7 Nisan 2014 Pazartesi

Adı ŞEBBOY'muş...

Mahallemizde  trafiğe kapalı güzel bir cadde vardır, o caddede hep aynı sarı evin merdivenlerinde çiçek satan güler yüzlü karı kocadır onlar.. Çok değil birkaç kez nergis almışlığım vardır kendilerinden. Haa bir de bu sene ilk kez gidip kokinamı (yılbaşı çiçeği) onlardan aldım. Âdetmiş ya, uğur getireceğine inandığınız,  sevdiğiniz  bir kişi size yılbaşı gelmeden önce kokina alırsa bütün seneniz uğurlu geçermiş. İş yerinde yapardık bu ritüeli, işten ayrıldım, evde çalışıyorum diye bozmadım bu sene de geleneği. Mahallemizdeki en sevdiğim arkadaşımı tuttuğum gibi kolundan, götürdüm bizim çiçekçiye yılbaşına bir gün kala.. Birbirimize kokina aldık, âdet de yerini bulmuş oldu. O gün nasıl da gülmüştü halimize çiçekçi, çocuklar gibi şendik...-

Neyse işte bugün yine geçiyordum önlerinden, daha önce hiç görmediğim harika çiçeklerle  karşılaştım. Saat de öğleden sonra 3'e geliyordu.

“Abla al bir çiçek de siftah yapalım” dedi, adını bilmediğim ama hep gülümseyip selamlaştığım çiçekçi..
“Bunlar harikaymış, adları ne?” dedim.
“Şebboy” dedi, kokladım, şebboylar adı gibi güzel kokuyordu. Eve gelince araştırdım biraz; Farsça şeb (gece) ve buy (koku) sözcüklerinin birleşimi, yani gece kokan  demekmiş şebboy... Geceler böyle koksa ne savaş kalırdı ne de cinayet diye düşündüm kendi kendime.


icki sisesinde sebboylar


 “Ama bunlar çok uzunmuş” dediğimde, “keserim abla” dedi. O arada sordum fiyatını,
“12 TL ama sana 10 TL olur abla “ dedi bizim çiçekçi..
Ben de “Ooo çok pahalıymış, ben 5 TL falandır diye düşünmüştüm, vazgeçtim” dedim, cimriliğim tuttu nedense.. 
“Abla gitme dur, 8 TL olur” dedi güler yüzlü çiçekçi. Gerçekten de pazarlık yapmak gibi bir derdim yoktu; şebboylar harika görünüyorlardı ama ucuz olsunlar istiyordum. Domates 5 lira, ananas 9 lira, herşey pahalı pahalı.. Mesela bugün Kabalcı Kitabevi'ndeki fırsat köşesinden daha önce okumadığım, Stendhal'ın meşhur Parma Manastırı adlı 560 sayfalık, kullanılmamış kitabı 3 liraya aldığımda nasıl da mutlu olmuştum.

 Güzelliklerin sembolik paralara satılması beni hep mutlu etmiştir. 

Para denilen nesnenin olmadığı bir dünyada, herkesin eşitlendiği bir dünyada, şebboyların bedava olduğu bir dünyada yaşamalıydım ben..

Hayallere ve Thomas Moore Ütopya'sına kadar gitmeden konumuza döneyim..

“Başka sefere artık “ dedim ve tam uzaklaşmaya başlamıştım ki bizim çiçekçi yetişti arkamdan: “Kiminin parası, kiminin duası. Hadi abla siftah yapalım, tamam, sana 5 lira bu şebboylar, kısaltıyorum boylarını bak istediğin gibi” dedi.
 Nasıl sevindim, nasıl sevindim sormayın. İşte bu küçük mutluluklar, tanıdık yüzlerdir şehrin göbeğinde, sade bir apartmanda oturuşumun neden. İşte bu yüzdendir hiç sevmem çok katlı sitelerde robot gibi yaşamayı..

 “Ayağım uğurludur, aman helal edin” diyordum ki, elimdeki harika şebboylara sevgiyle bakan bir kadın yaklaştı yanımıza.. 
“Bakın ne kadar şahane kokuyorlar"  diye uzattım kadına buketimi. İtiraf edeyim, her ne kadar ütopyalara inansam da  biraz utanmıştım çiçekçinin yaptığı indirimden.  Kadın “tamam" dedi, "verin 2 demet,” sonra da sordu, “kaç lira?”
 Benim çiçekçi beni göstererek  “Ablaya da 10 TL dan verdim, size de 10 TL  olur" dedi, gözüme kaçamakça bakarken, yüzü aydınlanmıştı. 
“Eh gördüğünüz gibi ayağımı da sürüdüğüme göre artık gidebilirim” dedim çiçekçiye ve içim mutlulukla dolarak geldim evime.

Bende uzun çiçeklere uygun vazo ne gezer, dolapta meğerse bugünler için beklettiğim boş "Baileys" şişeleri ve bir de arjantin bira bardağı buldum..

Uyduruk vazoda da olsalar baksanıza ne kadar güzeller..

