14 Temmuz 2017 Cuma

Adaletin Bu Mu Dünya!

UYARI: Yazı ağır arabesk içerir. Okuma süresi boyunca Müslüm şarkılarından ve jiletlerden uzak durunuz...


Efendim doğuyoruz ya, bir kere oradan başlıyor adaletsizlik. Kimileri sarayda doğuyor. Boynunda ağır mı ağır elmas gerdanlıklar taşımak zorunda kalıyor. Vezir parmağı, hünkar beğendi, saray lokması yemekten içi şişiyor. Yani nasıl diyeyim ki; ekmeğin kıtır kenarını menemene bandıra bandıra yemeği sadece rüyasında gören garip mi garip insanlar bunlar... Kimilerinin dramı daha derin. Düşünsenize; Boğaz'da paşa dededen kalma yalıda doğmuşsunuz. Hayatınız boyunca yalının bahçesindeki yeşili ve az ötede uzanan denizin mavisini görmekten içiniz şişmiş! İnsan bozkırın bozunu, betonun huzur veren grisini özlemez mi... Bir de müstakil bahçeli, havuzlu villada doğan; gak deyince mama verilen, guk deyince etrafında Filipinli dadıların pervane olduğu bebekler var. Bu bebeklere insan nasıl acımaz. Düşünsenize; istediği şey olmadı diye doya doya ağlamak nedir bilmeden geçip gidiyor ömürleri. Hayal bile kuramıyorlar. Çünkü hayalini kuracakları her şey zaten doğduklarında ellerinin altında oluyor... Avustralya'da rahat bir hayatın içinde doğan, İsviçre'de kişi başına düşen binlerce dolar milli gelire doğan, Hollanda'da özgürlüğün çivisinin çıktığı bir dünyaya doğan bebeklere söyleyecek lafım zaten yok. Onların hali içler acısı...

Adaletin bu mu senin be dünya!

Elbette doğum yeriyle bitmiyor adaletsizlik. Bir de şekil şemal meselesi var. Nasıl üzülüyorum o doğuştan 'avatar' gibi güzel olanlara! İpek gibi saçlarıyla, renkli gözleriyle, uzun boylarıyla doğan bebeklerle; saçsız, renksiz, sıradan, kavruk doğan bebekler aynı dünyada eşit koşullarda yaşayacak inanabiliyor musunuz? Yazık değil mi o “prensesim, balım, paşam” diye yerlere göklere sığdırılamayan çocuklara! Kavruk insanların çirkinlikleriyle karşılaşmak zorundalar hayatları boyunca. Oysa dünya sadece güzellerden, uzunlardan, renkli gözlülerden oluşabilirdi mesela. Kimin hakkı var göz zevkimizi bozmaya!

Adaletin gerçekten bu mu senin be dünya!


Eğitimde adaletsizlik ise  had safhada. Ya düşünsenize eve özel hocaları gelen, perşembeleri piyano, salıları drama, çarşamba iki ile üç arası Fransızca, pazar gecesi yatmadan önce bir doz Uzaylıca dersleri verilen çocukların dramını! Okuldan kaçma özgürlükleri yok. “Arkada oturduğum için uğultudan duyamamışım hocam” deme ayrıcalıkları yok! Bu çocuklar özel ders alırken kimden kopya çekecek hiç düşünen var mı? “Elektrikler kesildi örtmenim, çalışamadım!” diyen çocuğun içindeki coşkunun karşılığı, hangi Çince kelimede var bana biri söylesin lütfen! Ben gerçekten bu kadar adaletsizliğe, hem de eğitimde olunca hiç ama hiç dayanamıyorum.

Hay ben senin adaletine ne diyeyim be dünya!



