yazarak kazanmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazarak kazanmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2026 Pazar

Hey Gidi Hey! Güle Güle SEO, hoş geldin GEO!

Açıkçası bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin hızına erişmek çok zor. 2012 yılında tekstile ara verdiğim dönemde başladım internet için yazı yazmaya. Çok değil dün gibi diyecektim de aradan on dört sene geçmiş! 2016-2023 arasında yine tekstile döndüm, sonra yine yazı çizi işlerine devam…

Havalıydı evde bir şeyler yapıp para kazanmak o zamanlar. Pandemi oldu sonra, çoğu kişi evden çalışmaya başladı da sıradanlaştı. Vay be, bütün bunlar nasıl da hızlı gelişti!

Bize ilk zamanlar “makale” adı altında ürün tanıtımı, blog yazısı falan yazdırıyorlardı reklam ajansları. Her tarafı anahtar kelimelerle dolu, normal okuyucular için oldukça sıkıcı yazılardı. Mesela konu sabun olsun diyelim.


“Sabun, temizlik için kullanılan bir maddedir. Sabun nasıl kullanılır diye merak edenler, sabunu avuçlarına alıp su ile köpürtebilir. Sabunların kokuları da değişmektedir. Sabun  kullanmak için sabun kuru halde saklamak gerekir…”

Ben öylesine yazdım bu örneği ama yazılar üç aşağı beş yukarı böyleydi. Okuyucular kimsenin umurunda değildi; amaç koyulaştırdığım “anahtar kelimeler” yardımıyla Google’ın dikkatini çekmekti. Bunun için de bugüne kıyasla nerdeyse  “dutluk” gibi olan internette “SEO uyumlu makaleler” yazdık, aslında hâlâ da yazmaya devam ediyoruz.  

Bilmeyenler için söyleyeyim:

SEO = Search Engine Optimization  yani  Türkçesiyle Arama Motoru Optimizasyonu

Web siteleri daha çok okunsun, daha çok müşteri çeksin diye bilgisayarcılar, SEO’cular yani, bir çok teknik düzenleme yapıyordu web sitelerinde, hâlâ da yapmaya devam ediyorlar. Bizler, o günün “Makale yazarı” denilen tipleri olarak, bu SEO’cuların istekleri doğrultusunda yazılar yazardık, web sitelerinin Google’da görünür olmaları için çalışırdık. Aklınıza gelebilecek pek çok konuda yüzlerce yazı yazdım o zamanlar. Birçoğu çöp olan yazılar…

Sanki üzerinden asır geçmiş gibi geliyor şimdi, konu hakkında pek çok şey söyleyebilirim. Elbette amatör olarak, sadece hissettiklerimi. Konunun teknik kısımları ile hiç ilgilenmedim zira…

İnterneti Çöpe Çevirdik SEO  yazılarıyla

Bugünden bakınca, yaptığımız şey interneti çöpe çevirmekten başka bir şey değildi. Paralı askerler gibiydik anlayacağınız. Eli kalem tutan, bir şekilde işsiz kalmış, iyi kötü okuduğunu anlayacak kadar dil bilen binlerce insan… O zamanlar tabii ki Google translate çok iyi de değil. Yabancı sitelerden bulduğumuz yazıları iyi kötü “uyarlama” çeviriler yapıp yeniden yazarak kandırmaya çalışıyorduk Google Hazretlerini.

O da bir yere kadar “yiyordu” bizim yaptıklarımızı! Bu şekilde belki de hiç hak etmediği halde pek çok web sitesi Google aramalarında ilk sayfalarda çıkıyor, onların görünürlükleri arttıkça müşterileri artıyor, para kazanıyorlardı. Bizler de adına yazı bile denilmeyecek, ama o günlerde “makale” denilen çöpleri yazan paralı askerlerdik. Yani şimdi düşünüyorum da, internet bir denizse, bizler de o denizin kenarında oturup içine çöp atmak için minimum para verilerek kiralanan insanlardık…

Google Uyandı Sonra

Bu işler sektör haline gelmeye başladı sonra. Hani nasıl ki bir zamanlar tarlasını satıp gelip kot atölyesi açıp tekstil patronluğuna evrilen tipler vardı. O hesap; önüne gelen ajans kurup üç kuruş paraya yazdırdığı çöp yazıları büyük firmalara pazarlamaya başladı. Bir taraftan emek sömürüsü beyaz yakalıyı sarmalarken bir taraftan da internet çöp yazılarla dolmaya devam ediyordu. Elbette Google buna kayıtsız kalmadı. Yazıların içi anahtar kelime çöplüğü olan web sitelerini öyle cezalandırdı ki, değil ilk sayfada çıkmak, neredeyse Google’da görünmez oldular! Google’da görünmemek de çoğunu ticaret dünyasından silmeye yetti, ya da küçüldüler…

Makaleden İçeriğe Evriliş Süreci

Sonra bu bizim makale işleri yavaş yavaş “içerik” adını almaya başladı. Öyle bir noktaya gelindi ki, bu yazılara “makale” diyenler ile “içerik” diyenler sanki farklı sınıflara ait gibi olmaya başladılar. Nasıl desem, içerik diyenler kolej mezunu, makale demeye devam edenler ise ilk okul mezunu muamelesi görmeye başladı. Hiç işten anlamayıp yazan kişilerin emeğini sömüren küçük “girişimciler” yavaş yavaş piyasadan silindi ve yerlerini büyük büyük “İçerik Ajansları” almaya başladı.

Bizler artık içerik üretiyorduk! Evet, elbette ben de içerikçilerin içinde yerimi almıştım. Yazılarımız artık SEO odaklı anahtar kelimelerle dolu değil, okuyucu odaklıydı. “Content is  king”’di artık, yani iyi içerik her şey demekti.

Okuyucu odaklı, anahtar kelimelerden arınmış, asla kopya olmayan yazılar (içerikler) yazmaya başladık. İşin özüne bakarsanız okuyucu, ya da kullanıcı, yine kimsenin umurunda değildi. Google “okur odaklı” yazıları sevdiği için öyle yazıyorduk. Yani king dediğimiz şey içerik değil, hâlâ Google’dı.

(Bu, yazıların içeriğe evrilme sürecinde ortaya çıkan Instagram ve orada paylaşılan videolar da artık "içerik" diye anılıyor biliyorsunuz, bu konudaki hislerimi de uzun uzun anlatırım sonra)

 Hoş geldin Yapay Zeka

Sonra ne zaman olduğunu anımsamıyorum LLM’ler çıktı piyasaya. Large Language Model, yani Türkçesiyle Büyük Dil Modelleri… 

‘2017’ye kadar LLM’ler okuduğunu anlıyor ama yazamıyordu. Bak 2017 diyorum, şunun şurasında 10 senelik bir mazisi bile yok! 2017’de Google’da yayınlanan bir makale ile atılmış bugünkü LLM’lerin temeli! Hıza bakar mısınız...