Bu şebboylar ki, mahallemizin güler yüzlü çiçekçileri gibi azla yetinmeyi bilenlerin elbette bir gün yüzlerinin güleceğini, bazen esnek olmanın çok daha kazançlı olduğunu hatırlattılar bana..

Bu şebboylar ki gönülden isteyince bir şeylerin olabileceğini kanıtladılar; ki çok istemiştim benden sonra birilerinin çiçek almasını ve bizimkilerin kazanmasını..

Bu şebboylar ki, 5 lira ile gelen mutluluğun paha biçilemez olduğunu bir kez daha gösterdiler...

Bu şebboylar ki, vazo çirkin olsa da çiçeğin özündeki güzelliğin ön planda olduğuna gözlerimle şahitlik ettirdiler bana..

Bu şebboylar ki, yaşadığım  mahalleyi ne kadar sevdiğimi bir kez daha duyumsattılar..
....................................

Ne kadar da özlemişim pozitif olma günlerini kaç zamandır yaşanan gerginliklerden sonra,  nasıl da mutlu oldum böyle..

Paylaşayım dedim sizinle de, belki size de bulaşır mutluluğumun enerjisi ☺

Günleriniz ve geceleriniz hep güzel koksun..


Şebboylu yaşamlarınız olsun, sevgilerimle..
Devamını Oku

3 Nisan 2014 Perşembe

LINE Ayarlar Menüsü Kılavuzu

Son dönemin önemli konularından biri olan kullanıcı gizliliği konusunda sahip olduğu standartlar ve iç denetim yönetimi alanındaki üç uluslararası sertifikasıyla (SOC2, SOC3 ve SysTrust) öne çıkan LINE uygulaması, ayarlarıyla da kolaylıkla kişiye özel hale getirilebilen bir mobil deneyim sunuyor.
LINE’ın tüm ayarlarına “Diğer/Daha Fazlası > Ayarlar” menüsünden ulaşabilirsiniz.
LINE’da “Profil” düzenleme
Description: C:\Users\sbayram\Desktop\BOOGORSEL\LINE_Profil_Ayarlari.jpg Profil Fotoğrafı: Bu menüyü kullanarak profilinize fotoğraf yükleyebilir, yaptığınız değişikliklerin       Timeline’ınızda paylaşılıp paylaşılmayacağını ayarlayabilirsiniz.
 İsim & Not: Görünen adınızı belirleyebilir ve profilinizde görünmesi için sizi ifade eden kısa bir not oluşturabilirsiniz.
 Peki LINE’da telefon numaranız ve ID’niz diğer kullanıcılar tarafından görüntülenmeden konuşabildiğinizi biliyor muydunuz?
 Kullanıcı ID’si: Kendinize özel bir LINE ID’si belirleyerek arkadaşlarınızın sizi kolayca eklemesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca samimi olmadığınız kişilere de bu LINE ID’sini vererek telefon numaranızı vermeden iletişim kurabilirsiniz.
 Not: LINE ID’si sadece size özel ve asla değiştirilemeyen bir kimlik numarası gibiyken, görünen adınızı istediğiniz zaman değiştirebilirsiniz ve aynı profil adını farklı kişiler kullanabilir.     
QR Kodu:Telefonunuzun menü tuşuna tıklayarak size özel oluşturulan QR kodunuzu mobil cihazınızın fotoğraf galerisine kaydedebilir,  e-posta ya da sosyal medya araçlarını kullanarak paylaşabilirsiniz.
LINE’da “Temalar” ayarlarının düzenlenmesi
Description: C:\Users\sbayram\Desktop\BOOGORSEL\LINE_Tema_Ayari.jpg
 “Temalar”a tıklayarak ücretli ya da ücretsiz temalardan size hitap eden eğlenceli bir tema seçerek, sohbetlerinizi daha keyifli hale getirebilirsiniz.
Satın aldığınız ya da size hediye edilen temalarla ilgili detaylı bilgilere “Satın Alma Geçmişi” ve “Hediye Kutusu”ndan ulaşabilirsiniz.
LINE’da “Bildirimler” ayarlarının düzenlenmesi
Description: C:\Users\sbayram\Desktop\BOOGORSEL\LINE_Bildirim_Ayarlari.jpg
Tüm bildirim ayarlarınızı tek tıkla buradan kolayca düzenleyebilirsiniz.Bildirimlerinizin sesini ve tonunu ayarlayabilir, 
beliren bildirimleri (Pop-up) kapatabilir ve sadece almak istediğiniz bildirimleri açık bırakabilirsiniz.





