İŞSİZLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İŞSİZLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2016 Cuma

Saygın, yardımsever iş kadını hanımefendi ve kıdem tazminatı sorunsalı!

Hanımefendi bilinmez bir ülkenin en zengin ailelerinden birine mensup. Şans işte, muazzam bir servetin içinde doğuyor. Sonrasında tahmin edersiniz, muhterem babası kendisini yurtdışında en iyi okullarda okutuyor. Okul bitince holdingde yönetici olarak işi hazır zaten. Bir süre sonra makam mevki yetmiyor, holdingden ayrılıp kendi işini ve kendi holdingini kurmaya karar veriyor. Gemiler, oteller, televizyon kanalları derken servetine servet katıyor bu şahane kadın. Yine o bilinmez ülkenin tanınmış soyadlarından biriyle parlak bir evlilik yapıyor. Kendisi gibi servete doğan şanslı mı şanslı çocuklar getiriyor dünyaya. Hayat bu hanımefendinin yüzüne gülüyor anlayacağınız... Öyle ya, ne parasızlık çekmiş, ne işsizlik nedir bilmiş, maddi olarak istediği hemen hemen her şeyi elde etmiş. E doğal olarak, kendi sınıfındaki birçok hanımefendi gibi o da hayır işlerinden kendini alamıyor. Dernekler, yardım kuruluşları, vakıflar...



Neden anlatıyorum bütün bunları, “size ne bize ne” diyeceksiniz. İlgilenmiyoruz pırıltılı hayatlarla elbette, haklısınız... Gözümüz mü var, kesinlikle hayır! Allah daha çok çok çok versin hanımefendiye, asla gözümüz yok. İyi de neden anlatıyorum bütün bunları o zaman? Çünkü bu bilinmeyen ülkedeki bilinmeyen hanımefendinin çok uluslu şirketlerinden birinde yaşananlar ilgimi çekiyor da ondan... Bir dizi film senaryosu olabilir, belki de yazarım birgün belli mi olur....

Bu hanımefendinin şirketlerinden biri maddi olarak zor bir dönem geçiriyor. Daha doğrusu öyle demeyelim de, şirket kiyafetsiz yöneticiler ve alınan saçma kararlardan dolayı başarısz oluyor diyelim. E ne var bunda diyeceksiniz, çünkü her şirketin başına böyle şeyler gelebiliyor, çok normal. Böyle bir durum yaşanırsa ne olur bilirsiniz. “Şirket küçülür, ya da kapanır” dediğinizi duyar gibiyim. Tamam doğru söylüyorsunuz,bu hanımefendinin şirketinde de aynı durum yaşanıyor. 



Şirket küçülüyor, elemanların yüzde seksenini işten çıkarıyorlar. Bu da tamam dediniz. Bu bilinmeyen ülkenin en zengin ailelerinden birine mensup hanımefendinin şirketinden çıkarılan kişiler zaten, şirket açıldığından sonraki yıllarda “durum kötü” diye hiç zam almamışlardı bunu bir parantez olarak belirteyim. Biliyorsunuz, ülkede işsizlik had safhada, “ne yapalım,işler düzelene kadar idare ederiz” diye el mahkum çalışmaya devam etmişlerdi. Her neyse, şirket küçülüyor diye çıkardıkları elemanlara “on gün sonra tazminatlarınızı alacaksınız” diyor, bilimeyen ülkenin en zenginlerinden olan hanımefendinin şirketindeki insan kaynakları birimi. 


Oysa bilirsiniz, kıdem tazminatı peşin ödenir. “Ne yapalım bekleriz” diyen elemanlar, birden işsiz kalsalar da “en azından tazminatla geçiniriz” diye kendilerini avuturken bilin bakalım ne oluyor? Evet bildiniz, bu hanımefendinin şirketinin insan kaynakları birimi, aradan 15 gün geçince işten çıkardıkları elemanları tek tek arayarak “ kıdem tazminatlarınızı taksite böleceğiz, çünkü şirkette para yok” diyorlar! Elemanlar soruyor haklı olarak: “Peki kaç takside böleceksiniz?” İnsan kaynakları cevaplıyor: “Taksit sayısı belli değil, ne zaman ödeneceği de belli değil, yurtdışındaki ortak ne zaman para gönderirse!”