İş güç meselesini hiç gündeme bile getirmiyorum. Çocuk okuldan mezun olunca işi hazır. Babasının iş yerine direkt yönetici olacak; ya da adresi belli olsun, oyalansın diye ailesinin tuttuğu havuzlu ofis villada takılacak. Yazık değil mi bu çocuğa! İşsiz kalmanın getirdiği gayet yaratıcı çözümlerden yoksun, mobbing nedir bilmeden geçen bir ömrü olacak! Yan masasında ayağını kaydırmak isteyen iki yüzlü bir iş arkadaşı asla olamayacak! Üç kuruş para verdi diye böcek gibi ezmek isteyen patronlara duyulan öfke nedir hiç bilemeyecek. Ezilmek nedir, emeği sömürülmek nedir bilmeden geçen hayat, içi boş bir kavanoz değil midir?

Ah be dünya, bana adaletten bahsetme!

Bir de aşk meşk, çoluk çombalak meselesi var ki, akıllara zarar!Muhteşem bir çocukluk, muhteşem bir ergenlik, muhteşem bir üniversite hayatı geçirdiniz. Aileniz anlayışlı mı anlayışlı. Okul bitince yirmi iki buçuktan gün aldığınızda sevgilinizle evleniyorsunuz. Sonra bir oğlan bir kız şipşirin çocuklarınız oluyor. Siz istemez miydiniz, sevdiğiniz kızın abisi sizi köşede sıkıştırsın, dövsün. Errrkek gibi aşkınızı savunun.!Siz istemez miydiniz, sevdiğiniz çocuk sümüklü Jale ile evlendi diye günlerce ağlamak, bunalıma girmek... Sorunsuz çocukluk, sorunsuz okul, sorunsuz iş, sorunsuz evlilik. Kim ister ki bu kadar düz hayatın içinde yaşamayı! Hayat dediğin mücadelelerle dolu olmalı...

Ah be dünya; hayatımızın aksiyonlarını bile dengeli dağıtamıyorsun!

Anlatacak çok şey var aslında bu konuda. İster şans deyin adına, ister talih deyin, ister düzen, ister sistem... Ama ne derseniz deyin, bu adaletin kantarı bozuk arkadaş! Hayat hikayelerimiz adaletli yazılmamış bir kere. Senaryoda hep birilerine torpil geçilmiş. O yüzden; adalet denilen şeyi yolda, düzde, çayırda, bayırda bir yerlerde aramak bence namuslu bir şey; iyi bir şey, insanca bir şey...


Devamını Oku

6 Temmuz 2017 Perşembe

İçerik Bulutu Yazarlığı


Kişisel blogumun adını “Evde Yazar” koyduğum için gerçekten abartmıyorum- Güzin Abla kadar olmasa da- her gün en az 3 tane “Güvenilir bir sitede yazarak para kazanmak istiyorum. Bana tavsiye edeceğiniz adresler var mı?” şeklinde e-postalar alıyorum. İşte bu sorularınıza vereceğim toplu yanıt:

Evet, İçerik Bulutu'nda yazarak kaliteli bir oluşumda yer alabilir ve düzenli bir gelir elde edebilirsiniz. Üstelik bu işi olabilecek en profesyonel ortamda yapmanın keyfine vararak! Heyecanlandınız biliyorum; o halde gelin size sürecin tüm detaylarını kendi deneyimlerimden yola çıkarak anlatayım. Çünkü 29 Aralık 2015'den bu yana İçerik Bulutu'nda “içerik üreticisi” olarak yer almaktan son derece memnunum. İşte belki de hayatınızı değiştirecek bu platformun detayları:





Öncelikle altını çizelim; “Makale” değil, içerik üretiyoruz!

