Kitabı
Ayşe Kulin'den distopik roman diye tanıttılar. Açıkçası çok
merak ettim ve çıkar çıkmaz gidip aldım ben de. Zira iyi
kurgulanmışsa distopik öyküler ilgimi çeker.
Mesela
Orwel'ın 1984'ü bu
anlamda gerçekten de sarsıcı muhteşem bir kitaptı. “Distopik
de ne ola ki?” diyenleri daha yazının başındayken Google'a geri
göndermemek için kısacık bir açıklamayı görev biliyorum bu
arada. (sözcüğü bilenlerden af dileyerek)
Edebiyat
ve sanatta kullanılan distopya terimi, ütopyanın tam tersidir.
Yani distopik bir dünyada herşey kötü, otoriter-totaliter,
baskıcı bir yönetim söz konusu diye düşünebilirsiniz.
İşte
böyle bir beklentiyle okumaya başlayınca açıkçası ilk
sayfalarda hayal kırıklığı yaşadım ne yalan söyleyeyim. Çünkü
kurgunun distopya tarafında bana göre boşluklar vardı, yani ben
Ramanis ortamını pek canlandıramadım hayalimde... Mesela gök
cismi ülkeyi karartıyor ama tam değil, nasıl olduğu net değil,
insanların iklimsel anlamda yaşantı biçimleri pek belli değil,
kadınlara çalışma yasağı var ama bazılarına yok, gibi gibi...
Birkaç bölüm ilerledikten sonra ise kitabı yanlış bir gözlükle
okuduğumu fark ettim. Distopya ve bilim-kurgu beklentilerini bir
kenara bırakıp bildiğim, kitaplarını bir çırpıda okuduğum
Ayşe Kulin'in gözünden günümüz Türkiyesine bir eleştiri
olarak okumaya başladığımda, inanın çok daha fazla keyif aldım
kitaptan. Bugünün biraz egzajere edilmiş haliydi bana kalırsa
anlatılanlar. Her ne kadar yazar Ramanis Cumhuriyeti dese de, ben o
hayali ülkeyi kendimizden soyutlayamadım. Çoğumuzun ülkemiz adına yaşadığı
kaygıları cesaretle dile getirmiş Ayşe Kulin, bu anlamda
kendisini tebrik etmek lazım. Zira cesur olmak zor zanaattır
bilirsiniz. “Sen bu anlamda cesur musun?” diye soranlara
vereceğim yanıt bellidir zaten: “Hayır değilim!”
![]() |
| Tutsak Güneş - Ayşe Kulin |
Kulin'i
okuyanlar bilir, müthiş akıcı bir dili vardır. O'nun kitaplarını
okurken sinema filmi izler gibi olursunuz, terapi gibidir bir
anlamda. Okursunuz, iyi vakit geçirirsiniz, bir süre sonra da
unutursunuz. Yine öyleydi, zaten kitabın başındaki bana göre
oturmamış olan o kurgu dünyanın anlatımı birkaç bölüm sonra
bitip de asıl hikaye başlayınca kitap daha sürükleyici oldu.
Kitapta
düşünmenin, konuşmanın ve hatta hatta hatırlamanın bile yasak
olduğu bir ülke var... Beş çocuk yapan kadınlara madalya
takılıyor. Sınıf ayrımcılığı alenen yaşanıyor; taktığınız
atkının rengi belirliyor haklarınızı. İnternet yok, haberlerde
dış dünya sürekli kötüleniyor, seyahat özgürlüğü yok, her
an takip ediliyorsunuz ama aşk var, insanın olduğu her yerde aşk
var çünkü.. .
Benim
kitaptan süzdüğümse şu oldu:
Kendilerine
sunulan ayrıcalıklı hayatta mutlu mesut yaşayan bilim adamları ve profesörler bile olan bitenin, baskının farkında değiller.
Ramanis Cumhuriyetinin başkanı Oğulhan'a sevgi ve minnetle bağlı
kalarak muhalif seslere nefretle bakabiliyorlar, taa ki zulmün ucu
kendi ailelerine dokununcaya kadar...
Bugünlük
de benden bu kadar, keyifli okumalar efenim, sevgiyle...
...