İşte o bilinmeyen ülkede sosyal hayat her geçen gün çürürken, iş hayatı da bu noktalara geliyor. Ülkenin en zenginlerinden olan hanımefendinin aile büyükleri bir zamanlar işçilerine en yüksek maaşları verirken, gelinen noktada hanımefendi elemanlarının haklarını gaspetme konusunda hiç vicdan azabı duymuyor! Elemanlar faturalarını nasıl ödeyeceğini düşünürken hanımefendi “kimsesiz kanaryaları besleme” derneğine yaptığı yüklü bağışla basında boy göstermeye devam ediyor, çünkü çok iyi kalpli yardımsever bir iş kadını kendisi....



NOT1 : Bu bilinmeyen ülkenin meclisinde “kıdem tazminatı” denilen ve hanımefendi gibi saygıdeğer ve yardımsever iş adamlarının/iş kadınlarının iş yapma kabiliyetlerine sekte vuran saçmalığın kaldırılması için çalışmalar tüm hızıyla sürüyor...



ÖZLÜ SÖZLER:

  • Kimin sana emeği geçerse, sen ona daha fazlasını yapmalısın” - Yusuf Has Hacip
  • Ahalinin lokması, hükümetin temelidir” - Cenap Şahabettin
  • Emek kutsaldır” - Anonim
  • İnsan olabilmek için dünyadaki haklarımızı istemek zorundayız” - Malcom X
  • Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleşsin Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez dinar da. Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları buna yüklenir” (Buhari Suresi, Rikak, 48 )
  • "Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur" (Buharî, Müslim) 
Devamını Oku

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Ha emekçi, ha zımba teli!

*
Okuldan yeni mezun olmuştuk. Yeni mezunuz ya, konuşuyoruz aramızda sen kaça başladın, sen kaç liraya anlaştın diye. Arkadaşlarımızdan bir tanesi de Bossa'da işe girmişti. İş görüşmesi sırasında örnek olarak diyelim ki bugünün parasıyla 3000 TL istemiş bizim arkadaş. Piyasada yeni mezun mühendisler 2000 TL alırken (rakamı hatırlamadığım için yine tamamen atıyorum), bizim arkadaş iyi bir anlaşma yapacak ya, rakamı yüksek tutmuş, 3000 TL! Burnundan da kıl aldırmıyor bu arada! İş görüşmesi yaptığı insan kaynakları sorumlusu “Olmaz, bu parayı size veremeyiz!” demiş. Bizim arkadaş bozulmuş, “Neden?” diye sormuş. “Çünkü biz, yeni başlayan mühendislere yine tamamen örnekliyorum “4000 TL veriyoruz!” demiş insan kaynakları! Arkadaşımız şaşırmış, ne diyeceğini bilememiş ve elbette işi kabul etmiş. Bu hikayeyi yıllarca nasıl desem, bir peri masalı gibi anlatıp anlatıp güldük kendi aramızda. Arkadaşımız yıllarca çalıştı aynı fabrikada, ta ki ülkede üretim teşvik edilmeyip “varsa yoksa inşaat ve aveme” sesleri yükselene kadar! Ta ki, hayvancılıkta olduğu gibi, tarımda olduğu gibi, eğitimde olduğu gibi, yani diğer bir çok sektörde olduğu gibi, tekstil sektörü de yerlerde sürünmeye devlet eliyle mahkum edilene kadar!

**
Demem o ki, bir zamanlar özel sektör bu kadar yüzsüzleşmemişti! “Bu sene kâr edemedim, zam yapmıyorum” diyebiliyor artık adı sanı devasa şirketler bile! Kendileri yatlarıyla, şatafatlı hayatlarıyla magazin sayfalarında boy gösterirken, çalışanlarına ne bileyim, masalarındaki tel zımba muamelesi göstermekten kesinlikle ama kesinlikle utanmıyorlar! “Yersen, işine gelirse” gücü ellerinde ya! Çünkü dışarıda işsiz çok! Olmadı Suriyeli göçmen çalıştırırlar, olmadı Bangladeş'ten işçi getirirler, olmadı üretimi kapatıp Çin'den ucuza mal getirirler! Alternatif çok olunca dedim ya emekçi insan, tel zımba muamelesi görür elbette!

