Geçen
hafta salı ve cumartesi arasında 4 gece Avşa Adası'ndaydım. Daha
önce hiç gitmediğim Avşa'nın pozitif enerjisi ruhuma o kadar iyi
geldi ki, yazmasaydım olmazdı. “Ada nasıldı?” diye
sorarsanız, eskilerin tabiriyle “nev-i şahsına münhasır”
cevabını vermek gelir içimden. Yani kendine özgü, değişik ama
sıcacık bir karakteri var bence Avşa'nın. Ne İstanbul'un Prenses
Adaları gibi aristokrat, ne Cunda gibi pahalı, ne Ege'ye benziyor,
ne de Akdeniz'e! Dedim ya değişik bir atmosferi var; ama sizi hemen
sarmalayan sıcak bir atmosfer bu. Adada kaldığım 5 gün boyunca
eski Türkiye'de gibi hissettim kendimi. Belki de Avşa'da beni en
çok rahatlatan duygu buydu.
Yani bizim Anadolu insanı vardı ya hani, özlediğimiz, sevdiğimiz, bizden olan, kanımıza işleyen; işte Avşa'da o ruhun henüz tamamen yitip gitmediğini gördüm. İnancını inançsızlığını giyimiyle kuşamıyla haliyle tavrıyla gözler önüne sermeyen, hani denize de giren, mayo da giyen, ortamı olunca iki duble içkisini içen, nasıl desem Münir Özkul Adile Naşit kıvamında olmasa da, yine de mütevazı bir insan tiplemesi vardı ya hani, işte onu gördüm Avşa'da! Kutuplaştırılmamış günlerden kalmış bir insan topluluğuydu içimi ısıtan. Etnik kimliğin, dini kimliğin, maddi gelirlerin önemsenmediği, dışarıdan bakıldığında herkesin eşitlendiği zamanlara bir yolculuktu sanki Avşa benim için. İşte bu yüzden çok huzurluydum tatil boyunca. Ülkeme dair umutlar bile yeşerdi içimde, çünkü reset çektim sanki hayata; haber dinlemedim, televizyon izlemedim, sosyal medyadan uzak durdum.
Yani bizim Anadolu insanı vardı ya hani, özlediğimiz, sevdiğimiz, bizden olan, kanımıza işleyen; işte Avşa'da o ruhun henüz tamamen yitip gitmediğini gördüm. İnancını inançsızlığını giyimiyle kuşamıyla haliyle tavrıyla gözler önüne sermeyen, hani denize de giren, mayo da giyen, ortamı olunca iki duble içkisini içen, nasıl desem Münir Özkul Adile Naşit kıvamında olmasa da, yine de mütevazı bir insan tiplemesi vardı ya hani, işte onu gördüm Avşa'da! Kutuplaştırılmamış günlerden kalmış bir insan topluluğuydu içimi ısıtan. Etnik kimliğin, dini kimliğin, maddi gelirlerin önemsenmediği, dışarıdan bakıldığında herkesin eşitlendiği zamanlara bir yolculuktu sanki Avşa benim için. İşte bu yüzden çok huzurluydum tatil boyunca. Ülkeme dair umutlar bile yeşerdi içimde, çünkü reset çektim sanki hayata; haber dinlemedim, televizyon izlemedim, sosyal medyadan uzak durdum.
Sıfır
beden kaygısı duymayan, çoğu evli ve çocuklu kadınlar;
eşlerinin ne giydiğine karışmayan adamlar, çığlık çığlık
denize giren mutlu çocuklar, yani Türkiye'nin bildik tanıdık
yurdum insanları vardı Avşa'da. Sevgilisini koluna takıp gelen
öğrenci de vardı, tekstil fabrikasında işçi olan da vardı,
emekli öğretmen karı koca da vardı, ev hanımı da vardı, ama
dedim ya herkes halk plajında eşitlenmişti...