Bu işlere ilk başladığımda, piyasada çok yanlış bir şekilde yaygınlaşan “makale yazarlığı” tanımlamasını ister istemez ben de kullanıyordum. Ama biliyorum ki internet için profesyonel içerik üretmek, bilimsel anlamda “makale yazarı” olmaktan çok çok farklı bir uğraş! Makale; bilimsel bir gerçeği açıklamak, bir tezi savunmak; ya da bir düşünceyi anlatmak için yazılıyor. İnternette tanıtım ve pazarlama amaçlı üretilen “içerik”lerin, bu makalelerle hiç bir benzerliği yok! Dolayısıyla “makale yaz para kazan” mantığı ile açılan deyim yerindeyse “merdiven altı” web sitelerinden çok farklı bir yer İçerik Bulutu. Tahmin edersiniz ki, üretilen içeriklerin kalitesi ve işleyiş de “100 kelimesi 1 TL” mantığıyla çalışan bu düzeysiz web siteleriyle karşılaştırılamaz bile.!Yani pazarda satılan markasız ucuz ürünleri “100 kelimesi 1 TL”ye satılan “makale” adındaki anahtar kelime çöplüğüne dönüşmüş yazılara benzetirsek, İçerik Bulutu'nda üretilen web içeriklerini markalı butik ürünlere benzetmemiz yanlış olmaz. Bir tekstilci de başka türlü örnek vermez...

İçerik Bulutu Yazar Ücretleri

En çok bu konuyu merak ettiğinizi biliyorum. Elbette direkt web siteleriyle çalıştığınız ücretler kadar süper ücretler almıyorsunuz İçerik Bulutu'nda. İyileştireceklerini söylüyorlar, ki ben de samimiyetlerine inanıyorum. Ama şu da bir gerçek ki; 100 kelimesi 1 TL gibi ücretler de yok. Elbette fiyatlar daha iyi durumda. Konunun özelliğine göre; uzun blog, kısa blog, ürün tanımı, gibi kategorilerine göre; yazar statüsüne göre değişiklik gösteriyor ücretler. Bir örnek vermek gerekirse, “TOPİKO” denilen bir kaç kelimelik konu başlığı bulmak için ödenen ücretin, o malum sitelerde 300 kelimeye verilen ücretle hemen hemen aynı ya da daha fazla olduğunu söylersem, sanırım daha iyi değerlendirme yapabilirsiniz.

İçerik üretme hızınıza ve disiplininize göre günde 3-4 saat çalışarak ciddi sayılabilecek bir gelir elde etmeniz mümkün. Fazla detay verirsem iş ahlakına sığmaz.

Hesabınızda biriken paradan ne kadarının ödenmesini istiyorsanız her ayın 13-14'ü gibi sistem üzerinden “ödeme talebinizi” oluşturuyorsunuz. Ayın 15'inde para banka hesabınızda oluyor. Ne zaman ödenecek, ödendi mi gibi stresli süreçler asla yaşamıyorsunuz. Çünkü ödeme yapılınca posta kutunuza otomatik bir mesaj geliyor:

Hesabında bir hareket var. Kontrol et ve güle güle harca!”
Takdir edersiniz ki, bu da çok hoş bir şey...




İçerik Bulutu sistemi nasıl çalışıyor

Sistem gerçekten profesyonel. Müşteriler en bilindik markalar. O yüzden ben, İçerik Bulutu'nda yer almayı çok önemsiyorum. Kısaca anlatayım. Bir yazar ekranı var. Açtığınızda içerik talepleriyle karşılaşıyorsunuz. Bu listede marka adı, içerik tipi, konu başlığı, minimum kelime sayısı, ücret bilgisi yer alıyor. Listeden bir içeriği üstlenmek için tıklıyorsunuz. İçinde müşterinin istekleri, kullanılacak anahtar kelimeler, kullanılacak dilin özelliğine kadar bütün bilgiler var. Yani müşteri samimi mi, profesyonel bir dil mi istiyor;hangi ara başlıkları istiyor.. vb.bütün detaylar bu açıklamalarda yer alıyor. Kimseye başka bir soru sormak zorunda kalmıyorsunuz.

Ve süreç başlıyor. İçeriği üretmek için 15 saatiniz var! 15 saat boyunca ekranda içeriği üretmezseniz sizden otomatik olarak içerik alınıyor. Bu da sizin yazar puanınızı kötü etkileyen bir şey. Ben bu duruma sanırım hiç düşmedim. Çünkü içerik üretmek disiplin gerektiriyor ve ben de disiplinli çalıştığım için bu işten para kazanabiliyorum.

