8 Mart 2023 Çarşamba

Bitget Kripto Türevleri İşlemleri için TradingView ile Entegre Oluyor

Viktorya, Seyşeller — Lider kripto türevleri borsası ve Copy Trade platformu olan Bitget, dünya çapında milyonlarca trader tarafından kullanılan bir grafik ve işlem platformu olan TradingView ile doğrudan entegrasyonunu duyurdu. Bu ekleme, Bitget hizmetlerinin kullanılabilirliğini daha da artıracak ve kullanıcılara TradingView arayüzünden ayrılmadan kripto işlemi yapma ve Bitget'in birinci sınıf koruma ve güvenliğinden yararlanırken daha bilinçli ve profesyonel kararlar alma şansı sunacak.

TradingView, bir grafik ve işlem platformudur. Kullanıcılara sadece anlaşılabilir araçlarla teknik ve temel analizler sunmakla kalmaz ayrıca yatırımcıların da, en büyük sosyal platform aracılığıyla iletişim kurmalarını sağlar. Bitget kullanıcıları TradingView entegrasyonu ile; grafik araçları, gerçek zamanlı piyasa verileri, teknik göstergeler de dahil detaylı analiz araçlarına ulaşabilecek; gelişen ve dünyaya yayılan milyonlarca aktif trader tarafından test edilmiş yeni stratejiler hakkında bilgi sahibi olabilecekler.

Daha da önemlisi; TradingView ile olan bu entegrasyon; Bitget kullanıcılarına doğrudan TradingView'in arayüzünden sürekli vadeli işlem yapma esnekliği, daha fazla kolaylık ve hareket halindeyken erişilebilirlik için araçlardan yararlanmalarını sağlayacak. Böylece işlem süreci daha kolay hale gelecek ve güncel piyasa bilgilerine ve topluluk yardımına hızlı erişim sayesinde riskler büyük ölçüde azaltılacaktır.

Bitget Yöneticisi Gracy Chen ortaklıkla ilgili şöyle konuştu: “Bitget, endüstrideki birkaç oyuncu arasından, entegrasyon için seçildiği için gurur duyuyor. Bu ortaklıktan; gelişmiş kullanıcı deneyimi ve derin içgörüler bekliyoruz. Saygın kuruluşlarla ortaklık yoluyla, kripto adaptasyonunu teşvik etmek, her zaman Bitget’in ana odağı olmuştur. Sunabileceklerimizi; gelişmiş ve gelişen ekosisteme sunmak için, global finansal bir platform olan TradingView ile işbirliği yapıyor olmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu entegrasyon; milyonlarca kullanıcıya TradingView hesaplarından Bitget hizmetlerine ulaşma şansı verecek ve daha fazla traderın Web3 dünyasına geçişini kolaylaştıracak”.

Bitget, işlem hacimlerine bağlı olarak; 2022 yılında en iyi 3 kripto türev borsasından biri oldu.  TradingView ile entegrasyon, spot piyasada Copy Trade'in Bitget hizmetlerine dahil edilmesinden kısa bir süre sonra gerçekleşti ve borsa kullanıcılarının profesyonel traderların yatırım becerileriyle hem vadeli hem de spot piyasa varlıklarında işlem yapmalarına olanak tanıdı.

Bitget Hakkında

2018 yılında kurulan Bitget, temel özellikleri olarak yenilikçi ürünler ve sosyal işlem hizmetleri ile dünyanın lider ilk beş kripto para borsası arasındadır ve şu anda dünya çapında 100'den fazla ülkede 8 milyondan fazla kullanıcıya hizmet vermektedir. Borsa, kullanıcılara tek noktadan ve güvenli işlem çözümleri sağlamayı taahhüt ediyor ve Arjantinli efsanevi futbolcu Lionel Messi, İtalyan lider futbol takımı Juventus, PGL Major'ın resmi espor kripto partneri ve lider espor organizasyonu Team Spirit dahil olmak üzere güvenilir partnerle işbirlikleri yaparak kripto kullanımını artırmayı hedefliyor.

TradingView Hakkında

TradingView;  teknik çizim ve analitik araçlar sunan, dünyanın öncü grafik ve işlem platformudur.  Tarayıcı, masaüstü ve mobil aplikasyonlarla desteklenen platform; canlı veriler, en son haberler, finansal raporlar ve seçilmiş brokerlarla entegrasyon sunar. On yıl boyunca sürekli büyümenin ardından;  TradingView topluluğu; grafik, sohbet ve işlemleri tek bir noktadan yapan aylık 30 milyondan fazla kullanıcı tarafından ziyaret edilmektedir.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Devamını Oku

4 Mart 2023 Cumartesi

"Oh Be" Deyince Geçip Gitse Keşke!

Şu hayatta öğrendiğin şey nedir diye sorsalar, derim ki:

 “Büyük konuşmayacaksın, ‘ötesi olmaz’ demeyeceksin. Sonuca tüm duyu organlarınla ikna olmadan bir şeye ‘oldu’ demeyeceksin!”

Örnek mi vereyim, tamam vereyim. O kadar çok ki;

Örneğin üniversite sınavı bittiğinde “oh be” demiştim; şimdi artık her şey çok kolay olacak. Bu kadar stres bir daha olmaz hayatta!

İlk işime girdikten sonra demiştim, “oh be” bundan sonra bolluk bereket var artık!