Bütün bunlar olup biterken bir çok model denendi ve ilk kez 2020’de GPT-3 modeli metin yazmaya başladı. 2022’de de herkesin kullandığı ChatGPT halini aldı. Sonra bir sürü yeni adla çıkanlar var, Google’ın Gemini’si , Microsoft’un Copilot’u gibi.

Milyarlarca kelimeye dayalı büyük veri setleriyle eğitilen yapay zeka modelleri bunlar. İnsan dilini anlıyor, metin analizi yapıyor, çeviri yapıyor, benim gibilerin üç dört saatte yazacağı 1000 kelimelik içeriği saniyeler içinde yazıyor ve “beğenmediğin yerleri söyle, hemen değiştireyim” diyor.

GPT, metni yalnızca analiz eden değil, bağlamı anlayarak yeni metinler üretebilen  büyük dil modeli olan ChatGPT’ye sordum GPT nedir diye, kendisini böyle tanımlıyor:

GPT" kısaltması “Generative Pre-trained Transformer” anlamına gelir. Bunu parçalara ayırırsak:

  • Generative (Üretici): Yeni içerik üretebilir. Örneğin metin, kod, şiir, özet gibi.
  • Pre-trained (Önceden eğitilmiş): Çok büyük miktarda veri üzerinde önceden eğitilmiştir. Bu sayede dilin yapısını, kelimeler arasındaki ilişkileri ve farklı konuları öğrenmiştir.
  • Transformer: 2017’de tanıtılan bir yapay zekâ mimarisi. Dilin bağlamını anlamada çok güçlüdür; bir cümlenin başındaki kelimeyle sonundaki kelime arasındaki ilişkiyi yakalayabilir.

Kısacası GPT, insan dilini anlamak ve üretmek için tasarlanmış bir yapay zekâ model ailesidir. Bugün kullandığımız birçok sohbet botu, yazı asistanı ve içerik üretim aracı bu mimariyi temel alır.

Çok Uzun Oldu Farkındayım Ama, Bunları Kendime Not Diye Yazıyorum

Muhtemelen buraya kadar pek okuyan olmamıştır bu yazıyı, öyle ya artık yapay zekanın beğendiği gibi “kısa kısa” olması lazım yazıların. Ben biraz da kendi dönüşümümü kendime not gibi yazıyorum aslında burada.

Çok Kullanışlı Bir Amele Olan Ben, Kendimi Yapay Zekayı Eğitirken Buldum!

Evet, tam da böyleyim. Nasıl ki bundan on dört sene önce Google’ın çöp içeriklerle dolmasına hizmet eden SEO yazarlığı işlerine başladıysam, 2023’den bu yana da yapay zekayı eğitecek türlü türlü projelerde işler yapıyorum yine evden, yine oturduğum yerden ve evet yine çok para kazanmayarak… Amele style…

2023’de ikinci tekstil maceram da hüzünle sonuçlanınca içerik işlerine döneyim dedim. Bir de baktım ki etrafta yapay zekâ eğitme işleri var. Elin Amerikalısı, ne bileyim İngilizi Linkedln’de ilanlar açmış, Türkçe bilen insanları yapay zekayı eğitme projelerine çağırıyor.  Ülkemizde çıt yok tabii ki! Benim şu “Çağa uyum sağlamalıyım, biraz da para kazansam fena mı olur” diyen şahane, ama amele eğilimli beynim bu projelere bir daldı pîr daldı…  Yapay zeka öğrensin diye 3-4 ay yüzlerce SMS diyaloğu yazdım mesela bir proje için. Sonra yine yapay zeka konuşmayı öğrensin diye yüzlerce kelimeyi on beşer kere okumuşluğum da var. Üstelik biliyordum eğitildikçe işimi elimden alacaktı bu yapay zeka, artık içerikleri ben değil o yazacaktı! Ama ne yaparsın işte, ekmek parası… Hâlâ da o projeleri kovalıyorum bir yandan, yalan yok...

En son geldiğim noktada ne yaptığımı söyleyeyim…

Ben Artık Yapay Zekanın Yazdıklarını Denetleyen Editörüm!

Geldiğimiz noktada yapay zeka evden SEO uyumlu içerik üreten, kategori yazısı, ne bileyim blog yazanların işlerini tatlı tatlı ellerinden almaya başladı. Çünkü neden olmasın! Bir kere hızlı yazıyor, elli kere beğenmesen bir yazıyı elli bir kere düzenliyor ve hiç gıkı da çıkmıyor bu eleştirilerden. Sonra sigorta istemiyor, ekmek istemiyor, su istemiyor. İnsan yazarlar gibi kaprisleri de yok! Üstelik hiç dinlenmeden çalışabiliyor, hal böyle olunca ne oluyor? Google’da üstlerde çıkmak isteyen firmalar, içerik “ihtiyaç”larını yapay zekanın metinleriyle gidermeyi tercih ediyor tabii ki! Hoşgeldin yeni dünyanın postmodern style köle zihniyeti!

Ama bir sorun var... Şimdilik yapay zekaya pek güvenmemek gerekiyor; uydurabiliyor, periyodik hata yapabiliyor. Yani yapay zekanın yazdığı metinleri kontrol edecek benim  gibi “insan” editörlere hâlâ ihtiyaç var şimdilik. Şimdilik diyorum, ileride bu işi de elimizden alacaklarını öngörmek için kahin olmaya gerek yok netekim.

Hoşgeldin GEO uyumlu içerikler

Bu kadar uzun bir girişten sonra asıl konumuza gelelim. Bizler, yani webde içerik yazan kişiler artık yazdıklarımızı Google bulsun diye değil, Yapay Zeka referans versin diye optimize etmeye başladık. Dolayısıyla günümüzde Google için SEO uyumlu yazılar demode, artık moda olan GEO uyumlu yazılar.

Bunu başka bir yazıda uzun uzun anlatırım da kısaca söyleyeyim, yapay zeka uzun  paragrafları sevmiyor. Bilgi öbekleri şeklinde iki üç satırlık bölmecikler olacak yeni yazılarda.  Başlıklar olacak, “bu nedir?, nasıl yapılır?” gibi ve lafı dolandırmadan cevap verilecek o sorulara. Eskiden “Bununla birlikte, bu bağlamda, dolayısyla…” gibi kelimeleri kullanıp cümle süslemek entellikti ya, yapay zeka bunlardan nefret ediyor. Kısa olacaksın kardeşim diyor… Anlatacağım bunları bir sonraki yazımda.

Son Söz; kendimizi kandırmayalım!

