corona salgını etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
corona salgını etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2020 Cumartesi

CORONA-7-Evde Kal Türkiye, Satın Al Türkiye!


Sen evde kal ihtiyaçların kapına gelsin diyor Trendyol! Waikiki ve Defacto diyor ki 2 buçuk milyon adet maske bağışladık devletimize! Sübliminal mesaj var geri planda, anlayana! Kızılay maden suyu da magnezyumsuz kalmayın diyerek korona reklamları zincirine katılıyor. Bir sürü vitamin desteği bi şeylerin de reklamları var. Kimisi çinkolu bu sıvı diyor, kimisi propolis yersen güçlü olursun diyor. Ömrünüze ömür katar bu kefir sloganına yükleniyor bir marka. Tabii ki evdeyim ve maret sucuğun hastasıyım diyor Ayhan Sicimoğlu. Hayallerindeki tatil için evinde kal Türkiye diyor bir turizm şirketi. Nasıl olacaksa artık! Vestel geri durur mu, sen evde kal diye Türkiye, bizden sana televizyon hediye diyor. Üç bi şey alana televizyon veriyor! Elbette bankalar da bu furyadan geri kalmıyor. Siz evde kalın, yeter ki bankada işlem yapın, biz hallederiz diyorlar.  Bir de evinden çalışan banka memurunun kucağına en sevimlisinden çocuk oturtmuşlar ki mesaj tam olsun! Sonunda zafer bizim olacak sabret diye bir şarkı yapmış Türkcell. Peros diye adını ilk kez duyduğum deterjancı bir firma en arabeskinden en ağdalısından “Bu da geçer sakın üzülme” şarkısıyla yer alıyor- sözüm ona- umut veriyormuş gibi görünen reklamlar furyasında. Hepsi “ Evdekal Türkiye” diyor;  oysa ben cümlenin dillendirilmeyen devamını da duyuyorum:

“ Satın al Türkiye!”

Kapitalizm bu zor günlerde de boş durmuyor anlayacağınız, insanların cebindeki son kuruşları  da almaya çalışıyor! Ne yalan söyleyeyim, istedikleri kadar ağlak şarkılarla duygusal sözlerle süsleseler de, bütün bu reklamları son derece sahtekar, son derece oportünist buluyorum.

Sistemin içinde dev organizmalar var. Satıp satıp büyüyen, büyüdükçe büyüyen, tıpkı virüsün kendisi gibi, vantuzlarıyla yapıştığı organizmayı sömüren ve yok eden! Bir de bu virüslere karşı emeğiyle alın teriyle ayakta kalmaya çalışan, antikor üretmeye çabalayan geniş kitleler…

Birileri canının derdiyle ölüm kalım savaşı verirken, diğerleri ise var olma amacı daha çok insana bulaşıp daha çok insanı yiyerek büyümek ve yayılmak olan korona virüsü gibi vantuzlarını kitlelere daha sağlam yapıştırma derdinde.

Berberler, terziler, marangozlar, kalay ustaları, kaynak ustaları, temizlik emekçileri, yufka açan kadınlar, alternatif sahne sanatçıları, tiyatro emekçileri, garsonlar, komiler, şarkıcılar, kukla sanatçıları, manikürcüler, aşçılar, aşçı yamakları, hamam tellakları, masörler, otobüs muavinleri, tekerlek tamircileri, atanamayan öğretmenler, işsiz kalan tekstil mühendisleri, yüzme hocaları, kapanan atölyelerden kovulan overlokçular, son ütücüler, pansiyon işletenler, sandviç büfesi çalışanları, sokak satıcıları, daha kimler kimler...

 Bütün bu insanlar, kırk katır mı kırk satır mı misali yoksulluk ve/veya virüs sarmalında hayatta kalmaya çalışırken ve unutulmuşken, bu kocaman kocaman dev firmaların yaptığı reklamlara da, bu reklamlardan akan vıcık vıcık arabesk duygusallığa da, şöyle seslenesim geliyor:

Madem evde kalıyorsun Türkiye, bari akıllan biraz Türkiye!