Birinci işten ayrıldıktan sonra demiştim, “oh be” bundan sonra bu kadar strese sokan patron olmaz artık hayatımda!

İkinci işten ayrıldıktan sonra yine demiştim, “oh be” bundan sonra kafam rahat olur en azından!

Sekizinci işten tazminatımı alamadan ayrıldığımda demiştim “oh be”, sektör değiştirmeme bahane oldu bu durum!

Onuncu iş diye tazminatımı alamadığım sekizinci işe geri döndüğümde demiştim “oh be”, belki haklarımı da tamamlarım!

Sevmediğimiz bir başbakan değiştiğinde “oh be” demiştik arkadaşlarla, ülkemiz artık bu kadar karanlık bir yönetim görmez!

Depremden sonra demiştik “oh be” artık ülkemiz bilinçlenecek, binalarımız güçlenecek, deprem dede hepimizi kurtaracak!

İkinci depremden sonra yine demiştik “oh be” artık çok daha deneyimliyiz bu konuda!

İnsanlar ağaçları korumak için seferber olduğunda; yani gezi’lerdeyken demiştim “oh be”, artık birleşebiliyoruz, ağaçları kolay kolay kimse kesemez!

Yılların ana muhalefet partisi başkanı aniden bırakıp gidince herkes gibi ben de “oh be” demiştim, artık iktidar da değişir, yeni bir nefes gelir hayatımıza!

Bir öğretmen çıkıp “Endüstri 4.0 diyen bir cumhurbaşkanınız olacak!” deyince “oh be” demiştim ben de, artık muasır medeniyetler seviyesine coşarak gireriz!

Altı benzemez bir araya gelince çok inanmasam da “oh be” demiştim, nihayet ülkede bir şeyler değişiyor.

Ne mi oldu peki gerçekte?

Üniversite sınavı bitti ama, üniversiteyi bitirme stresi başladı. İlk işe girdiğimde hiç de bolluk bereket olmadı, maaşım kuş kadardı. Birinci işimden ayrıldıktan sonra “deli” lakabıyla anılan ilk patronumu aratacak cinslikte patronlarım ve yöneticilerim oldu. Sekizinci işten ayrıldıktan sonra sektör değiştirdim evet ama, yenisinde de insanların “ha sektör!” dedirtecek kadar berbat olduklarını gördüm ve kuyruğumu pısarak kendi mesleğime geri döndüm. Onuncu işimde patron aniden intihar edince, bırakın haklarımı tamamlamayı, üstüne beş sene daha yakmış oldum! Sevmediğimiz başbakan öldüğünde çok gençtik, aldık boyumuzun ölçüsünü sonra kat be kat! Deprem dede ülkemizi kurtaramadan göçtü gitti bu dünyadan. Yeni depremler geldi, hem de çok daha yıkarak, sanki “Hiçbir şey yapmadınız, bu da sizin cezanız” dercesine! O ağaçlar da kesildi sonra, ormanlar kesildi hatta! Can suyu olan ne varsa yok oldu gitti. Ana muhalefet yerli yerinde duruyor. O öğretmen maalesef ders zili çalmadan öğrencilerini yarı yolda bırakıp çekti gitti.  Şimdilerde yine ortaya çıktı ama geçmiş olsun, “endüstri 4.0” söylemi güzel bir umut olarak mazide kaldı çoktan. Altı benzemezin masası şimdiden beş benzemeze dönüştü bile. İçlerinden birisi sandalyesinden kalktığı yetmiyormuş gibi, masayı da devirmeye yeltenerek çekti gitti.



Peki hiç umut yok mu? Hep daha kötüsü mü olur hayatta? 

Umut elbette var, umut olmaz olmaz olur mu hiç! Bunun sırrını kendimce çözdüm ben.

“Şu hayatta büyük konuşmayacaksın!” demiştim ya yazının başındayken, büyük konuşmayacaksın evet. Başına daha büyüğü gelmeden o “musibeti” masaya yatırıp analiz edeceksin. Dersini alacaksın ki, daha büyük şeyler gelmesin başına! Ve bir de esnemeyi bileceksin arkadaş! Esnemek derken sakın yanlış anlaşılmasın; yanar döner olmaktan bahsetmiyorum ben. “Duruma göre pozisyon almaktan” bahsediyorum, belki de analitik düşünmektir bunun diğer adı. Siz nasıl anlarsanız artık.

İşte böyle sevgili dostlar. Umut hep var. Büyük usta Nazım’ın da dediği gibi,

“…Kararmasın yeter ki
Sol memenin altındaki cevahir!”

Devamını Oku

3 Şubat 2023 Cuma

Evde Yazar 10 Yaşında!

23.Ocak.2013’müş tarihlerden. İlk yazımı yazmışım. Başlığa da “İlk Merhabam ve Hayallere dair.” demişim. Açtım ve duygulanarak okudum az önce. Ne kader acemice, ne kadar çekinerek, ne kadar heyecanlanarak ve ne kadar çok noktalama ve boşluk hatası yaparak yazmışım. Ve ne kadar çok iki nokta yan yana (..) kullanmışım. Yazı burada…Yazar olmayı hayal etmişim, hayal etmeye devam ediyorum hâlâ.