LINE’da  “Sohbet Odası” ayarlarının düzenlenmesi
Description: C:\Users\sbayram\Desktop\BOOGORSEL\LINE_Sohbet_Odasi_Ayarlari_Duvar_Kagidi_Ekleme.jpg
 Sohbet Duvar Kağıdı: Sohbetlerinizde sıradan bir duvar kağıdı yerine size özel, keyifli bir ekran görmek  istiyorsanız, bu menüyü kullanarak sohbet odalarının arka planını değiştirebiliyorsunuz.
LINE’ın sunduğu birçok renkli ve sevimli duvar kâğıdının yanı sıra, ister galerinizden sevgilinizle çekindiğiniz bir resmi, ister arkadaşlarınızla sevdiğiniz bir fotoğrafı duvar kağıdı olarak kullanabilirsiniz.
Duvar kağıdınızı sohbet ekranınızdan sadece o kişiye özel ayarlayabilir ya da buradan “Şimdiki temanın arka planını uygula” seçeneği ile bütün sohbet odalarına aynı duvar kağıdını uygulatabilirsiniz.
LINE sohbetlerinizi tamamen silmek için “Sohbet Geçmişini Sil” seçeneğini kullanabilir ya da sadece sohbetlerinizdeki dosyaları silmek için “Sohbet Odası Dosyalarını Sil” seçeneğini tercih edebilirsiniz.
“Fotoğraf kalitesi (gönderilen)” seçeneğinden gönderdiğiniz fotoğrafların sıkıştırılıp sıkıştırılmayacağını ayarlayabilirsiniz.
LINE’da “Gizlilik” ayarları
Description: C:\Users\sbayram\Desktop\BOOGORSEL\LINE_Gizlilik_Ayarlari_Sifre_Kilidi_Olusturma.jpg LINE uygulaması size platformun her alanına özel “gizlilik” seçenekleri sunuyor. Bu nedenle istemediğiniz herhangi bir mesaj almıyorsunuz ve istemediğiniz kişiler sizinle iletişim kuramıyor.
 Kullanıcı ID’si: Bu seçeneği kapatarak diğer LINE kullanıcılarının ID araması seçeneğiyle sizi bulmalarını engelleyebilirsiniz.
Şifre Kilidi: Bu seçenek ile sadece mesajlarınızı için değil tamamen LINE uygulamanızı şifreleyerek meraklı gözlerden uzak tutabilirsiniz. Şifrenizi unutursanız LINE’ı silip tekrar kurmanız gerekiyor. Tekrar kurduğunuzda ise LINE bilgilerinizi saklı tutmadığı için sohbet geçmişini göremiyorsunuz.
Ve son olarak; arkadaş olmadığınız kişilerin size mesaj atmasını istemiyorsanız “Mesajları Reddet” seçeneğini açmanız yeterli!

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku

1 Nisan 2014 Salı

Flaş Flaş Flaş! İnanamayacaksınız şok haber!

Az önce CNN'de flaş alt yazı olarak geçti, önce gözlerime inanamadım, sonra internetten de kontrol ettim. Duyduğum cidden doğruymuş.

Seçimler iptal olmuş! Hem de ilginç bir gerekçeyle..

Enerji bakanına “seçim gecesi elektrikler neden kesildi?” diye sorulmuş, o da “trafoya kedi kaçtığı için elektrikler kesildi” cevabını vermiş. Bunun üzerine ülkemize leke sürmeye çalışan o menfur, o dış mihrakların casusu kediyi aramak için özel timler harekete geçmiş. Yapılan aramalarda  bir kamyon dolusu kedinin ele geçirildiği söyleniyor. Kedileri sorguya almışlar, evet yanlış duymadınız, cidden sorguya almışlar. Tibet'ten gelen kedi dilleri uzmanı hepsinin teker teker ifadelerini alıyormuş.
1st of april


“Madem bir kedi yüzünden elektrikler kesilmiş ve seçimlere gölge düşmüş, bunu onuruma yediremem” diyen yüksek seçim kurulu başkanı istifa etmiş. Ardından i.m.gökçek de seçimlere şaibe karıştırılmasını onuruna yediremeyeceğini bildirmiş ve oylamanın yeniden yapılması gerektiğini, sayımların ise yabancı ve bağımsız gözlemciler eşliğinde olması gerektiğini ifade etmiş.

Şaka gibi geliyor size ama inanın gerçek bütün bunlar. Sözün kısası, 30 mart seçimleri iptal edilmiş ve önümüzdeki pazar günü oylama tekrarlanacakmış.

Hadi hayırlısı bakalım, seneye bugün yeni bir haberde beraber olmak dileğiyle...

keske saka olmasa:)





Devamını Oku

31 Mart 2014 Pazartesi

Oh be rahatladım!

Son dönemlerde biraz fazla kaptırmıştım kendimi politik sorunlara, aldım ağzımın payını pıstım oturuyorum gördüğünüz üzere. Boş yere gerdim kendimi def gibi, oysa bahar gelmişti, çiçekleri koklayıp doğa yürüyüşlerine çıksaydım ya!

Televizyonda boş boş politik tartışmalar dinleyip vakit geçirdim akşamları, dizi film izleyip kafamı boşaltsaydım ya, Kurt Seyit ve Şura'dan mı başlasam ne yapsam, çok geç kalmamışımdır umarım.. Mahallemizin bakkalı Ali Abi'yle boşu boşuna siyaset tartıştım belki gerçekleri görür diye. Ne gerek varmış, "hayırlı işler" deyip geçip gitseymişim keşke.. Bütün bunlarla zaman kaybederken zamanı ıskalamışım boşu boşuna..