Devamını Oku

29 Mart 2020 Pazar

CORONA-4-Corona'dan Dayanışma Çıkar Mı?


#Evdehayatvar sloganını çok yapmacık, çok zorlama, nasıl desem biraz da “snop” buluyorum. Sokakta çöp toplayan temizlik emekçileri “#Evdehayatvar” diyerek çalışmasın bakalım!  Böyle bir şey olsa, emin olun #Evdehayatvar! heştekiyle mutfağından ekmek yapma videoları paylaşanlar, daha doğrusu bu lükse sahip olabilenler ayaklanır öncelikle. Hatta,

“Belediye uyuyor mu, sokaklar çöp içinde!” diye ortalığı ayağa kaldıracaklarına bahse girerim!

Demem o ki, George Orwel’ın meşhur Hayvan Çiftliği kitabında söylediği gibi

“Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar daha eşittir!” durumu yaşanıyor maalesef Corona günlerinde de!  Bu gerçeği herkes biliyor, ama ne yazık ki çoğunluk görmek istemiyor! Ya da görmezden gelmeyi tercih ediyor.

#Evdehayatvar öyle mi!

Mesela doktorlar da “Ee, yeter be, çalış çalış nereye kadar!” deyip “#Evdehayatvar” sloganıyla işlerini bıraksa! Nasıl olacak sonrası! Düşünmesi bile kulağa korkunç geliyor değil mi!

Hadi böylesine elzem iş gruplarını bir kenara bırakalım. İşini kaybetmemek kaygısındaki overlok işçisi “#Evdehayatvar patroncuğum, kusura bakma ben gidiyorum!” diyebilir mi…  Ya da Antalya'dan diğer şehirlere portakal taşıyan lojistik emekçisi  "Hayat yolda değil evdeymiş buyuruyor devletimiz, hadi bana eyvallah" diyerek  kontağı kapatsa! Virüsün en birinci savaşçılarından, c vitamini bombası portakala nasıl ulaşacak kendilerini evlerine kapatanlar!

Tamam virüsün yayılmaması için ne kadar insan evde kalsa o kadar iyi. Ama sizce de bu noktada bir adaletsizlik yok mu? Bari çalışmak zorunda olanlarla dalga geçer gibi bir slogan seçilmeseydi!  "#Evdehayatvar diyeceksin, #EvdekalTürkiye diyeceksin, sahilde koşmayı yasaklayacaksın, diğer tarafta işe gidenleri yok sayacaksın! 

Keşke sosyal devletimiz(!) kocaman kollarını açabilseydi ve çocukları arasında ayrım gözetmeyen bir anne şefkatiyle hepimizi kucaklayabilseydi! Ve sloganımız “#Evdehayatvar!” gibi muğlak, ucu açık, kime hitap ettiği belli olmayan ve bir o kadar itici sözcüklerden oluşacağına

 “HERKES EVİNDE, VATANDAŞIMIZ DEVLET GÜVENCESİNDE!”

 gibi daha kapsayıcı, daha güven verici, daha umutlu bir anlam içerebilseydi!