Merak ediyorum, her sene yüzde 10 zam alan özel sektör çalışanı var mı aramızda? Bırakın yüzde 10'u, yüzde 5 zam alan var mı? Kiralar bu kadar artmışken, ne bileyim, vergiler almış başını gidiyorken, taksiden dolmuşa, benzinden ekmeğe her şey inanılmaz pahalanırken cidden merak ediyorum; maaşına yeterince zam alıp patronuna içtenlikle teşekkür eden var mı aramızda?

Ben şahsen bilmiyorum. Ve ben gerçekten hayret ediyorum! Birileri inanılmaz zenginleşirken, birileri dibe batıyor, ama alan memnun satan memnun! Siz hiç “Hey özel sektör, neden zam yapmıyorsun!” diye yükselen bir ses duydunuz mu? Duyamazsınız; çünkü ülke gündeminde daha farklı konular var! Terör var, yaşama hakkının gasp edilmesi var, ohal var, darbe var, var da var... Hatta en son meclis başkanı “Che bir terörist, liseliler Che resmi basılı gömlek giyemez!” demiş ya! Böyle konular varken ekonomi mi, çalışan hakları mı... Bırak allasen; lüks bu konuları konuşmak bizim ülkemizde!
***

Haftasonu bir ara magazin programına denk geldim televizyonda. Sesleri birbirinin aynısı, notaları birbirinden ayırt edemeyecek kadar müzik cahili popçular, arabesk fantezi denen kapı gıcırtısını milyonlara müzik diye yutturanlar, oyuncu demeye bin şahit isteyen taş bebekler ve erkek güzelleri Çeşme'de, Bodrum'da, Alaçatı'da su gibi para harcayarak günlerini gün ediyor. Öte tarafta yıllarca okuyup kafa patlatan özel sektör çalışanlarına “ Bu sene şirketim kazanamadı zam yok, hatta seni işten çıkarabilirim her an!” korkusuyla yaşamayı reva gören yaşam koşulları!

Bu kadar uyku sizce de biraz fazla olmadı mı?

Görsel  Kaynaklar:
Cartoon Movement
**https://tr.pinterest.com/pin/AcgU07kHq81M_VDWM8E1FTBpgbSOvYogQlw2c1IY_m3JNUQPQuD3lsI/
***fursuitswag.tumblr.com



Devamını Oku

12 Aralık 2015 Cumartesi

Yeni yılda yeni bir iş istiyorum!

11.12.2015 itibari ile işten ayrılmış biri olarak aranıza geri döndüm. Artık daha sık, hatta hergün yazabilirim bu aralar. Üstelik yeni yıl yenilenmek değil midir, aferim bana yeni yılda çok daha güzel, çok daha tatmin edici, çok daha huzurlu, çok daha paralı, çok daha seçkin ve düzgün insanlarla tanışabileceğim yeni bir işim olacak. Buna gönülden inanıyorum, zira bilirsiniz bir kapı kapanır ki diğeri açılabilsin...

Ne oldu da böyle oldu, neredeyse iki senedir gül gibi o işte çalışıyordun diyebilirsiniz. Hiç yakınmadın da diyenleriniz olacaktır. Bu devirde iş bulmak zor ne yaptın, niye yaptın, yoksa tuzun kuru mu diyenleriniz de olabilir. Topluca cevap veriyorum:

Ben de böyle bir insanım işte, hassas noktalarıma dokundukları an, kalbim acırsa yani, gemileri yakıyorum, gözüm hiçbir şeycikleri görmüyor! Evet ben iş dünyasının “profesyonel” diye adlandırdığı katı yürekli, acımasız kişilerden olamadım hiç  ve öyle yaklaşımlar gördüğümde dedim ya kalbim acıyor ve ortamı acilen terkediyorum hep, bu sefer de öyle oldu. Yine doğru insanlar değildi karşılaştıklarım...

photo from classygirlswearpearls.com

Evet yakınmadım, çünkü çalışırken yakınmak benim iş ahlakıma uymazdı. Artık orada çalışmadığıma göre bol bol dedikodu da yapabiliriz... Şaka şaka, dedikodu yapmayacağım, eminim şimdiden eskiyen yeni-eski iş arkadaşlarımın yüzde doksanı zaten yeterince dedikodumu yapmışlardır, zira kulaklarım ateş parçası gibi son iki gündür... Ama ben yapmayacağım, yakışmaz bana, herkes kendi yoluna gider, defter kapanır...