Fazla zorlamamak gerekiyormuş oysa hayatı, bazen de akışına bırakmak lazımmış. Bugün zorlandığımız, yaşamak istemediğimiz durumlar; yaşamımızın bir sonraki mutluluk sahnesinin zeminini oluşturuyormuş; öyle olmasa da ben öyledir diye düşünmek istiyorum artık.

oportunist olmaliyim


Nereden çıktı şimdi bu hafif pesimistik ve de mistik düşünceler, Evdeyazar iyice kafayı kırdı demeyin. Bundan sonra böyleyim artık, yoruldum çünkü.. Öyle “bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganlarına prim verecek gücüm de yok açıkçası. Ömür dediğimiz şey, toplumsal dönüşümlerin gerçekleşme hızına kıyasla çok çabuk geçiyor, e ben de 0-5 yaş grubunda değilim ki, daha ne kadar sabredeyim? Herkes de tarihe adını yazdırmak zorunda değil, ben kenarda kalanlardan olmak istiyorum ayıp mı?

Kendimi bildim bileli haksızlıklara karşı çıktım, adaletin olmadığı ortamlarda bir şeyleri değiştiremiyorsam o ortamdan uzaklaştım, kavga dilini hep itici buldum. Beni, kişiliğimi, kararlarımı ezmeye çalışanlara hiçbir zaman prim vermedim. Aileyse aileyle mücadele ettim, işse patronlarla verdim savaşımı. Son zamanlarda kişiliğime en yoğun saldırılar, yaşadığım ülkenin resmi kurumları tarafından, iktidar tarafından  geliyordu, onlarlaydı kavgam..

Ne istiyordum biliyor musunuz, bir parça saygı ve biraz da huzur..

Ben bunları istedikçe daha çok saldırganlaştılar, ben bunları istedikçe daha çok aşağılamaya başladılar..

Buyurun, pes ediyorum artık. Kendinizle gurur duyabilirsiniz sayın otorite!

Bu saatten sonra sadece kendimi düşüneceğim, orada haksızlık varmış, şurada adaletsizlik varmış bana ne ya, dünyaya bir kere geliyorum ve yaşama zevkimi elimden almalarına asla izin vermeyeceğim. Bunu istiyorlardı zaten demeyin, nedeni neyse ne, son tahlilde gelinen nokta budur benim açımdan..

insan nedir?


Evet bu saatten sonra bencilin, oportunistin önde gidenlerine ses çıkarmadığım gibi “Amaca ulaşmak için her türlü araca başvurmanın uygun olduğunu düşünen” makyavelistleri gördüğümde “E bu da onların tercihi, helal olsun beceriyorlar” diyeceğim.

Madem düşünce boyutunda bile karşı çıkamıyorum bir şeylere, pısar otururum kardeşim ne olacak yani..

“He” der geçerim; gelen ağam, geçen paşam olur; herkese mavi boncuk dağıtırım, sen sağ ben selamet..

Yapmıyorlar mı, her devrin adamları yok mu, bir elleri yağda bir elleri balda değil mi? E ben yapmadım da ne oldu yani, başım göğe mi erdi!

Bir de işin diğer boyutu var. Bu kadar başarısızlık bana ağır geliyor arkadaş!

Son çalıştığım iş yerinin 3 kere batışına tanık oldum mesela, her seferinde “olsun, bir sonraki seferde düzeleceğiz, azıcık sabır, iyi günlerinde yanındaydım, şimdi işten ayrılırsam ayıp olur” dedim. Dedim dedim de ne oldu, mesleğimden soğudum! Oysa oportunist desinler ne olacak deyip, fırsatları değerlendirseydim hayatım daha kolay olurdu belki..

Hadi bu sefer değişecek bir şeyler umuduyla son on yıldır düzenli oy veriyorum, her seferinde hezimet her seferinde “yan yattı çamura battı” hikayeleri, şiştim yahu! Bu saatten sonra dünyanın en iyi partisini kurduk diye gelseler bile oy moy vermeyeceğim.

Hayal kurmazsam hayal kırıklığına da uğramam, bu kadar basit aslında..

Ülke gerçekliği belli, yazılan senaryo belli, karakterler ortada.. Bu tabloda sürreal kalıyorsam niye mücadele edeyim ki artık, başaran varsa buyursun sahne burada, bana ne yahu, bana ne!!

Aslında değer yargısı falan olmayacak, hang parti kazanıyorsa ona destek olacaksın, ne başarısızlık psikozuna girersin, ne de işsiz kalırsın.. E yapmıyorlar mı koca koca patronlar, ben yapsam ne olacak ki bu saatten sonra.. Haklının değil de başarılının yanında olmak, mutluluk hormonlarını harekete geçiren, süper motive edici bir unsur. İnsan ben mazoşist miyim diyor  öbür türlü, bir yere kadar dayanma gücünün sınırı!