Avşa'ya
IDO ile gidiş
Marmaray
ile Yenikapı'ya 10 dakikada geçtim, indiğim yerden İDO'nun
servisine bindim. IDO ile 2 saat 45 dakikada Avşa'daydım. Buraya
kadar her şey çok güzel. Ama IDO, denizin tek hakimi olduğu için
bilet fiyatları uçuk! 2 saat 45 dakikalık yolculuk için
verdiğiniz neredeyse bir uçak parası! Zaten sistem de uçak
sistemi! Erken davrananlar biletini 35 TL'ye alabiliyorken, benim
gibi iki gün önce alanlar 70 TL'yi, son gün alanlar ise 100 TL'yi
gözden çıkarmak zorunda kalıyor. Şimdi güzel güzel tatil
yazısı yazacağım fazla eleştirmeyeyim diyorum ama, söylemeden
de geçemiyorum işte. Bu kadar özelleştirme, bu kadar para hırsı
gerçekten de bu cennet ülkenin bünyesine fazla geliyor! Diyorum,
ve bu konuyu kapatıyorum.
Avşa'da
konaklama
Avşa'da
benim gördüğüm kadarıyla fazla otel yok. En yaygın konaklama
biçimi ise pansiyonlar ve apart odalar. Ben üzeri yemyeşil
sarmaşıkla kaplı, dolayısıyla serin, denize 15 adım uzaklıkta
şirin mi şirin bir apart odada kaldım. Yatak, küçük bir mutfak
ve banyodan oluşan yaklaşık 15 metrekarelik apartın en güzel
özelliği ise her odanın bahçeye açılan kapısı önünde
kendine ait tahta bir masa olmasıydı. İhtiyacım olan mutfak
eşyalarının da olduğu bu apartta minimal hayatın gayet de mümkün
olduğunu deneyimleme şansını yakaladım. Gördüm ki, insan
pekala da 15 metrekarede yaşayabiliyor; 3 tane bardak, 2 tencere, 3
tabak ile bal gibi de ihtiyacını karşılayabiliyor! Bulaşık
hemen toparlanıyor, fazla eşya olmadığı için ortalık
dağılmıyor, hoş yürüyecek pek alan da kalmıyor sana ama,
dışarısı var, sahil var, ne yapacaksın geniş odayı! Ağaçların
serinliği sayesinde klimaya ihtiyaç duymuyorsun. Hafiflik, mutluluk
getiriyor, daha ne olsun!
Avşa'da
yeme içme
İskelenin
sağında ve solunda kumsalın önünde yer alan dar sokaklar boylu
boyunca yeme içme mekanları ile dolu. Ada neredeyse 18 saat ayakta
olduğu için mekanlar da çok yönlü hizmet veriyor. Yani sabah
sokak boyunca her işletme kahvaltı verirken, bu işletmelerin çoğu
öğleden sonra waffle ve kumpir dükkanlarına dönüşüyor.
Bazıları ise kebapçı ya da balıkçı oluyor akşamları.
Ben
sadece bir kere haricinde hiç dışarıda yemek yemedim. Adanın
sebzeleri o kadar taze ve ucuz ki, açıkçası yaptığım her
yemekten oldukça da keyif aldım. Adada et de ucuz, sebze de ucuz.
Ama siz dışarıda yemeği tercih ederseniz, açık büfe
kahvaltılar ortalama 15 TL, bir porsiyon balık ya da et yemeği de
ortalama 20 TL civarında. Fiyatlar İstanbul ile kıyasladığınızda
oldukça ekonomik. Bir top dondurma 75 kuruş, daha ne olsun...
Ama
dediğim gibi kendi yaptığım yemeklerle hafifledim resmen, bir
daha gitsem Avşa'ya, yine apartta kalır, yine kendi yemeğimi
kendim yaparım. Çünkü Avşa'nın ruhu bence bu tarza daha müsait
sanki... Bir çok market var, fırın var, kasap var. Her şeyi ucuz
olarak temin etmek mümkün. Tabii ki en son ramazan bayramında 2500
kişinin yaşadığı adaya 130.000 kişi gidince çıkan kıtlık
haberlerini okumuşsunuzdur. Okumayanlar buradan detayları öğrenebilir. Bayramda seyranda gitmemek lazım!
![]() |
| Avşa'da kahvaltı! |
![]() |
| Avşa'nın mis kokan domatesleri |
![]() |
| Avşa'nın yerli zeytinleri |
Ada Karası adlı yerli şarabı da meşhurmuş, ama ben bu sefer
tadamadım, bir dahaki sefere artık!
Avşa'nın
havası
Mükemmeldi.
Serindi, hiç terlemedim. Odada bir pervane vardı, çalıştırma
ihtiyacı bile duymadım. Tertemizdi havası, sabah nasıl da iyi
geliyordu temiz havada yürümek!