Demem o ki, şimdilerde biz kendimizi yapay zekayı eğitiyor sanıyoruz ya, bu büyük bir yanılgı! Aslında o bizi eğitiyor ve yavaş yavaş kendine benzetiyor.

O yüzden buraya kadar okuduysanız hem bu uzun yazıyı yazanın, hem de bu uzun yazıyı okuyan kendinizin kıymetini çok iyi bilin. Şaka yapmıyorum; çok geçmez bizlere  gerçekten dinozor muamelesi yapar bu gelişmeler…

 

Sevgiyle efenim, insan kalarak hem de…

Devamını Oku

6 Temmuz 2017 Perşembe

İçerik Bulutu Yazarlığı


Kişisel blogumun adını “Evde Yazar” koyduğum için gerçekten abartmıyorum- Güzin Abla kadar olmasa da- her gün en az 3 tane “Güvenilir bir sitede yazarak para kazanmak istiyorum. Bana tavsiye edeceğiniz adresler var mı?” şeklinde e-postalar alıyorum. İşte bu sorularınıza vereceğim toplu yanıt:

Evet, İçerik Bulutu'nda yazarak kaliteli bir oluşumda yer alabilir ve düzenli bir gelir elde edebilirsiniz. Üstelik bu işi olabilecek en profesyonel ortamda yapmanın keyfine vararak! Heyecanlandınız biliyorum; o halde gelin size sürecin tüm detaylarını kendi deneyimlerimden yola çıkarak anlatayım. Çünkü 29 Aralık 2015'den bu yana İçerik Bulutu'nda “içerik üreticisi” olarak yer almaktan son derece memnunum. İşte belki de hayatınızı değiştirecek bu platformun detayları:





Öncelikle altını çizelim; “Makale” değil, içerik üretiyoruz!

Bu işlere ilk başladığımda, piyasada çok yanlış bir şekilde yaygınlaşan “makale yazarlığı” tanımlamasını ister istemez ben de kullanıyordum. Ama biliyorum ki internet için profesyonel içerik üretmek, bilimsel anlamda “makale yazarı” olmaktan çok çok farklı bir uğraş! Makale; bilimsel bir gerçeği açıklamak, bir tezi savunmak; ya da bir düşünceyi anlatmak için yazılıyor. İnternette tanıtım ve pazarlama amaçlı üretilen “içerik”lerin, bu makalelerle hiç bir benzerliği yok! Dolayısıyla “makale yaz para kazan” mantığı ile açılan deyim yerindeyse “merdiven altı” web sitelerinden çok farklı bir yer İçerik Bulutu. Tahmin edersiniz ki, üretilen içeriklerin kalitesi ve işleyiş de “100 kelimesi 1 TL” mantığıyla çalışan bu düzeysiz web siteleriyle karşılaştırılamaz bile.!Yani pazarda satılan markasız ucuz ürünleri “100 kelimesi 1 TL”ye satılan “makale” adındaki anahtar kelime çöplüğüne dönüşmüş yazılara benzetirsek, İçerik Bulutu'nda üretilen web içeriklerini markalı butik ürünlere benzetmemiz yanlış olmaz. Bir tekstilci de başka türlü örnek vermez...

İçerik Bulutu Yazar Ücretleri

En çok bu konuyu merak ettiğinizi biliyorum. Elbette direkt web siteleriyle çalıştığınız ücretler kadar süper ücretler almıyorsunuz İçerik Bulutu'nda. İyileştireceklerini söylüyorlar, ki ben de samimiyetlerine inanıyorum. Ama şu da bir gerçek ki; 100 kelimesi 1 TL gibi ücretler de yok. Elbette fiyatlar daha iyi durumda. Konunun özelliğine göre; uzun blog, kısa blog, ürün tanımı, gibi kategorilerine göre; yazar statüsüne göre değişiklik gösteriyor ücretler. Bir örnek vermek gerekirse, “TOPİKO” denilen bir kaç kelimelik konu başlığı bulmak için ödenen ücretin, o malum sitelerde 300 kelimeye verilen ücretle hemen hemen aynı ya da daha fazla olduğunu söylersem, sanırım daha iyi değerlendirme yapabilirsiniz.

İçerik üretme hızınıza ve disiplininize göre günde 3-4 saat çalışarak ciddi sayılabilecek bir gelir elde etmeniz mümkün. Fazla detay verirsem iş ahlakına sığmaz.

Hesabınızda biriken paradan ne kadarının ödenmesini istiyorsanız her ayın 13-14'ü gibi sistem üzerinden “ödeme talebinizi” oluşturuyorsunuz. Ayın 15'inde para banka hesabınızda oluyor. Ne zaman ödenecek, ödendi mi gibi stresli süreçler asla yaşamıyorsunuz. Çünkü ödeme yapılınca posta kutunuza otomatik bir mesaj geliyor:

Hesabında bir hareket var. Kontrol et ve güle güle harca!”
Takdir edersiniz ki, bu da çok hoş bir şey...




İçerik Bulutu sistemi nasıl çalışıyor

Sistem gerçekten profesyonel. Müşteriler en bilindik markalar. O yüzden ben, İçerik Bulutu'nda yer almayı çok önemsiyorum. Kısaca anlatayım. Bir yazar ekranı var. Açtığınızda içerik talepleriyle karşılaşıyorsunuz. Bu listede marka adı, içerik tipi, konu başlığı, minimum kelime sayısı, ücret bilgisi yer alıyor. Listeden bir içeriği üstlenmek için tıklıyorsunuz. İçinde müşterinin istekleri, kullanılacak anahtar kelimeler, kullanılacak dilin özelliğine kadar bütün bilgiler var. Yani müşteri samimi mi, profesyonel bir dil mi istiyor;hangi ara başlıkları istiyor.. vb.bütün detaylar bu açıklamalarda yer alıyor. Kimseye başka bir soru sormak zorunda kalmıyorsunuz.

Ve süreç başlıyor. İçeriği üretmek için 15 saatiniz var! 15 saat boyunca ekranda içeriği üretmezseniz sizden otomatik olarak içerik alınıyor. Bu da sizin yazar puanınızı kötü etkileyen bir şey. Ben bu duruma sanırım hiç düşmedim. Çünkü içerik üretmek disiplin gerektiriyor ve ben de disiplinli çalıştığım için bu işten para kazanabiliyorum.

İçeriği üretip sistemden gönderdikten sonra profesyonel editör onayı süreci başlıyor. İmla, içeriğin kopya olup olmadığı, konu bütünlüğü, anahtar kelime kullanımı gibi kriterlere göre editör ya içeriğe onay veriyor. Ya da revize istiyor. Revize için de yazarın 12 saat süresi var. Sonraki aşamada yayıncı onayına gidiyor içerik. Eğer onaylanırsa otomatik olarak ücreti yazarın hesabına yansıyor. Eğer takıldığınız bir şey olursa, sistem üzerinden yöneticilere mesaj yazıyor ve kısa sürede yanıt alabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar. Nasıl şahane değil mi sistem!