Hayalimde her yaştan, her cinsten, her sosyal seviyeden insanla bu blog ortamında buluşmak var…

Ne kadar güzel olurdu; yüzünü görmediğim bir sürü insanın oluşturduğu bir zincirde halka olabilmek."

 demişim bloga dair. Bak işte o oldu. Blog sayesinde yüzünü görmediğim, ama yakından tanımış kadar olduğum, yani öyle hissettiğim, acaba şimdi ne yapıyor diye düşündüğüm, ailelerine ve evlerine kelimeleriyle konuk olduğum bir sürü arkadaşım oldu blogosferde. Hem de dünyanın her yerinde bu arkadaşlarım. Zaman zaman yorumlarla fikir alış verişi yapıyoruz; zaman zaman mesajlaşıyoruz. Birbirimizden bir şeyler öğreniyoruz, birbirimizi merak ediyoruz. Bundan daha güzel kazanım olabilir mi? Zaten arkadaşlık da bir tür zihinler arası yolculuk değil mi? Evde Yazar olmasaydı sizlerle nasıl bu kadar yakın olabilirdik?


Dile kolay; 10 sene geçmiş aradan. Kocaman 10 sene!

Hâlâ amatörüm blog dünyasında, en çok da bunu seviyorum. İlk zamanlar, bir yazı yazdığımda sabah kalkar kalkmaz yorumlara bakardım. Ve gelen yorumlardan acayip mutlu olurdum. Biliyor musunuz, hâlâ öyleyim. Bir yazı yazmayagöreyim, sabah ilk işim bilgisayarı açıp yorumlara bakmak oluyor. Eskiden, daha da acemiyken Google Analytics, Alesta falan değerlere bakardım, her sene blogumun doğum gününü kutlama yazılarında istatistiklere yer verirdim. Şu kadar izleyen var, şu kadar yorum var, yok alesta sıralamam şu falan diye… Şimdilerde umursamıyorum böyle şeyleri. Çünkü gerçekten de tek hedefim yazmak. Ve yazdıklarımı okuyan birileri varsa ve güzel yorumlar yapıyorlarsa değmeyin keyfime. Gerisi hakikaten boş.

Kimler geldi, kimler geçti blog dünyasından. Kimileri blog yazmayı bıraktı ve yıllar sonra İnstagram’da ya da Twitter’da karşılaşınca sanki eski bir dosta rastlamış gibi oluyoruz ya, işte bu durum; blog dünyasını bilmeyen birinin anlayabileceği bir şey değil. Biz burada sahiden alternatif evren yaratmışız meğer kendimize. Ne iyi olmuş; ne iyi etmişiz de birbirimizi takip etmeyi akıl etmişiz. Aferin bize, kocaman hem de…

Bir de şu 10 yıl için söyleyeceklerim var. İşten ayrıldıktan sonra açmıştım bu blogu.  Sonra, 2017’de tekstile tekrar dönünce pek de zaman ayıramamıştım son beş yıl.  Yıllar yılları kovaladı ve şu an yine ayrıldım işten.

“Bak sen şu kadere” diyesi geliyor insanın... 10 yılın sonunda hâlâ buralardayım işte. Bakalım hayat daha neler getirecek önüme.

İşte böyle…

O halde nice 10 yıllara Evde Yazar, sakın yalnız bırakma beni hayat yolculuğumda…

Ve sizler de iyi ki varsınız sevgili blog dostlarım; sizler de yalnız bırakmayın beni buralarda...

Sevgiyle, 

Devamını Oku

26 Ocak 2023 Perşembe

Anlatması Zor Bir Şey

Evet birkaç aydır kıvranıyorum bu yazıyı yazmak için, artık zamanı geldi. Yazayım ve geride kalsın tüm tortuları ve ben de önüme bakayım artık.

2012’de ara vermiştim tekstile, hatta bu blogu da tekstil sonrası evde yazı yazma süreçlerinde açmıştım. Ondandır adının “Evde Yazar” oluşu. Takip edenler bilir o günleri. Ve kader işte, 2017’nin bir eylül akşamında, Avşa Adası’nın gün batımı manzarasına karşı akşam birasını içerken, eski patronumdan gelen telefonla tekrar başlamıştım tekstilli günlere. Ve 2023 itibariyle bir kez daha nokta koydum. Başlaması gibi bu bitiş de çok âni oldu. Gerçi çok bıkmıştım bu yoğun, stresli ve gitgide bıktırıcı hale gelen süreçten. Ama bu kadar trajik olmasını kimse beklemiyordu.

Bir cümle gibi oluyor böyle süreçler. Bir cümleye başlar gibi büyük harfle ve büyük umutlarla başlıyorsun bir işe de.  Zannediyorsun ki özne artı tümleç artı yüklemden oluşan huzurlu bir hayat bekleyecek seni. Öyle olmuyor işte… Gizli öznelerin yüklemi direkt etkilediğini sonradan anlıyorsun. İş işten geçtikten sonra yani. Yüklem’e sorduğun çoğu sorunun yanıtı belirsiz kalıyor. “Kim?” diye soruyorsun, yanıtı belli değil; “Ne zaman?” diyorsun, yanıt yine belirsiz…” Ne için?” diyorsun ya var ya yok cevaplar çıkıyor karşına… Üstüne üstlük her şeye maydanoz olan dolaylı tümleç gibi iş arkadaşları ile uğraşırken; belirtisiz isim tamlamaları, edatlar ve de bağlaçlar ile boğuşurken; bir de bakıyorsun ki bu başı sonu birbirine bağlanmayan saçma cümleye nokta koymanın zamanı çoktan gelmiş. Evet, bir cümleye nokta koymaktan daha doğal ne olabilir değil mi? Hiçbir işin sonsuza dek sürmesini beklemiyoruz ki zaten. Ama diyorum ya, kimse bu kadar trajik bir son beklemiyordu. 