İçeriği üretip sistemden gönderdikten sonra profesyonel editör onayı süreci başlıyor. İmla, içeriğin kopya olup olmadığı, konu bütünlüğü, anahtar kelime kullanımı gibi kriterlere göre editör ya içeriğe onay veriyor. Ya da revize istiyor. Revize için de yazarın 12 saat süresi var. Sonraki aşamada yayıncı onayına gidiyor içerik. Eğer onaylanırsa otomatik olarak ücreti yazarın hesabına yansıyor. Eğer takıldığınız bir şey olursa, sistem üzerinden yöneticilere mesaj yazıyor ve kısa sürede yanıt alabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar. Nasıl şahane değil mi sistem!

Açıkçası başlarda editör denetimlerinde zorlanıyordum, ama verdikleri revizeler sayesinde kendimi kaliteli içerik üretme konusunda oldukça geliştirdim. Artık ben de sistemde editör olabilirim. O derece yani. (İçerik Bulutu yöneticilerine duyurulur)



İçerik Bulutu Yazar Davetiyesi

Sistemde 2500+ yazar çalışıyor. Önce yazar olmak için sistemdeki formu dolduruyorsunuz. Eğitiminiz, deneyimleriniz,kendinizi ifade biçiminiz değerlendiriliyor ve bu aşamadan geçerseniz, e-posta adresinize davetiye kodu geliyor. Bu şekilde yazar olabiliyorsunuz.

Puanlandırma sistemi

Yazar, uzman ve guru olmak üzere üç kategoride çalışabiliyorsunuz. Unvanınız geliştikçe gelirleriniz de artıyor. Ciddi bir performans değerlendirme sistemi var. Yeni güncellenen ekranlarımızda başarı grafiklerimizi takip edebiliyoruz. Yani freelance iş yapmak ancak bu kadar sistemli olabilir!

Eğer kendinize güveniyorsanız, sürekli yazarak düzenli bir gelir elde etmek için İçerik Bulutu Yazarlığı yapabilirsiniz. Başvurmak isteyenler, buradaki bağlantıya tıklayabilir. Bol şans...



Devamını Oku

2 Temmuz 2017 Pazar

Bir yol ve azim hikayesi

Geçen gün fark ettim ki, ben yol insanıyım. Yani gideceğim yere vardığım anda değil, varmaya çalıştığım yolda mutlu oluyorum! Bunu nasıl mı anladım? Yüzme ile olan imtihanımı bir arkadaşıma anlatırken...

Yıllardır yüzme konusunda kendimi geliştirmeye gayret ediyorum. Yanlış anlaşılma olmasın;
stilli yüzme falan öğreniyor değilim. Sadece yüzmeye çalışıyorum! Bunun detaylarını, nedenlerini, niçinlerini anlatmak uzun sürer. Şöyle özetlemek gerekirse; her sene en fazla on- on beş gün tatil yapıyorum. Bu tatillere çıkarken hep içimde güzel bir heyecan oluyor:

Bu sene yüzmeyi kesin öğreneceğim!


Senelerdir böyle bu. Örneğin 2012'deki tatilimde çok tatlı bir animatör vardı, can yeleği giydirerek havuzda bana beş gün ders vermişti. Suya kafamı sokmuş ve “suyun sesini dinle, suyu sev” demişti. Ben bunu hiç unutmuyorum. Özel yüzme dersi hocalarının hiçbirinin yapamadığını yapmıştı sevgili Melih... Benim için tarifsiz bir mutluluktu.

Sonra 2013'de Fethiye'de gittiğim tatilde, havuzun kenarından inerek tek başıma ıslanmış; bunu büyük bir gelişme olarak görüp aşırı mutlu olmuştum. Ben  sadece ıslanırken, 8 yaşlarındaki tatlı İngiliz Franceska'nın yüzmeyi öğrenmesine tanık olmuş ve O'nun hareketlerini dikkatle izleyerek bir şeyler kapmaya çalışmıştım! O sene Mersin'de kaydettiğim aşama da müthişti. Belimde sosisle Mersin'in şahane bir koyunda sırt üstü kulaç atarak kıyıdan epeyce uzaklaşmıştım. Yanımda çok sevdiğim ve yüzme konusunda belki de tek güvendiğim insan, yani yeğenim olduğu için müthiş cesur davranmıştım. Ve denizden çıktığımızda sevgili biricik yeğenim boyumu kat kat aşan yerlere gittiğimizi söylemişti. Nasıl da mutlu olmuştum! Deniz maceram o noktadan öteye gidemedi. Sonrası hep havuz...