Avşa'nın
denizi ve güneşi
Deniz
hemen derinleşmiyor, temiz, serin; ben çok sevdim. Koli basili var
mıdır bilmem ama, öğleden sonra bile dalga çıkmayan havuz gibi
deniz, benim gibi yüzme konusunda sıkıntı yaşayanlara ilaç gibi
gelecektir. Senelik iyot ve D vitamini depoladım ben, saatlerce
kumsalda ve suda kalmama rağmen güneşten aşırı da yanmadım.
Dedim ya, Avşa üzmüyor insanı... Her şey orta karar, çok güzel,
insana “hayat böyle bir şey olmalı” dedirten cinsten... Adada
her yer halkın plajı, para vermiyorsunuz doğa ananın sunduğu
nimetlerden yararlanmak için. İlle de şezlong kiralamak
isterseniz, o da gün boyu 8 TL. Ama kendi şemsiyenizi getirip
kumsala dikseniz, kimse size bir şey demiyor; yani olması gerektiği
gibi, yani dedim ya herkes eşit!
Avşa'nın
gece hayatı
O
kadar enteresan bir yer ki Avşa, bir tatil beldesinde olması
gereken her şeyin minyatür hali mevcut. Yani diskosu da var, 5-6
işletmeden oluşan barlar sokağı da var. Akşamları sahil oldukça
kalabalık oluyor. Açıkçası ben akşam yemeğinden sonra apartın
huzurlu bahçesinde kitap okuyup erkenden uyumayı tercih ettiğim
için Avşa'nın gece hayatı hakkında fazla yorum yapamayacağım.
Ama sanırım bir hareket var.
Avşa'nın
kedi köpekleri
Ben
kedi köpeklerle fazla haşır neşir olmayı sevmem, daha doğrusu
tırsarım itiraf edeyim. Ama adanın kedi köpekleri beni bile
ürkütmeyen cinstendi, efendilerdi anlayacağınız. Ne sesleri
çıkıyordu, ne de insanı rahatsız ediyorlardı. Verdiğim
yiyeceği kapıp gizlice yiyen, ve daha vermem için sırnaşmayan
ada kedileri keşke Kadıköy'ün şımarık kedilerine biraz
kalenderlik dersi verseler!
Motor
gürültüsü yok!
Ada
sahilinde yaz sezonu boyunca motorlu araç yasak, arka sokaklarda tek
tük araba gördüm ben. Dolayısıyla motor gürültüsü yok.
İnsanlar elektrikli ve sessiz motorlar ya da bisiklet kullanıyorlar.
Zaten her yer yürüme mesafesi olduğu için sorun da yok. Bu da
adanın güzelliğine güzellik katıyor.
İskelenin sağı solu
Çok meraklıyız ya inşaat yapmaya, ve inşaat yapılan yerleri ortalama halktan koparıp ultra zenginlerin hizmetine açmaya! Avşa'da da denizi doldurmuşlar, yat limanı yapıp adanın çehresini değiştireceklermiş. Neden bilmiyorum, bu inşaat yarım kalmış. Ama olan adanın doğal dengesine olmuş! Dolan deniz, rüzgarların yönünü etkilemiş ve işte bu nedenle iskeleyi arkanıza alıp sola döndüğünüz kısım, çok rüzgarlı olduğu için tercih edilmiyormuş. Ben de öğrendiklerimin yalancısıyım, bilmiyorum işin aslını. Ama bildiğim bir şey var; bırakalım artık doğayla uğraşmayı, bir ada da sakin kalsın! Yatlar Avşa'ya da gelmeyiversin, nasılsa gidecek çok yerleri var! O yatlar gelince bu deniz bu kadar temiz kalacak mı, hadi kaldı diyelim, fiyatlar yükselmeyecek mi, o zaman nereye gidecek tatil için, emekli öğretmen Ruhi Bey Amca...
Sonuç,
Ülkemiz
gerçekten çok güzel! Çok güzel denizlerimiz var, çok güzel
sebzelerimiz, meyvelerimiz var. Çok güzel insanlarımız da var.
Özümüze dönsek, değerlerimize sahip çıksak, esen rüzgarlara
kapılmasak, birilerine körü körüne inanmasak yeter de artar bu ülke
bize, hem de hepimize...










