26 Mart 2026 Perşembe

Batum Gezi Yazısı #4- Batum’da İkinci Gün, Sokaklar, Parklar, Detaylar

Bugün günlerden 7 Mart Cuma, takvimlere göre Batum’da ikinci, ama bana kalırsa birinci günüm. Erkenden kalkıyorum, mutfak sıcacık. Ev sahibimiz dolapta tertemiz şık bir kavonozda kahve bırakmış. Bildiğiniz Türk kahvesi, bakır cezve de var. Mis gibi kahvemi yapıp mutfakta yazmaya başlıyorum. Gezilerde bunu hep yapıyorum ve çok da hoşuma gidiyor. Sabah kahve eşliğinde bir gün öncesini kağıda dökmek, benim gezi ritüelim, ayrı bir keyif...

Yağmur bazen hızlanıyor, bazen yavaşlıyor. Bir bulut geliyor, döküyor içini; sonra bir başka bulut geliyor. Yağmurlu havaları severim ama sürekli böyle bir iklimde yaşamak da zor olabilir. İngilizler boşuna yerleşmiyor Fethiye’ye…

Buranın yaygın yerel market zinciri olan Spar’dan yaptığımız alışverişle kahvaltımızı yapıyoruz. Yoğurt, yumurta ve bal çok güzel. Küçük bir kavanozla evden getirdiğimiz zeytin ve yine evden getirdiğimiz siyah çay eşliğinde nefis bir kahvaltı oluyor. Buranın ekmeği de güzel. Bizimkilerde hava boşluğu çok bence; bu ise dolu dolu, azıcık yesen de tatmin ediyor. Simite benzeyen hamur işi ise maalesef hayal kırıklığı…Tipine bakınca tuzlu hayal etmiştim ama sanırım içinde pudra şekeri var; hiç sevmiyorum.


Yağmur biraz hafifliyor. Çıkıyoruz evden…

İstikamet Avrupa Meydanı

Evden çıkınca biraz yürüdükten sonra Avrupa Meydanı’na ulaşıyoruz. Küçük bir meydan ama gerçekten çok güzel. Etrafında 19. yüzyıl Avrupa mimarisiyle inşa edilmiş taş binalar var. Pırıl pırıl ve şıkır şıkır her şey. Avrupa’ya hiç gitmemiş ben için oldukça etkileyici görünüyor.

Medea Heykeli Ne Anlatıyor?

Meydanın ortasında Yunan mitolojisindeki Medea’yı temsil eden büyük bir heykel görüyoruz. Elinde altın post.

Heykelin hikayesi ilginç. Antik zamanlarda Gürcistan’ın adı Kolhis’miş ve Medea da Kolhis prensesiymiş.  Aslında Yunan mitolojisinde Medea başka türlü anlatılıyor.  Yunan anlatısına göre, aşkı uğruna babasına ve vatanına ihanet edip, en sonunda kendi çocuklarını kurban eden trajik ve karanlık bir figüre dönüşür Medea. Gürcülerde ise zenginlik ve gurur simgesi sanırım.

Medea’nın elinde gururla salladığı bu 'Altın Post', aslında tarihin en zeki madencilik yöntemlerinden biri: Kolhis halkı, nehirdeki altın zerreciklerini toplamak için suya koyun postları serer, doğanın hazinesini bu tüylerin arasına hapsedermiş. Yani Medea o postu havaya kaldırırken dünyaya aslında şunu fısıldıyor:

'Biz sadece mitolojinin değil, altının ve zekânın da ana vatanıyız!











Not: (Sağda benim çektiğim fotoğraf yarım çıkmış, 

solda Gemini Banana 2 ise yine şirin şeyler çizmiş)

Kısacası o meşhur post; hem antik bir teknoloji harikası hem de Gürcistan’ın 'zenginlik bizim kanımızda var' deme şekli! 

Bu arada Gürcistan’da pek çok kadının adı da Medea’ymış.

