Beni bilirsiniz, zaten hepi topu iki üç tane olan gezi anılarımda gittiğim yerle ilgili detaylara üçüncü dördüncü yazıda ancak sıra gelebiliyor. Elime kağıdı kalemi alınca çenem düşüyor, oysa normal hayatımda hiç de çok konuşan biri değilimdir. Kağıt kalem demişken, evet mecaz değil. Seyahate çıkarken çantaya ilk koyduğum şey defter ve kalem oluyor.
Kaldığım yerden devam ediyorum…
Dün tarihi yazmayı unutmuşum, hemen ekleyeyim; takvimler 6 Mart 2026, günlerden cuma. Ve hâlâ havaalanındayız. Serinin birinci bölümünde uzun uzun anlattığım lounge keyfinden sonra artık vakit geliyor. Saat öğlen on iki buçuk gibi kapıya gidiyoruz. Lounge 203 kapısının yanındaydı, bizim uçak da 205 B’den kalkacak. Nazar değmesin şahane şansımız devam ediyor; lounge’dan çıkıp kapıya gitmek neredeyse 5 dakika…
İnsanlar kuyruğa girmiş. Normalde
12:30’da uçağa almaları gerekiyordu, 15 dakikalık gecikmeyle alıyorlar. Bu kadar
gecikme kadı kızında da olur. Körükten geçiyoruz, en sevdiğim… Otobüs yerine
körükten geçmeyi yeğliyorum tabii ki. Aklıma yıllar yıllar önce Adana’ya uçakla
ilk gidişim geliyor. Uçak binek araba gibi havalimanın kapısına kadar yerde “yürüyerek”
gelmişti de gülmüştüm. Aslında ne büyük konformuş! Küçük ve minimal olmak demek
minimal stres demek, huzur demek…
Zihnimden bunlar geçerken uçağa
biniyoruz. Yerimiz ortalarda. Çoğu koltuk da boş. Oysa bu kampanyalı uçuşlar
genelde boş olmaz. Belki İran’daki saçma savaş nedeniyle aktarmalı yolcular
biletlerini iptal etmiştir. Ya da insanlar kaygılanıp gezilerini bile iptal
etmiş olabilir; bilet nasılsa ucuzdu, gözden çıkarmışlardır.
Uçuş 1 saat 45 dakika sürecek.
Yani 13:05’de kalksa, 14:40 gibi ineceğiz. Batum bizden 1 saat ileride olduğu
için yerel saatle 15:40 gibi Batum’da olacağız. Ama uçak yarım saat geç kalkıyor.
Fakat bilin bakalım ne oluyor? Şahane pilotumuz 1 saat 45 dakika yerine 1 saat
15 dakikada uçuruyor bizi ve tam vaktinde iniyoruz. Her şey şahane…
Artık Herkes Hostes Olabilir!
Baştan söyleyeyim; kimse bana ayrımcı,
şekilci falan demesin ama bir şeyi de belirtmezsem içimde kalır! Neticede
gözlem bu. Yani gördüğümü aynen aktarıyorum buraya. Evet söylüyorum:
Bence artık
hostes olmak için eskiden gerekli olan fizikî şartlar artık uygulanmıyor!
Oh be, söyledim rahatladım...
Yine hangi detayı uzatacağımı
merak edenler için anlatayım efendim…
Üç hostes var uçakta, bir de kabin
amiri beyefendi. Birinci hostes, esmer, dudakları silikonlu, iri yapılı. Hani
derler ya “kemikleri iri” diye, öyle biri. İkinci hostes çakma sarışın, boyu
taş çatlasa 165 olabilir belki de daha kısa. Dudakları öyle böyle silikon değil,
sanırsınız silikon vadisi…Kirpikler deseniz abartmıyorum çizgi film
karakterleri gibi kaşa değiyor. Yanakları hiç sormayın gergin birer elma...
Yani benzetmek gibi olmasın demek isterdim ama benzetmekten de kendimi alamıyorum
maalesef. Hani vardı ya bir ara ismi
lazım değil birinin “kedicikleri”… Bu hostes hanım abla bildiğiniz onlardan. Dudağının öne doğru yaptığı çıkıntıyı alttan bir ölçsek en az iki santim gelir o çıkıntı!
Yahu aslında yüz hatları da güzel olan biri bunu kendine niye yapar hiç
anlamam!
Gelelim üçüncü hostese… Bildiğin
42 beden! Bayağı yani, kemikleri kalın olanlardan değil, dümdüz 42 beden.
Bunları niye anlatıyorum? Çok değil
biraz eskiden hostes deyince insanların aklına çıtı pıtı mankenler gelirdi
hatırlamıyor musunuz? Bence artık standartlar değişmiş. Haa, bu tabii ki iyi
bir şey. Fırsat eşitliği neticede.
Demek ki bu saatten sonra herkes
hostes olabilir!
Bu üç hostes hanımın ortak
özelliği ne peki? Suratsız olmaları… Bu yazıyı temize çekerken aradan on yedi
gün geçmiş olmasına rağmen sarışın ablanın kibirli ve suratsız hali gözümün önüne
hâlâ gelebiliyorsa, siz düşünün artık bıraktıkları etkiyi.