Gerçi belliydi şirketin batacağı ama, dedim ya; kimse bu kadar trajik bir son beklemiyordu. Dışarıdan neşe dolu görünen, ne olursa olsun yaşama bağlılığından asla taviz vermeyen; sporunu düzenli yapan, yaşlı da olmayan, sosyal hayatı inanılmaz renkli, herkese moral veren, konuştuğu herkesi kendine hayran bırakan, iletişim konusunda süper yetenekli biriydi bizim büyük patron. Hatta o sabah da işe gelmiş ve hiçbir şey olmayacakmış gibi, sanki yarını varmış gibi, işlerle ilgili konuşmuştuk kendisiyle. Biraz da kızmıştım hatta içimden; yine hesapsız kitapsız anlık kararlarından birini aldığı için… Sonra normal bir şekilde müşteri toplantısına gideceğini söylemiş ve çıkıp gitmişti. Gidiş o gidiş!



Saat üç sularında öğrendik ki intihara gitmiş meğer! Çıkmış gitmiş şirketten, ortağı olduğu diğer şirkete uğrayıp öğle yemeğini yemiş oradakilerle, demek ki içten içe veda etmiş onlarla da. Cep telefonunu bırakmış o şirketteki sekretere, şarja tak demiş. Sonra evine gidip önceden hazırladığı mektupları bırakmış yastığının altına. Evdeki yardımcıya da tembih etmiş. “Aman ha!” demiş, “Bu mektupları mutlaka eşime ver!” Sonra da atladığı gibi arabasına, basmış köprüye… Köprüde arabadan inmiş, hatta arkadan gelen bir araba kendisine neredeyse çarpacakmış, pardon demiş arkadaki şoföre, koşarak geçmiş bariyerleri, ve hoop atlamış boğazın derin sularına! Birkaç saat içinde bulunmuş bedeni. Biz de öğleden sonra öğrendik. Sonrası hızlı çekim film sahnesi gibi. Karakola gitmeler, gelen alacaklılar, tefeciler, bankalar, şunlar bunlar, gözyaşları…Yaşarken abi abi diye yalakalık yapanların daha ceset soğumadan ardından küfür etmeleri… Değişen duruma göre konumlarını değiştiren yanar döner tipler… Filmlerdeki zaman atlaması sahneleri gibi… Her şey hem hızlı, bir o kadar da yavaş gelişti. 

Eğer şirket kurumsal bir yer olsaydı bütün bu olanlardan belki üç gün sonra işimize kaldığımız yerden devam ederdik. Ama işte patron şirketi olunca öyle olmuyor. Kafasının içindeymiş bütün ödeme planları, alacaklılar, verecekliler, projeler… Zekasına güvenen ve de egosu yüksek olan insanların tipik hatasıdır bu…

Neyse işte olanlar oldu ama her şey o anda bitmedi. Meğer şirket düşündüğümüzden daha çok batmış borca. Sadece faktöring ve bankalar olsa yine iyi. Digorlu mafyası bir taraftan, otopark mafyası başka taraftan, hatta içlerinde koyunlarını satıp bizim patrona faizli borç veren birileri bile vardı…

Birkaç ay daha kaldım şirkette işler toplansın diye. “Batan gemi” benzetmesinin neden söylendiğini de ince ayrıntılarına kadar görmüş oldum bu sayede. Daha cenaze kalkmadan, ama cidden kalkmadan, depodaki malları sattılar sudan ucuza. Kendi kendine karar veremeyen öbür ortağın basiretsizliği öyle bir çıktı ki ortaya. Her “Sana yardım edeceğim” diyene inandı. Batan geminin mallarını bölüşmek isteyen ve de timsah gözyaşları döken herkese inandı. Kendisine gerçekten destek olacak, çıkar gözetmeyecek herkesi dışladı, çakalların kucağına teslim etti kendini. Onlar ne derse yaptı, yapmaya devam ediyor. İşyeri kapandı, karşılığı olmayan yüzlerce çek kaldı piyasada. Mafyalar alacaklarını alamadılar, ne yaparlar bundan sonrası için yaşayıp göreceğiz. Tabii ki hiçbir işçi hakkını alamadı, tazminatlar yandı, iki üç maaş yandı bitti kül oldu.

Demem o ki, olayın üstünden neredeyse üç ay geçmesine rağmen hâlâ kendime gelmiş değilim. Olanlara inanmak çok kolay değil. Dediğim gibi sıradan biri olsaydı belki “Bunalıma girdi, dayanamadı gitti” derdim ama, bunalıma girecek biri asla değildi. Ve size garip bir şey söyleyeyim. Bu bizim ölen patronun birlikte eğlendiği, maç yaptığı, iş yaptığı en yakın arkadaşı da kendisinden bir ay sonra nedensiz bir şekilde bu dünyaya veda etti. İntihar değil ama sağlıklı bir adamın nedensiz ölümüydü o da. Hikâye tamamlayan kafam hemen olayı başka yerlere çekti tabii ki. Yani demem o ki, sanki çağırdı arkadaşını gibi geldi bana. Belki de tezgâhı kurdular gittikleri yerde ve eğlenmeye devam ediyorlar; belki de bu yazdıklarımı bile şu anda okuyup bana omzumun üzerinden gülümsüyor. Kim bilebilir… Her şey gizemli, ama her şeyin bir zamanı var. Üç ay sonra dönüp arkama baktığımda, kendisine teşekkür edesim bile geliyor. Eğer bu şekilde âniden veda edip gitmeseydi, işe devam ederdim. Kaç kere denediysem işten ayrılmayı hep beni O durdurmuştu çünkü. Yine beceremezdim ayrılmayı ve stres topuna dönerdim muhtemelen. Hayat geçip giderdi ve ben, sabah yedi, akşam yedi temposuyla hayatı izlemeye bile vakit bulamazdım. Belki de beni kurtarmak için böyle bir şey yapmıştır; hayatın gizemini kim çözebilmiş ki…

