Başka
türlü hayat mümkün!
Bir
genç adam düşünün. 10 sene dünyanın çeşitli yerlerinde
gezgin hayatı yaşamış, sonrasında doğaya adamış kendini.
Derdi tohumları toprakla buluşturmak. 22 metrekare bir balkonu
varmış, anlattığına bakılırsa eline geçen bütün tohumları
orada fide haline getiriyormuş.
Büyük
bir hayranlıkla dinledim kendisini, içim mutluluk ve sevgi doldu..
Tam
3 sene neredeyse minimum market alışverişi yaparak yaşadığından
bahsetti. Yetiştirdiği ürünleri takas pazarlarında paylaşarak
diğer ihtiyaçlarını gideriyormuş. Mesela karpuzdan reçel yapıp,
karşılığında ups kablosu alıyormuş. Dedim ya, başka türlü ütopik
bir hayatın mutluluk veren temsilcisiydi karşımdaki.
Bütün
sebzelerini balkonda yetiştiriyormuş.
Bamya, kabak, bezelye, aklınıza
ne gelirse. Hatta ada çayı bile.. "Ada çayı ağaç değil mi" dedim bilmezlikle, "70 çeşidi var" dedi. Balkonundan topladığı ada çaylarından getirmiş bir torbada, mis gibi kokuyorlardı.
Marul
gibi, maydanoz gibi yapraklı bitkilerin çok bereketli olduğunu
söyledi, "siz koparıp yersiniz, ardından yenisi gelir" dedi. Küçük
bir tarla edinmiş kendisine, balkonda sürgün veren filizleri daha
geniş topraklarla buluşturmak için. Oradan elde ettiği ürünleri
de ailelerle paylaşıyormuş.
Bu
toplayıcılık ve yetiştiricilik işlerine ilk başladığında
“hadi aranızda yiyecek bir şeyler yok mu diye dolanırdım”
dedi. “Sonrasında o bamya çiçeğinin güzelliğini, o bezelye
çiçeğinin zerafetini gördüm ya” dedi, “unuttum yiyeceği
filan, bitmesin istedim çiçeklerin vakti sonrasında” ve
ekledi:
-Bitkiler
öylesine değiştiriyor ki bakış açınızı!
"Benim gezme rotamı bitkiler belirliyor" dedi. "Mesela İğneada'da ıhlamurlar, Bolu Ormanları'nın lezzetli meyveleri"..
Etkinliğe
gelen genç bir çift vardı. Karar vermişler, gideceklermiş
doğanın kucağına; basit ve mutlu bir hayat yaşamak için.
Birikimleriyle alacakları bir arazi baktıklarını söylediler.
Bir
diğer katılımcının söyledikleri ise şiir gibiydi:
-Bu
zamanlarda Datça'da bademler çiçeklenmiştir artık. Datça'ya
bahar, şubat ayında gelir. Gece kışından bineceksiniz otobüse,
sabahın baharı karşılayacak sizi Datça'da...
Nasıl
içim eridi, anlatamam size..
![]() |
| çiçeklerim |
Etkinlikte
kendi yetiştirdiği bu güzel çilek ve sümbülü verdi bize genç
adam. "Sümbül çiçeği açıp solduktan sonra sapını kesin,
soğanı serin bir yerde kurutun. Seneye şubat ayında sürgün
vermeye başladığında toprakla tekrar buluşturun" dedi, gözleri
parlıyordu.
Bir
de kendi toprağını kendisi üretiyormuş. Derince bir kaba kat kat
evdeki bitki çöplerini, kurumuş yaprakları, üzerine de
-solucanlısı makbul olan- toprağı örtüyormuş, dört beş ay
sonra taze toprak oluşuyormuş.
Bir
katılımcı "çiçeklerimde beyaz bitler var, ne yapsam da kurtulsam"
dedi. Genç adam “bir keresinde güllerimi yemişti o bitler,
biberi kaynatıp sıktım üzerlerine, gülüm kurtuldu. Ama
böceklerin intikamı acı oldu, bir hafta sonrasında Gezi'de biberi
bana sıktılar “dedi, gülüştük..
Bir başka katılımcı ta Silivri'den gelmiş etkinlik için, " benden geçti artık, torunlarıma güzel bir dünya bırakmanın peşindeyim" dedi.
Bu güzel insanları buluşturan harika etkinliğe nerede gittim diye merak ediyorsunuz belki de; Don Kişot Sanat Merkezi'nde..
Belki duymuşsunuzdur hani şu işgal evi var ya! Basında sıkça
yer alan, işte orası. Upuzun bir yazı konusu olacak o müthiş
mekan!
NOT: Merak edenleriniz, harika bitki fotoğrafları görmek isteyenleriniz olursa Facebook'a "bahçe günlüğü" yazsınlar...
Sevgilerimle..