Demem o ki benden bu kadar arkadaş.. 
Bu saatten sonra keyfime bakarım, koltuk kavgası yüzünden dökülen kanları da duymazdan, görmezden gelirim. Altta kalanın canı çıksın, azıcık aşım ağrısız başım..

Oh be rahatladım biraz..



Devamını Oku

28 Mart 2014 Cuma

30 mart seçim günü ne yapacağım?

“Ne yaparsan yap, bize ne?” diyebilirsiniz. Ama ben yine de anlatmak istiyorum.
Sabah erkenden kalkacağım her zaman olduğu gibi, muhtemelen kalkar kalkmaz gözlerimi ovuşturarak sosyal ağlara şöyle bir göz atacağım. Sosyal ağ kalmışsa tabii ki o güne kadar!

internet ozgur kalsin
Bendeki de ne şans ama, tam da “Şu sosyal medya işlerinde epey aşama kaydettim, bloğumun Facebook hesabı, Twitter hesabı, Google Plus hesabı bir yerlere geldi, bir de Instagrama eğilsem iyi olacak” diye düşünürken Twitter gitti, Facebook sallantıda, Google Plus da sıradadır kesin...
Ya bir de sosyal medya uzmanı olarak geçimimi sağlasaydım ne yapardım? Sahi son zamanlarda sayısı giderek çoğalan sosyal medya uzmanı arkadaşlar nasıl da strestedirler şimdi? Umarım olmaz ama bir sabah yöneticilerinden “sosyal medya sektörü devlet tarafından yok edildiği için sizi işten çıkarıyoruz” talimatı alıp işsiz kalabilirler. Olur mu böyle bir şey, belki bir ay öncesinde "yok artık, daha neler!" derdim  ama artık “olur, her şey olabilir” diye düşünüyorum.
Tam da mesleğimi unutup “gelecek internette” diyerek son bir buçuk yıldır kendimi sanal ortamlarda geliştirmiştim, tam da yeni projeler için anlaşmalar yapmak üzereydim. Ne yapsam, tekstil mühendisi özgeçmişimi güncelleyip iş başvuruları mı yapsam yeniden?

Amma da karamsarsın iç ses, bir sus da anlatmaya devam edeyim 30 martta ne yapacağımı!

Sahi ne diyordum, evet, o gün eğer kalmışsa sosyal ağlara bakıp, kapatılmamışlarsa internet gazetelerinden her gün okuduğum köşe yazarlarına  bir göz atıp bir iki lokma bir şey atıştırdıktan sonra oy vermek için evden çıkarım herhalde..

Bak şimdi yine içime kurt düştü. Ya birisi devletin bekasına yönelik iç ve dış mihrak odaklı bir yazıyı bloğunda yayınlarsa ve kırmızı güvenlik seviyesi nedeniyle Blogger'a da giriş engellenirse ne yaparım? Onca yazı yazdım, blog benim hayatım oldu, sanal dünyada takipçilerim oldu, takip ettiklerim oldu, ya bir daha görüşemezsek, eyvah eyvah yazılarımın yedeği de yok, Bloghocam'a acilen başvurmam lazım!

Sus be iç ses! (Yemek programlarındaki dış ses hiç olmazsa espri yapmaya çalışıyor, sen nasıl bir iç sessin böyle felaket tellalı gibi)

freedom


Son günlerde internetim niye yavaşladı, ne oluyor böyle diye Google'da gezinirken bir yazı ile karşılaştım. Güvenlik gerekçesiyle -tape denilen videolar izlenemesin için- internetin bant genişliği bayağı bir daraltılmış. Bir tek benim değil, herkesin interneti yavaşmış bu aralar. Yani şimdi bu internet bilinçli olarak yavaşlatılabiliyorsa pat diye neye kapatılmasın ki?

Ya uyandığımda interneti yerinde bulamazsam?

Canım ne olacak, dünyanın sonu değil ya, eskiden internet mi vardı diyebilirsiniz. Ben diyemiyorum ama, çünkü artık internet var. Revolution dizisinde nasıl aniden elektrik kesiliyor ve dünya kaosa sürükleniyorsa benzer bir şey olmaz mı? Düşünsenize artık hayatımızı internet olmadan zor idame ettiriyoruz. O kadar adapte olduk ki, sanal banka hesaplarımız var, e-devlet işlerimiz var, faturalar internete geliyor, müşterilere faks çekme dönemi bitti, internette çalışıyor, internette eğleniyor, internetten iletişim kuruyoruz. İşin ekonomik yanını düşünmek bile istemiyorum; dev e-ticaret şirketleri ve oralardan ekmek parası kazanan milyonlarca çalışan?

Yeter iç ses yahu, 30 mart sabahı ne yapacağımı ağız tadıyla bir anlattırmadın bana! Ne diyordum, kahvaltımı yaparım 30 mart sabahı, oy vermeye gitmeden önce belki televizyon açarım bir süre.

