özel günleri kutlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özel günleri kutlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2016 Pazar

Bergüzar'lara inat, yaşasın 14 Şubat!

Evet yine geldi 14 Şubat. Beklediğinizi söylemeyeceğim; yani 14 Şubat, kapitalizmin alışverişe teşvik günüdür demeyeceğim. Çünkü bu söylemin de içi boşaltıldı, artık zengin klişesi oldu. Bize de farklı şeyler söyleme gerekliliği doğdu. Dolayısıyla, az kazanan herkes doya doya 14 Şubat'ı kutlasın, doya doya tüketsin diyeceğim. Neden mi? Bergüzar Hanım yüzünden! Hayatındaki tüketim unsurlarını olabildiğince azaltmaya çalışan ben bile, sayesinde kendimle çeliştim bu sene. Yani "doya doya 14 Şubat kutlayın" deyip sizleri şaşırtmışsam, bunun tek suçlusu Bergüzar Hanım'dır!


Yaşasın 14 Şubat Bayramı!

Pek magazin takip etmem ama geçenlerde gözüme çarptı, Bergüzar Hanım'a sormuşlar Sevgililer Günü hakkında ne düşündüğünü : Bana sormayın, dünyanın en saçma günü. Tüketim günü olduğu için sevmiyorumdemiş. “Pardon, oynadığınız dizilerden bölüm başına aldığınız yüzbinlerce tele'yi tüketmiyor musunuz Bergüzar Hanım?” diye sormak isterdim kendisine. Sanki minimal bir hayat yaşıyor da hanımefendi, tüketim gününe karşı çıkıyor! Oysa kimbilir kaç kadın, Bergüzar Hanım'ın saçlarını savura savura tanıttığı şampuan reklamından etkilenerek, kimbilir kaç lirasını bırakmıştır kozmetik dükkanlarında? Hem tüketim toplumunun ikonik yüzlerinden olacaksınız, hem de tüketime karşı olduğunuzu söyleyeceksiniz öyle mi? Hem saçma reklamlarda yer alarak insanları tüketime teşvik edeceksiniz, hem de “tüketim günü saçma” diyeceksiniz. Dünyanın en saçma çelişkisi değil midir bu duruşunuz? 


En sevgilin benim sevgilim!

Bu ülke kutuplaştıysa, bence sadece politikacıların nefret söylemleri yüzünden olmadı. Çok kazananlarla az kazananlar arasındaki makas açıldı hızla bu sistem sayesinde. Ve çok kazananlar, kazançlarını basın ile az kazananların gözüne gözüne sokmaktan çekinmediler. Hava attılar “life style” dergilerinde evlerini, malikanelerini göstererek; hangi diziden kaç para aldıklarını, nasıl zengin bir hayat yaşadıklarını ilan ederek... Ünlüler basın yoluyla, ünsüzler sosyal medyada paylaştıkları yeme, içme, gezme, satın alma fotoğraflarıyla... İnsanlar bu kadar deli gibi tüketiyorsa, birilerine öykünmelerinin bu durumda o kadar çok payı var ki! Bergüzar Hanım, oyunculuk anlamında karşılaştırılır mı bilemem ama, neredeyse Hollywood starları seviyesinde paralar kazanırken, set işçileri asgari ücrete talim ediyor. Set işçilerinin ve ülkedeki herkesin maaşı da Bergüzar Hanım gibiler ile aynı oranda artsaydı, kendisini alkışlar ve söylediği şeyden dolayı şapka çıkartırdım. (Bergüzar Hanım kusuruma bakmasın, bu yazıda kendisini sık sık örnek olarak gösteriyorum. Ee haftada yüzküsur bin lira kazanıp sonra da tüketim gününe karşı olduğunu beyan etmenin bu kadarcık bir bedeli olmalı artık. Mesleğin yan etkisi diyelim. Hap gibi yani, faydası var ama azıcık baş ağrısı yapıyor! Daha doğrusu bu söylemim şahsına değil, pozisyonunadır; hakaret olarak algılamasını istemem.)


Ay lav yu, ay lav yu, du yu lav me, yes ay duuu..

