yapay zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yapay zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2026 Pazar

Hey Gidi Hey! Güle Güle SEO, hoş geldin GEO!

Açıkçası bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin hızına erişmek çok zor. 2012 yılında tekstile ara verdiğim dönemde başladım internet için yazı yazmaya. Çok değil dün gibi diyecektim de aradan on dört sene geçmiş! 2016-2023 arasında yine tekstile döndüm, sonra yine yazı çizi işlerine devam…

Havalıydı evde bir şeyler yapıp para kazanmak o zamanlar. Pandemi oldu sonra, çoğu kişi evden çalışmaya başladı da sıradanlaştı. Vay be, bütün bunlar nasıl da hızlı gelişti!

Bize ilk zamanlar “makale” adı altında ürün tanıtımı, blog yazısı falan yazdırıyorlardı reklam ajansları. Her tarafı anahtar kelimelerle dolu, normal okuyucular için oldukça sıkıcı yazılardı. Mesela konu sabun olsun diyelim.


“Sabun, temizlik için kullanılan bir maddedir. Sabun nasıl kullanılır diye merak edenler, sabunu avuçlarına alıp su ile köpürtebilir. Sabunların kokuları da değişmektedir. Sabun  kullanmak için sabun kuru halde saklamak gerekir…”

Ben öylesine yazdım bu örneği ama yazılar üç aşağı beş yukarı böyleydi. Okuyucular kimsenin umurunda değildi; amaç koyulaştırdığım “anahtar kelimeler” yardımıyla Google’ın dikkatini çekmekti. Bunun için de bugüne kıyasla nerdeyse  “dutluk” gibi olan internette “SEO uyumlu makaleler” yazdık, aslında hâlâ da yazmaya devam ediyoruz.  

Bilmeyenler için söyleyeyim:

SEO = Search Engine Optimization  yani  Türkçesiyle Arama Motoru Optimizasyonu

Web siteleri daha çok okunsun, daha çok müşteri çeksin diye bilgisayarcılar, SEO’cular yani, bir çok teknik düzenleme yapıyordu web sitelerinde, hâlâ da yapmaya devam ediyorlar. Bizler, o günün “Makale yazarı” denilen tipleri olarak, bu SEO’cuların istekleri doğrultusunda yazılar yazardık, web sitelerinin Google’da görünür olmaları için çalışırdık. Aklınıza gelebilecek pek çok konuda yüzlerce yazı yazdım o zamanlar. Birçoğu çöp olan yazılar…

Sanki üzerinden asır geçmiş gibi geliyor şimdi, konu hakkında pek çok şey söyleyebilirim. Elbette amatör olarak, sadece hissettiklerimi. Konunun teknik kısımları ile hiç ilgilenmedim zira…

İnterneti Çöpe Çevirdik SEO  yazılarıyla

Bugünden bakınca, yaptığımız şey interneti çöpe çevirmekten başka bir şey değildi. Paralı askerler gibiydik anlayacağınız. Eli kalem tutan, bir şekilde işsiz kalmış, iyi kötü okuduğunu anlayacak kadar dil bilen binlerce insan… O zamanlar tabii ki Google translate çok iyi de değil. Yabancı sitelerden bulduğumuz yazıları iyi kötü “uyarlama” çeviriler yapıp yeniden yazarak kandırmaya çalışıyorduk Google Hazretlerini.

O da bir yere kadar “yiyordu” bizim yaptıklarımızı! Bu şekilde belki de hiç hak etmediği halde pek çok web sitesi Google aramalarında ilk sayfalarda çıkıyor, onların görünürlükleri arttıkça müşterileri artıyor, para kazanıyorlardı. Bizler de adına yazı bile denilmeyecek, ama o günlerde “makale” denilen çöpleri yazan paralı askerlerdik. Yani şimdi düşünüyorum da, internet bir denizse, bizler de o denizin kenarında oturup içine çöp atmak için minimum para verilerek kiralanan insanlardık…