Gürcistan Avrupa Meydanı’na bu heykeli inşa ederek, “Bakın köklerimiz Avrupa kültürüne ve mitolojisine dayanıyor” mesajı vermiş olabilir mi, ne dersiniz? 

Avrupa Meydanına Bakış

Girişteki İtalyan restoranında “Ay, Carmela!” çalıyor. Aynı adlı tiyatro oyununu izlediğim için biliyorum şarkıyı, çok duygusal ve dokunaklı bir ezgi… İspanya iç savaşına karşı isyanı anlatan bir devrim marşı aslında… Nakarata eşlik ediyorum.

İtalyan restoranın yanında dünya mutfağından başka şık restoranlar, bir kilise, sokağa sıraların dizildiği şık görünümlü bir Mc Donald’s ve kafeler… Bu meydanda konsere veya yeni yıl etkinliğine denk gelmek güzel olabilirdi. 

Ama meydanda ne yok biliyor musunuz? Garip bir şekilde insan yok! Cumartesi öğleden sonra, hava aşırı yağışlı da değil; peki bu meydanda neden insan yok? Ya da normali bu da biz mi aşırı kalabalığa maruz kalıyoruz acaba? Yoksa burası sadece turistlerin gezdiği bir yer de turizm sezonu olmadığı için mi boş etraf? Hepsi olabilir nedeni.



Bir biz, biri siyah diğeri beyaz iki yavru köpek, onları izleyen birkaç ergen… Bu sakinlik tuhaf geliyor, film setini ziyaret ediyor gibi hissediyorum. Oyuncular henüz gelmemişler…

Çılgın gibi oynaşıyor köpekler.  Günün ilerleyen saatlerinde aynı köpekleri parkta da göreceğimi bilmiyorum tabii ki. Gezdiğimiz yerlerin birbirine ne kadar yakın olduğuna buradan pay biçebilirsiniz. Köpekler bile tanıdık geliyor insana…

Bence bu şehirde köpekleri kısırlaştırmıyorlar. Çünkü gördüğüm her köpeğin kulağında küpe var. Öyleyse bu yavrular da neyin nesi diye merak ediyor insan.

Batum’da insandan korkmayan güvercinler var bir de. Benzerlerini Moldova’da ve Ukrayna’da da görmüştüm. Bizim güvercinler insan gelince hemen havalanır. Bunlar öyle değil; salına salına yürüyorlar yerlerde. Hatta Moldova’da parklarda çok da beslemiştim benzerlerini.

Bir de ne yok biliyor musunuz burada? Hiç sokak kedisi yok. Bunca köpek gördüm, bir tane bile kediye rastlamadım şimdilik. Enteresan değil mi; sınırın öbür yanına geçip Hopa’ya gitsek bir sürü kedi görürüz. Burada kedilere ne oldu acaba? Kediler olmadığı mı için mi kuşlar bu kadar rahat dolaşabiliyor? Bir reklam vardı hani, "babam bu kadar güzel kek yapmayı nereden öğrenmiş..."

Şeklinde uzayıp gidiyor sorular. Oysa  babası sadece kabartma tozu reklamı çeviriyordu, nereden bilsin küçük kız çocuğu. 

Yaşam böyle; bir sürü soru gereksiz ve cevapları o kadar da önemli değil aslında.

Sahile Paralel Park – Batum Bulvarı

Avrupa Meydanı’ndan çıkınca sahile doğru yürüyoruz. Sahile paralel uzanan çok güzel park yapmışlar. İçinde heykeller, fıskiyeler, dev bambu ağaçları… Buranın ikliminde nasıl yaşattıklarını anlayamadığım palmiye ağaçları düzenli aralıklarla dizilmiş. Sahile paralel geniş bir yol ve yeşillik eşlik ediyor yürüyüşümüze.



Üzerlerine bir örnek yağmurluklar giymiş altmış üstü yaşlarda olduklarını tahmin ettiğim kadın işçiler temizlik yapıyor.