görsel**


“Böyle bir ortamda üçün beşin, sloganın lafı olmaz” diye beni eleştirebilirsiniz, haklısınız. Ama keşke on dört gün herkes evine kapanabilseydi, keşke seksen milyon TC vatandaşı olarak birbirimize kenetlenebilseydik! Milli seferberlik ilan edilebilseydi mesela! Troller politik nefret kusmayı en azından -Corona hatırına- bir kenara bırakabilseydi! Devletin planlama teşkilatı kapanmamış olsaydı da her meslek grubuna görev verebilseydi keşke! Mesela doktorlar, ilk yardım eğitimi almış olanlar, hemşireler, sağlık personelleri ve sağlık öğrencileri hastanelerde görev alsaydı. Sanayiciler tam kapasite test üretseydi. Mühendisler hayatı kolaylaştıracak aletler geliştirmeye konsantre olsaydı! Ziraatçılar hijyenik gıda üretmeyi, lojistikçiler de bu gıdaları dağıtmayı üstlenseydi. Biz tekstilciler bütün fabrikalarda ve atölyelerde üretimi medikal tulum ve maskeye dönüştürebilseydik ivedilikle! Ve tv’lerde boş boş konuşanlar yerine daha bilimsel programlar yapılsaydı! Mesela psikologlar kaygı terapisi yapsaydı ekranlarda; pozitif filmlerle insanların moralleri yükseltilseydi. Her akşam sağlık bakanı ne söyleyecek diye beklemek zorunda olmasaydık! TRT’nin onlarca kanalından biri, il il, ilçe ilçe korona durumunu – adeta seçim sonucu verir gibi- verebilseydi ekranlarda olanca şeffaflığıyla… Nasıl ki Ulusal Kurtuluş Savaşımızda evde kalan kadınlar askerlerin söküklerini dikerek savaşa çok değerli katkıda bulunduysa, yine böyle dayanışmalar olabilseydi! Herkes gönüllü olabilseydi!

Oysa Corona günlerinde ne yazık ki insanlarımız üçe ayrıldı:

Bir - Kendilerini komple eve kapatıp korunaklı alanlarında korumaya alanlar!

İki - Ekmek parası için kelle koltukta çalışmaya çalışanlar - ki büyük çoğunluk böyle-

Üç- Evde oturanların  konforlarını sağlamak için kendilerine feda edercesine görev alanlar!

Oysa böyle olmamalı! Herkes elini taşın altına koymalı! Devlet, partiler, zenginler, fakirler, herkes...

Olur mu? Belki de olur! Zararın neresinden dönülse kardır. Yıllardır şucu bucu diye kutuplaştırılan ülkem insanı belki de Korona düşmanına karşı fabrika ayarlarına dönüp tek vücut olur !

Neydi, her kötünün içinde bir iyi vardı!

 Ying’di Yang’dı!

Haydi o zaman kolları sıvama zamanı, herkesin yapabileceği bir şey mutlaka vardır!

görsel** https://pixabay.com/tr/illustrations/g%C3%B6n%C3%BCll%C3%BCler-eller-g%C3%B6n%C3%BCll%C3%BC-birlikte-4937540/



Devamını Oku

17 Mart 2020 Salı

CORONA-3-Sıfırcı Hoca Bayan Korona!


Hayatımda iki tane fizik öğretmenim oldu. Biri lisedeki Ruhsar Hanım, kendisi antipatiklikte bir dünya markasıydı. İkincisi ise üniversitede en az yedi bilemedin sekiz tane fizik dersime giren Hanife Hanım. Hanife Hanım Ruhsar Hanım kadar gıcık değildi, güzel bakan boncuk gibi mavi gözleri vardı ama tavizsizdi, korkardık yani kendisinden.  Bunları niye mi anlatıyorum. Örgün eğitim hayatımın gayet uzaklarda kaldığı 2020 yılı içinde, nur topu gibi yeni ve eskiler kadar korkunç bir fizik öğretmeninin hayatıma girdiğini ilan etmek için! Kendisinin adı Bayan Korona! Ruhsar kadar ürkütücü, Hanife kadar bıktırıcı! Adeta kafama- kafamıza- vura vura bize bir şeyler öğretmeye çalışıyor son aylarda. Dünyadaki bütün dengeleri alt üst etmesi ise içindeki kara mizahın yansıması diyelim (!)

İsterseniz Bayan Korona’dan aldığım dersleri sizinle de paylaşayım:
görsel**

Yerele dönün, tarım yapın kardeşim!