Google Uyandı Sonra

Bu işler sektör haline gelmeye başladı sonra. Hani nasıl ki bir zamanlar tarlasını satıp gelip kot atölyesi açıp tekstil patronluğuna evrilen tipler vardı. O hesap; önüne gelen ajans kurup üç kuruş paraya yazdırdığı çöp yazıları büyük firmalara pazarlamaya başladı. Bir taraftan emek sömürüsü beyaz yakalıyı sarmalarken bir taraftan da internet çöp yazılarla dolmaya devam ediyordu. Elbette Google buna kayıtsız kalmadı. Yazıların içi anahtar kelime çöplüğü olan web sitelerini öyle cezalandırdı ki, değil ilk sayfada çıkmak, neredeyse Google’da görünmez oldular! Google’da görünmemek de çoğunu ticaret dünyasından silmeye yetti, ya da küçüldüler…

Makaleden İçeriğe Evriliş Süreci

Sonra bu bizim makale işleri yavaş yavaş “içerik” adını almaya başladı. Öyle bir noktaya gelindi ki, bu yazılara “makale” diyenler ile “içerik” diyenler sanki farklı sınıflara ait gibi olmaya başladılar. Nasıl desem, içerik diyenler kolej mezunu, makale demeye devam edenler ise ilk okul mezunu muamelesi görmeye başladı. Hiç işten anlamayıp yazan kişilerin emeğini sömüren küçük “girişimciler” yavaş yavaş piyasadan silindi ve yerlerini büyük büyük “İçerik Ajansları” almaya başladı.

Bizler artık içerik üretiyorduk! Evet, elbette ben de içerikçilerin içinde yerimi almıştım. Yazılarımız artık SEO odaklı anahtar kelimelerle dolu değil, okuyucu odaklıydı. “Content is  king”’di artık, yani iyi içerik her şey demekti.

Okuyucu odaklı, anahtar kelimelerden arınmış, asla kopya olmayan yazılar (içerikler) yazmaya başladık. İşin özüne bakarsanız okuyucu, ya da kullanıcı, yine kimsenin umurunda değildi. Google “okur odaklı” yazıları sevdiği için öyle yazıyorduk. Yani king dediğimiz şey içerik değil, hâlâ Google’dı.

(Bu, yazıların içeriğe evrilme sürecinde ortaya çıkan Instagram ve orada paylaşılan videolar da artık "içerik" diye anılıyor biliyorsunuz, bu konudaki hislerimi de uzun uzun anlatırım sonra)

 Hoş geldin Yapay Zeka

Sonra ne zaman olduğunu anımsamıyorum LLM’ler çıktı piyasaya. Large Language Model, yani Türkçesiyle Büyük Dil Modelleri… 

‘2017’ye kadar LLM’ler okuduğunu anlıyor ama yazamıyordu. Bak 2017 diyorum, şunun şurasında 10 senelik bir mazisi bile yok! 2017’de Google’da yayınlanan bir makale ile atılmış bugünkü LLM’lerin temeli! Hıza bakar mısınız...

Bütün bunlar olup biterken bir çok model denendi ve ilk kez 2020’de GPT-3 modeli metin yazmaya başladı. 2022’de de herkesin kullandığı ChatGPT halini aldı. Sonra bir sürü yeni adla çıkanlar var, Google’ın Gemini’si , Microsoft’un Copilot’u gibi.

Milyarlarca kelimeye dayalı büyük veri setleriyle eğitilen yapay zeka modelleri bunlar. İnsan dilini anlıyor, metin analizi yapıyor, çeviri yapıyor, benim gibilerin üç dört saatte yazacağı 1000 kelimelik içeriği saniyeler içinde yazıyor ve “beğenmediğin yerleri söyle, hemen değiştireyim” diyor.