Ya televizyonu açtığımda 12 Eylül dönemindeki gibi tek tip yayınla karşılaşırsam? Hadi canım olmaz deme, niye olmasın ki! Söz konusu olan devletin güvenliği ve bekası ise zararlı yayınlardan beni korumak ister tabii ki RTÜK, zaten korumuyor mu, zaten süzgeçten geçirmiyor mu yayınları, biraz daha sıkı çalışacak hepsi bu.. Olur mu olur..


election

Tamam iç ses, anlaşıldı sen bana 30 Mart'ta ne yapacağımı anlattırmayacaksın ağız tadıyla.. O zaman kısa kesiyorum, gidip vicdanımın sesini dinleyerek oy verme işlemini yapacağım,  yani çok ama çok önemli  olan vatandaşlık görevimi yerine getireceğim.
 Karar verirken gelecek nesillere olan sorumluluk bilincim bana kılavuz olacak.

Peki ya sizler, sizler ne yapacaksınız 30 martta?


Devamını Oku

26 Mart 2014 Çarşamba

Evdeyazar mimlendi, ortaya karışık röportaj çıktı..

Gündem malum, benim de nedense elim gitmiyordu yazmaya birkaç gündür. Geçen hafta sevgili eqzdemirblog mimlemişti, kenarda bekletiyordum soruları. Sevgili Belgin-ce mimlemişti aynı günler, O'na da “bir ortalık durulsun, motive olunca yanıtlarım” demiştim. Bugün de sevgili Şimdiduydum mimleyince artık kolları sıvayayım, biraz da keyifli bir yazı çıksın ortaya dedim. Kendilerine beni akıllarına getirip mimledikleri için çok teşekkür ediyorum, bütün soruları birleştirip tek yazıda toparladım, sanki kendimle röportaj yapmışım gibi oldu. Aslında kendimden söz etmeyi pek de sevmem, laf aramızda azıcık kaçamak yanıtlar verdim bazı sorulara. Sonuçta ben eğlendim, bakalım siz de sevecek misiniz, keyifli okumalar efenim..
mimlendim

1- Neden blog adın?
İşten ayrıldıktan sonra evde makale yazıp para kazanmaya başlamıştım. "Ev yazarı oldum, ev yazarı oldum" diye seviniyordum kendi kendime. Sonra birden şimşek çaktı, niye blog açmıyorum ki, adı da “ev yazarı” olur dedim. Sonra da içinde Türkçe karakter olmasın, kolay yazılsın diye düşündüm. Öyle böyle derken oldu sonunda Evdeyazar.. “Madem gazetede köşem yok, ben de evde yazarım o zaman!” hayaliyle çıktı anlayacağınız bu isim..

2- Hayat felsefeni belirleyen söz nedir?
“Hayallerinin peşinden koş, bir gün mutlaka gerçekleşirler..”
Buna yürekten inanıyorum, çünkü  o kadar çok hayalim gerçekleşti ki, anlatsam roman olur!

3- Kendinle ilgili 3 doğru 1 yanlış şey nedir?
Yani şimdi ne desem bilemedim. İnce ince düşünürüm mesela, satır aralarına takıldığım çok olur. Bu doğru mudur, yanlış mıdır? Ya da çok arkadaşım yoktur, doğru mudur yanlış mıdır? Kendimden söz etmeyi pek sevmem, doğru mudur, yanlış mıdır? Bir şeyi ya da bir insanı ya severim ya sevmem, ortası yoktur; bu doğru mudur, yanlış mıdır?  Buradan doğru nedir, yanlış nedir konularına gireriz, bu yazı da sabaha kadar bitmez. Hele ki kendi doğrularımız başkalarının yanlışlarıyla kesişirse vay halimize..

4- İlk anılarınız nelerdir, hangi yaşa kadar inebiliyorsunuz?
Anlatıldığı için mi anımsıyorum, anımsadığım için mi anlatıldı bilemem ama sanırım dört beş yaş civarıydı. Bana üzerinde mevsimlerin de olduğu, dönmeli, kalın, renkli kartondan oyuncak gibi bir çarpım tablosu hediye edilmişti, nasıl da mutlu olmuştum.

5-En sevdiğin şarkı?
İyi müzikleri severim, sevdiğim şarkı da çok elbette. Birkaç kez canlı dinleme şansını da
 elde ettiğim sevgili Gülcan Altan mesela, dinleyin bakalım bu müthiş sesten Hasta Siempre'yi, sevecek misiniz?


6-En sevdiğin roman?
Jose Saramago- Körlük diyorum, yazarın anısına saygıyla eğiliyorum..

7-En sevdiğin çizgi film karakteri?
Daha önce buradaki yazımda da bahsetmiştim, Heidi'yi tek geçerim..



heidi


8-Çocukluğunda en sevdiğin oyuncağın?
Memur babanın dört çocuğunun sonuncusu olunca “en sevdiğin oyuncak?” sorusu biraz abes kaçıyor.. Bizde aynı okul çantaları gibi oyuncaklar da abladan kardeşe miras kalırdı, dolayısıyla seçme şansı yoktu. Ben de en çok evimizin bahçesinde çamurla, yapraklarla oynardım. Aslında ne kadar şanslıymışım..

