Bu blogu açtığımda taze işsizdim. Şirketten gecenin on birinde isyan ederek ayrılalı yedi-sekiz ay olmuştu, sektöre küsmüştüm. Adaletsizlikleri şunları bunları hazmedemiyordum, sudan çıkmış balık gibiydim. Yeniden işe girip abidik gubidik insanlarla muhatap olacak gücüm de yoktu. Mesleği bırakayım dedim. İyi de ne yaparım ki dedim. Ne yeteneğim var ki benim dedim. İnternette araştırmaya başladım. Bir sürü insan yazarak kazanmaktan bahsediyordu. Beni bir heyecan bastı. Yaz kazan, ne güzel iş! İyi de olur muydu? Olurdu be, niye olmasındı! Sayısal okumuştum ama lisede kompozisyonlarım yarışmalarda hep birinci olurdu. Edebiyatı severdim. Üstelik yazar olmak hayalim de vardı çocukken. Un vardı, şeker de vardı, geriye bir tek helva yapmak kalmıştı. İyi de nasıl olacaktı? Bazıları blog yaz para kazan diyordu. Blog da neydi?
HTML’ydi, blogspottu, temaydı
derken çıktı ortaya bir şeyler. Nerde yazar, Evde Yazar. İsim de amaca tam
uygun oldu. Sonra yazılar biriktikçe Google reklamlarını koymaya başladım
bloga, para kazanacağım ya hesapta. O zaman yalan olmasın 100 dolar mı öyle bir
şey birikince çekilebiliyordu para Google’dan. İşte tam o limite gelmiştim,
Allahım ne kadar heyecanlıydım. Blog para kazanacaktı. Hahaha! Hayır dostlarım,
öyle olmadı maalesef. Tam para isteyeceğim, Google beni cezalandırdı. Güya ben blogumdaki
reklamlara sahte tıklama yapmışım! Ben yapmışım hem de! Hay bin kunduz! Olmayınca olmuyor n’aparsın.
Çok yazdım mail Google’a, sonuç elde var sıfır. Arada yokladım ama nafile! Suçum demek ki ne kadar ağırsa
Google beni on sene sonra bile affetmedi. O para da öyle gitti, ben de blogdan
para kazanmaktan vazgeçtim. Amaan iyi ki de öyle olmuş diyorum şimdi. Belki
blogun sağından solundan reklamlar fışkırsaydı bu kadar tatlı muhabbetimiz
de olmazdı. Eskiden tanıtım yazıları falan alıyordum onlardan da vazgeçtim
sonra. Olmuyor o işler, benim yapım müsait değil. Reklamcı kafası yok bende.
Sadece Hürriyet Bumerang kırk yılda bir tanıtım yazısı gönderirse yayınlıyorum.
Çünkü orada çalışan tatlı insanlara gönül borcum var, hayır diyemem. Zaten onlar
da artık arayıp sormuyor. Para işleri Instagram’da dönüyor. Vay be, nereden nereye…
Ben çok mutluyum şu halimden. Burada
biz bize harika bir evren içinde gibiyiz. Biraz da dinozoruz. Bu çağda insanlar
üç satırın fazlasını okumaya üşenirken deli gibi yazıyor ve deli gibi okuyoruz.
Üstelik bu işi amatör ruhumuzla gönüllü yapıyoruz. Çok tatlıyız bu halimizle. Blogosferde
nefes alan tuhaf yaratıklar gibiyiz. Yüzünü görmediğimiz, dünyanın her yerinden
şahane blog arkadaşlarımız var. Birbirimize yorumlar yapıyoruz, zihnimizin
içinde kurguladığımız şahane bir evrende yaşıyoruz. Sanki Ege kıyılarında talan
edilmemiş bir arazi almışız da oraya küçük küçük bloglar inşa etmiş gibiyiz.
Komşuluk yapıyoruz birbirimizle. Bak yazarken bile içim ısınıyor. “Instagrama
inat, yaşasın bloglu hayat!” diye slogan atasım geliyor. Heyt bee, çalsın sazlar…
Belki de bundan 100 sene sonra bizim bu blogları internet müzesine
koyacaklar. İnternetin dinozorları olarak bizim blogları sergileyecekler, yeni
nesiller de bunlar niye bu kadar yazıyormuş diye garip garip bakacak bloglarımıza…
Ha Tutankamun ha biz, aynıyız işte görüyorsunuz. Kendimizle ne kadar gurur
duysak az kalır.
Hayat da bir garip. 11 sene önce
sen kalk blog aç, ürkek ürkek yaz. Arada metin yazarlığı işine gir, ordan dön
dolaş “bir daha dönmem” dediğin tekstile bir daha gir, altı sene çalış, sonra şirket
kapanınca yine sudan çıkmış balığa dön, sonra yine gel, ihmal ettiğin bloga daha
çok yaz. Yine kafayı kır, evde ne iş yaparım diye düşün dur. Yine
Evde Yazar’ın kürkçü dükkanına dön, hayırlısı bakalım.
Bütün bunlar bir yana; en güzeli
ne biliyor musunuz? Bu blogda her geçen gün daha da kendim oluyorum. Tamam oto
sansür var “bağzı” konularda ama bu her yazıda daha kendim olmama engel değil. Bunu fark etmek; Evde Yazar’ın
bana kattığı en güzel şey. Ağlayacağım neredeyse. Dile kolay, 11 senelik dostluk
bu aramızdaki. Yani benimle Evde Yazar’ın, O’nunla kendimin, benimle benim. İşte
öyle karışık kuruşuk bir şeyler.
11. yaşın kutlu olsun Evde Yazar,
sana da teşekkürler Google’cığım; her ne kadar zırnık koklatmasan da bize buraları
bahşettiğin için teşekkürü bir borç bilirim.
Ve en çok teşekkürü tabii ki bu
yazıları ziyaret eden blog dostlarım hak ediyor. Sizler olmasaydınız bu bloga bu
kadar bağlanmazdım. İnanın böyle, sizler olmasaydınız deftere yazmaktan farksız
olurdu bu blog. Yani var olalım hep birlikte.
Yazmalı okumalı nice nice yıllara
o halde, sevgiyle…



