
Adam: “Şu renklere bir bak! Masa
örtüsündeki bordodan, giydiğin bluzdeki vişne çürüğüne; yer döşemesindeki gül
kurusundan, ayağımdaki ayakkabının kızıl kahvesine kadar bak! Ama ne olur, bir kareye
sığdır gördüklerini! Ayırmadan, bütüne bak!
Seninle yıllar önce düşünü kurduğumuz film karesi tam da böyle değil miydi?
Hatırlıyor musun, nasıl da konuşmuştuk detayları?
Böyle bir mutfakta bir akşam üstü, tam da ambiyansa uygun tondaki kırmızı
şarabı açacaktık birlikte. Önce senin kadehini doldurmak isteyecektim. Şarabın kristal
cama düşüşündeki şiiri görüp...