Kocaman bir bahçe. Etrafta yığın
yığın soğanlar. Kimi lale, kimi sümbül, kimi de zambak soğanı. Bahçenin ta
öbür ucunda devasa bir saray görünüyor.
Ezik ve büzük kelimelerinin adeta
vücut bulmuş hali olan, orta boylu, kambur demeyelim de eğik duran isimsiz
adam, dik duran ve belli ki biraz da olsa düşünebilen diğerine dert yanıyor:
“Eğer bu zambakların hepsini bu gece sarayın bahçesine dikemezsem, vay halime! Sürgüne
gönderir beni Dük, ya da zindana kapatır! Hiçbir şey olmasa bile kesin
bi şey yapar! Yandım ben, yanddımmm!”
Dik duran isyankar Duran, (ismi
Duran) bu durumda her zaman olduğu gibi veriyor odunu ateşe:
“İyi de salak mısın sen! Tek başına
bir gecede nasıl kalkacaksın bu işin altından? Oğlum sen Höö
Dük’ün kölesi misin, yoksa özgür bir birey misin, önce buna karar ver!”
“Tabi tabii, bekara sarma yapmak
kolay geliyor tabii! Sen söyle o zaman Sayın Hööö Dük’e. De ki ‘Efendim,
haşmetmaap Hööö Düküm, bu kadar soğanı nasıl ayırayım’ de. Zambak soğanları
bir tarafa, lale soğanları öbür tarafa, sümbüller şu tarafa… ‘Hadi ayırdım
diyelim, bir gecede zambakları sarayın bu koooskocaman, dünyanın enn büyükk
bahçesine eşit aralıklarla nasıl dikeyim’ de! De bunları da gör bakalım
kırk katır mı geliyor kırk satır mı başına! Off git başımdan ya, herkes kendi
işine baksın!…”
Dik duran isyankar Duran adama
söylene söylene uzaklaşıyor.
İsimsiz eğik adam soğanlarla haşır neşir olmuşken, sarayda da büyük bir koşturmaca yaşanıyor!
Tabii ki bu durumun da ulvi bir gerekçesi var. Çünkü, Özgürlük Dükalığının yöneticisi, tek söz sahibi Höö Dük, her sabah tek kanallı televizyona çıkıyor ve halkının hiç göremediği, yiyemediği, içemediği ve hatta hayal bile edemediği şeyleri göstererek onları cahil kalmaktan kurtarıyor! Evet, bütün bunlar, işte bu kutsal görev için kendini parçalayan Höö Dük’ün telaşının yansıması! Çağırıyor Yaver Cafer’i :
“Cafeer, çabuk gel oğlum, şu yüzümü
gözümü gül suyuyla yıka, kolajen kremlerimi sür! Sür ki, yarın televizyon
programımda cahillere zambak tarlasını gösterirken rengim solgun çıkmasın!”
“Emredersiniz sayın Höö”
“Höö demeyeceksin bre cahil, Sayın
Höö Düküm diyeceksin!”
“Pardon Sayın Höö Düküm, bir daha
olmaz!”
Höö Dük, Yaver Cafer’in yetenekli
parmaklarına yüzünü teslim etmişken, bahçede çalışmakta olan isimsiz eğik adam
bir taraftan soğanları koklaya koklaya ayırıyor, bir taraftan da
sesli sesli dua ediyor:
“Ey Büyük Allahım! Biliyorsun ben
öyle ota boka kafayı takıp seni meşgul etmem! Senden çok bi şey
de istemem. Hele kendim için hiçbir şeycikler istemem. Şükür her şeyim var. Ama bugün senden tek bir dileğim olacak Yüce Allahım! Ne olur benden ömür
al Höö Düküme ver, Onu başımızdan eksik etme! Evet bazen imkansız şeyler
istediği oluyor benden ama dükümdür, boynum karşısında büküktür! İsteyecek
tabii! Arada ona kızıyorum falan ama sen affet Allahım! Amin! ”
Biraz önce Düküne içten içe kızdığı
için suçluluk hissedip Allahtan af dileyen isimsiz eğik adam, böylece yüreğine
su serperek can havliyle soğanları ayıklamaya devam ediyor.
Sarayda bir akşam daha böylece bitiyor...
Sizler, yani Özgürlük
Dükalığından fersah fersah uzak diyarlarda yaşayanlar! Çok şanslısınız! Önce baş, işaret ve orta parmağınızı bir araya getirip öpün, sonra kulağınızı çekin, sonra da üç kere tahtaya
vurun!
NOT :
Kelime oyunu etkinliğini sevgili Deep organize ediyor. Bu haftanın kelimelerini Blog Kendi Dünyasında seçti. Ben de yazdım bir şeyler
Umarım okurken keyif almışsınızdır.
***GÖRSEL İnternetten alıntıdır