10 Ekim 2026 Cumartesi

Salonun Ortasına Set Kurduk: Ne Ara Ailece Film Stüdyosu Olduk?

Şu akım videolarına denk geliyorum Instagram'da. Aklım hayalim; ve de idrakim; yani hiç bir beyinsel aktivitem bu işleri algılamıyor.

Şöyle ki;

Karşımda bildiğimiz yurdum ailesi var. Kaynana, görümce, gelin, evin kayın pederi, damat ve de çocuklar...



Hepsi toplanıp ciddi ciddi prodüksiyon yapıyor. Kostümler, arka planda dekor, çalışılmış bir senaryo... Az sonra yönetmen “Motor!” diyecek, o derece!

Ne zaman yurdum insanının evi, özel hayatı, ailesi böyle tabiri caizse film stüdyosuna döndü? Bu işlerin bir miladı var mı? Ben neyi kaçırdım? Ne ara bu kadar normalleşti bütün bunlar?

Öte yandan bu akım videolarını nereden takip ediyorlar? Instagram'da özel bir yer mi var bu videolar için? Ya da akımlar TikTok falan gibi mecralardan mı yayılıyor? TikTok'um olmadığı için bilemiyorum...

Ve diğer sorum da şu: Bu akım videolarını kim kurguluyor, nereden yayılıyor bu akımlar? Akım üretme merkezi diye bir yer mi var?

Bu akımları ilk çıkaranlar telif hakkı mı alıyor? Bu işleri zevk için mi yapıyorlar, yoksa para kazanıyorlar mı? Evet çok takipçisi olan "fenomenler" link verip satış ortaklığı yapıyor anlıyorum da, bu "akım videosu" denilen skeçimsileri neden çekiyorlar? Eğlenmek için mi, takipçi kazanmak için mi, algoritmanın gözüne girmek için mi? 

Yanlış anlaşılmasın, kimsenin evinde ne yaptığına karışacak değilim. İsteyen ailesini toplar, kostümünü giyer, dekorunu kurar, yönetmenliğini de yapar, başrolünü de oynar. Bana ne?

Ben sadece meraktan ve bu işlerin nereye varacağını kestiremediğimden soruyorum.

Şimdi dürüst olalım: Sizin evde durumlar nasıl? 

Siz bu akım videolarını izlerken tebessüm edenlerden misiniz, yoksa "Biz ne ara bu hale geldik?" deyip benim gibi şaşkınlıkla ekranı hızla kaydıranlardan mı? 

 


Devamını Oku

8 Ekim 2026 Perşembe

Bir Gülümsemenin Düşündürdükleri!

O adamı hiç gülerken görmemiştim. Hep asık suratlı, hep içine içine konuşan, renksiz ve ruhsuz biriydi gözümde. Ama dün öyle içten gülümsüyordu ki, şaşırmadım desem yalan olur.

Adeta omzunda yirmi kiloluk bir yük varmış da birileri el atıp o yükü sırtından alıvermiş gibiydi dün. Nasıl rahatlamıştı, nasıl sırıtıyordu...

Sanki şey gibi...

Hani konusunu hiç bilmeden bir filme girersin; bir de bakarsın ki o film klostrofobik bir korku filmiymiş! Çıksan çıkamazsın, diken üstünde oturursun. Işıklar yanıp da film bittiğinde bir “ohh” çekersin!

“Bütün bu yaşadığım gerilim sadece filmdi, bitti gitti!” dersin ya...

İşte dün, adamın yüzünde böyle bir ifade gördüm ben.

Sanki içinde bulunduğu zoraki durumdan kurtulmuş, ferahlamış gibiydi.

Bana sorarsanız, bütün o hayranlık dolu cümleleri de içinden geldiği için söylemişti. Zira eline istemediği bir metin tutuşturulup da okuyan insanın sesine öyle bir coşku vermesi kolay değil. Hele gözlerine o gülümsemenin yerleşmesi...

Elbette insanın yüzüne bakarak niyet okumak doğru olmaz. O yüzden ben de sadece bir “seyirci” olarak gördüğümü ve hissettiğimi söylüyorum.

Ne yalan söyleyeyim; adamın duruşu ve konuşması bana çok içten geldi. Çok rahatlamış, kuş kadar hafiflemiş gördüm kendisini.

Görsel için yapay zekadan destek aldım.

Helal olsun diyorum, aklıma başka da söyleyecek bir şey gelmiyor.

Çünkü büyük bir soğukkanlılıkla yönetti süreci. Hani geçen seçimde bir politikacı “plana sadık kal” demişti ya, o hesap.

Benim şimdiye kadar iddiasız, gölgede bir figür gibi gördüğüm o adam; tecrübeli bir poker oyuncusu gibi, elindeki kartları fazla belli etmeden, herkesin gözü önünde adımlarını attı.