Açıkçası başlarda editör denetimlerinde zorlanıyordum, ama verdikleri revizeler sayesinde kendimi kaliteli içerik üretme konusunda oldukça geliştirdim. Artık ben de sistemde editör olabilirim. O derece yani. (İçerik Bulutu yöneticilerine duyurulur)



İçerik Bulutu Yazar Davetiyesi

Sistemde 2500+ yazar çalışıyor. Önce yazar olmak için sistemdeki formu dolduruyorsunuz. Eğitiminiz, deneyimleriniz,kendinizi ifade biçiminiz değerlendiriliyor ve bu aşamadan geçerseniz, e-posta adresinize davetiye kodu geliyor. Bu şekilde yazar olabiliyorsunuz.

Puanlandırma sistemi

Yazar, uzman ve guru olmak üzere üç kategoride çalışabiliyorsunuz. Unvanınız geliştikçe gelirleriniz de artıyor. Ciddi bir performans değerlendirme sistemi var. Yeni güncellenen ekranlarımızda başarı grafiklerimizi takip edebiliyoruz. Yani freelance iş yapmak ancak bu kadar sistemli olabilir!

Eğer kendinize güveniyorsanız, sürekli yazarak düzenli bir gelir elde etmek için İçerik Bulutu Yazarlığı yapabilirsiniz. Başvurmak isteyenler, buradaki bağlantıya tıklayabilir. Bol şans...

NOT: Başvurmadan önce bu yazıyı da okumanızı tavsiye ederim. 



Devamını Oku

7 Ocak 2016 Perşembe

İçerik yazarak para kazanmak!

2013 ocak ayında başladığım, o zamanlar adı “makale yazarak para kazanmak” olan, şimdilerde ise “içerik üretmek/ içerik yazmak” olarak adlandırılan işler konusunda maceralarımı şu başlıktaki yazılarda toplamıştım. Bu yazıları okuyanlardan, ya da sadece başlığı görenlerden gelen e-postalar beni o kadar çok yormaya başladı ki, bir güncelleme yapıp tüm sorulara toplu yanıt verme ihtiyacı duydum. İçerik üreterek para kazanmak isteyenlerden gelen e-postalarda genel olarak aynı sorular var. Ana başlıklar halinde olayı bir toparlayıp olabildiğince deneyimlerimi ve gözlemlerimi tekrar aktarmaya çalışacağım. Ama şunu bilmenizi isterim ki ben bu konuda otorite değil, aynı sizler gibi kelime işçisiyim. Ya da “sözcük emekçisi” diyelim..

içerik yazarak para kazanmak kolay bir iş değildir!

1- İçerik yazarak kimler para kazanabilir?
Bu sorunun yanıtı bana göre kısaca şöyle verilebilir: “Herkes yazarak kazanamaz!”
Çünkü dışarıdan göründüğü kadar kolay bir iş değil bu. 3 sene önce bu işlere yeni başladığımda iyi yazan da iyi yazmayan da bir şekilde para kazanabiliyordu. Çünkü piyasada bir boşluk vardı. O kadar çok kalitesiz iş üretildi ki bu süreç içinde, o kadar çok çöp yazı “makale” adı altında pazarlanmaya çalışıldı ki, Google buna önlem aldı. Artık sanal ortam yazılarında ziyaretçinin geçirdiği süreye çok önem veriyor Google örümcekleri. Ben bu konuda uzman değilim, SEO'cular bu başlığı çok daha iyi açıklayacaklardır. Yani demem o ki, okunabilir içerik üretenler kazanıyor, çöp içerik üretenler piyasadaki fiyatları aşağıya çekmeye çalışsalar da bir şekilde eleniyorlar. Çünkü bizim ülkemiz maalesef nitelikli, üniversite mezunu, okuyan, yazan, Türkçesi iyi olan işsizler cenneti! Hal böyle olunca, kötülerin elenmesi de çok doğal ve beklenen bir sonuç.
Özetle diyebilirim ki, lisedeyken yazmayı ve okumayı sevmediyseniz, ders kitabı haricinde okuduğunuz kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmiyorsa, çantanızda kitapla yola çıkmıyorsanız, bence bu işi unutun! Böyle yaparak zaman kazanır ve hem kendinize
hem de piyasaya iyilik yapmış olursunuz. Nasıl ki herkes overlokçu olamazsa, herkes yazarak kazanamaz. Çünkü basit gibi görünen işler de yetenek gerektirir.

2- Ne tür içeriklerden para kazanılır?
Konumuz SEO uyumlu internet içerikleri. Yani e-ticaret, haber portalı, blog gibi ortamlarda yayınlanan içerikler. Kimi zaman sizden istenen şey bir ürün tanıtımı olabilir, ya da bir kategori tanıtırsınız. Örneğin tekstil ürünleri satan bir e-ticaret sitesinde “x marka tişört” ürününü 300 kelime ile tanıtmanız istenir. Ya da “montlar” kategori başlığına “mont” sözcüğünü anlatan en az 500 kelimelik bir içerik üretmeniz istenir. Son zamanlarda adından çokça söz edilen eğlenceli içerik sitelerinden birine “dizilerde bıktırıcı 5 klişe” başlığı altında 200 kelimelik bir yazı yazmanız ve bu yazıya uygun görseller bulmanız da istenebilir. Bir videoya alt yazı yazabileceğiniz gibi yemek tarifi de istenebilir sizden. Ya da bir e-ticaret sitesinin bloguna içerik üretebilirsiniz. Mesela puzzle satan bir sitenin bloguna, resimleri puzzle olarak üretilmiş ressamlar hakkında yazılar yazarsınız. Bazen çok daha zor içeriklerle karşılaşırsınız, çünkü müşteriniz tabiri caizse biraz gıcıktır... Bu kadar açıklama sonrasında ilk cümleye dönüyorum:

İnternette para kazanılan yazılar SEO uyumlu olmak zorundadır!

Google'a “SEO uyumlu içerik ne demek?” diye sorduğunuzda zaten birçok açıklama göreceksiniz. Bu konuyu araştırmayı size bırakıyorum...


3- Yazarak kazanmaya nereden başlamalı?
SEO uyumlu yazı nasıl yazılır?” konusunu öğrendikten sonra kariyer sitelerinde (daha önceki yazılarımda belirtmiştim, kariyer.net, secretcv...vs) kendinize bir özgeçmiş oluşturarak “içerik yazarı, metin yazarı” gibi aramalarla iş ilanlarına başvurmalısınız. Projesi olanları freelance çalışanlarla buluşturan sanal mecralarda da şansınızı denemenizi öneririm.