2014 tatilini iple çekmiştim. Ama aradan geçen bir sene cesaretimi kırmış olmalı ki, havuzun kenarındaki merdivenli jakuziden bir adım bile atamamıştım öteye. Ama suyun içindeydim. Bundan güzel ne olabilirdi ki?

2015, sanırım dönüm noktamdı. Bu sene de gittiğim güzel tesiste yaptığım tatilin son iki gününde, relaks havuzunda sosisle suyun üzerinde tek başıma kalabildiğimi fark ettim. Ama ne yazık ki, sadece iki günüm kalmıştı tatilin bitmesine! Ama olsundu, kalabilmiştim ya tek başıma!

2016, yüzme konusunda gerçek bir kırılma noktasıydı benim için. Tam dört tatil yaptım geçen sene! İlkinde dalga havuzunda çırpınırken, ikinci tatilimde ellerimi bırakabildim bir metre de olsa! Ada'ya gittim üçüncü tatilde. Benim gibi yüzme bilmeyenlerle suyun içinde oturdum sadece, ama mutluydum. Geçen sene bayramda gittiğim dördüncü kısa tatilde sosis olmadan kendimce hareket etmeye başladım havuzda. Allahım ne büyük mutluluktu!

Ve bu sene... Mayısta gittiğim üç günlük kısa tatilde hava soğuk da olsa havuz kenarında takılabildim, tek başıma! Ve geçen hafta gittiğim tatilde, havuzun sağ kenarında da olsa tam 5 metre mesafede kendimce ilerleyebildim! Sabahtan akşama kadar bıkmadan usanmadan aynı hareketleri yaptım durdum büyük bir heyecanla. Ve tatil bitti! İçim kıpır kıpır. Biliyorum ki bir sonraki tatilimde daha çok geliştireceğim kendimi! Hem belli mi olur; sadece havuzun sağ kenarında değil, belki 1 metre içinde de hareket edebilirim! Tatil bittiğindeki mutluluğumu kelimelerle anlatmam çok zor! Artık yanımda kimse olmadan, hatta havuzda kimse olmadan kendi kendime suya girebiliyorum! Ve sosis olmadan beş metre kadar gidebiliyorum. Evet sadece gidebiliyorum; çünkü dönerken havuzun kenarını tutmam gerekiyor. Ama biliyorum ki, eğer fırsatım olur da bu sene yine tatil yapabilirsem (lütfen lütfen...) kendimi daha da geliştirebilirim!

İşte bu maceramı anlatırken arkadaşıma, mutlu olma nedenimi buldum aniden. İlerleme kaydetmekten mutlu oluyormuşum meğer! Bir sihirli değnek dokunsa mesela şu an, ben süper bir yüzücü olsam, şimdiki gibi mutlu olur muydum gerçekten emin değilim. 

Konu konuyu açtı arkadaşımla sohbet ederken, konu gündeme ve demokrasi mücadelesine geldi. O kadar güzel bağladı ki arkadaşım. Dedi ki:

-Hani dedin ya! “Sonucun kendisi değil, sonuca giden yolda katettiğim aşamalardan mutlu oluyorum” diye. İşte demokrasi mücadelesi de böyle bir şey. Bu bir yol; ve biz bu yolda yürürken de mutlu olabiliriz!

İçim aydınlandı birden.


Yollar yürümekle aşınmaz!” diyenlere kapak olsun bu küçük ama sonsuz mutluluk veren çabalar. Ve çaba sarf etmekten bıkmayan, söylenenlere, akıl verenlere aldırmayan büyük yürekli güzel insanlara selam olsun! 
Devamını Oku