Sonra da öyle bir hamle yaptı ki, herkes kendi gördüğünü yorumlamaya başladı.

Bana göre, hiç yara bere almadan bambaşka bir yüzünü göstermeyi başardı.

Arada geçen zamanı, hazırlanma sürecini, neler düşündüğünü, hangi motivasyonlarla hareket ettiğini yazsa keşke! Hikâyesini gerçekten merak ediyorum.

Haa, kendisini onaylayanlar şu anda bayram havası yaşıyor. Kendisine karşı çıkanlar ise üst perdeden “şöyle böyle” diyerek konuşup tırnaklarını yiyor.

Bense artık nötr bakmaya çalışıyorum böyle olaylara.

Yani nasıl desem...

Hikâye okur gibi, film izler gibi dışarıdan.

Çünkü insan bir şeyleri fazlasıyla içselleştirince, olan bitenin ağırlığını da kendi üzerine alıyor. Sonra karamsarlık, mutsuzluk, öfke...

Benim kendi kendime uyguladığım “depolitizasyon” süreci de çoktan başladı.

Benim gibi pek çok insan olduğunu biliyorum.

Yaklaşık bir buçuk sene önce haber izlemeyi bıraktım. Sonra YouTube'dan izledim gündemi. Şimdilerde ise Twitter'da, pardon X'te, sadece başlıklara bakıyorum.

O kadar.

Neyse işte...

Diğer pek çok önemli konuda olduğu gibi bu konu da saman alevi gibi birkaç güne sönümlenir. Açıkçası merak da etmiyorum.

Ben artık çemberin dışında kalmayı tercih ediyorum.

Murathan Mungan'ın o meşhur cümlesindeki gibi:

“Ya dışındasındır çemberin / Ya da içinde yer alacaksın...”

Ben dışarıda kalmayı tercih ediyorum.

Çünkü dışarıda da akıp giden bir hayat var.

Çiçekler var.

Böcekler var.

Lezzetler var.

Hatta şimdiye kadar pek haşır neşir olmadığım kediler bile var.

Belki bundan sonra biraz da onlardan söz ederim.

Çünkü bazen insan, farkında olmadan girdiği bir filmi beğenmediyse, ışıkların yanmasını beklemek zorunda değil.

Çıkabilir.

Kapıyı açabilir.

Temiz havaya çıkabilir.

Ve hayatın devam ettiğini hatırlayabilir.


Devamını Oku

6 Ekim 2026 Salı

Kırmızı Pijamayla "White Party"ye Girilmez!

Şimdi biliyorsunuz çeşit çeşit parti var. Mesela pijama partisi, otellerde  animatörlerin düzenlediği köpük partisi, tavana yapıştırma ritüeliyle ünlenen çiğ köfte partisi, şampanya partisi, doğum günü partisi, beyaz parti, poker partisi, pizza partisi, bekarlığa veda partisi, yılbaşı partisi, doksanlar partisi... Say say bitmez. 

Bütün bu oluşumlara baktığımda şunu görüyorum.

Parti için bir eylem seçiliyor ve kurallar konuluyor. O eylemi gerçekleştirmek şov haline getiriliyor ki ilgi çeksin. Partide yapılanların ne  kadar başarılı, eğlenceli ya da güzel olduğu dosta düşmana gösteriliyor ki katılım artsın.

Hadi partiyi düzenleyenleri hiç konuşmuyorum da katılımcılara dışarıdan bakılınca görünen tabloya değinmeden edemeyeceğim...
 
Diyelim ki, şirketteki çok vizyoner İnsan Kaynakları Birimi, stres atmak için pijama partisi düzenlemiş, katılım da mecburi olsun. Kural, herkesin pijama giymesi! Karşına civciv baskılı pijamasıyla çıkan koca göbekli ihracat müdürünü parti bitince normal iş gününde gördüğünde gülmeyecek misin? Ya o kırmızı dantelli frapan geceliğiyle görünen İmalat Koordinatörü Leyla Hanım'a ne demeli? 

İşte tam da burada parti tüzüğü devreye giriyor:

"Partide olan partide kalır, dışarıya bu irezillikler sızdırılırsa disiplin cezası var..." 

Bu partilerde af edersiniz cılkını çıkarana kadar aynı eylemi tekrar etme kuralı da oluyor genelde. Mesela poker partisi deyince insanlar bir el oynayıp dağılmıyor, sabahlara kadar devam ediyor o eylem. Bekarlığa veda partilerinde sınırların nasıl zorlandığından hiç bahsetmeyelim zaten. Kimin eli kimin cebinde, belli olmaz...

Pekiii... Bütün bunların tamamına peki... İnsanlar beyaz partiye beyaz atletle gitsin, pizza partisinde çatlayana kadar pizza yesin, köpük partisinde dans ederek sabuna bulansın; isterse gözleri yansın kime ne? Çiğ köfte partisinde tavanları bulgura bulasınlar hepsine tamam...