İşte böyle sevgili blogcuğum, hayat çok acayip... Bütün bunlar olup biterken, koltuktan kalkmadan yaşadım son aylarda. Artık bir şeyler yapmam lazım. Ne bileyim, çok yoğun olmayan bir işe başlamam lazım belki. Bilmiyorum, belki bir senaryo ekibine dahil olurum. Aslında haftada iki gün gidilen, kalan zamanı evde çalışılan, parası bol, kendisi hoş, insanları tatlı bir iş olsa ne güzel olur. Belki burayı okuyan birilerinden iş teklifi bile alırım…  Hayatın mucizelerinin bitmediğini en iyi ben biliyorum çünkü.  

Omzundan bakıyorsa eğer, patrona da "aşk olsun" demem lazım.

 

 

 

Devamını Oku

8 Ocak 2023 Pazar

2022'ye Atış Serbest

2022’ye söylenecek çok sözüm var. Bizim zaten genlerimize işlemiş, gidenlerin ardından olur olmaz söylenmeler.

Başlıyorum:

Ey 2022! Utanmadın mı bu kadar enflasyonun altında hepimizi ezmeye! Her gün etiket değiştiren marketler sardı dört bir yanımızı. Fiyat cahili olduk sayende. Geçen gün bakkal Ali Abi’den 1 litrelik karton kutuda süt alacaktım, 10 lira uzattım; güldü. Süt meğer 30 lira olmuş! Ne diyeyim ben sana 2022! Karton süt kutularının altında kalasın, sütler dökülsün üzerine yapış yapış olasın. O yapış yapışlığına sinekler konasın! Sineklerin salyaları kuyruğuna dolanasın.

Bitti mi, hayııır bitmedi!

Sen ne utanmazmışsın 2022! Kış saatine bizi sen de geçirmeyi başaramadın. Çoluk çombalak gece karanlığında yollara döküldük. Senin yüzünden güneş yüzü görmeden aylarımız geçti. Karanlıklarda kalasın 2022, sevgiyle anılmayasın! “Ayy 2022 mi, aman adını bile anma o mendeburun” diyesiler.


Daha soğumadım 2022!

Sosyalizmi bile kendine göre yorumladın; eğdin büktün. Okumuş dirsek çürütmüş, 20 sene tecrübe edinmiş nitelikli işgücü ile hiç deneyimi olmayan vasıfsız işçi arasındaki makası daralttın. Eşitliği tersten anladın. Herkesi asgari ücretin üç aşağı beş yukarı bir yerlerinde eşitledin. Gerçi küçük kardeşin 2023, daha üç günlükken bu konuda senin pabucunu dama attırmadı ya neyse… Makaslara gelesin 2022, kovalayanlardan kaçamayasın!

Kişisel özgürlüklerimizin senin yılında daha da daralmasına mı söyleneyim, küresel ısınma yüzünden bir tanecik kar yağmadan geçen aralık ayına mı kızayım, sana ne diyeyim a 2022!  Yeni yılı karşılama coşkumuzu bile yok ettin, tüh be yazıklar olsun sana 2022!

Daha yazacak çok şey var da vaz geçtim şu anda! Beni Cennet Mahallesi’nin söylenen Pembe’sine benzettin ya! Hay kunduzlar kovalasın seni e mi! En iyisi seni yok saymak! Ben söylendikçe kendini bir şey zannedeceksin madem, yoksun sen 2022, zaten hiç olmadın ki!

2023, sen bari böyle yapma, canımızsın, bitaneciğimizsin...

NOT: Bu yazıyı okuyanlar, aşağıda istediği kadar 2022’ye söylenebilir, atış serbest 

 😊


Devamını Oku

29 Aralık 2022 Perşembe

BU KARAKTER KİM - YAZI DİZİSİ -1

Haydi gelin hem yazı dizisi yapalım birlikte, hem de bir anlamda oyun oynayalım.  Şöyle efenim:

Varsayalım ki bir senaryo var. Bu senaryoda değişik karakterler var. Ben her yazıda bir karakteri ve başından geçenleri özet olarak anlatacağım. Yorumlarda da sizden bu karakterin kimliğini yazmanızı rica edeceğim. Mesela şöyle yazacaksınız:

“Bu karakter 45 yaşında, sarı kısa saçlı bir kadın, adı Emine, şerefsizin önde gideni olur kendisi. Zaten çocukken mahallede “Yampiri Emine” lakabıyla bilinirdi ” gibi...

who is that

Haydi o zaman başlıyorum.