Evet dedikodu yapmayacağım elbette ama, içimi usturuplu bir şekilde dökerim size. Zira gözlemlerim oldu, bolca malzeme biriktirdim bu geçen süreçte... Hatta yazı dizisi şeklinde de anlatırım eğer sıkılmazsanız.

Şimdi gidiyorum; en güzel dostum, yaralarımı sarmak için bana piknik kahvaltısı hazırladı. Soğuk havada içimizi dışımıza atıp, safralarımızı boşaltıp birbirimize merhem olacağız. Biliyor musunuz, hayat çok güzel aslında...

Bugün ve ertesi günler de  gerçekten çok güzel olacak, sevgilerimle...


Devamını Oku

14 Mart 2014 Cuma

İş görüşmesine çağırdılar güya!

Nedir bu iş görüşmelerinden çektiğim; ya ben kılı kırk yarıyorum, ya işverenlerin seviyesi iyice düşmüş, ya da işsizlik o kadar üst boyutta ki işverenler görüşmeye çağırdıkları kişilerin birer insan olduğunu umursamıyorlar bile..
Kusura bakmasınlar ama bu sefer afişe edeceğim yaptıkları kabalığı. Afişe edeceğim ki dönüp kendilerine bir çeki düzen versinler! İşe almak için görüşecekleri insana asgari nezaketi göstermeleri gerektiğini öğrensinler. Afişe edeceğim ki en azından beni okuyanlar, iş ilanı verdikleri için burunları havada olan işverenleri iyice tanısın!

Nereden çıktı bu iş görüşmesi demeyin, meraklanmayın; yazmayı bırakıp tekstile dönmek gibi bir karar da almadım. Sadece üzerinde son bir yıldır çalıştığım, epeyce de deneyim kazandığım ve son zamanlarda kariyer sitelerinde sıkça karşılaştığım “içerik yöneticisi” pozisyonu için piyasa ne alemde öğrenmek istedim.

Hata bende, nasıl bir ânıma denk geldiyse, ilanı üstün körü okumuşum sonradan fark ediyorum. Normalde böyle bir ilana asla başvurmazdım.

Her neyse, ilanı Kariyernet'ten aynen kopyalıyorum.


İçerik Yöneticisi (Ref:TK-1121933)1Personel sayısı: 25
BAYAN PERSONELLER ARIYORUZ.Metin yazarlığı konusundan deneyimli,Yaratıcı içerik yazabilecek ve fikir geliştirebilecek,Tasarım değerlendirme ve yönlendirme yeteneğine sahip.
BAŞVURULARReklam metinlerinin oluşturulması,İçeriklerinin kontrolü ve düzenlenmesiİletişim Direktörlüğünce hazırlanan tüm yazılı metinlerin redakte edilmesi, dil bütünlüğünün sağlanmasıKurum içi gelen metin, slogan, ürün ismi gibi taleplerin karşılanmasıYaratıcı içerik fikirleri üretilmesiŞirket içi iletişim sağlayan portal içeriğinin düzenlenmesi, koordinasyonu ve takibiSosyal medya platformlarına yönelik içerik üretilmesine destek verilmesiBasın ve PRa yönelik içerik fikri üretme ve içeriğin oluşturulması
Firmanın ilana eklediği diğer bilgiler:
Pozisyon Tipi: Sürekli / Tam zamanlıEğitim Seviyesi: Üniversite (Mezun), Yüksek Lisans (Mezun), Doktora (Mezun)


patrıonss
Neden böyle bir ilana başvurduğuma pişman oldum?