Bana gelen e-postaların arasında şöyle yazanlar çok var:

Dediğiniz internet sitelerindeki ilanlara baktım, iş bulamadım. Siz çalıştığınız işleri benimle paylaşır mısınız?”

Bu söylemi gerçekten anlamam mümkün değil. Sanki uzayda yaşıyor gibi, bir günde iş bulacağını zannedecek kadar ülkemiz gerçeklerine yabancı olan biri için ne yapabilirim?

Bulana kadar her gün bakmalısınız ilanlara” yanıtını vermeye cidden utanıyorum. Ve o kadar çok zamanımı alıyor ki bu e-postalar!

Bu olayın diğer bir boyutu ise biraz hazıra konmak oluyor, yani farkında olmadan yapılan emek hırsızlığı... Şunu anlıyorum ben:

Evdeyazar 3 senedir uğraşıyorsun, öğrenmişsin birşeyler, paylaş. Hatta çalıştığın yeri söyle, senin yerine ben çalışayım!”

Gerçekten bu konuda çok rahatsızım, e-posta kutuma bakmak bile istemiyorum bazen..
Ben iş aramak için saatlerimi günlerimi harcadıysam siz neden harcamayasınız ki? Çalıştığınız ofise girsin diye tanımadığınız insanlara referans oluyor musunuz? Peki bunu sizin için yapmamı neden benden istiyorsunuz? Açıkçası bazı e-postalar o kadar içtenlikle ve duygusal yazılmış oluyor ki, yardımcı olamadığım için üzülmeme sebep oluyor. 
Ama ben üzülmeyi hak etmiyorum!
Olabildiğince deneyimlerimi sizinle paylaşıyorum, sizse daha çok yardım etmem için beni zorluyorsunuz. “Bana iş bul!” diye, tanımadığınız bir insandan baskı görseniz ne düşünürsünüz? Biraz empati rica ediyorum. Evet işsiz olmak kolay değil, bu durumu çok iyi biliyorum. Ama kimseye bu şekilde baskı yapmayı hiçbir zaman düşünmedim. Hatta bazı postalar var ki aynen şöyle yazıyor:

Telefon numaram bu, sizden bilgi bekliyorum!”
Nasıl yani, böyle bir zorunluğum mu var benim? Neden yapayım ki? Kim yapar ya da böyle bir şeyi...

Dediğim gibi empati, biraz empati. Sevgili arkadaşlarım ben iş bulma kurumu değilim, blog yazıyorum o kadar!

Uzattım bu konuyu farkındayım, ama inanın çok sıkıldım...


4- Nerede yazacağımıza nasıl güveneceğiz?
Son zamanlarda bu işi gerçekten layıkıyla yapan siteler çıktı ortaya. Ben de içlerinden biriyle yoğun bir şekilde çalışıyorum bu aralar. Son derece profesyonel yazar panelleri var, fiyatları gayet makul, her önüne gelene iş vermiyorlar. Referans yazı istiyorlar, editör onayı veriyorlar. Yani siz paneli açıp istediğiniz konuda, fiyatını gördüğünüz yazıyı seçerek çalışmaya başlıyorsunuz. Yaklaşımlarından zaten kalitelerini anlayabiliyorsunuz. Ama bazıları var ki, nasıl etsem de yazan kişiyi sömürsem mantığındalar...
Geçenlerde bir tanesine deneme amaçlı üye oldum. Projelere verdiğiniz tekliften para alıyor, yani projeyi kazanmasanız da komisyonunu sağlama alıyor, yazdığınız yazının %25-40 arasında bir oranını komisyon olarak alıyor, üstelik varsa eğer blogunuz, orada kendi reklamlarını yayınlatma zorunluluğu da koymuş! Bir bitki adı taşıyan bu siteye dedim ki,

Sömürünün böylesini ilk kez görüyorum, haksız yere para kazanmanın üst boyutundasınız!”

Hiçbir cevap veremeyip üyeliğimi iptal ettiler. İnsan gerçekten bu kadar kurnaz olabilir mi? Şaşkınlık içindeyim...

Bazıları da utanmadan 100 kelimeye 50 kuruş teklif ediyor 2016 yılında! 3 sene önce bile öyle fiyatlar yoktu! Geçen bir tanesini eleştirdiğimde "ben işsiz insanlara istihdam sağlıyorum, bütçe bu ne yapabilirim" gibi kendince günah çıkaran bir yanıt verdi. Yani demem o ki sektör geliştikçe iyiler iyice profesyonel ve güven veren bir aşamaya gelmişler, piyasadaki köylü kurnazlarının ise sayısı belli değil!

Ne yazık ki ülkemizdeki işsizliğin bir sonucu bu durum; gerçekten utanç verici...

İyiyi bulmak için araştıracaksınız, iş deneyimlerinize güveneceksiniz. Her iş gibi yani... Yapacak bir şey yok. Ben tavsiye etmiyorum hiçbir yeri, çünkü bunu etik bulmuyorum. Kimseye de sormadım bugüne kadar nerede çalışmam gerektiğini... Karşınıza çıkan iş fırsatlarını hemen kabul etmeden önce iyi analiz etmenizi öneriyorum.

5- Ne kadar kazanılır?
Bu işi düzgün bir platformda gerekli mesaiyi harcayarak yaparsanız, bir maaş kazanabilirsiniz. Maaşın kaç lira olacağını siz belirlersiniz. “Sen ne kadar kazanıyorsun?” sorularını yanıtlamıyorum. Hayatım boyunca kimseye kazancını sormadım, bence ne kadar iyi niyetli sorulsa da böyle şeylerin konuşulması çok gereksiz, hele ki sanal ortamda! İş hakkında en ufak fikri olmayıp direkt parasını soranları ise gerçekten anlamıyorum.

6- Ne kadar zaman harcamak lazım?
Benim freelance çalışma disiplinim var, sabah 7:00 gibi oturuyorum, 16:00'ya kadar çalışıyorum. Haftasonlarını kendime ayırıyorum. Belki başkaları gece çalışıyordur. Freelance çalışmanın en büyük avantajı da bu zaten. Esnek ve özgür...

7- Blog yazarak para kazanılır mı?
Ben bu blogu yaklaşık 3 sene önce açtığımda para kazanmak birincil amacım değildi. Emek verdikçe blog para kazandırmaya da başladı. Nasıl mı, Bumerang teklifleri, reklam teklifleri, tanıtım yazısı teklifleri, ya da blogum aracılığıyla gelen proje teklifleri... Adsense hesabımda işler karışık. Orayı saymıyorum zaten. Bloglarında ürün tanıtımı yapanlar, blogu ticari bir mecra olarak görenler mutlaka daha çok kazanıyordur. Ama benim için blog öncelikle duygusal bir alan. Dolayısıyla öncelikli hedefim okunmak, para kendiliğinden geliyor...