Bizim bu şahsiyet büyük bir şehirde doğmuş. 8 nüfuslu bir ailenin ortanca çocuklarından biri oluyor kendisi. Anne cahil, baba cahil. Kardeşlerin kimi ilkokul mezunu, kimi iteleye kakalaya liseyi zor bitirmiş. Bizimki (cinsiyetini siz biliyorsunuz) daha ortaokuldayken keşfettiği gönül işlerine bir takılmış ki, üniversite falan hak getire tabii ki! 

 Eh eli yüzü düzgün, boy pos da olunca sevgililerinden biriyle birlikte bir manken ajansına yazılmışlar. Efendim yok ayakkabı reklamı, yok gazoz reklamı derken boy boy fotoğrafları dergilerde çıkmaya başlamış mı. Yaşadıkları dönem itibariyle.

  ( hangi yıllar olduğunu siz biliyorsunuz) dergide  fotoğrafının çıkması, hele ki bir lise öğrencisi için mükemmel bir sınıf atlama aracı.

 Bu bizim şahsiyet, paranın kokusunu da alınca, liseden diplomayı kaptığı gibi terk eylemiş baba evini. Çok para kazanmamış belki ama; yemiş, içmiş, gezmiş. Partiler, diskolar, sahiller, plajlar… Bir gencin hayallerini süsleyen yaşam işte; daha iyisi Şam’da kayısı.

Elbette bir sürü sevgilisi olmuş ama içlerinden birine vurulmuş bizimki. Öyle bir aşk ki bu, platoniğin en dibi. Kendinden dokuz on yaş büyük olan bu insan, hem çapkın, hem de evli miymiş bir de! Al sana dizi konusu! Efendim bizimkinin yıllar sonra  kişiliğinin bir parçası haline gelen yalancılık huyu da  işte o zamanlarda başlamış. Abi- abla kategorisindeki bu insana aşkını ilan edememiş ama, yanından da uzaklaşamamış. Ne O’nunla, ne de O’nsuz hesabı… Aşkını içine gömüp takılmış bu insanın peşine! O da manken ya; bunlar o defile senin, bu defile benim gezmişler Balkanları, Avrupa’yı. Derken kader işte,  bizimki evlenmek zorunda kalmış bir başkasıyla.

 "Hayat ne kadar sürprizli, onlar ermiş muradına, mutlu son." diyeceksiniz şimdi. Acele etmeyin. Öyle olmuyor işte.


 Kader ağlarını bir ters bir düz örerken, maalesef ki bizim şaşkolozun  hayatı da savrulmuş bir o yana, bir bu yana.

Şöyle ki;

Bu platonik aşık olunan kişi mankenlikten istifa edip bir iş açmış. Bizimki durur mu, vın peşinden. Birlikte çalışmışlar, ihracat, ithalat işlerinde. Sonra gelsin paralar, gitsin paralar. Yatlar, katlar, lüks tatiller, dünya turları. Bitmiş mi? Tabii ki bitmemiş.

Tahmin edeceğiniz üzere her şey dört dörtlük ilerlerken afili bir iflas gelmiş. Neden? Çünkü aşık olduğu kişi meğer mafyanın tedarikçisiymiş. Mafya hesaplaşmasında para muslukları aniden kesilebilir bilirsiniz.  Ama film tabii ki burada da  bitmemiş. 

Sonunu beraber belirleyeceğiz, derin karakter analizleri yapacağız. İnsan dediğin öyle bir sayfada anlatılır mı?

Şimdi top sizde, haydi bakalım pamuk eller klavyelere…

Diyorum ki bu karakter kimdir, cinsiyeti nedir, yaşı kaçtır, adı nedir, akıbeti nedir. Yani demem o ki, bu karakterin eti bende, kemiği sizde. İçinizden ne geliyorsa yazın, hatta giydirin giydirebildiğiniz kadar. 

Bu iyiliğimi de unutmayın, bedavadan katarsis yaşatıyorum size 

Devamını Oku

18 Aralık 2022 Pazar

O Havuç Var Ya O Havuç!

18 Aralık geldi. Normalde yılın bu zamanında ben çoktan didik didik arayıp, bulabildiğim en simli, en kar manzaralı kartpostallarımı almış, son yıllarda kendi kendime ritüel haline getirdiğim yılbaşı tebriklerini yazmış ve hatta postalamıştım. Bu sene yapamadım, çünkü içimden gelmedi.

Ne mi oldu, bırakın yeni yıl heyecanını; içimdeki umudu, yaşama sevincini bile öldürdüler. Niye mi böyle oldu, nasıl anlatsam, inanır mısınız bilemem ama, özet geçeyim.

Bir havuç sebep oldu bütün bunlara!

Evet, her şey bir havucun intihar etmesiyle başladı. Nasıl mı? Toprağa ters gömdü kendini. Hoop, gitti.


Meğer bu havuç var ya bu havuç! Cezerye mafyasına kendini pazarlayıp almış mı önden çekleri! Bu da yetmezmiş gibi bütün kabzımallardan para da toplamış mı! Bir de gidip o çekleri tefecilere kırdırınca, al sana evlere şenlik havuçlu karnabahar yemeği! Daha kar yağmadan, kardan adamların burunları için kendini milyon kilo göstermiş ve düş satan masalcılara pazarlayıp toplamış paraları. Daha neler neler. Saça sürülen havuç suyu, saçları ömür boyu “havuç kafa” yapıyor diye Çocuklar Duymasın dizisinin senaristinden bile telif parası alıp marka tescili yaptırmış! Böylesi dolandırıcılık, yapay zekanın bile aklına gelmez! Türlü türlü senaryolarla paraları toplamış ve af buyurun cukkalamış! Artık nerelere harcadıysa, ya da kimleri zengin ettiyse bilinmez, misyonunu tamamlayıp kendini toprağa ters gömerek, hoop ortadan kaybolmuş. 

