18 Aralık geldi. Normalde yılın bu
zamanında ben çoktan didik didik arayıp, bulabildiğim en simli, en kar
manzaralı kartpostallarımı almış, son yıllarda kendi kendime ritüel haline getirdiğim
yılbaşı tebriklerini yazmış ve hatta postalamıştım. Bu sene yapamadım, çünkü
içimden gelmedi.
Ne mi oldu, bırakın yeni yıl
heyecanını; içimdeki umudu, yaşama sevincini bile öldürdüler. Niye mi böyle
oldu, nasıl anlatsam, inanır mısınız bilemem ama, özet geçeyim.
Bir havuç sebep oldu bütün bunlara!
Evet, her şey bir havucun intihar etmesiyle başladı. Nasıl mı? Toprağa ters gömdü kendini. Hoop, gitti.
Meğer bu havuç var ya bu havuç! Cezerye mafyasına kendini pazarlayıp almış mı önden çekleri! Bu da yetmezmiş gibi bütün kabzımallardan para da toplamış mı! Bir de gidip o çekleri tefecilere kırdırınca, al sana evlere şenlik havuçlu karnabahar yemeği! Daha kar yağmadan, kardan adamların burunları için kendini milyon kilo göstermiş ve düş satan masalcılara pazarlayıp toplamış paraları. Daha neler neler. Saça sürülen havuç suyu, saçları ömür boyu “havuç kafa” yapıyor diye Çocuklar Duymasın dizisinin senaristinden bile telif parası alıp marka tescili yaptırmış! Böylesi dolandırıcılık, yapay zekanın bile aklına gelmez! Türlü türlü senaryolarla paraları toplamış ve af buyurun cukkalamış! Artık nerelere harcadıysa, ya da kimleri zengin ettiyse bilinmez, misyonunu tamamlayıp kendini toprağa ters gömerek, hoop ortadan kaybolmuş.
Şimdi siz en ukala tavrınızı takınarak bana “Bir havuç
nasıl para işine bulaşır, saçmalama, insan mı ki bu?” falan demeyin. Havuç deyip geçmeyin. Onun da
bir iç dünyası var, hatta sadece havuçların yaşadığı bir dünya da var. Siz
bilmiyorsunuz; kendinizi demokratik insan cumhuriyetinde yaşıyor
zannederken, bütün sebzelerin ve de bilumum baharatların da kendilerine göre
bir dünyaları olduğunu es geçiyorsunuz. Siz şimdi burada bu saçmalıkları
okurken, mutfak dolabında ne entrikalar dönüyor, tencerede kaynayan havuçların
piştikçe daha da canlanıp, bir adım sonrasında sizin bağırsaklarınızda ne devrimler
planladıklarından haberiniz var mı? Yok tabii ki! Siyaset, seçim, geçim derken
bilimi ve kurguyu ıskalıyorsunuz canım kardeşlerim benim.
“Bak pırasa,
gözünün yaşına bakmam! Bana mağdur edebiyatı yapma! Ya paramı getir, ya da git cezerye
mafyasına bir yerlerden havuç bul! Yoksa, gerisini sen düşün! Aksi taktirde o
saçaklarını bir bir yolar, yeşil yapraklarını ineklerin önüne atar, kalan
köklerini de martini bardağına zeytin yerine doğrayıp, seni Sicilya mayfasının
brunch menüsüne aperatif diye sunarım!”
demiş...
Pırasanın bu düştüğü durum, dalga
dalga yayıldı tabii ki camiada, bana da patladı, patlamaz mı! Nasıl patlamasın,
benim hayatımda pırasa yok mu? Pırasanın düştüğü durumu es mi geçeyim! Hiçbir
şey olmasa bile kesin bir şey oldu diye kendimi inandırıp, sonra da “Amaan bana
ne ya, bundan sonraki hayatımda pırasa da olmayıversin!” mi diyeyim? "Pırasa gideer,
ıspanak gelir!" mi diyeyim ne yapayım. O kendini çok akıllı sanan havucun
yaptıkları yanına kar mı kalsın?
Olay özetle böyle.
İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte, bir türlü yeni yıl ruhunu yakalayamıyorum a dostlar! İçimde yanan mumun alevi söndü. Bulaşık deterjanının son damlası yanmış tavaya yetmez ya, işte ruh halim tam da öye! Fabrika ayarlarıma geri dönmek isitiyorum artık, havuç sopanın götürdüğü mutluluğum geri gelsin kollarıma…