GPT, metni yalnızca analiz eden değil, bağlamı anlayarak yeni metinler üretebilen  büyük dil modeli olan ChatGPT’ye sordum GPT nedir diye, kendisini böyle tanımlıyor:

GPT" kısaltması “Generative Pre-trained Transformer” anlamına gelir. Bunu parçalara ayırırsak:

  • Generative (Üretici): Yeni içerik üretebilir. Örneğin metin, kod, şiir, özet gibi.
  • Pre-trained (Önceden eğitilmiş): Çok büyük miktarda veri üzerinde önceden eğitilmiştir. Bu sayede dilin yapısını, kelimeler arasındaki ilişkileri ve farklı konuları öğrenmiştir.
  • Transformer: 2017’de tanıtılan bir yapay zekâ mimarisi. Dilin bağlamını anlamada çok güçlüdür; bir cümlenin başındaki kelimeyle sonundaki kelime arasındaki ilişkiyi yakalayabilir.

Kısacası GPT, insan dilini anlamak ve üretmek için tasarlanmış bir yapay zekâ model ailesidir. Bugün kullandığımız birçok sohbet botu, yazı asistanı ve içerik üretim aracı bu mimariyi temel alır.

Çok Uzun Oldu Farkındayım Ama, Bunları Kendime Not Diye Yazıyorum

Muhtemelen buraya kadar pek okuyan olmamıştır bu yazıyı, öyle ya artık yapay zekanın beğendiği gibi “kısa kısa” olması lazım yazıların. Ben biraz da kendi dönüşümümü kendime not gibi yazıyorum aslında burada.

Çok Kullanışlı Bir Amele Olan Ben, Kendimi Yapay Zekayı Eğitirken Buldum!

Evet, tam da böyleyim. Nasıl ki bundan on dört sene önce Google’ın çöp içeriklerle dolmasına hizmet eden SEO yazarlığı işlerine başladıysam, 2023’den bu yana da yapay zekayı eğitecek türlü türlü projelerde işler yapıyorum yine evden, yine oturduğum yerden ve evet yine çok para kazanmayarak… Amele style…

2023’de ikinci tekstil maceram da hüzünle sonuçlanınca içerik işlerine döneyim dedim. Bir de baktım ki etrafta yapay zekâ eğitme işleri var. Elin Amerikalısı, ne bileyim İngilizi Linkedln’de ilanlar açmış, Türkçe bilen insanları yapay zekayı eğitme projelerine çağırıyor.  Ülkemizde çıt yok tabii ki! Benim şu “Çağa uyum sağlamalıyım, biraz da para kazansam fena mı olur” diyen şahane, ama amele eğilimli beynim bu projelere bir daldı pîr daldı…  Yapay zeka öğrensin diye 3-4 ay yüzlerce SMS diyaloğu yazdım mesela bir proje için. Sonra yine yapay zeka konuşmayı öğrensin diye yüzlerce kelimeyi on beşer kere okumuşluğum da var. Üstelik biliyordum eğitildikçe işimi elimden alacaktı bu yapay zeka, artık içerikleri ben değil o yazacaktı! Ama ne yaparsın işte, ekmek parası… Hâlâ da o projeleri kovalıyorum bir yandan, yalan yok...

En son geldiğim noktada ne yaptığımı söyleyeyim…

Ben Artık Yapay Zekanın Yazdıklarını Denetleyen Editörüm!

Geldiğimiz noktada yapay zeka evden SEO uyumlu içerik üreten, kategori yazısı, ne bileyim blog yazanların işlerini tatlı tatlı ellerinden almaya başladı. Çünkü neden olmasın! Bir kere hızlı yazıyor, elli kere beğenmesen bir yazıyı elli bir kere düzenliyor ve hiç gıkı da çıkmıyor bu eleştirilerden. Sonra sigorta istemiyor, ekmek istemiyor, su istemiyor. İnsan yazarlar gibi kaprisleri de yok! Üstelik hiç dinlenmeden çalışabiliyor, hal böyle olunca ne oluyor? Google’da üstlerde çıkmak isteyen firmalar, içerik “ihtiyaç”larını yapay zekanın metinleriyle gidermeyi tercih ediyor tabii ki! Hoşgeldin yeni dünyanın postmodern style köle zihniyeti!

