. Tam böyle düşünürken bir el omzunda:


-İyi misin?
-İyiyim Kenan Abi, yok bir şeyim, öyle içim geçmiş birden.

Kenan bozulduğunu belli etmiyor ama, şu kızın inadını bir kırabilse, ah kırabilse! O'na nasıl sevdalandığını bir bilebilse, ah bilebilse! Abi dedi ya yine, sanki yüreğine hançer sapladı! Sigarasından derin bir nefes alıp;

-Bana abi demekten ne zaman vazgeçeceksin?

Diyor, Gülsüm sanki anlamaz gibi:

-Ama sen benim için abi gibisin. Ne zaman dara düşsem yanımdasın! Sana demeyeceğim de kime diyeceğim Kenan Abi!

Kenan aniden arkasını dönüp hızla uzaklaşıyor oradan.“Haydi işbaşına!” diye bağıran Sadık Usta'nın sesiyle, ayaklarını sürükleye sürükleye işçiler birer birer atölyeye giriyor.

Etrafta yığınla allı pullu giysiler... Son ütücüler kan revan içinde ütülerini yapıyor. Müslüm Baba'nın gümbür gümbür sesiyle“İtirazım var” şarkısı son sesiyle geliyor hoparlörden. Kalite kontrol masasının etrafında, çoğu kadın, önlüklü işçiler, birer birer elden geçiriyor allı pullu giysileri. Birilerinin ağzına kadar dolu dolabının köşesinde unutulacak olan, birilerinin sadece bir gün giyip çöpe atacağı, birilerinin vitrinde görüp hayal kuracağı, içinde Gülsüm'ün de olduğu birilerinin parasının asla yetmeyeceği allı pullu giysiler; yığın yığın! Sabaha kadar çalışılacak, bu allı pullu giysiler ütülenip paketlenecek, kolilere girecek. Girecek ki, birileri satın alsın, Gülsüm de eve para götürsün!

Sabaha karşı saat 4.30 sıralarında bir duman kokusu geliyor burunlarına. Keskin, sanki kağıt yanmış gibi bir koku. Uykusuzluk, yorgunluk, bir de bitmeyen işler arasında önce anlamıyorlar, çalışmaya devam ediyorlar. Derken duman aniden giriyor içeriye, kağıt değil yanan şey! Pamuklu kumaşlardan gelen selülozun kokusu bu! Göz gözü görmez oluyor. Sonra bir sıcaklık yayılıyor. Sarı, kırmızı, turuncu alevlerin arasında allı pullu giysiler kayboluyor. Müslüm Baba'nın sesi bir yandan, çığlık sesleri öte yandan...




Gülsüm'ün annesi, bir göğüs çarpıntısıyla fırlıyor yataktan, başucunda duran eski model cep telefonundaki saate bakıyor; 4:30! Gülsüm'ün yatağı boş! Çeviriyor numarayı, metalik bir ses yanıtlıyor:

"Aradığınız numaraya ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz! The number you called..."
Devamını dinlemeden kapatıyor telefonu telaşla ve kendi kendine söyleniyor:
- Hiç böyle yapmazdın ya Gülsüm'üm! Gülyüzlüm, kınalı kuzum, neden aramadın ki! Başına bir şey mi geldi yoksa!

Gülsüm, bir taraftan ağzını burnunu kapatırken, bir taraftan da kalabalıktan kurtulmaya çalışıyor. Can pazarı var sanki içeride; bedavaya satılan canlar ortaya saçılmış... Alıcı Azrail gülümsüyor, hangi birini seçeceğine karar vermeye çalışıyor;

-Bu güzelmiş, bunu alayım. Bu gençmiş, bunu da alayım. Bu Usta'yı zaten almam lazım, çok ah var üzerinde!

Azrail'in işi hem kolay, hem de zor bu gece! Çünkü atölyede çalışan canların hepsi ucuz... Hangi birini alsın, akşamın hasılatı da iyi olacak hani!
Çünkü, atölyenin kapılarını kilitlemiş Sadık Usta, kimse çıkamasın diye! Anahtarı sadece kendisinin bildiği bir yere saklamış ve dumanlar arasında sızmış kalmış bir köşede... Birisi haber verecek de, İtfaiye gelecek de, daracık sokağa girecek de, Gülsüm'ü kurtaracak!


Not: Yeşilçam'ın duayenlerinden sevgili hocamız Mehmet Aydın'dan almakta olduğum “Yaratıcı yazarlık ve senaryo“ dersleri kapsamında yazdığım beşinci ödevdir. Ödev konumuz, unutulmaz şarkı Fabrika Kızı'ndan esinlenerek bir işçi kızın öyküsünü  anlatmaktı. Hatalarım var ise affola.../EvdeYazar
Devamını Oku