Umarım içerik yazarlığını merak edenler için aydınlatıcı olmuşumdur. Bol şans diliyorum..

not: Yazarak Kazanmak konu başlığındaki bütün yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.



Devamını Oku

20 Nisan 2014 Pazar

Freelance işlerde piyasayı kimler kırıyor?


Evde çalışan insanlara “ucuz iş gücü” muamelesi yapılması, freelancer çalışmanın bir tercih değil de bir mecburiyet olarak algılanıp “iş bulamadığı için evde çalışıyor, demek ki paraya ihtiyacı çok; ne versem kabul eder” mantığı ile yaklaşılması, home-office çalışma biçiminin ülkemizde henüz yeterince kabul görmediğinin bir göstergesi diye düşünüyorum.

Aslında bu konuda söylenecek o kadar çok şey var ki..

İşsiz insan çok olunca freelance  işlerin fiyatları dipte elbette!

Tüik tarafından açıklanan Aralık 2013 işsizlik rakamlarına baktım, yine %10 civarında. Şahsen ben buna inanmıyorum. Üniversitedeyken iş hukuku hocam istatistikler bikini gibidir, her şeyi gösterir ama asıl merak edilen yerler gizlenir” demişti. Bu cümleye çok gülmüştük o zamanlar ama beynimizde de bir şekilde yer etmiş işte..
Yani demem o ki, %10 diye bir işsizlik rakamı bana asla ve asla inandırıcı gelmiyor. Çıkın mesai saatinde mesela Bahariye Caddesi'ne ve bir bakın etrafınıza, kalabalıktan adım atamazsınız! Üniversiteden yeni mezun olmuş yakınlarınızı bir düşünün, kpss sınavı için dershane kapılarını aşındıran çoğunluğa bir bakın.. Yani yok öyle %10 filan, insanın gözü inanmalı her şeyden önce..
Konuyu dağıtmayalım, bu işsiz arkadaşların çoğu, iş aramaktan bunaldıklarında evden para kazanma derdine düşüyor. Neyse yetenekleri, mesela çeviri, mesela içerik yazma, mesela veri tabanı yönetme gibi konularda iş kapmaya uğraşıyorlar çeşitli platformlarda. “İşi ben almalıyım” mücadelesi başlıyor sonrasında. Aslında iş dünyasında temel var olma içgüdüsü de diyebiliriz buna. 
Nasılsa işsizim, bu  geçici sürede  ne kazansam kârdır” mantığı ile yaklaşıyorlar olaya. Böyle yaparak, tercihlerini evde çalışmaktan yana kullananlara karşı haksız bir rekabeti de körüklüyorlar maalesef. Zaten “ucuza iş kapatıcılar” hep tetikte olduğu için emek sömürüsü korkunç boyutlara ulaşıyor. Kıran kırana pazarlıklar yapılmıyor bile.. İş yaptırıcılar, ucuz alternatiflerin farkında oldukları için zaten çoğu zaman isteseniz de pazarlık yapamıyorsunuz, sonrasında ise doğal olarak bu rezillikten kaçıp kurtulmak istiyorsunuz. Ben mesela üç kuruşun hesabını yapanlardan çok sıkıldım. 
Eskiden amele pazarları olurmuş ya, belki halâ da vardır. Şimdilerde ise nitelikli elemanların emeklerinin alınıp satıldığı internet ortamları var. Sömürü aynı sömürü, mantalite aynı mantalite, değişen bir şey pek yok aslında; sadece kapitalizm daha da vahşileşti!

emege saygi


Şark kurnazları yine devrede!

Bilirsiniz Kemal Sunal'lı, Şener Şen'li seksenli yılların filmlerini. Şark kurnazı tabir ettiğimiz şahısların hedef kitlesi o dönemlerde ünlü bir türkücü olmak isteyen saftirik vatandaşlardı. Onlara hitaben uyduruk ilanlarla “şarkı yarışması” düzenlerler,  yarışmaya katılım paralarını toplayıp insanların umudunu çalarak bir süre sonra ortadan kaybolurlardı.

İşte eski filmlerdeki şark kurnazları çağa uyum sağladılar. Baktılar ki internetten herkes para kazanıyor, onlar niye kazanmasındı değil mi ama! Hemen pratik zekâları(!) çalışmaya başladı. Birilerinin sırtından internet ortamında nasıl para kazanılırın hesabını yapmaya başladılar. 

Ev hanımları, öğrenciler günde iki saat makale yazarak ayda 3000 TL kazanabilirsiniz”

gibi gerçek dışı sloganlarla girdiler işe. Önce bir web sitesi kurdular, kendilerini nasıl lanse ettilerse artık, Seo firmalarıyla anlaştılar. Mesela 10 liraya aldıkları makale işini evde para kazanmak isteyen kişilere 1 TL ya pas etmeye başladılar. Kan ter içinde yazı yazan kişi 1 lira kazanacağı için sevinirken bu kurnazlar 10 liranın tamamını  cebe indirme derdine düştüler.
"Ödeme talep etmek için 50 liralık yazı yazın” gibi kurallar koydular akıllarınca. E tahmin edeceğiniz üzere ödeme yapmadılar, sudan sebeplerle ya yazıyı geri çevirdiler, ya da site bir iki ay sonra ortadan kayboldu ve benzer bir adla yeni site açarak dolandırıcılığa devam ettiler. Ben de bu işe ilk başladığımda onlara para kaptıran saftiriklerdendim itiraf edeyim. Birisi deneme diye benden aldığı yazıyı yayınlamıştı ödeme yapmadan, bir diğeri ise cidden profesyonel görünen bir siteydi; çok olmasa da biraz alacağım birikmişti içeride, baktım ki bir sabah site yok olmuş! Sonrasında hepsinden uzaklaştım. Tecrübe gerçekten de yenilen kazıkların toplamıymış, ben en fazla 50-100 lira zararla bu cümlenin anlamını bir kez daha kavrayan şanslılardan sayıyorum kendimi..
O kadar çok ki bu dolandırıcı siteler, yazın Google'a “evde yazarak para kazanmak” diye onlarcasını görürsünüz. İçlerinde UzmanKirala gibi bu işi cidden profesyonelce yapıp, sizi doğru işverenle buluşturma karşılığında küçük komisyonlar alanları, ücretinizi garanti ederek aldıkları komisyonu hak edenleri  elbette ayrı tutuyorum. 
"Diğer düzgün siteler hangileri?" derseniz ise verecek cevabım gerçekten yok.  Deneme yanılma yöntemi ile kendiniz bulacaksınız!
Bu hep böyledir ya, birileri yaratıcıdır, emek verir; diğerleri o emeğin üzerinden alavere dalavere ile 10 kat daha fazla  kazanır, korsan kitapçılar da böyledir mesela..



evde calismak



Herkes uzman oldu!