9-Şimdiye kadar aldığın en sevdiğin hediye?
Bu sorunun yanıtını düşünürken bir kez daha fark ediyorum ki ben cidden hassas biriyim. Beni düşünüp de içtenlikle alındığını hissettiğim bütün hediyeleri sevmişimdir. İçtenliksiz olanı anlar mıyım? Anlarım elbette. Zevkinize göre olmayan; sıradan, görev geçiştirir gibi hediye almadınız mı hiç? İş yerinde yapılan zoraki yılbaşı çekilişleri mesela, ne saçma hediyeler gelirdi.. Ne zordur beğenmediğin hediyeyi gülümseyerek kabul etmek..

10-En sevdiğin yemek?
Yemek konusunda gelenekselin dışına çıkmayı pek sevmem. Değişik tatları denemem için görünüşleri ve kokularının beni ikna etmesi gerekir. Mesela antenli şeyleri tatmadım ve tatmayı da düşünmüyorum. Ege zeytinyağlıları ise favorilerim..

11-En sevdiğin hayvan?
Ya şimdi bana kızacaksınız çoğunuz ama bence hayvanlar uzaktan güzeller. Yani ben onlara yaklaşamam. En son bir evde başıma konan muhabbet kuşu yüzünden çığlık çığlığa kendimden geçmiştim. Bu durumda en sevdiğim hayvanlar, benden uzak olanlar, mesela belgesellerdekiler..

12-Odanda sana ait olan en sevdiğin nesne?
Odamın tamamını seviyorum, ayrım yapıp üzmeyeyim kendisini..

13- Ailen dışında onsuz yapamam dediğin en sevdiğin kişi?
Bu sorunun yanıtı zaten kendi içinde var, evet o kişi en sevdiğim kişi ☺


Terledim resmen, o halde âdet yerini bulsun için ben de topu sizlere atıyorum:
bahçeperim
kalemimdenyazılar ,
kayıpruh 
erayazıfikir,
omactivities


 Sevgiyle kalın.. 










Devamını Oku

25 Mart 2014 Salı

1 Dakikada Teklif, 3 Dakikada Poliçe!

Hızın her geçen gün daha da çok önem kazandığı günümüzde, sigorta sektörünün teknolojiyi yakından takip ettiğini görmek güzel. Ben de blogumda böyle firmaları yakından takip ediyorum.
Generali Sigorta, hızlı ve teknolojik hizmet konusunda öncülük yapmış diyebiliriz. Artık her an, her yerden Generali’nin 0850 555 55 55 numaralı telefonundan veya generali.com.tr web sitesinden ve acentelerdan kolayca ulaşarak 1 dakikada teklif alıp, 3 dakikada poliçe satın alabilecekmişiz. Üstelik Zorunlu Trafik Sigortası ve kasko poliçeleri hizmetlerinde %70’e varan indirimler var. Teklifler kişiye ve arabaya özel yapılıyormuş ve indirimler kişiden kişiye farklılık gösteriyormuş. Mesela online sigorta teklifi alırken yaşımız, arabamızın yakıt türü gibi etmenler de çok önemliymiş.



Generali Sigorta müşterisi olmasanız dahi bir kez teklif alan herkese, kişisel sigorta danışmanı da atanıyormuş. Böylece bilgi alan kişi her aradığında, karşısında aynı danışmanı buluyor ve sorunlarını her defasında baştan anlatmak zorunda kalmıyor. Bence mükemmel bir hizmet.
Bu arada Generali Sigorta 1831 yılında İtalya’da kurulmuş, 60’ı aşkın ülkede 80,000’i aşkın çalışanı ve tüm dünyada 65 milyondan fazla müşterisi varmış. 150 yılı aşkın süredir ise ülkemizde faaliyet gösteriyormuş. Son günlerde ise kolay sigorta teklifi almanın yanı sıra, indirimli trafik sigortası ve indirimli kasko hizmetleri ile adından çok söz ettiriyor.


Yakın zamanda Zorunlu Trafik Sigortası veya kasko yaptıracaklar 31 Mart’a kadar mutlaka teklif alsın derim. Anında sigorta teklifi, sadece 1 dakika sürüyor:)
1 Dakikada Teklif Almak için Tıklayın
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku

21 Mart 2014 Cuma

Tişikkirler sayın mahkeme; iyi ki Twitter'ı yasakladınız!

Ülkemizde olup biten kötü olaylar her ne kadar canımızı yaksa da, arada iyi sonuçlara da vesile olmuyor değil, haklarını yememek lazım!

Misal, bölündük parçalandık; yardımseverlik, dayanışma, kardeşlik gibi duygularımız yok oldu diye hayıflanırken birdenbire kenetlenmiş bulduk kendimizi milletçe!
Dün Twitter'a erişim yasağı konuldu, bunun üzerine teknik bilgisi olanlar seferberlik ilan ettiler. “Şöyle yapın, böyle yapın” diye herkes bilgisini ortaya döktü, paylaştı ve teknolojiyle hiç ilgisi olmayanlar  bile bu yardımlaşma sayesinde Twitter'a yeniden girmeyi başardılar.