Her şeyden önce pozisyon için 25 personel alınacakmış, bu demektir ki pozisyon eften püften; muhtemelen de maaşı az olacak! Ben önemsememiştim bu detayı başvurmadan önce.  25 kişiye 2000'er TL maaş verseler (ki anlatılan iş için cidden çok az bir rakam) 50.000 TL eder, sanmam bu kadar vereceklerini.. İyi de nedir bu işlerin piyasası nasıl öğrenebilirim ki görüşmeye gitmeden? Komik bir rakam vereceklerse niye gideyim boşu boşuna görüşmeye! 
 En azından sosyal haklardan bahsetselerdi de bir fikir oluşabilseydi. İstediklerinizi madde madde yazıyorsunuz iyi güzel de vereceklerinizi neden belirtmiyorsunuz sayın işveren?
En azından haftanın kaç günü çalışılacağını, İstanbul gibi ulaşım sorunu olan bir şehirde servis olanağınız olup olmadığını, sigorta yapıp yapmadığınızı, yemek verip vermediğinizi, vereceğiniz ücretin ortalama miktarını belirtseydiniz de beni ve benim gibi birçok kişiyi yormasaydınız olmaz mıydı?
Yok olmazdı elbette, sanki bu bilgiler devlet sırrı! Hadi diyelim şirket sırrı diye düşündünüz, o halde öz geçmişini beğendiğiniz adaylara en azından maille bildirseniz ya, ya da telefonda ön görüşme yapsanız ya! Nedir bu kara düzen, ille de yüzyüze görüşme mantığı! Hayır neyle karşılaşacaklarını bilmeyen adayların hepsini ayağınıza çağırarak elinize ne geçiyor? Bu nasıl bir ego tatminidir?
Bir de şu, ilandaki “bayan personeller” kelimesi.. Şimdi kendi kendime daha çok kızıyorum işte, bu kelimeyi kullanan bir iş yerine hangi gaflet anında başvurmuşum! “Elemanlar aranıyor, erkek olanları tercih etmiyoruz” deyin. “Kadın eleman arayışındayız” deyin. Neden “bayan personeller” diyerek çoğul ve kişiliksiz bir kimlik yaratıyorsunuz? "Kadın" kimliğinden neden bu kadar korkuyorsunuz?

Başvurduktan sonra ne oldu?

Neyse işte ben başvurdum ve geçen hafta perşembe günü cep telefonuma bir mesaj geldi:
Kariyernet'ten gelen başvurunuz için cuma günü 13:00 ile 18:00 arası görüşmeye bekliyoruz. Adres şudur, telefon budur...”

Siz olsaydınız bu mesajı alınca ne düşünürdünüz?

Ben önce sevindim, demek ki eğitimini almadığım bu sektörde, yeterince etkileyici bir cv oluşturmuşum ki beni görüşmeye çağırdılar diye düşündüm. Bu düşüncem sadece birkaç dakika sürdü. Çünkü hayatım boyunca onlarca iş görüşmesine gittiğimi ve hiç birine telefon mesajı ile çağrılmadığımı ayrımsadım. Bu ne demekti, nezaket icabı telefonla ya da maille haber verilmesi gerekmiyor muydu? Kaldı ki bilinmeyen numaradan gelen mesaj silinip giderdi, yani demek ki ben mesajı görmesem umurlarında olmayacaktı; onlar zaten bayan eleman arıyorlardı, beni aramıyorlardı ki!

Gitmedim görüşmeye..

Pazar günü aynı mesaj tekrar geldi cep telefonuma, yine arayan soran yok.


ise girmek icin nelere katlanmak gerekir?

Pazartesi günü öğlene doğru aradım verdikleri numarayı. Dedim görüşmeye çağırıyorsunuz, yeriniz de bana oldukça uzak. Telefonda bir ön görüşme yapamaz mıyız? Dedi olmaz. En azından servisiniz var mı onu söyleyin, yoksa boşu boşuna gelmiş olmayayım dedim. Şirketin sahibiymiş gibi kibirle cevap veren sekreter ( ki şirketin sahibi de iş başvurusu yapan kişiye böyle kibirle davranamaz!) telefonda bilgi veremeyeceklerini söyledi. Sadece servis var mı diye sordum oysa ki, şirket sırlarını anlatsın istemedim! Dedim ki size gayet insani bir soru soruyorum, dedi ki “siz bilirsiniz!

Evet," işine gelirse" dedi yani kısacası sekreter bana.. Belki ben acayip sloganlar bulup acayip reklam metinlerine imza atacaktım, belki harika yazılar yazıp şirketlerini Google'a sevdirecektim. Bu kaba saba davranışları ile beni kaybetmiş oldular, sahi bu firmalar kendilerini ne zannediyorlar?

Mesela bu yazıyı eskaza bu şirketin yöneticisi okusa; ilanı verene, ters konuşan sekretere ne tepki verir?

Bu yaklaşımdaki bir firma, insan kaynağına önem vermeyerek ne kadar başarılı olabilir?