Şimdi siz en ukala tavrınızı takınarak bana “Bir havuç nasıl para işine bulaşır, saçmalama, insan mı ki bu?”  falan demeyin. Havuç deyip geçmeyin. Onun da bir iç dünyası var, hatta sadece havuçların yaşadığı bir dünya da var. Siz bilmiyorsunuz; kendinizi demokratik insan cumhuriyetinde yaşıyor zannederken, bütün sebzelerin ve de bilumum baharatların da kendilerine göre bir dünyaları olduğunu es geçiyorsunuz. Siz şimdi burada bu saçmalıkları okurken, mutfak dolabında ne entrikalar dönüyor, tencerede kaynayan havuçların piştikçe daha da canlanıp, bir adım sonrasında sizin bağırsaklarınızda ne devrimler planladıklarından haberiniz var mı? Yok tabii ki! Siyaset, seçim, geçim derken bilimi ve kurguyu ıskalıyorsunuz canım kardeşlerim benim.


 
Konuyu lütfen dağıttırmayın bana. Bu havuç var ya bu havuç, kankası pırasaya en büyük kazığı atmış da gitmiş. İyi niyetinden mi, havuca koşulsuz güveninden mi, yoksa saflığından mı, nedenini kimse bilemiyor ama sonuçta ortağı pırasa kalmış mı dağ gibi borcun altında tek başına! Buyurun buradan yakın canım kardeşlerim. Pırasa ne yapacağını şaşırmış tabii ki. Nasıl şaşırmasın; pırasa denilen nesnenin yapabileceği birkaç şey var bu dünyada. Kapasitesi belli. Ya zeytinyağlı soğuk yemek olur kendisinden, ya laz usulü yumurtalı pırasa olur. Eh çok zorlasa belki diyetisyen işi antin kuntin pırasalı yulaflı börek olur. Hepsi bu kadar! Peki siz söyleyin, ne yapsın bıyığı kendinden önde giden kabzımal reis bu saçaklı pırasayı! 

“Bak pırasa, gözünün yaşına bakmam! Bana mağdur edebiyatı yapma! Ya paramı getir, ya da git cezerye mafyasına bir yerlerden havuç bul! Yoksa, gerisini sen düşün! Aksi taktirde o saçaklarını bir bir yolar, yeşil yapraklarını ineklerin önüne atar, kalan köklerini de martini bardağına zeytin yerine doğrayıp, seni Sicilya mayfasının brunch menüsüne aperatif diye sunarım!” demiş...

Pırasanın bu düştüğü durum, dalga dalga yayıldı tabii ki camiada, bana da patladı, patlamaz mı! Nasıl patlamasın, benim hayatımda pırasa yok mu? Pırasanın düştüğü durumu es mi geçeyim! Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey oldu diye kendimi inandırıp, sonra da “Amaan bana ne ya, bundan sonraki hayatımda pırasa da olmayıversin!” mi diyeyim? "Pırasa gideer, ıspanak gelir!" mi diyeyim ne yapayım. O kendini çok akıllı sanan havucun yaptıkları yanına kar mı kalsın? 

Olay özetle böyle.

 İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte, bir türlü yeni yıl ruhunu yakalayamıyorum a dostlar! İçimde yanan mumun alevi söndü. Bulaşık deterjanının son damlası yanmış tavaya yetmez ya, işte  ruh halim tam da öye! Fabrika ayarlarıma geri dönmek isitiyorum artık, havuç sopanın götürdüğü mutluluğum geri gelsin kollarıma…

Devamını Oku

13 Aralık 2022 Salı

Kurtçuk Güzellemesi

Neden mi yazmıyorum epey zamandır? Yazmaya bir başlasam, içimin şişikliği sözcüklerime yansıyacak diye endişeleniyorum. Mutsuz mutsuz yazarım da okuyanlar kaçar diye. Eğer yazmaya başlarsam etliye sütlüye ve de zeytinyağlıya dokunurum diye. Mizahtan taviz veririm diye. Dişimin kovuğuna kaçan et tanesini çıkaramadığım için aslında. İş hayatına dalarım da rezillikler ortaya dökülür diye. İnsan sevmezliğimle yüzleşirim diye. Yumurtanın sümüğümsü beyazını ya tam pişiremezsem diye.

Tamam tamam yemediniz.

Evet, yazmıyorum. Çünkü yazacaklarım biriksin biriksin, biraz daha biriksin ve ben bir senaryo, hatta 13 bölüm tekmili birden sitcom yazayım ve satayım diye bir platforma.

Bunu da mı yemediniz.