Başta da dedim ya normalde hosteslerin
güzelliği beni niye ilgilendirsin? Ama işte polis bakışlı olunca arkadaşlar,
ister istemez insan da böyle detayları görebiliyor. Ne demiş atalarımız? Söyleyene
değil, söyletene bakacaksın…
Host Beyefendinin Halleri
Hostesler böyle de host beyefendi
nasıl derseniz, kendisi muhtemelen kabin amiri ve yaptığı işten bıkmış gibi. İki kulağının yanlarını tıraş etmiş, tepedeki
saçları simsiyah. Belli ki dip boya zamanı da gelmiş. Görüntüsüne bakılırsa
emekliliğine az kalmış olabilir. Host ve hosteslerden nazik olmalarını bekliyoruz
ya, bu beyefendi de tam tersi.
Uçak kalktığında efsane olan “kaptan
pilotunuz…” diye başlayan konuşmayı dinleyerek gülümseriz ya hani, ritüeldir
neticede. Uçakta da böyle bir konuşma var ama biraz itici gibi, şaşırıyorum. Bir
de bakıyorum ki bizim kabin amiri olduğunu tahmin ettiğimiz beyefendi almış
eline telefonu, perdenin önünde konuşuyor. Bak işte şimdi yazarken anımsıyorum;
“Bayanlar baylar ve sevgili çocuklar…” diye hitap etmiyor kaptanlar gibi. Bir
gergin, ne bileyim bir bıkkın…
23 Nisan’da çocukları bakan
yaparlar ya, öyle gibi. Bu arkadaşa da “zaten emekliliğine az kalmış, bari
mikrofonu verelim de kaptan gibi konuşsun” demişler diye düşünüyorum. Ama
olmamış host bey, kaptan karizması dediğin öyle sinirli bakarak olunmuyor. Yılların
tecrübesi size yaramamış olabilir mi?
Yolcular Yiyor İçiyor, Uçuş Keyifli…
İlk defa uçak içinde bu kadar yiyecek
içecek satıldığına şahit oluyorum. Hele önlerde birileri var, sürekli şarap
istiyorlar. Küçük şişelerin biri gidiyor biri geliyor. Eee gerçi uçaktan önce
yedik içtik ihtiyacımız yok ama bu sınırsız lounge hizmeti uçakta da geçerli
olsa ya… Şaka bir yana da herkese standart sunulmayan özellikle kokan şeyleri
yiyemem öyle yandakine göstere göstere. Utanırım ben! Kapalı ortam neticede;
arkadan birileri köfte yiyor mesela kokuyor azıcık ortalık. Evet bu kadar
ayrıcalık da olmaz böyle göstere göstere… Uçakta ne bileyim öndeki perdeden
sonra bir perdeli bölme daha olsun, altı koltuklu mesela. Herkes gitsin sırayla
orada yesin kokan yemeğini… Nasıl çözüm ama, antikapitalist ruhum nasıl da
yaratıcı…
Sürekli şarap içmeye devam ediyor
önlerdeki tipler. E Batum’a giden insanların çoğu kumara gidiyor zaten. Yiyip
içmenin hesabını yapacak halleri yok ya!
İlk Defa Uçak Lavabosunu Ziyaret Ediyorum
Pilot gerçekten harika. Ne
yükseldiğini ne de alçaldığını asla anlamıyoruz. Geçen sene Dalaman’a giderken
aniden hava boşluğuna inince kulak zarımdan gelen yırtılmaya benzer ses hâlâ
aklımdayken hem de… Uçağın içi madem bu kadar “bar” havasında, çok merak ettiğim
lavabo ve tuvaleti ziyaret edeyim diyorum. Ferhan Şensoy’un on küsur saatlik
Küba yolculuğunu da anlattığı Hacı Komünist kitabındaki uçak tuvaleti macerası aklımda
yer etmiş. Üstat öyle bir sigara tiryakisi ki, o tuvalette havanın nasıl sigara
dumanını çektiğini ve artık abartıp elinde şarapla tuvalete gittiğini falan
anlatır bu kitabın başlarında o nefis üslubuyla.
Ön tarafa ilerliyorum. Kore saçlı
host beyimiz “içerisi dolu” diyor otoriter tonda, öndeki perdenin tam arkasındaki
geniş boş koltuğa oturup yayılarak bekliyorum. Biri çıkıyor nihayet. Çakma
sarışın kedicik hanım abla ben girmeden kontrol ediyor peçeteleri falan. Küçük
ama ergonomik tasarlanmış bir yer. Hava ile emiş gücü olan sifonu da böylece
denemiş oluyorum. Elimi yüzümü yıkayıp çıkacağım zaten, benimkisi ihtiyaç değil
sadece merak…
Tabii ki o anda aklıma bin bir
türlü muziplik de gelmiyor desem yalan olur. Mesela uçaklar bu wc’nin altını
açsa, ve tüm atıklar uçaktan atılsa ne olurdu? Dışarısı -50 derece olduğu için anında donan afedersiniz
çiş kristalleri yeryüzüne nasıl inerdi? Turist kafası böyle bir şey işte… Gülüyorum.
O kadar ihtiyacım varmış ki böyle gezmeye…
Bu kadar uçak muhabbetinden sonra
inelim artık Batum’a değil mi ama...
O da yarına kalsın…
Kafanızı şişirmediysem beklerim
efenim…
Bütün Batum notları burada.
Bunları okumak keyifliymiş derseniz de diğer gezilerim ise bu etikette: gezi yazısı
not: Görselleri tasarlayan Gemini Nano Banana'ya teşekkürler...