Firmanın kim olduğunu mu merak ediyorsunuz, ben yine de kibar davranıp adlarını yazmadım; ama merak ediyorsanız, yazıdaki ipucundan kim olduklarını kolayca bulabilirsiniz.

Siz siz olun, size saygı duymayan hiçbir işverenle çalışmayın diyorum ve bu günlük ayrılıyorum..


















Devamını Oku

1 Şubat 2013 Cuma

İŞ GÖRÜŞMESİ SIKINTILARI

İş ilanı yayınlayanların, gelen başvuruları neye göre değerlendirdiklerini, daha doğrusu neye göre eleme yaptıklarını anlamak gerçekten mümkün değil.
Afilli bir özgeçmişiniz olsa dahi bir şey farketmiyor. İnsan kaynağı arayıcısı arkadaşın o andaki psikolojisi neyse, seçimleri de o yönde herhalde diye düşünmeye başladım artık.Tabii ki insan kaynakları diye bir bölüm varsa ..
Çalıştığım iş yerlerinden birinde sekreter alırdı başvuruları, önce kendisi bakardı. Hatta özgeçmişler ortaya saçılır, insanların fotoğraflarına ulu orta yorum yapılırdı.. Bir insanın özenle hazırladığı özgeçmişiyle dalga geçmek nasıl bir tatminse artık?
Sekreterden geçtiniz diyelim, çoğunlukla bir koltukta oturduğu için kendini Amerika Başkanı sanan biri karşılar sizi.
' Anlatın ' diye  başlayan bir iş görüşmesi ise harbiden kötüye gidişin başlangıcıdır.. Neyi anlatayım sayın başkan, menemen tarifi mi bu yumurtaları kırmaktan başlayayım? İnsan bir girizgah yapar, kendini tanıtır, şirketi tanıtır değil mi ama ? 
Anlatayım da neyi ? diye sormak istersiniz. Zaten işsizlik başınıza vurmuş, başlarsınız artık ezberlediğiniz özgeçmişinizi anlatmaya.. "Yahu zaten yazmışım, okumaya üşenen bay başkan, beni çağırmadan önce lütfedip göz gezdirseydi de , orada yazmayan şeyleri sorsaydı ! " serzenişiniz, boğazınızda bir yumruk gibi kalır, görüşme sonrasında kendi kendinize kızarsınız:
" Benim bu adamların karşısında ne işim var? " diye..Ama sistem bu, değerinizi anlayacak birileriyle karşılaşmak o kadar zor ki..

Zaten ö..zgeçmiş göndermişsinizdir, bir daha form doldurturlar sabır testi gibi
form doldurmak, sabır testi gibidir !