Bayan Korona’dan önce tembellikte zirve yapmışız çoğumuzun haberi bile yok! Ülkemizin mis gibi verimli toprakları dururken çerezlik ay çekirdeğini Çin’den alıyormuşuz mesela! Korona’dan sonra stoklar azalmaya başlayınca 2 liralık çekirdek paketi 10 liraya çıktı da öyle öğrendim ben bunu! Tütünü bile Çin’den alıyormuşuz! Soğanıydı, lahanasıydı, sarımsağıydı derken karpuzu da dışarıdan aldığımızı öğrendim ve “yuh” dedim kendi kendime! Tabii ki Bayan Korona hemen duruma el attı.  Baktı bu ithalatın afedersiniz kokusu çıkıyor, görürsünüz siz demeye getirdi!  Virüsü fırlattı tepemize, hoop her şey alt üst oldu!  Hadi ayıklayalım hep beraber bakalım  bakalım ithal pirinçlerde ne kadar taş varmış!

Diyor ki Bayan Korona:

 “Yerele dönün kardeşim! Egzotik meyve mi yetişmiyor topraklarınızda, onu da yemeyiverin!  Dedeleriniz ejder meyvesinden yapılma smoothie mi içiyordu? Atın üzerinizdeki tembelliği, işleyin topraklarınızı! Ne demiş atalarımız: ‘Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz’

"Baktım ki işler çığırından çıkıyor, alın işte sınırları kapattım! Şapka düştü kel göründü? Eğer tarımı önemsemezseniz, o glutenli diye burun kıvırdığınız kuru ekmeği yapacak un bile bulamazsınız yakında!
Ya aklınızı başınıza devşirin, tarım yapın kendi yiyeceğinizi üretin, ya da… Anladınız siz!"


Şu turizm işlerini de bu kadar abartmayın!

Bayan Korona turizme de bir ayar verdi gördüğünüz üzere. Sırtına çantasını takanın kendine “ gezgin” dediği, uçakların vızır vızır işlediği bir dünya iyi değilmiş gördünüz diyor Bayan Korona! O uçaklar yüzünden havanızı kirlettiniz zaten diye de kızmaya devam ediyor:

“Çoğunuz sosyal medyada fotoğraf vermek için, sırf gitmiş olmak için, sırf o ünlü lokantada yemek yemiş olmak için geziyorsunuz. Aslında farkında değilsiniz ama dünyayı tüketiyorsunuz! Biraz sakin olun, az durulun! Hayatınızı yavaşlatın! Harala gürele oradan oraya atlayıp zıplayarak bir yere varamazsınız.  Üstelik virüsleri de ben taşımadım, siz taşıdınız!

Her şeyi tüketmekten ne zaman vazgeçeceksiniz!

Çekirge sürüleri gibisiniz! Evet bunu ben söylemiyorum, Bayan Korona söylüyor.

“Çekirge sürüsü gibi önünüze çıkan her şeyi yok ede ede, birbirinizi ittire kaktıra uçuruma doğru tam gaz gidiyorsunuz, farkında değil misiniz? Böyle diyor Bayan Korona.

" Eğer doğanın dengesini bozmasaydınız, eğer her önünüze geleni yemeseydiniz, eğer her şeyi paraya çevirmek uğruna gıdalarınıza kimyasallar katmasaydınız, betonları dikip  ağaçları keserek havanızı kirletmeseydiniz, ben de sizi böyle zorlu bir sınava sokmak zorunda kalmazdım..."

 Şimdi Çıkarın Kağıtları Kalemleri!

Evet şimdi hepimiz kalemlerimizi ve kağıtlarımızı çıkarıp sınava giriyoruz. Önümüzde kocaman bir problem var. Soru şu:

            “İnsanlık nereye gidiyor, yeni Korono’lar olmadan önce nasıl önlemler almalıyız,  sizce de hayata başka bir yerden bakmamız gerekmiyor mu?"

Ben tam “Hocam soruyu kompozisyon şeklinde mi yazalım yoksa matematik formülü mü…” derken Bayan Korona kan ter içinde bana döndü ve tabiri caizse tam da  lafı ağzıma tıktı :

“Yoruldum evladım, benim de bir kapasitem var, beni bile yordunuz… Nasıl biliyorsanız öyle yapın, ben daha ne diyeyim size…”

Dedi ve kapıdan çıktı gitti…


** görsel https://www.dreamstime.com/royalty-free-stock-photo-teacher-big-pencil-image21487855

Devamını Oku