Nerede kalmıştım, evet böyle şeyleri gördükçe, eskiden karşı olduğum 14 şubat kutlamalarını teşvik edesim geliyor gerçekten de! Bir tarafta neredeyse sonsuz denilecek tüketme kapasiteleriyle her gününü Sevgililer Günü gibi geçiren Bergüzar Hanım gibiler var; diğer tarafta da senede bir gün Sevgililer Günü bahanesiyle tüketme lüksünü yaşamak isteyenler var. Kimden yana olmamı bekliyorsunuz, “Bravo Bergüzar Hanım'a, ne güzel de söylemiş, 14 Şubat tüketim günüdür” mü demeliydim. Derdim gerçi de, rol çaldı benden ve benim gibi orta sınıf mensubu insanlardan. Daha doğrusu birisi yaşam standardına göre konuşmuyorsa, ben buna çok bozuluyorum. Lüks içinde yaşayıp Marksizm'den bahsedenleri nasıl kaale alasım gelmiyorsa ve kendileriyle inceden inceye eğleniyorsam, asgari ücretin 100 katını bir haftada kazanıp “14 Şubat tüketim günüdür” diyenleri de kusura bakmasınlar kaale alamıyorum.


Bir tek kalp yeter bize!

Aslında Bergüzar Hanım'a teşekkür de etmem gerekiyor. Sayesinde 14 Şubat'a farklı bakıyorum bu sene. Gül mü alınması gerekiyor, alalım kardeşim! 50 lira vermeyelim de pazarlık yapalım ama alalım fena mı! 14 Şubat mumları mı yakılması gerekiyor, onu da yakalım! Senede bir gün sevgi sözcükleri uçuşsun havada, romantik şarkılar çınlasın dört bir yanda! Madem kapitalist düzende yaşıyoruz, tadına varalım azıcık, bizim de hakkımız değil mi? Hatta abartalım, her yıl 14 Şubat'ta karnavallar düzenleyelim, sokaklara dökülelim, eğlenelim, coşalım.

Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın...” Demiş ya sanatçı Murathan Mungan, ben de diyorum ki;

Bergüzar'lara inat, yaşasın 14 Şubat!”

Bu özel güne  en yakışan şarkı ve görüntülerle sizleri başbaşa bırakıyorum, mutlu pazarlar...


Devamını Oku

22 Aralık 2015 Salı

Muğla'ya çiçekler gönderiyoruz!

Bu yazımda sizlere güzel mi güzel ilimiz Muğla'nın ilçelerine hizmet veren bir çiçekçiden bahsetmek istiyorum.

Beni bilenler bilir, yerel olanı her zaman desteklerim. Yerel esnafımız, yerel ticaret insanlarımız global olan devlerden önce kazansın isterim. Ekmeğimi fırından, sütümü bakkala gelen günlük sütten, sebzemi mahalle manavından almaya özen gösterdiğime göre, Muğla'da yaşasaydım, emin olun çiçeklerimi de Muğla çiçekçilerinden, onların yerel güzelliklerinden alırdım. Niye mi, çünkü memleketimin esnafı kazansın isterim. Sözü fazla uzatmayayım, demem o ki, eğer siz de benim gibi düşünüyorsanız, Muğla ve ilçelerine çiçek göndermek istediğinizde, mugladacicekci.com 'u ziyaret edebilirsiniz. Hem çiçek haricinde zarif ve kişiye özel hediyelikleri de var, emin olun pek beğeneceksiniz.


101 gül sepette
Dedim ya, böyle şeylere önem veriyorum. Dükkanını internete taşıyan, çağa uyum sağlamış yerel işletmeleri her zaman sayfamda seve seve konuk eder, onların tanıtımını seve seve yaparım.
 Mesela Muğla'nın güzide ilçesi Bodrum'a taşınan entel arkadaşım olsaydı, ona doğum günü çiçeğini Muğla çiçekçilerinden alırdım. Tıpkı Dalaman'da ailesinin işlettiği kafede garsonluk yapan sevgilisine sürpriz orkideler gönderen zarif aşık gibi... Can Baba'nın izinden yollara düşmüş ve Datça'ya varmış şair ruhlu bir arkadaşım olsaydı; açtığı mütevazı lokantaya hediye diye güzel bir saksı çiçeği gönderirdim. Fethiye'de evliliklerinin 20. yıldönümünü kutlayan sevdiklerime güzel bir buket hediye ederdim, Ölüdeniz'den döndüklerinde odalarındaki sürprizle mutlulukları katlanırdı. Muğla'nın çok da bilinmeyen şirin ilçesi Kavaklıdere'den kız isteyecek delikanlıyı tanısaydım, belki de Muğla çiçekçilerinden 101 tane gül almasını tavsiye ederdim... Öyle ya tek sayıyla göndermek adettendir gülleri... Belki de Köyceğiz'deki halasını ihmal eden bir yeğen olsaydım, özür çiçeği olarak seçimim cam vazoda bambular olurdu, bilemeyiz...

