Bazı kitaplar vardır, ismi aklınızın bir köşesine kazınmıştır, okuma listenizin ilk başlarında yıllarca durur da nedense bir türlü okuyamazsınız ya! George Orwell'ın 1984 kitabı da öyleydi benim için. 1944 yılında yazdığı Hayvan Çiftliği kitabını soluksuz okumuştum, hem okumuş hem de iktidar denilen kavramdan nefret etmiştim.
Bu
kitap da öyle, okurken iktidar denilen kavramdan, içinde bu hırsı
taşıyanların hepsinden yine nefret ettim...
İzleniyorsunuz,
telefonlarınız dinleniyor, sürekli propaganda altındasınız,
düşünmeniz yasaklanmış, sorgulamanız söz konusu bile olamaz.
Her evde mecburen var olan televizyonlarda hem propaganda yapılıyor,
hem de ne yaptığınız, ne konuştuğunuz o televizyonlar aracılığı
ile bir yerlerden izleniyor. Yazarın kurguladıklarının günümüzde
gerçekleştiğini düşündüğümde, daha bir ürperdim kitabı
okurken.
Parti
propagandası eşitlikten bahsetse de halk ile yöneticilerin
standartları arasında uçurumların olduğunu söylememe bile gerek
yok, ve ne yazık ki halk bunun farkında değil, tam da tahmin
ettiğiniz üzere!
Aşk,
bağlılık, arkadaşlık, akrabalık duyguları köreltilmiş, aşk
evliliği yapmak zaten yasak! Evlilik sadece partiye yeni çocuklar
doğurmak anlamını taşıyor. Zaten çocuklar kendi anne babalarını
partiye çok rahatlıkla ispiyonlayabilecek şekilde eğitiliyorlar.
Kulaklarıma “en
az 3 çocuk yapıınnn!”
söylemi geliyor bu noktada, inanın kusacak gibi oluyorum kitabı
okurken!
Parti
“çiftdüşün” diye bir teknik geliştirmiş, bu sayede akla
mantığa aykırı ne varsa “parti bağlılığı adına” rahatça
sorgulamadan kabul edilebiliyor. Toplumsal hafıza tamamen yok
edilmiş, hani “balık hafızalıyız” diyoruz ya, bu durum çok
çok güzel parti menfaati için kurgulanıyor.
Partinin
sloganı şöyle:
Ne
kadar tanıdık geliyor değil mi, tanıdık geldikçe ne kadar da
ürkütüyor insanı! Yeni söylem diye bir dil geliştirmişler, bu
dilde kendi fikirlerine uymayan ne kadar kelime varsa hepsini
atmışlar. Amaç çok masum görünüyor, “Düşünce suçunu
ortadan kaldırmak!” Çünkü düşüncelerini ifade edecek sözcükleri bulamayan insanlar, bir süre sonra düşünmekten de vaz geçecekler!
Kurgunun
en çarpıcı taraflarından biri de resmi tarihin parti tarafından
sürekli güncellenmesi! Evet, işlerine geldiği gibi eski
gazeteleri, kitapları, belgeleri değiştiriyor, hepsini yeniden
basıyor ve böylece geçmişteki suçları yok ediyorlar, hatta
insanlar hiç yaşamamış gibi tarihten siliniveriyor.
Demem o ki, kitabı okurken iktidar hırsının nerelere
varacağını düşünmekten mide krampları yaşadım! Belki de bu
kadar negatif bir ortam anlatıldığı için 15 gün sürüklendi
elimde kitap. Okurken geriliyor insan, reddedesi geliyor her şeyi! Atıyorsunuz kitabı elinizden! "Yok artık!" diye söylenerek hem de!
Kitaptaki
kahramanımız Winston, orta halli bir memur ve bütün bu propaganda
ve baskıya rağmen partinin söylediklerinin yalan olduğunu
düşünüyor, yasak olduğu halde aşık oluyor hatta, bu ne cüret!
Elbette
düşünce polisi yakalıyor kendisini ve yıllarca süren
işkencelere tanık oluyoruz sonrasında.
Yani
ne diyeyim, herkesin okuması, ders alması, üzerinde düşünmesi
gereken bir kitap bu. Evet keyifli değil içinde anlatılanlar; ama
çarpıcı, sarsıcı, herkesin yüzleşmesi gereken gerçeklerle
dolu bir kurgusu var.
Okuyun,
okutun diyorum...
Yorumlarınızı merakla bekliyorum kitap hakkında!
Edit: 2014'de yazmışım bu yazıyı, bu sabahki ruh halim "yeniden yayınla" dedi... (07/05/2019)