 Kadın park işçilerini Moldova’da da görmüştüm. Bu park, Tiflis'deki doğal parklar kadar ihtişamlı olmasa da temiz ve tertipli. Bence bizim belediyeler eski Sovyet ülkelerindeki parkları inceleyip ders çıkarmalı diye düşünüyorum. Bunu daha önce de düşündüğümü anımsayarak hem de.

Ağaç eğilmesin diye yapılan 
kafası kürek 
hissiyatı
koca bir yürek olan
heykelin güzelliğine
ne demeli
mesela...

 🌟❤️🌟🩵🌟💙🌟💚

İşte bütün bu detaylar insana tarifsiz bir mutluluk veriyor. Yani nasıl oluyor biliyor musunuz? Siz farkında olmadan sanki o mutluluk hissi azar azar damarlarınıza aşılanıyor gibi…Genel bir dinginlik geliyor insanın üzerine. Deniz, ağaçlar, temizlik ve az insan sayesinde…

Bu arada bir buçuk aydır evden çıkmayan bünye için bu yürüyüş, moda deyimle gerçek bir “challenge” aslında. Arı zehri kremi sürüp bandajladığım dizim ne kadar dayanacak bakalım?

Siyah ve beyaz ergen köpekler buraya da gelmişler. Başka yaşlı köpekler de var. Yaşlılar sıkıntı değil de bu aşırı hareketli genç köpekler benden uzak olsunlar istiyorum.

Deniz kenarına çıkıyoruz. Parktan sonra deniz kenarında da geniş yürüme yolu ve bu yol da neredeyse bomboş.

Evet, film platosundayız ve etrafta tek figüran bizleriz. Öye gibi... Biraz deniz kenarında yürüdükten sonra tekrar paralel park yoluna geçip devam ediyoruz. Huzur ve sessizlik içime işliyor. Arada banklarda oturup dinleniyorum. Güzel buralar; çok etkileyici değil ama güzel… İyi hissettiriyor.

I 🩵şehir

İleride deniz kenarında “I ❤️ Batumi” yazısı var. Hani insanlar önünde fotoğraf çektirsin ve sosyal medyada paylaşsın diye yazılanlardan. Tabii ki orada fotoğraf çekmiyorum.

Görsel: Gemini Nano Banana 2 Ai
“I 💙şehir”, yazıları mesela, bu şeyler nasıl yayılıyor sahi? Bütün şehirlerde neredeyse harflerin fontları ve renkleri bile aynı. Instagram nasıl bu kadar her şeyi “aynı”laştırdı böyle?

Bir şehre gidersin. “I 🩵 Şehir Adı” yazısı önünde poz verirsin, hatta o pozu verirken de bir kolunu ve bir bacağını havaya kaldırırsın. Ve yayınlarsın Instagram’da. “Bakın ben buradaydım”, işte bu fotoğraf da kanıtı demek için mi bütün bu tantana?

Böyle popüler şeyler hayatımın hiçbir döneminde ilgimi çekmedi. Bazıları için ise, varoluş meselesi gibi bu kendini fotoğraflarla anlatma olayı. Kınamıyorum öyle olanları, sadece görüş beyan ediyorum bu arada. Ben yazmayı seviyorum, birileri de fotoğrafla gösteriyor duygularını ya da varlığını. Herkes kendi içini dökme derdinde.

***

Hava bir kapalı bir açık. Açıldığında kendine bulutların arasından bir yol bulan ışık hüzmeleri karşıki karlı dağlarda o kadar güzel görüntüler oluşturuyor ki. Hafızamın derinlerinde pusuya yatmış Karadeniz anılarım canlanıyor sanki.  Fotoğrafını çekmeyi beceremediğim sahne, zihnimin bir yerlerinde kendine yer buluyor...

Devamı da yarına kalsın o zaman. Anlatacak şeyleri bir çırpıda tüketmeyeyim…

Gezinin tamamını bir çırpıda okumak isteyenler için bütün Batum notları burada.

Diğer gezi yazılarımın tamamı da burada 


0 yorum to “ Batum Gezi Yazısı #4- Batum’da İkinci Gün, Sokaklar, Parklar, Detaylar ”

Yorum Gönder