Hani her şey satılıktı?

Demek ki değilmiş, demek ki bilgi de paylaşılırmış içtenlikle ve karşılık beklemeksizin.
Twitter'a erişim yasağı koymasalardı, DNS ayarı, Hotspot Shield, Onavo Protect gibi daha önce hiç duymadığımız sözcüklerin ne demek olduğunu nasıl öğrenecektik?
“Tişikkirler sayın mahkeme” diyesi geliyor insanın neredeyse..

twitter yasak


Sabahları erken saatlerdeki haber programlarını izlerim kahvaltı yaparken. Bugün sabah programları da sanki daha bir güzeldi. Korku duvarları aşılmış, sanki sözleşmiş gibi birçok kanal, "Twitter yasağını nasıl deleriz" konusunda bize yardımda bulunuyordu. Hem şaşırdım, hem de çok hoşlandım bu durumdan. Milletçe gözümüze sallanan parmakla “ hıı, öyle yaparsan görürsün, sus bakıyim” korkutmalarından bıkmıştık, rahatça karşı durasımız vardı bir şeylere, yoksa patlayacaktık. Bir tweet okudu mesela Kanal D'nin başarılı sabah habercisi İrfan Değirmenci, duygularıma tercüman olan bir tweet, yanılmıyorsam şöyle diyordu:

-Düğün dağılmış da biz bize kalmış gibiyiz!

Benim sabah yaşadığım duygu tam da böyleydi; biz bizeydik gerçi ama bayağı da yorgunduk. En sevdiğimiz kuzenimiz evlenip gitmiş gibi hüzünlüydük ama biz bize rahatça dedikodu yapabiliyorduk.. Kayınvalidenin DNS ayarları, görümcenin mobil ayarlamaları her şey ortadaydı sabah haberlerinde. Gerçi düğünün bitmesi aynı zamanda acı gerçeklere dönmek de demekti ama olsun, güzeldi o “bir olma” duygusu.. “Penguen” diye geçtiğimiz haziran ayında protesto ettiğimiz kanalın suratsız sabah sunucuları bile bugün sevimli geldiler gözüme.

Bir de sosyal medyanın nasıl bağımlılık yarattığına şahit olduk. Düşünsenize, yasağı çıkaran partinin kıdemli belediye başkanı tweet'siz yapamadı ve gecenin üçünde yasakları delerek “gülücük” attı Twitter'da! En "traji mi- komik mi" olduğunu bilemediğim durum ise internet yasakları yasasını bizzat onaylayan cumbaba bile dayanamayıp “umarım bu uygulama uzun sürmez” diye tweet atarak yasakları delmiş oldu.

Ne oldu, sonuç ne şimdi derseniz söyleyeyim. Nev-i şahsına münhasır bir ülke olduğumuz bir kez daha tescillendi ve dünyaya yine rezil olduk.

Ama olsun, iyi ki Twitter yasaklandı diyorum yine ben. Niye mi, içimizdeki birlik-beraberlik duygusunu yitirmediğimizi öğrenmiş olduk. Saldırıya karşı kara-kaş, kara-göz ayrımı yapmadan  birbirimizi kolladığımızı görmek benim için çok özel bir duygu haliydi. Dedim ya , tekrar yineleyeyim: “tişikkirler mahkeme!”

Yarına ne olacağı belli değil, belki yine kendime hakim olamayıp güncel bir şeyler karalarım..

Sevgiyle ve her ne olursa olsun gülümseyerek yaşayalım diyorum..







Devamını Oku

19 Mart 2014 Çarşamba

19 mart sayıklamaları!!

19 mart

Anlatıyorum bakın; 19 mart bugün, hava güzel mi güzel.
“Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” şarkısını söylemek istiyorum.
Bahar bir adım geliyor, iki adım kaçıyor.
Ne yapsam, nasıl etsem?
Açayım diyorum meclis tv'yi, usul tartışması fasa da fiso!
Fasulyeden teyyare, selam söyle o yare.
Fasulye yeşil mi kuru mu bilmiyorum..
Belki çalı, belki yeşil, belki de şeker ayşe!
Zavallı fasulye, ne bilsin ona ne anlamlar yüklediğimi!
Fasulyeyi ararken,
“Ben giderim Mersin'e, herkes gider tersine” diyesim geliyor, klişe deyip vaz geçiyorum.
“Nesine yar nesine, ölürüm ben sesine, bir daha vursa idi nefesim nefesine”
Diyor usta, beynimde
Bu kirli, bu yoz, bu şekilsiz ortam türkünün saflığında bile eriyip gidemiyor!
Huy kurusu, tahta kurusu, vişne kurusu...

“Saçmalıyor!” diyorsunuz, “ne diyor böyle?” diye kızıyorsunuz.
****
Bugün 19 mart!
Tarihe not düşüyorum...






Devamını Oku