İnsanın biraz haddini bilmesi, yeteneklerinin sınırlarını görmesi lazım. Diplomayla olmuyor elbette bu, öz eğitim şart..
Kıytırık 1 aylık kursa gidip bilgisi teoriden ibaret olan herkes kendini "fotoşop uzmanı" diye lanse ederse, yazdığı bir sayfalık yazıda 10 tane yazım hatası olmasına rağmen kişi kendini "makale yazarı" olarak lanse ederse, html temel bilgiyi aldıktan sonra kişi kendini "kodlamacı" olarak lanse ederse ortalık ne olur bir düşünün?

İyiyle kötü asla ayırt edilemez, edilemeyince de fiyat pazarlıkları lafta kalır..



Sonuç olarak evden para kazanılmaz demiyorum ben. 
“Evden para kazanmak çok kolay, herkes yapabilir” diyenlere ise “kazın ayağı hiç de öyle değil” demek istiyorum hepsi bu!

Ekmek her yerde aslanın ağzında; kolay para kazanma hayalleri kurmayın boşu boşuna diyor ve çekiliyorum şimdilik..






















Devamını Oku

11 Nisan 2014 Cuma

Beni tebrik edebilirsiniz, çünkü..

Evet tebrikleri büyük bir zevkle kabul ediyorum.. 

Neden mi?

Çünkü, pazartesiden itibaren güzel bir reklam ajansında metin yazarı ve sosyal medya sorumlusu olarak işe başlıyorum.

ise başliyorum..
 Hem de bizim mahallede, cadde bile geçmeden evden 10 -15 dakika yürüme mesafesinde, tahtadan yapılmış o eski İstanbul evlerinden birinde.
 Sağlığımı tehdit edecek uzun çalışma saatleri olmayan, hafta sonu tatili iki gün olan, adı kulağa çok hoş gelen bir ajansta.. Yani ne diyeyim, öyle güzel ve detaylı istemişim ki; evren de sesimi duyup beni ödüllendirmiş..


Heyecanlandınız siz de biliyorum,  en az benim kadar sevindiğinize de hiç kuşkum yok..  


Olayın bu noktaya gelmesi hikayesi  her zamanki gibi şahane, anlatmasam içimde kalırdı..

İsterseniz baştan alayım.

Bir buçuk senedir evden yaptığım işleri özgeçmişime yeni bir deneyim olarak eklemekle başladım bu serüvene.. Referans olarak da tahmin ettiğiniz üzere sevgili bloğumu gösterdim. Hani diyorlar ya “yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır” diye; ondan daha canlı, ondan daha heyecanlı, ondan daha güzel referans olur mu! Evdeyazar benim kimliğim olmuş artık, aramızdaki duygusal bağı düşünüyorum da şimdi, ağlayasım geliyor inanın.. O ki en kötü günlerimde benim yanımdaydı, en yalnız zamanlarımda beni onlarca yüzlerce güzel insana yaklaştırdı, üç-beş para kazanmaya başladı, yetmedi bana iş buldu..

Yine saptım konudan, duygusallık böyle bir şey..

hayal kurmak ne güzeldir
Ne diyordum, evet hayal kurmayı, yazmayı seviyorum; bu artık benim ikinci mesleğim olmalı diye düşünüyordum uzunca süredir. Hadi itiraf edeyim, roman taslağı üzerinde bile çalışmaya başlamıştım bir iki haftadır. Takıntılıyım yazma konusunda, o derece..
 İşte böyle düşünerek kariyer sitelerinde “metin yazarı, sosyal medya sorumlusu” gibi işlere başvurular yapmaya başlamıştım. İş ilanlarının çoğunda ya home-office çalışan isteniyor, ya da Avrupa Yakası'nda oturan. Koskocaman şehir burası, elbette bana da uygun olan bir iş olur düşüncesiyle pes etmedim. Bir iki yerden arayan oldu, içime sinmediler, kabul etmedim. Benim aradığım sadece iş değil, huzurlu bir işti..

Neden mi böyle bir karar aldım; çünkü evde çalışmaktan, hareketsizlikten sıkıldım, sağlığım bozulmaya başladı. Bir de evden çalışan insanlara ucuz iş gücü gözüyle bakanlarla karşılaşmak beni çok yordu.. "Bir Avrupa ülkesi değiliz"i bu anlamda da görmüş oldum maalesef.. Hafta sonları fırsat buldukça ve iyi projeler gelirse elbette evden bir şeyler yapmaya devam ederim, ama dediğim gibi seçici olmak şart!
 Sonuç olarak, evde deneyimlediğim yazma-çizme işlerine kurumsal bir yapıda devam etmek istedim. Bu işin gideceği yeri merak ediyorum doğrusu. Belki de içimdeki reklam yazarı açığa çıkacak, çok başarılı işlere imza atıp kısa süre sonra kreatif direktör gibi bir şey olacağım. Bir mühendisin başarılı bir yazara dönüşmesi sürecine girdim belki de, bu işlerden çok para kazanma zamanım da gelmiş olabilir, belli mi olur.. 
 Hayatın o kadar güzel sürprizleri var ki,  kaçırmamak için fırsatlara açık olmak lazım..  Bir sene önce şu yazdıklarımı hayal bile etme noktasında değildim, düşünsenize..

Gelelim hikayenin beni en çok sevindiren masalsı kısmına..

ozgurluk

Geçen hafta cuma günü akşam saat 17:00 sıralarında cep telefonum çaldı. Açtım, güler yüzlü bir ses, “ben .... reklam ajansından Lale, bize başvuru yapmışsınız, sizinle bugün görüşme yapabilir miyiz? “ dedi. Önce anlamadım, geçenlerde bloğuma reklam vermek isteyen bir ajansla yazışmıştım, onlar zannettim. Neredeyse akşam olmak üzereyken İstanbul gibi trafik kaoslu bir şehirde nasıl gidecektim ki görüşmeye! Sesimdeki tereddütü anlamış olacak ki Lale Hanım, devam etti konuşmaya..
Bizim yerimiz .... sokakta, bakkalın yanındaki arada soldan ikinci eski tahta ev” deyince duyduğuma inanamadım. Gözümde canlandı söylediği adres, benim evden yürüyerek 10 bilemedin 15 dakikalık bir mesafe. Şaşkınlıkla toparlandım ve 18-18:30 gibi görüşmek üzere sözleştik.
Telaşla saçımı yıkadım, giyindim, hazır olduğumda hala vaktim vardı. Açtım interneti, gideceğim ajansın web sitelesini inceledim ve görüşmeye gittim.