Ama işte bir partinin kostümüyle ya da eylemiyle diğer partiye gittiklerinde, iş çığırından çıkıyor azizim. Hem de nasıl çıkıyor! Yapmayın beyler bayanlar diyoruz ama dinleyen kim...

Kırmızı Pijamayla "White Party'ye Girilmez!

Görsel, yapay zekâ yardımıyla hazırlandı
Doğum günü partisine pijamayla gidip, pastanın üstüne köpük boca etmek nedir kardeşim? Yazık değil mi prenses kostümüyle pasta üflemeyi hayal eden kızcağıza ve arkadaşlarına... Poker partisinde çiğ köfteyi tavana atma şovunu yaparken hile yaptığınızı kimse anlamayacak mı sanıyorsunuz? İki binler partisine seksenler kostümüyle gittiğinizde sırıtmayacak mı o omzunuzu şişiren vatkalar? Kimi kandırıyorsunuz? Bekarlığa veda partisinin ruhu ile, bebeğin ilk dişinin çıkması gibi masum bir partiye gidilir mi? Düşünsenize çıkacak kaosu...

Biz demiyoruz ki sadece bir partiye gidilir. Herkes dilediği kadar partiye katılabilir elbette... Demokrasi var neticede, bireysel seçme hakkı var...
Ama gözünüzü seveyim, lütfen "white parti" ye kırmızı pijamayla gitmeyin! Önce üzerinizdeki o kırmızı kostümü çıkarın, sonra beyazlarınızı giyin... Çok rica ediyorum; köpük partisinde milletin yüzüne köpük yerine çiğköfte atabileceğinizi zannetmeyin. O partiden bu partiye olmaz ki canım ciğerim; eğlencenin de bir sınırı var son tahlilde; değil mi ama... 

Böyle yaptığınızda belki bütün kameralar sizin aykırılığınızı çeker, belki ünlü de olursunuz... Ama...

Yıllar geçip adınız unutulduğunda, "Bu adam pijama partisinde tavana çiğ köfte atmamış mıydı?" cümlesi etiket gibi ensenize yapışır kalır sonra...

Haa, "Ben ensemi görmüyorum, önüme bakarım" derseniz tamam o zaman. Bütün bu söylediklerim için ben özür dilerim, işgüzarlık benimkisi de canımmm..


Devamını Oku

4 Ekim 2026 Pazar

Bu Kez Gitmiyorum!

Blogum istediğim gibi anonim kalamadı, o yüzden yenisini açayım diye düşünüyordum ya; vazgeçtim şimdilik. Neden?

Çünkü bize ait alanları başkaları yüzünden terk ederek yaşayamayız. Nereye kadar vazgeçeceğiz kendimizden? 

Görsel yapay zeka desteği ile oluşturulmuştur.

Bir şekilde kendini ifade edemeyen, kendini anlatmaya çalışmaktan yorulan; asla değişmeyecek kemikleşmiş algılarla savaşmak zorunda olan, çirkeflere karşı hazır cevabı ol(a)mayan ya da sayıca azınlıkta kaldığı için kakafonik ortamda sesi çıkamayanlar ve elbette genel kabullere aykırı düşenler...
Bu başlıklardan en az birine uygunsak; hep demeyeyim ama çoğunlukla uzaklaşıyoruz bizi sıkan o ortamlardan; terk ediyoruz yani. "Alın sizin olsun!" diyoruz...

Mahalle baskısına dayanamayıp mahalleden, aile baskısına isyan edip doğduğumuz evden, iğrenç yöneticinin mobingine dayanamayıp emek verdiğimiz işimizden, çirkef komşunun saygısızlığına dayanamayıp oturduğumuz evden ve hattâ bize kulak vermeyen iktidarlar nedeniyle doğduğumuz memleketimizden... Evet bu saydığım örnekler kadar keskin ve ağır bir izi olmasa da artık bizden bir parça olmuş, yıllarımızı verdiğimiz, içimizi döktüğümüz, yüzünü görmesek de halimizden anlayacağını bildiğimiz blog dostları edindiğimiz, diğer sosyal medya platformlarına göre son derece saygılı, seviyeli bir mecra olan blogumuzu da neden bırakıp gidelim ki...

Peki nasıl olacak? Tabiri caizse "Öküz altında buzağı arayan", her şeyden alınan, her şeyi kişiselleştiren, dünyanın kendi çevresinde döndüğünü sanıp bir kere bile empati kuramayan, "bu insan da acaba neden böyle demiş?" diye azıcık kafa yormayanlara; suçu hep başkasında arayanlara aldırmayacağız.