Ayıcıklı Gül Vazoda

Aslında çiçek hediye etmek için o kadar çok sebep var ki! Marmaris'e tayini çıkan yeğenim olsaydı, O'nun yeni bebeği için hoşgeldin bebek aranjmanı gönderirdim, hastahane odasına yetişsin isterdim...

beyaz güller
Evet, insanın sevdiklerine çiçek göndermesi için bir bahaneye de gerek yok. Mesela Milas'da yaşayan teyzem olsaydı, “içimden geldi çiçeği” olarak pembe lilyumlar gönderirdim, kimbilir sevinçten nasıl da havalara uçardı! Öyle ya teyze anne yarısıdır, sevilir, sevindirmek de gerekir... Muğla'nın Menteşe ilçesinde yaşayan ilkokul arkadaşımdan haberim olsaydı ve nişanlanacağını bilseydim, mesela pembe güller gönderirdim, ne zarif bir sürpriz olurdu!
Ortaca'da butik otel açan üniversite arkadaşıma Benjamin Ficus yakışırdı, Seydikemer'deki yakınım nezle oldu diye (Allah daha büyük hastalık vermesin) saksıda Guzmania çiçeği gönderirdim, moral olur burnunun akıntısı anında geçmez miydi? Tabii ki yerel eşraftan olsaydım, Ula'daki Atatürk Anıtı'na bir çelenk de bırakmak isteyebilirdim. Ama ille de Yatağan'daki teyzemin gönlünü beyaz papatyalarla alırdım....

Benjamin Ficus


Demem o ki, ne olur ne olmaz, isterseniz  Muğla Çiçekçi Facebook sayfasını beğenin siz, belli mi olur, birgün Muğla çiçekçilerine ihtiyacınız olur!

Mis kokulu güzel çiçekleriniz eksik olmasın, sevgiyle...

guzmania



Devamını Oku

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Özel günleri kutlamayı sevmemek ayıp mı?

ozel gunler


Dün yazacaktım aslında. Günlerden anneler günüydü gündem, sonra canım istemedi yazmayı, kapattım konuyu.

Hiç sevmiyorum bu dayatma günleri, belki daha önce de söylemişimdir. Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, avukatlar günü.. vs.

Öncelikle telaşlanıyorum; çünkü birileri benden telefon, hediye, en kötüsü mesaj bekliyor. Birileri bekliyor diye bir şeyleri yapmak da benim karakterime en ters olan şey..
Ben gönül insanıyım, içimden gelmeyen şeyleri yapmak istemem, ama bırakmıyorlar ki gönlüme..
Hal böyle olunca da kutlanacak şey her ne ise günün ilerleyen saatlerine kalıyor. Yok, yanlış anlaşılmasın; unutmuyorum elbette, dedim ya erteliyorum.

Kahvaltıdan sonra ararım diyorum.. Bir çay daha içeyim sonra ararım diyorum.. Daha erken, biraz sonra ararım diyorum!
Böyle diye diye bir bakmışım akşam üzeri olmuş, neredeyse gün bitecek.. Eh bari arayayım artık diyorum. Sesime “kutlama” maskesini takıyorum, açıyorum telefonu çınlayan bir sesle 
“... günün kutlu olsuuun” diyorum. Ben bunu deyince karşı taraf teşekkür ediyor, sonrasında kocaman bir sessizliğin ayak izlerini hissediyorum genelde.. Eee kutladım, şimdi ne olacak gerginliği yaşamamak için “ne yapıyorsun bakalım, iyi misin?” gibi bir klişe cümle geliyor ardından.. Kutlanan günün özelliği zaten bu cümleyle yok olup gidiyor.. “Eee, daha ne var ne yok?” noktasına gelinirse eğer, olayın duygu boyutu katlediliyor ister istemez.

Hah diyorum, harika, tam benlik! Oysa samimi cümlelerin insanı değil miydim ben?