Ben insanlarla karşılaştığım anda içimde oluşan enerjiye inanırım. Karşımda son derece iyi eğitimli, son derece nazik, son derece pozitif enerji yayan biri vardı; çok olumlu bir yansıma uyandırdı bende, ki kendisi artık patronum oldu. (Bu yazıyı okuyacağını sanmıyorum, rahat rahat yazışım ondandır ☺)

Ne mi yapacağım, öncelikle şirketin bloğunu açıp yöneteceğim, sonrasında sosyal medya hesaplarını yöneteceğim. İşin en heyecan verici kısmı ise ileride kreatif ekibe katılıp reklam sloganları yazma olasılığı.. Bir sonraki aşamada ise dijital bir dergi projesi var..

Yani demem o ki yazacak çok şey var☺

Hem biliyor musunuz, 3 katlı ahşap ev olan ofisimizin( hemen benimsedim görüyorsunuz) kedileri eksik olmayan küçük de bir bahçesi varmış, orada da yazabilirmişim canım isterse..

Ben mutlu olmayayım da kim olsun değil mi ama.. 

mutluyum

Biraz heyecan bastı şimdiden, uzunca bir süredir evde keyfe keder çalıştıktan sonra tekrar dışarıda çalışmaya başlamanın, hem de bıktığım tekstil sektöründe değil de tazelik hissettiğim, çok sevdiğim yazı çizi işlerinde başlamanın tatlı telaşı sardı her tarafımı..

Bana şans dileyin, başlangıcı harika olan bu iş mutuluk ve başarı getirsin beraberinde..

Haa bu arada sosyal medya yönetimi ile ilgili bol bol kaynak araştırması yapıyorum bugünlerde, varsa önereceğiniz siteler, memnun olurum..

Herkesin şansı bol olsun diyor ve bugünlük ayrılıyorum aranızdan ♥








Devamını Oku

4 Mart 2014 Salı

Benim bloğumda değil, UzmanKirala.com'da!

Makaleyazarak para kazanma maceralarım-3 adlı yazım çok okunuyor ve hemen hemen her gün bu yazıyla ilgili mailler alıyorum. Maillerin çoğunda “ben de yazmak istiyorum, bana yardımcı olur musunuz?” gibi istekler var. Elimden geldiğince tek tek e-postaları yanıtlarken söylediğim şey şu:
Çok üzgünüm, maalesef ben de sizler gibi freelancer olarak çalışıyorum.”
 “Peki ama güvenilir siteler, platformlar nereler, nerelere gideyim?” diyenlere de Uzmankirala.com'da mutlaka bir profil oluşturun diyorum.


home-office



Peki ama ya siz freelancer çalışan değil de proje sahibi iseniz?

Mesela bir web sitesi tasarlatmak istiyorsanız, bir reklam ya da grafik işiniz varsa, çeviri yaptırmak istiyorsanız, belirli bir konuda danışmanlık almak istiyorsanız, ya da ne bileyim işte herhangi bir konuda uzun süreli ya da bir kereye mahsus freelance /home office bir destek almak istiyorsanız ne yapacaksınız?

Doğru insanlara ulaşmanız cidden zor olabilir. Ulaşsanız da karşılıklı memnuniyetin oluşabilmesinin risk içerdiğinin farkındasınızdır.
Forumlarda ilan bırakırsınız mesela, gayrı ciddi başvurulara sinirleriniz bozulma olasılığına hazırlıklı olmanız gerekir.
Eş-dost aracılığı ile sorununuza çözüm ararsınız. Bu da zaman kaybıdır; üstelik tanıdık birileri ile çalışmak kapris çekmek demektir, pazarlık yapamamak demektir.
Baştan ödeme yaptığınız işinizin yarım kalıp kalmayacağı ise freelancer çalışanın insafına ve biraz da sizin şansınıza kalmıştır yalan yok. Her freelancer çalışan benim gibi olmuyor deyip işi espriye vurayım biraz ☺
Şaka bir yana, bu tip sorunlar aslında hem freelancer olarak çalışanların, hem de bağımsız çalışanlara iş verenlerin ortak sorunu.

Her iki tarafı da koruyan çözüm belli aslında; e-ticarete aracılık yapan firmaların da kullandığı ve “güvenli ticaret kalkanı” denilen havuz hesabı sistemi.

UzmanKirala.com'da projeniz nasıl yürür?

  • UzmanKirala.com sitesine ücret ödemeden, işveren olarak üye olursunuz. Projenizi yine ücret ödemeden ilan edersiniz. Bu aşamada ya kendiniz ne istediğinizi yazarsınız, ya telefon numaralarından arayıp proje ilanınızı hazırlama konusunda UzmanKirala'dan destek alırsınız; ya da örnek projelere bakıp “benzer proje ilan et” tuşuyla bu aşamayı çabucak halledersiniz.
  • Sonrasında sisteme kayıtlı uzmanlardan teklifler gelir, ya da siz uzman profillerini inceleyip teklif almak istediğiniz uzmanlardan projenize teklif istersiniz.
  • Bu süreç boyunca projeniz ile ilgilenen uzmanlarla sistem üzerinden mesajlaşıp detayları netleştirirsiniz.
  • Bir tane uzmana karar verince, UzmanKirala'nın güvenli havuz hesabına paranızı yatırırsınız. Uzman projeye başlar. Projeyi teslim alınca, “projeyi teslim aldım, uzmana ödeme yap” işlemini seçersiniz ve uzman parasını alır.
  • Projeniz zamanında bitmezse veya eksik kalırsa, sistem üzerinden projeyi iptal ederek paranızı hiç bir kesinti olmadan geri alırsınız.

İşveren yani iş yaptıran üyelerden UzmanKirala.com'da hiç bir komisyon alınmıyor. Yani sıfır risk ve gönül rahatlığıyla sadece sonuca para ödeyerek UzmanKirala.com'da tüm freelance işlerinizi yaptırabilirsiniz. Komisyon ise yalnızca başarıyla bitirilen projelerde freelance çalışan uzman üyelerden alınıyor. (Bildiğim kadarıyla %10)

Ben, Uzmankirala.com ile çalışma konusunda şimdiye kadar hiç bir sorun yaşamadım.

Nereden başlasam, nasıl yapsam, senin bildiğin reklamcı var mı, nerede yazsam?” diye soran bütün takipçilerime faydalı olacağını düşündüğüm için böyle bir yazı yazma gereği hissettim, hatta UzmanKirala.com'un tanıtım videosunu da paylaşıyorum sizinle..




Devamını Oku