Çünkü biraz da hakkımız yahu... Hadi bakalım, gazamız mübarek ola!
Devamını Oku

1 Ekim 2026 Perşembe

Kuşlar Uçmasın, Efendi Gibi Kendilerine Gösterilen Yoldan Yürüsün!

Az önce eski Twitter, yeni X'e bakayım dedim. Bu arada fark ettim ki Twitter'a X demeye bir türlü alışamamışım. Bin liraya " 1 milyon" diyen kafalardan mı oluyorum yoksa! Allahım korusun! X'in bir gün yine eski kuş haline döneceğini ve "cik cik" şeklinde kendi çapında öttü diye kuşların kafese tıkılmadığı günlerin geri geleceğini hayal ediyorumdur belki de. 

Öte yandan şöyle de bir gerçeklik var:

Her ne olursa olsun, beyin reddetse de; günün koşullarına adapte olmakm lazım. Öbür türlü maazallah eskilerin deyimiyle üç harflilere karışır insan! Var olan gerçekliği reddedip de hayal alemlerinde yaşamak "son tahlilde" fayda mı getirir a dostlar!

Hazır yeri gelmişken, yani üç harflilerden bahsetmişken şimdi sizi acı bir gerçekle de yüzleştireyim de sevaba gireyim bari. Bu iyiliğimin kıymetini bilin yalnız, sizin için elimi taşın altına koyup "kral çıplak" söylemi kadar radikal olmasa da sosyolojik bir gerçekliğe ışık tutuyorum neticede.

Evet derin nefes alın, olay şu:

Belki kabul etmeyeceksiniz ama, neredeyse hepimiz "üç harflilere" karışmadık mı neticede? Ben diyeyim sekiz sene, siz deyin on sene öncesine kadar "üç harfli marketlerin yanından bile geçmem" diyen sevgili entel kardeşlerim, burada mısınız! Hadi itiraf edelim; günümüz koşullarında üç harflilerde hangi indirim var acaba diye bakınmıyor muyuz hepiciğimiz? Evdeki yoğurdun, ne bileyim sütün markası artık üç harfli marketlerde satılanlarla yer değiştirmedi mi? Kırk yılın başı keyif için iki kadeh üzüm suyu içeceksek de o üç harflilerde bunu bulamayacağımız artık hepimize normal gelmiyor mu?
 
Ne o, sıkıldınız mı?  Havalar tam soğumadan azıcık soğuk su içebilir ve dağılabilirsiniz gençler...  

Neyse işte X'e bakayım dedim az önce, ki gündemi oradan takip ediyorum yarım yamalak da olsa; işte gördüm ki Zaytungya'da yine bir kuş sürüsü liderini kafese tıkmışlar. Orada her kuşun cüssesine göre kafesler varmış...

Amaan ne anlatıyorum yahu! Kendi yazdığım şeyden kendim sıkıldım... Hemen kapattım konuyu. Bu Zaytungya'da "çimser" diye bir birim varmış.  Mesela komşunun bahçesindeki güllerden mi sıkıldın, arıyormuşsun çimser'i. Hemen gelip o bahçeye çimleri seriyorlarmış ve böylece sen de haset ettiğin komşunun güllerinden kurtuluyormuşsun! Ne kadar harika değil mi?
 

"Alo Çimser!"
"Buyur Zaytungyanın değerli vatandaşı"
"Alt kat komşumun kızı bizim oğlana yüz vermedi, o oğlanı bir şeeder misiniz?
"Elbette, şikayetiniz alındı"
diyor mesela Çimser, sonra bir bakmışsınız ki kıza yüz vermeyen vatan haini oğlanın kafasına çim adam ekilmiş! Adaaaleett yerini şıppadanak buluvermiş...
Ai Görseli


Ya şimdi yazdıklarımı beğenmeyen biri gelir kapımın önüne çim falan ektirir, maazallah ayıkla pirincin taşını ondan sonra. O çimler sulanacak, biçilecek, bin tane iş...

İşte bu nedenlerden ötürüüü.... Sevgili, canım izleyicilerim, kuş sürüsünün liderini niye kafese tıkmışlar da falan da filan da bunları es geçiyorum. Çünkü biliniyor ki, efendime söyleyeyim; kuşların uçmaması gerekir. 

Kuşlar da akıllı olsunlar, insinler yere, "kendilerine gösterilen" yoldan efendi gibi yürüsünler!

Eskidenmiş o "her kuşun eti yenmez" lafı. Her kuşu kafese tıkar, gerektiğinde de sosa bulayıp...

Neyse işte bu kadar yeter! Gerisini siz hayal edin, ama sakın ha; bir dost tavsiyesi;

 Hayal dünyasında yaşamayın!

Sevgiyle efenim, 

Hamiş: Benim kimseye zararım olmaz, kuşlarla falan da işim olmaz. Büyüklerimizin eteklerinden öperim efenim, itinayla...
 


Devamını Oku