Ama bir sorun var... Şimdilik yapay zekaya pek güvenmemek gerekiyor; uydurabiliyor, periyodik hata yapabiliyor. Yani yapay zekanın yazdığı metinleri kontrol edecek benim  gibi “insan” editörlere hâlâ ihtiyaç var şimdilik. Şimdilik diyorum, ileride bu işi de elimizden alacaklarını öngörmek için kahin olmaya gerek yok netekim.

Hoşgeldin GEO uyumlu içerikler

Bu kadar uzun bir girişten sonra asıl konumuza gelelim. Bizler, yani webde içerik yazan kişiler artık yazdıklarımızı Google bulsun diye değil, Yapay Zeka referans versin diye optimize etmeye başladık. Dolayısıyla günümüzde Google için SEO uyumlu yazılar demode, artık moda olan GEO uyumlu yazılar.

Bunu başka bir yazıda uzun uzun anlatırım da kısaca söyleyeyim, yapay zeka uzun  paragrafları sevmiyor. Bilgi öbekleri şeklinde iki üç satırlık bölmecikler olacak yeni yazılarda.  Başlıklar olacak, “bu nedir?, nasıl yapılır?” gibi ve lafı dolandırmadan cevap verilecek o sorulara. Eskiden “Bununla birlikte, bu bağlamda, dolayısyla…” gibi kelimeleri kullanıp cümle süslemek entellikti ya, yapay zeka bunlardan nefret ediyor. Kısa olacaksın kardeşim diyor… Anlatacağım bunları bir sonraki yazımda.

Son Söz; kendimizi kandırmayalım!

Demem o ki, şimdilerde biz kendimizi yapay zekayı eğitiyor sanıyoruz ya, bu büyük bir yanılgı! Aslında o bizi eğitiyor ve yavaş yavaş kendine benzetiyor.

O yüzden buraya kadar okuduysanız hem bu uzun yazıyı yazanın, hem de bu uzun yazıyı okuyan kendinizin kıymetini çok iyi bilin. Şaka yapmıyorum; çok geçmez bizlere  gerçekten dinozor muamelesi yapar bu gelişmeler…

 

Sevgiyle efenim, insan kalarak hem de…

Devamını Oku

3 Şubat 2025 Pazartesi

Donanımlı Dijital Kölelik İşleri

Epeydir buralara gelmek için konsantrasyonum eksikti. Dedim bir bakayım artık. Değişik bir konuyla geldim üstelik.

Konumuz Donanımlı Dijital Köleler; havalı olması için kısaltabiliriz de bu tanımlamayı: DDK!

Yaklaşık iki aydır internette böyle işlerle uğraşıyorum. Resmen sanal ve paralel bir dünyada çalışıp geldim desem yeridir. Çok şey öğrendim; deneyim kazandım, çok da şaşırdım bu süreçte. Neresinden başlayacağımı tam da bilmiyorum ama haydi anlatayım olabildiğince. Bu sayede ülke gündeminin gıpgri havasından da uzaklaşmış oluruz biraz.

Nasıl İşler Bu DDK İşleri?

Bu aralar internet ortamında “moda olan” pek çok iş var. Tıpkı 2013 yılında o dönemin modası olan “makale yazma işleri, içerik üretme işleri” ne nasıl balıklama atladıysam; bu dönem “moda” olan yapay zeka işlerine de bir yerlerden girişmek istedim. Meraklıyım efenim; TikTok trendlerine değil ama internette yapılan işlere pek bi meraklıyım.

Evet, öncelikle “arama motoru kalite uzmanlığı” işine başladım. Aynı anda “Yapay Zeka Türkçe Eğitmenliği” işine de giriştim. Bir de “veri etiketleme- protator” işi var, ona da el atmak üzereyim. “Search Engine Evaluator- Arama Motoru Değerlendiricisi” işinde ise eğitim aşamasındayım.

Ne hoş geliyor değil mi kulağa… Serbest çalışıyorsunuz, yani evden… Ve pek havalı isimleri var yaptığınız işlerin.

Aynı anda isterseniz böyle bir sürü firmada çalışabilirsiniz. Firmaların biri Çin’de, biri Rusya’da, diğeri Amerika’da olabilir.