Baktım ki olmayacak böyle sahte sahte, bir dönem aramamayı denedim özel günlerde. Yakınlık derecesini söylemeyeyim şimdi ayıp olmasın; içlerinden bir tanesi öğretmenler gününü kutlamadığım için bana öyle küstü ki, o kaprisleri çekeceğime yapmacık da olsa bin kere kutlamayı tercih ederdim! İçtenlik dediğin nedir ki, hayatımız olmuş klişe! Benimkisi de gereksiz bir hissiyat! 

Nasıl anlatayım, belirli gün ve haftalarda kutlama zorunluluğunu yapay bulduğumu nasıl söyleyeyim? İnanmazlar ki.. Görev yapılmalıdır mantığındalar..

Doğum günleri için böyle düşünmem bak, çok önemserim sevdiğim insanların doğum günlerini. Yıldönümleri de özeldir benim gözümde.. Ama işte güruh halinde olanlara öyle bakamıyorum. Yılbaşı da özel gelir mesela, kutlamaktan gocunmadığım nadir günlerdendir.

Olayın kapitalist zorlama boyutuna hiç girmedim dikkat ederseniz. Yani hediye almak zorundaymışsız gibi hissettirmelerine, özel gün hediyesi mantığının saçmalığına değinmedim bile.. Olayın “kuru kutlama” boyutunu bile hazmedememiş olan benden hediye almam elbette beklenemez değil mi?

Ama sağım solum belli de olmaz; dedim ya hissiyat meselesi.. Özel günlerin birinde hediye alasım da gelebilir elbette bazen.. Dedim ya kimsenin benden beklentisi olmasa belki de daha katılımcı olacağım..

Öte yandan, çoğunun yaptığı kutlama zaten kabul edilebilir  bir şey değil ki!
 Yazıyorlar “basın bülteni” mantığında bir mesaj, hatta çoğu zaman kendileri yazmayıp bir yerlerden kopyalıyorlar; sonra da telefonlarındaki listenin tamamına atıyorlar aynı mesajı.. 

Ne oldu, görev yerini buldu! Al sana bayram mesajı! İnsanı bırakın mutlu etmeyi, “üff!” dedirten bir bayram mesajı hem de..
 Önceleri bütün iyi niyetimle “bana yazılmamış, ama bana gönderilmiş!” bu mesajların hepsine yanıt yazardım. Sonradan ayıldım, bu nedir dedim, kızdım kendime de, o mesajları direkt siliyorum artık.

Kişiye özel ilişkileri de yok etti bu zorunlu ve toplu kutlama mantığı..

Konuyla pek alakası yok aslında ama yeri gelmişken söyleyeyim. Son işyerindeki alacak verecek davası yüzünden kendisiyle pek görüşmediğim birisi bana sürekli ölüm mesajları gönderiyordu. 
"Yeşim'in annesini kaybettik, cenazesi Çengelköy'de şu adresteki camide kaldırılacak!” mesajı geldi geçe sene. Hadi dedim, yanlışlıkla olmuştur dedim, önemsemedim. Yeşim dediği şahıs, hiç özel muhabbetim olmayan biri olması bir yana, bana borçlu olan patronun eşi üstelik! Hayır insanın aklına türlü türlü şeyler geliyor!
Bundan 5-6 ay önce aynı şahıs bu sefer;
Çok sevdiğimiz Hakan arkadaşımızın babası vefat etmiştir, cenazesi şu camide...” diye bir mesaj daha gönderince anladım ki bir listenin içindeyim, ve  dayanamadım..

Ölüm haberleri verdiğiniz mesaj listesinden lütfen beni çıkarınız, zira bir listenin parçası olmak yerine bireysel olarak aranmayı tercih ederdim!” gibi bir şey yazıp gönderdim kendisine.. Bilemiyorum ya bu mesajım etkili oldu, ya da son aylarda ölen yok..

Demem o ki, zorunluluktan yapılan şeyler, insanları ruhsuzluğa itiyor. Ben ruhsuz biri değilim, dolayısıyla da içimden gelmeyen özel günleri kutlamıyorum..

Dün de anneler gününü kutlamak içimden gelmedi, kutlamadım da..
Kırılanlara duyurulur buradan..

Neden derseler hâla, yanıtım hazır; çünkü.....



Devamını Oku