Peki itiraf ediyorum, tükenmişlik sendromunun eşiklerindeyim. Ve çıkmazlardayım. İş hayatım; sindirim sonucu vücuttan atılması gereken; rengi kahverenginin elli tonunda olabilen; akışkanlığı sıvıdan süper katıya kadar değişkenlik gösteren; kokusu hayvandan hayvana, insandan insana ve de bulunulan coğrafi bölgenin yaygın baharatlarına göre değişebilen; metaforik anlamda beyni kemiren kurtçukların fiziksel olarak da içinde yer alabildiği; ismi lazım değil o üç harfli nesneye benziyor! O nesne ki, içinde kurtçuk olduğu durumlarda babaannelerimizin aç karnına kabak çekirdeği yememizi öğütlediği bir şey. Ama hangimiz düşünmemiştir çocukken o beyaz kurtçukların, o karanlık ve yapışkan ortamda nasıl yaşadığını! İşte bu tasvir ettiğim yapışkan ortam, bizim iş yerinin şu anki hali. Kurtçuk metaforunun yorumunu da size bırakıyorum…

Hadi ortam yapışkan ve kokulu, o kurtçuklar da nereden çıktı? Ulan madem kurtçuklar var, aç karnına kabak çekirdeği yediren babaanne nerede? “Kabak çekirdeği yok, kara şimşek vereyim mi? “ diyen yengeler basmış etrafı.

Hayır ben yenge menge istemiyorum, babaannemi getirin bana. Kurtçuklara çamaşır suyu dökün bir şey yapın. Hiçbir şey yapamıyorsanız bari “ders alınmış” haliyle sosyalizmi getirin de şu özel sektör denilen, kendisine “ ha sektör” diye kibar sövgüler düzmek istediğim şeyi kaldırın ortadan.

Yapamıyor musunuz? Dağılın, beni tükenmişlik sendromunun sularında yıkasınlar…. Yıkasınlar…. Sonra da ellerime gül kremi sürsünler.

 

 

 

Devamını Oku

23 Kasım 2022 Çarşamba

Bitget, FTX'in çöküşünden sonra kullanıcılara güvence vermek için Koruma Fonunu 300 milyon dolara yükseltti

Bitget, FTX'in çöküşünden sonra kullanıcılara güvence vermek için Koruma Fonunu 300 milyon dolara yükseltti

Lider global kripto para borsası Bitget, kripto kullanıcılarına daha iyi koruma ve daha fazla güvence sağlamak için Koruma Fonunu 300 Milyon USD'ye çıkaracağını duyurdu. Bu, Bitget'in, FTX'in çöküşünden ve kullanıcıları büyük kayıplarla bırakmasından sonra kripto piyasasının güvenini oluşturmaya yönelik büyük çabalarının bir parçası. Girişimler, FTX kullanıcılarını desteklemek için 5 milyon USD'lik Builders Fund ve hazırlık aşamasında olan ve 30 gün içinde piyasaya sürülecek olan Merkle Ağacı Rezerv Kanıtı'nı paylaşma planıyla birlikte geliyor.

BITGET’E HEMEN ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Bitget'in Koruma Fonu, kullanıcının kripto varlıklarını korumak amacıyla bu yıl Temmuz ayında başlatıldı. 6000 BTC ve 80 milyon USDT'den oluşan 200 milyon USD değerinde bir fonla kuruldu. Fon tamamen kendi kendini finanse eder ve dış bürokrasi veya politika değişiklikleri olmaksızın kullanıcıların varlıklarını verimli bir şekilde kapsamak için daha fazla esneklik ve takdir yetkisi sağlar.

Artan 300 milyon USD koruma fonu, BTC, USDT ve USDC gibi yüksek likiditeye sahip popüler kripto para birimlerinden oluşacak. Borsa, fonun değerini önümüzdeki üç yıl boyunca geri çekilmeden güvence altına almayı taahhüt etti. BTC'nin fiyatı düştükçe fon değeri düşerse, Bitget, bakiyenin her zaman 300 milyon USD'den az olmamasını sağlamak için pozisyonu karşılamaya devam edecektir. Şeffaflığı sağlamak için fonla ilgili tüm bilgiler halka açıktır ve kullanıcılar cüzdan adreslerini buradan görebilir.

BITGET’E HEMEN ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Bitget'in Yöneticisi Gracy Chen, "Bitget Koruma Fonu için genişletme, Bitget'in bir bütün olarak kripto alanında güveni artırmaya yardımcı olan başka bir hareketidir. Acil durum rezervi olarak ve ek sermaye ile çalışan fon, özellikle kripto alanındaki aşırı ve öngörülemeyen durumlarda kullanıcılar için birinci sınıf güvenlik ve koruma sunabilecektir. Koruma fonları gibi risk yönetimi politikalarının, önde gelen ve güvenilir borsalar için norm haline geleceğine inanıyoruz."

"Bitget, kullanıcılarımız için yeterli koruma ile platformun güvenli ve istikrarlı olmasını sağlamak için kaliteli çabalar üzerinde çalışmak için çabalıyor. Herkes için güvenilir ve şeffaf bir kripto ekosistemi oluşturma girişimlerine odaklanmaya devam edeceğiz."

BITGET’E HEMEN ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Bitget Hakkında

2018 yılında kurulan Bitget, temel özellikleri olarak yenilikçi ürünler ve sosyal işlem hizmetleri ile dünyanın lider kripto para borsasıdır ve şu anda dünya çapında 100'den fazla ülkede 8 milyondan fazla kullanıcıya hizmet vermektedir.

Borsa, kullanıcılara tek noktadan ve güvenli işlem çözümleri sağlamayı taahhüt ediyor ve Arjantinli efsanevi futbolcu Lionel Messi, İtalyan lider futbol takımı Juventus, PGL Major'ın resmi espor kripto partneri ve lider espor organizasyonu Team Spirit dahil olmak üzere güvenilir partnerle işbirlikleri yaparak kripto kullanımını artırmayı hedefliyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Devamını Oku