Elbette profesyonel bir mesleği icra etmekten bahsetmiyorum. Bu bahsettiğim işler; eğitim notlarını, mailleri anlayacak kadar İngilizcesi olan; bilgisayarla haşır neşir olmayı seven; araştırmaya ve öğrenmeye meraklı; yeterince zamanı olan, Türkçesi iyi olan; algısı yüksek olan; dikkatli ve odaklanabilen herkesin yapabileceği türden işler.  

Bazı firmalar canlı toplantılarla eğitimler veriyor; bazıları sayfalarca dosya gönderip okumanızı istiyor. Sonraki aşamada sizi sınava tabi tutuyorlar. Sınavdan geçerseniz parça başı ya da saat ücreti karşılığı size verilen görevi belirtilen zaman içinde bitiriyor ve paranızı alıyorsunuz. Bazı işler için bankada özel hesap açılması gerekiyor, Türk vergi kanununa göre %15 stopaj kesilerek ödeme alıyorsunuz. Yani bin lira kazansanız 150 lirasını, yüz lira da kazansanız 15 lirasını devlet sizden kesiyor! Bu tür işlerden küçük gelirler elde edenlerle milyonlar kazanan fenomenler maalesef devletin gözünde aynı kefede!

 Bazı firmalar Türk Bankası tanımadığı için Airtm, Payoneer gibi farklı ve yeni nesil ödeme araçları devreye girebiliyor. Ülkemizde nedenini hiç anlamadığım bir şekilde PayPal yasaklandığı için bilgisayarda işler yapan pek çok kişi maalesef bu Payoneer gibi aracılara yüksek komisyonlar ödemek zorunda kalabiliyor.

Ücretler elbette çok yüksek değil  bu işlerde ama;  teorik olarak görevleri kaliteli bir şekilde sonuçlandırırsanız ve yeterince görev üstlenebilirseniz ortalama maaşa yakın para kazabiliyorsunuz.

Tam da bu noktada bu tür işlere neden Donanımlı Dijital Kölelik adını verdiğimi anlatmam gerekiyor sanırım.



Tabiri caizse "Amele Pazarı Gibi" Platformlar!

Çok insan çalışıyor bu işlerde. Yapay Zeka’ya Türkçe öğreten bir projede 10 binin üzerinde benim gibi katılımcı var örneğin. Bu durumda size düşen görev sayısı da fazla olamıyor haliyle. Şirketin umurunda mı? Salıyor örneğin 2500 görevi bir gece havuza, hopp anında bitiyor iş. Şirket mutlu, görevi kapan 2500 kişi mutlu; peki geriye kalan 7500 kişi? Kimin umurunda? Şirket yetkililerine “Neden bir haftadır görev alamıyorum” diye sorduğunuzda alacağınız yanıt üç aşağı beş yukarı şöyle:

“Bu ana iş değil, bir ek iş… Dolayısıyla düzenli bir gelir beklemeyin…”

Siz de uzaktan çalışan bir katılımcı olarak el mahkûm bekliyorsunuz iş gelsin diye… Bu yüzden birden fazla işverenle çalışmak avantajlı…

 Beni asıl şaşırtan ve üzen şey ise birkaç dil bilen, bilgisayarda hızlı, yeni teknolojilere yüzde yüz adapte olmuş pek çok 30 yaş civarındaki genç insanın bu tip projelere “ANA İŞ” olarak bakmaları! Forumlardan mesajlardan anladığım kadarıyla pek çoğu buralardan kazandıkları paraları kripto gibi araçlarla değerlendirip çoğaltarak hayatlarını sürdürüyor. Bu işlerin bazıları çalışanı Bağkur’lu yapmaya zorluyor, bazıları ise sigorta konusuna hiç girmiyor. İşte Dijital Donanımlı Köleler’in ikinci sorunu da burada başlıyor: Çoğunun sosyal güvencesi yok!