Devamını Oku

29 Ocak 2013 Salı

İŞSİZLİĞİN EVRELERİ-2 / İŞ BAŞVURULARI


İşsiz arkadaşımız aylar sonra iş ilanlarına bakacak cesareti bulur kendinde. Başvurular yapar. Derken birileri görüşmeye çağırır. Kendisini birilerine beğendirecek olmanın verdiği sıkıntıyla bizim arkadaş giyinip süslenir dökülür yollara.. Yılların verdiği tecrübeyle anlar karşı tarafın niyetini zaten ilk merhabada. Görüşme iyi gider, bizim işsiz umutlanır. Derken bir mail :
” Davetimize istinaden görüşmeye geldiğiniz için çok teşekkür ederiz, ama size olumlu yanıt veremiyoruz..”
Haydii, bu ne biçim lahana çorbası ne biçim Bahama kuşkusu şimdi ? Mükemmeldi görüşme, iki saate yakın konuşmuşlardı. Ne oldu , ne için böyle bir karar aldılar diye kendi kendine sinirlenir işsiz arkadaşımız. Devam eder umutları biraz kırılmış halde iş aramaya.. Tekrar gider iş görüşmesine. Yine güzel gider görüşme , ama bu sefer aradan geçen haftalara rağmen birisi de iki dakikasını ayırıp sonucu iletmeye tenezzül bile etmez. Yurdumun insan kaynakları anlayışı böyledir çünkü.. Empati yoksunu insan kaynağı bulucusu, Facebook'ta yazışmaya fırsat bulur ama onaylamadığı insana “ kaynak” gözüyle bakmadığı için bilgi vermeye gerek bile görmez.
İşsiz arkadaşımız yılmadan çeşit çeşit insan kaynağı sitelerinde özgeçmişler oluşturur, günde en az iki saatini buralardan iş bakmakla geçirir. Yurdumun trajikomik işsizlik gerçeğinin tüm çıplaklığıyla ortalara serildiği bu sitelerde ne ilanlar yoktur ki..Kimilerini yazsak fıkra diye güler insanlar.. Örneğin bizim işsiz arkadaşın hiç anlamadığı konulardan biri şu yabancı dil meselesidir. İlan yazıyor:
“...Tercihen İngilizce bilen..” Yahu bir iş pozisyonunda yabancı dil ya gereklidir, ya da değildir. Tercihen diye bir şey olabilir mi? O pozisyonun yurt dışıyla ilişkisi olacaksa yabancı dil gereklidir. Yazarsınız ilana“ ... İngilizce ana dil gibi olacak” diye.. Eğer ilan örneğin tekstil firmasının planlama yöneticiliği ise ve o tekstil firması iç piyasada çalışıyorsa “ İngilizce gerekmez” dersiniz. Ya da “ mesleki İngilizce lazım” dersiniz değil mi ? Hayır “ tercihen “ yazacaklar illa ki.. Çünkü işverenin mantığı şu:
“Bu pozisyonda İngilizce hiç gerekmiyor, ama işe alacağım kişi biliyorsa daha iyi. Çocuğumun ödevlerine yardım eder, madem o kadar para veriyorum; etinden sütünden de değil mi ama..” Başka bir mantık olabilir mi sayın okuyucu ?
Neyse bizim işsiz arkadaş, onlarca madde halinde yayınladıkları görev kapsamlarını “ bir yerlerine roket takılmış mühendis” şeklinde özetlemeyi bile beceremeyen işverenlerin abuksal ve de sabuksal sabun köpüğü gibi şişirilmiş ilanlarını okumaya her gün devam eder. İlana bakınca sanırsın ki Microsoft eleman arıyor! Öyle bir böbürlenme, kibir ifadeleriyle ilan yayınlayan şirketlerin çoğu da aslında“ merdivenaltı” tabiriyle özetlenebilecek bakkal dizaynlı aile şirketleridir. Artık nasıl bir tatminse yaşadıkları ; kendilerini dünyanın en iyi şirketi sanırlar..Tabii ki iş para konuşmaya gelene dek sürer bu böbürlenmeleri.. İşsiz arkadaşın istediği parayı duyunca birden mütevazi aile şirketi kimlikleri öne çıkıverir nedense..
Bizim işsizin maceraları çok, gerisi de bir sonraki yazıya kalsın sevgili okuyucu.. Sürç-i lisan etmediğinden emin, koşar adımlarla gider ev yazarı..


Devamını Oku

24 Ocak 2013 Perşembe

İŞSİZLİĞİN EVRELERİ - 1


Uzun yıllar ara vermeden çalışan insanın işsiz kalmasının çeşitli evreleri vardır. Süreleri ve yansımaları kişiden kişiye değişse de genel olarak evrelerin kapsamı değişmez. Gelin birlikte ve cesurca bu evrelere bir göz atalım:

İşsiz insanın birinci evresi:

Yılların alışkanlığıyla sabahın erken saatinde kalkar, yeni işsiz kalan arkadaşımız. Hızlı hareketlerle yine yılların alışkanlığıyla duşunu alır; hatta giyinir, süslenir. Çıkıp taze ekmeğiyle gazetesini alarak evine döner. Açar keyifli bir müzik:

“Oh be”, der; “özgürlük ne güzel şeymiş! “

Yayıla yayıla kahvaltısını ederken bir taraftan gazetesini okur keyifle; bir taraftan da haberleri izler televizyonda. İnternette o güne kadar hiç ilgilenmediği salak saçma oyunlara dalar sonra da. Derken saat 12.00 civarında yine yılların robotik edasıyla midesinden sinyal gelir, acıkmıştır! Çalışırken söylene söylene bile olsa yine de ucundan köşesinden yediği üç çeşit tabldot yoktur maalesef! Ayrıca servis yapan Ayşe Teyze de işyerinde kalmıştır artık... Kendi yemeğini kendisi hazırlamak zorundadır işsiz arkadaşımız...Açar dolabı, şanslıysa dünden kalan yemeği ısıtır, eğer yemek yoksa da henüz kaldırmadığı kahvaltıdan tırtıklanır biraz daha..Daha saat 14.00 bile olmamıştır! Ne yapsa ne yapsa diye düşünürken film seyretmek gelir aklına. Öyle ya, işi bırakmasındaki en büyük sebeplerden birisi, kültürel faaliyetlere yeterince zaman ayıramayıp bunalmak değil miydi? Açar filmi izler, sonra bir tane daha izler..Derken saat 17.00 olmuştur. Akşam için şöyle mükellef bir yemek hazırlamayı düşünür eşine ya da sevgilisine sürpriz yapmak için. Çalışırken zamansızlıktan uzun süredir yapmadığı en zor yemeği müzik eşliğinde keyifle yapmaya koyulur. Akşam olup da alışık olmadığı biçimde masada üç çeşit yemeği gören eş ya da sevgili “ Bu işsizlik ne güzel bir şeymiş, ohh mükemmel yemek!” diyerek işsiz arkadaşımızı yeni hayatına motive edici iltifatlar eder.

Ertesi gün, değişiklik olsun diye bütün ütüleri yapan işsiz arkadaşımız, oyun, tv,yemek rutinine devam eder.

Ertesi gün internet, oyun, tv, yemek rutinine yarım kalan kitabını da ekler değişiklik olsun diye..

Ertesi gün, temizliğe girişir ekstradan. Çünkü hâla enerjisi tükenmemiştir. Temizlik iki saatte bitince de kendi kendine söylenir:

“ Bu ev kadınları neden işlerini bitirememekten yakınır ki, al bitti işte “ der.

Oysa yıllarca az zamanda çok iş yapmanın bilinçaltına programlandığının farkında bile değildir. Ev kadınları ise tam tersine kahve, sohbet molaları ile günü doldurmaya programlamışlardır bilinçaltlarını.. Bizim saftirik işsiz arkadaşımız ise farkında değildir bunun.

Ertesi gün artık canı sıkılır, bir arkadaşını arar konuşmak için; ama arkadaşı meşgul olduğunu söyleyip “ ben seni sonra arayayım mı canım? “ şeklindeki “ işteyim, beni meşgul etme”anlamına gelen kibar yanıtı verince kızar kendi kendine işsiz arkadaşımız..Öyle ya milletin işi gücü var, onunla mı uğraşacak insanlar ..

Ertesi gün, dışarıya çıkıp gezmek ister. “ Ne kadar çok insan var, benim gibi işsiz bu saatte dışarılarda “ diyerek kendini avuturken, mağzalara şöyle bir girer çıkar. Her şey birdenbire pahalı gözükür gözüne işsiz arkadaşımızın.

“Artık çalışmıyorum, artık bir üretici değil tüketiciyim” cümlesi kafasından geçerken öyle bir afallar ki, hemen oralardan uzaklaşıp eve atar kendisini. Evi mabedidir; artık zorunlu haller dışında çıkmayacaktır dışarıya..

Ertesi gün, iğneli laflarıyla kendisini sinir eden şirret iş arkadaşıyla yüksek sesle kavga ederken bulur kendini. Silkinerek “hoop n'oluyoruz, geçti artık; kurtuldun o şirret kadından” diye kendini teselli edip günlük rutinine devam eder.

Aradan bir ay geçer böylece..Bizim işsiz arkadaş, yeni bir iş aramayı bilinçaltında hep erteler. Benzer şirret kadınları, haksızlık yapacağı muhtemel yeni patronları, hırslı ve kıskanç mecburi iş arkadaşlarına yenilerinin ekleneceğini düşündükçe de erteleyecektir zaten yeni bir işte çalışmayı. Çünkü bilir ki kendisini işten ayrılma noktasına getiren o iğrenç koşulların daha da beterleriyle karşılaşma olasılığı çok yüksektir yeni işlerde de.

İşte böyle geçer gider işsiz insanın birinci evresi. Mümkünse insanları görmeden, inzivaya çekilmiş bir halde kimi işsizler bir ay, kimileriyse bir kaç ay yaşar birinci evreyi..

İşsiz insanın ikinci evresi ise bir başka yazının konusu olsun..Kalın sağlıcakla sevgili okurlarım..
Devamını Oku