O adamı hiç gülerken görmemiştim. Hep asık suratlı, hep içine içine konuşan, renksiz ve ruhsuz biriydi gözümde. Ama dün öyle içten gülümsüyordu ki, şaşırmadım desem yalan olur.
Adeta omzunda yirmi kiloluk bir yük varmış da birileri el atıp o yükü sırtından alıvermiş gibiydi dün. Nasıl rahatlamıştı, nasıl sırıtıyordu...
Sanki şey gibi...
Hani konusunu hiç bilmeden bir filme girersin; bir de bakarsın ki o film klostrofobik bir korku filmiymiş! Çıksan çıkamazsın, diken üstünde oturursun. Işıklar yanıp da film bittiğinde bir “ohh” çekersin!
“Bütün bu yaşadığım gerilim sadece filmdi, bitti gitti!” dersin ya...
İşte dün, adamın yüzünde böyle bir ifade gördüm ben.
Sanki içinde bulunduğu zoraki durumdan kurtulmuş, ferahlamış gibiydi.
Bana sorarsanız, bütün o hayranlık dolu cümleleri de içinden geldiği için söylemişti. Zira eline istemediği bir metin tutuşturulup da okuyan insanın sesine öyle bir coşku vermesi kolay değil. Hele gözlerine o gülümsemenin yerleşmesi...
Elbette insanın yüzüne bakarak niyet okumak doğru olmaz. O yüzden ben de sadece bir “seyirci” olarak gördüğümü ve hissettiğimi söylüyorum.
Ne yalan söyleyeyim; adamın duruşu ve konuşması bana çok içten geldi. Çok rahatlamış, kuş kadar hafiflemiş gördüm kendisini.
![]() |
| Görsel için yapay zekadan destek aldım. |
Helal olsun diyorum, aklıma başka da söyleyecek bir şey gelmiyor.
Çünkü büyük bir soğukkanlılıkla yönetti süreci. Hani geçen seçimde bir politikacı “plana sadık kal” demişti ya, o hesap.
Benim şimdiye kadar iddiasız, gölgede bir figür gibi gördüğüm o adam; tecrübeli bir poker oyuncusu gibi, elindeki kartları fazla belli etmeden, herkesin gözü önünde adımlarını attı.
Sonra da öyle bir hamle yaptı ki, herkes kendi gördüğünü yorumlamaya başladı.
Bana göre, hiç yara bere almadan bambaşka bir yüzünü göstermeyi başardı.
Arada geçen zamanı, hazırlanma sürecini, neler düşündüğünü, hangi motivasyonlarla hareket ettiğini yazsa keşke! Hikâyesini gerçekten merak ediyorum.
Haa, kendisini onaylayanlar şu anda bayram havası yaşıyor. Kendisine karşı çıkanlar ise üst perdeden “şöyle böyle” diyerek konuşup tırnaklarını yiyor.
Bense artık nötr bakmaya çalışıyorum böyle olaylara.
Yani nasıl desem...
Hikâye okur gibi, film izler gibi dışarıdan.
Çünkü insan bir şeyleri fazlasıyla içselleştirince, olan bitenin ağırlığını da kendi üzerine alıyor. Sonra karamsarlık, mutsuzluk, öfke...
Benim kendi kendime uyguladığım “depolitizasyon” süreci de çoktan başladı.
Benim gibi pek çok insan olduğunu biliyorum.
Yaklaşık bir buçuk sene önce haber izlemeyi bıraktım. Sonra YouTube'dan izledim gündemi. Şimdilerde ise Twitter'da, pardon X'te, sadece başlıklara bakıyorum.
O kadar.
Neyse işte...
Diğer pek çok önemli konuda olduğu gibi bu konu da saman alevi gibi birkaç güne sönümlenir. Açıkçası merak da etmiyorum.
Ben artık çemberin dışında kalmayı tercih ediyorum.
Murathan Mungan'ın o meşhur cümlesindeki gibi:
“Ya dışındasındır çemberin / Ya da içinde yer alacaksın...”
Ben dışarıda kalmayı tercih ediyorum.
Çünkü dışarıda da akıp giden bir hayat var.
Çiçekler var.
Böcekler var.
Lezzetler var.
Hatta şimdiye kadar pek haşır neşir olmadığım kediler bile var.
Belki bundan sonra biraz da onlardan söz ederim.
Çünkü bazen insan, farkında olmadan girdiği bir filmi beğenmediyse, ışıkların yanmasını beklemek zorunda değil.
Çıkabilir.
Kapıyı açabilir.
Temiz havaya çıkabilir.
Ve hayatın devam ettiğini hatırlayabilir.