Ya bir işe girmekten umudu kesmişler, ya KPSS mülakat gibi engellere takılmışlar… Evet içlerinde bu işleri ek iş olarak yapanlar da var (Kim bilir kaç işveren bu şekilde  kandırılıyor; çalışırmış gibi görünüp iş saatinde bu işleri yapanlar tarafından) Burası da ayrı bir konu başlığı… İçlerinde “Zaten bir işe girsem ancak bu kadar kazanacağım, ne gerek var başkasının derdini ve yol eziyetini çekmeye…” diyenler olduğuna da çokça şahit oluyorum.

Bu ortamlarda dillendirilmese de kıyasıya rekabet olduğunu anlamak zor değil. Mesela adı güya “dayanışma forumu” olan platformda yeni gelen biri işle ilgili soru sorduğunda bilerek yanlış yanıt verenler olabiliyor; ya da soruyu görmezden gelip hiç yanıt vermeyebiliyorlar. Aynı normal işlerdeki gibi burada da yeni gelene “çırak muamelesi” yapılıyor. Çok görev yapıp çok kazananlar hava atabiliyor ve haliyle kıskançlıklar da oluşabiliyor. 

Genellikle işler bir havuza düşüyor ve ne kadar çok insan görev üstlenirse  havuzdaki işler o kadar çabuk tükeniyor.

Ve düşünün, binlerce insan çalışıyor bu projelerde, dünyanın dört bir yanından hem de…

Benim mesajlaşma kanallarından gördüğüm kadarıyla, çalışanlar gerçekten gece gündüz kavramını da yitiriyor. Hayretle izliyorum kendilerini! Sabaha kadar görev yapanlar oluyor mesela. Ya da gece yarısına kadar görev bekleyenler… Zaman farkından örneğin gece 2’de havuza görev atıyor firma; bizim modern dijital köleler de bu işleri kapmak için bilgisayar başında sabahlıyor, hem de hiç zorlarına gitmiyor bu durum... 



Yapay Zekâyı Bizi Yönetsin Diye Eğitiyoruz!  

Çok enteresan gerçekten de… Normal insan döngüsünün dışında yaşanıyor her şey. Güya serbest çalışansın, güya çalışma zamanını kendine göre belirliyorsun! Bu söylem sadece bir illüzyondan ibaret. 8-6 çalışanlarda en azından mesai kavramı var; bu tür işlerde ise – eğer kendini kaptırırsa- gündelik yaşamın ritmi dışında başka bir boyuta kolaylıkla geçebiliyor kişi… Zombilik boyutu desek abartmış olmayız...

Yeni bir iş ilanı varsa mesela, insanlar birbirlerine pek de bahsetmiyor. Herkes birbirine rakip!

Ortam sanal güya ama gerçek iş ortamından farksız. Sadece mesajlaşma kanalındaki yazışmalarından kendisine gıcık olduğum tipler oldu örneğin. Ayakkabılarının topuk sesleri haricinde entrikalarını, sivri dillerini, kıskançlıklarını direkt sergileyen kadınlar mı dersiniz, egolu erkekler mi…  Bu işlerin mesajlaşma platformlarında her ne kadar saygı kuralları yazılsa da kavga eden tipler de olabiliyor. 

Çok ama çok enteresan bir deneyim oluyor bu işler benim için. Resmen modern zamanların distopyası diyebilirim… Çoğu işi algoritmalar yönetiyor, maillere robotlar yanıt veriyor. İnsan köleler her an işten atılabiliyor ve robot amirleri onlara neden atıldıklarını söyleme gereğini asla duymuyor.

 Yapay zekâyı eğitmiyoruz aslında bu işleri yaparak; yapay zekânın insana olan egemenliğini hızlandırmada küçük görevler alıyoruz!

Plaza Diline Alışmak

Komik şeyler de oluyor elbette. Evde çalışıyorum güya ama sanırsınız 28 katlı holdingdeyim! Biz tekstilciler, fabrikalarda çalışırken, plaza işleri ile kıyaslanınca “ilkel” kalıyorduk. Hiç öyle avokado ve karides soslu salatalar falan yemedik iş hayatında. Fabrikalarda “abicim sen yaparsın, aslansın kaplansın” gibi bir dil kullanıyorduk iletişim kurmak için.  

