28 Mart 2026 Cumartesi

Batum Gezi Yazısı #5- Batum’da İkinci Güne Devam, Miracle Park

Bugün hâlâ günlerden 7 Mart Cuma, ikinci günü bakalım bu bölümde bitirebilecek miyim?

Miracle Park ( Mucizeler Parkı)

Önceki yazıda kaldığımız yerden parkta gezmeye devam ediyoruz. Bulvarın sonunda Miracle Park dedikleri şehrin en meşhur noktasına geliyoruz. Gezginlerin bahsettikleri Alfabe Kulesi, Ali ve Nino heykeli, Dönme Dolap, Deniz Feneri hepsi burada. 



Buraya neden Mucizeler Parkı demişler diye merak ediyorum yazıyı temize çekerken. Meğer burayı sadece birkaç ayda tamamladıkları için bu adı vermişler. Açıkça söylemek gerekirse çok etkilendiğim söylenemez. Yani belki de bu önemli turistik binaların hepsinin gri ve parlak renklerde olması beni çok etkilememiş olabilir. Çünkü tarihi dokuyu, retro renkleri ve eski taş yapıları elbette bu sonradan yapılan gri binalardan daha etkileyici buluyorum. 

Burası nasıl desem, modern bir panayır alanı gibi bir yer bence. Kuleye asansörle çıkılıyor, dönme dolap, etrafta hediyelik dükkanları… 

Burayı biraz daha havalar ısınınca gece görmek daha etkileyici olabilir. Çünkü ışık oyunlarıyla görsel şov mutlaka daha güzel oluyordur. Yaz geceleri muhtemelen rengarenktir buralar ve enerjisi de yüksektir.

Neticede turistik bir cazibe merkezi yaratmak isteyip böyle bir yeri kısa sürede hayata geçirmeleri takdire şayan.

Yakından Çek de Büyük Görünsün!

Kimselerin olmadığı yolda tam da Ali Nino heykelinin önüne gelmişken arkadan Türkçe sesler geliyor.

Kız diyor ki: “Amaan, bu muymuş o ünlü heykel, küçücük! Madem emek vermişler, ayıp olmasın diye fotoğrafını çekelim bari!”

Erkek günün sözünü patlatıyor: Yakından çek de büyük görünsün!”

İşte yaşadığımız dönemi anlatan şahane bir cümle bu… “Yakından çek de büyük görünsün!”Neden büyük görünsün? Bütün Batum videolarında gezginlerin ballandıra ballandıra aynı hikayeyi anlatmasından artık içime fenalık gelen; türlü çekim açılarıyla olduğundan büyük göstermeye çalıştıkları meşhur heykel bu kadar işte. Hepi topu 8 metre! İlla heykelin dev boyutlarda mı olması lazım? Ben Kşinev’de sadece 12 cm olan Küçük Prens heykeline hayran olmuştum mesela.

Acaba o kız, heykelin küçük olmasını sosyal medyasına mı yakıştıramadı da bu kadar söylendi, doğru düzgün bakmadan fotoğrafı çekip gitti?

Ali ve Nino Heykeli





Bu heykel aslında 1937 yılında yazılan Ali ve Nino romanında geçen hüzünlü aşk öyküsüne ithafen yapılmış. Zaten dinlemekten sıkıldığınız hikayeyi uzatmadan sadece bir cümle ile özetleyip sizi sıkmayayım.

Müslüman Azeri genciyle Hristiyan Gürcü prensesinin aşkı Ali’nin savaşta ölmesiyle ölümsüzleşiyor.

 Çünkü genelde böyle olur, trajik aşklar efsaneleşir. Heykeltıraş Tamara Kvesitadze’nin yaptığı şey aslında mühendislik ve sanatın birleşiminden oluşan 7 dakikalık bir hikaye sunumu. Heykeller  birbirlerine yavaşça yaklaşıyor, birleşiyor ve birbirlerinin içinden geçip tekrar uzaklaşıyor. Yani heykeltraş, 300 sayfalık romanı 7 dakikada özetleyen etkileyici ve özgün bir yorum koyuyor ortaya.

Heykelde aşıklar bir bütün olarak kalamıyorlar… Fikir çok etkileyici.

Yine bu heykeli de gece görmek lazım. Mavi ve pembe renklerle ışıklandırılan heykelin geçiş seremonisi eminim çok daha etkili olur.

Biz soğuk ve yağmurlu bir mevsime denk geldiğimiz için bu şovu kaçırıyoruz.

Heykelin sembolik anlamı ve bu yaratıcı fikrini beğeniyorum.

Dönme Dolap’tan eve doğru

Ali ile Nino’nun kavuşamayışlarını izledikten sonra biraz ilerideki dönme dolaptan sağa dönerek artık eve gideceğiz. Bu dönme dolapların bu kadar abartılıp da bir fenomen haline gelmesini de anlamıyorum açıkçası. Acaba İngiltere’deki dönme dolap bir şekilde meşhur olduğu için mi başka şehirler de benzerini yapıyor şehrin en merkezi yerine? Dönme dolabın turist açısından nasıl bir cazibesi olabilir mesela? Yeni bir şehri gezerken adrenalin hissetmek mi, şehre dönerek farklı yüksekliklerden bakmak mı… Vardır bir nedeni; dönme dolaba binmekten korkangillerden olduğum için yorum yapamıyorum.

Dediğim gibi gece gelmek lazım bu parka…

Tam bu bölgede eski Sovyet ülkelerinde görüp de hayran olduğum o çok güzel heykellerden bir tane görüyorum. Ortamdaki diğer yapılarla hiç uyumlu değil, ama ben çok seviyorum...

Yağmurdan Kaçarken Doluya Yakalanmak ve Bir Karakter!

Kızlı erkekli grup fotoğraf çekme görevlerini (!) yerine getirdikten sonra bir kara bulut geliyor aniden. Ben daha düşünce balonumu kapamamıştım oysa. Öyle bir yağmur bastırıyor ki! Allahtan hediyeci dükkanlarının önündeyiz. Hemen yan tarafta bir inşaatın derme çatma sundurmasının altına sığınıyoruz. Yağmur, aniden doluya dönüyor. Orada iki adam, ikisi de Türk. Bizimle konuşuyorlar. Daha doğrusu bir tanesi anlatıyor. Ben diyor, hem geziyorum hem de işimi yapıyorum diyor. Abla bacımdır diyor beni gösteriyor, buraya gelenlerin işi hep içki, kumar, afedersiniz karı kız diyor. Benim o taraklarda hiç bezim olmaz diye de ekliyor. Ben daha düz yolda yürümeyi bilmiyorum, nasıl kumar oynayayım diyor.

Yanındaki adam hiç konuşmuyor. Bu konuşan da saygısız biri değil, belli ki şarlatan. Karşı dağlardaki yaylaların ne kadar güzel olduğunu anlatıyor. Zenginlerin evleri hep orada diyor. Benim de diyor, arkadaşım var diyor.  Herkese fazla söyler, sağ olsun bana 1500 Gel’e ( yaklaşık 25 bin TL)Suv araba kiraladı diyor. Bir ay gezdim o dağlarda diye ekliyor.  Alttan alta mesajları veriyor kendince.

Bu kadar konuşmaya ne iş yaptığından bahsetmiyor ama. Yersen… Böyle tatlı tatlı ve saygılı muhabbet edip karşı tarafa yani bize kendince “Düzgün ve paralı, güvenilecek biri”  imajı çizdikten sonra organik bir şekilde lafı bizim nerede kaldığımıza getiriyor.  Güzel bir evde kalıyoruz diyoruz. Kaça diye soruyor, kabaca 4 günlük fiyatı söylüyoruz. O yanındaki hiç konuşmayan arkadaşı hemen bir hesap yapıp “günlüğü şu kadara geliyor” diyor. Hemen bizimki lafa giriyor. Ya bizim bir arkadaş var, pırıl pırıl oteli var ileride, şahane diyor, size ayarlardık, çok da memnun kalırdınız diyor.

Teşekkür ediyoruz.

Ya ne diyeyim şimdi? Bu devirde hâlâ var mı böyle doksanlı yıllardan kalma yöntemlerle insan kandırmaya çalışanlar? Biraz ileride başka birine de kumarhane tavsiye edeceğine adım gibi eminim. Demek ki işe yarıyor ki adam uğraşıyor böyle. Çok enteresan gerçekten de.

Yağmurdan kaçıp karaktere tutulduğumuz bu anlar çok değil on on beş dakikada geçiyor. Güneş çıkıyor sanki az önce tufan gibi bir şey olmamıiçasına. Güneş çıkınca hava da ısınıyor aniden. Doğanın mucizesi işte…

Tekrar yağmura yakalanmadan eve atıyoruz kendimizi.

9500 adım atmışım bu gün, dizimin ağrısı son raddede. Güzel bir duş alıp az dinlenip yemeğe çıkalım diyoruz…

Kalanını da yarın anlatırım artık; kalın sağlıcakla...

 Gezinin tamamını okumak isterseniz

Bütün Batum notları burada.

Başka gezi yazısı yok mu diyenler için de, diğer gezilerim burada


 

 

4 yorum :

  1. ya maksat gezmek değil foto çekmek paylaşmak, şey gibi, fotosunu çekmediğim yemeği yemem gibi yani, ali ile nino nun romanını okumalı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cidden öyle, fotosunu çekmediği yemeği yediyse bile tam doymuyor, bir şeyler eksik kalıyor gibi... Tatile gittiğimde çektiğim fotoğrafları mahalledeki stüdyoya götürüp merakla basılmış hallerini beklemem dün gibi aklımda, çok değil 15-20 sene önce... Akıllı telefon ve sosyal medya hayatı nasıl da değiştirdi, insan cidden hayret ediyor :) Evet o romanı okumak lazım 🥰🌸

      Sil
  2. Ali ve nino heykelinin gerçek boyutunu öğrenince ben de şaşırmıştım nasıl da farklı yansıtıyorlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet özellikle gezginlerin paylaşımları bazen gerçekleri yansıtmıyor. Mesela haçapuri ve hinkel mantısını beğenmedim diyen bir paylaşım görmedim desem yeridir. Oysa kişniş bizim damak tadımıza uygun bir şey değil bence, ve pidenin kralı bizde haçapuri neymiş:))

      Sil