Bu sanal işler sayesinde salatama karides girmese de eskiden burun kıvırdığım plaza diline ben bile alışmış oldum ister istemez. Demek ki neymiş; “plaza dili konuşan tipler” diye bahane vermemek gerekiyormuş! İşin garip tarafı; insan buna çok da kolay alışabiliyormuş! Bu da kendime yaptığım öz eleştiri olarak burada kayda geçsin hakim bey!

Mesela “Image Rel’e annot task’ı yapıyorum” demek çok normal gelmeye başlayabiliyor çok değil bir hafta içinde. Enteresan değil mi? Benim gibi dile önem veren, kelimelerin doğru yazılışları ve anlamları için sözlüğe sık sık bakan birine hiç yakışıyor mu bu durum?

Maalesef ortam ve gerçekler böyle…



 Bir şey daha söyleyeyim;

”PQ Task’ındaki annot yanlışsa Irrel mi vereceğiz?” cümlesinde PQ yerine Türkçe “sayfa kalitesi” demeye; “annot” kısaltmasını “annotation” olarak uzatmaya, bunu da “açıklama” olarak Türkçeye çevirmeye de üşeniyormuş insan bir süre sonra! Yaşayarak öğrenmiş oldum ben de! Çünkü herkes böyle konuşuyor ve hayat hızlı akıyor bu işlerde. Ve enteresan olan şu ki; plaza dilini hiç bilmeyen, İngilizcesi hiç de iyi olmayan ben bile çok kısa bir sürede adapte olabildim bu duruma…

İyi bir hayat dersi var bence tam da bu noktada: 

Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil, gerçekten de öyle!

“İyi de insan evde çalışırken neden böyle bir dil kapar ki tek başına?” diyor olabilirsiniz. Öyle bir iletişim ağı var ki çalışanlar arasında, plazada kahve makinesi  önü sohbetlerini dörde katlar beş ile çarpar, o derece yoğun! Evde sakin sakin çalışırken birden yüzlerce binlerce iş arkadaşı arasında buluyorsun kendini. Özel mesajlaşma kanalında bir çok konu başlığında yardımlaşabiliyor, “konu dışı” başlığında ise farklı konularda iletişim kurabiliyorsunuz.

Bu tür sistemlerin kendilerine özel portalları var. O portallarda forumlar var, mesajlaşma yerleri var; hatta oyunlar, yapay zekanın son versiyonları bile var. Yani normal bir işte çalışmaktan farksız her şey.  İşten canın mı sıkıldı; gir uygun mesaj kanalına “kripto sohbeti yap birileriyle, ya da git yapay zeka ile vakit geçir…

Pat Diye İşten Atılabilirsin

Bu tür platformların bazılarında görevsiz kalmanın en önemli nedeni, görev kalitesinin düşmesi oluyor. Mesela on gün görevsiz kaldığınızda mail atıyorsunuz, bir robot size cevap veriyor:

“Görev kalitenizdeki düşüklük nedeniyle bu durumu yaşıyorsunuz.”

“İyi de hangi hatayı yapmışım?” diye soramıyorsunuz. Çünkü algoritmanın kalitenizi nasıl değerlendirdiği sır gibi saklanıyor. “Görev kaliteniz düştüğü için 7 gün içinde göreviniz sonlandırılacaktır!” mesajı da alabiliyorsunuz her an. Ya da böyle bir mesaja gerek bile duymadan portala giriş şifrenizi bloke ettiklerinde anlıyorsunuz işten atıldığınızı! Ben bu durumu  meşhur Squid Game dizisine benzetiyorum. Orada görev yapamayanı öldürüyorlar ya, bu işlerde de görev kaliteniz düşükse sizi pat diye işten atıveriyorlar!

Mesajlarda görüyorum, insanlar işten atılma korkusuyla anksiyete yaşıyor resmen.

İnanılır gibi değil…

Yeni Dünya Düzeni

Tabii ben bu tarz işlerin hepsi böyledir demiyorum, benim gördüklerim böyle. Sonuçta elbette evde boş boş oturan binlerce insan için iyi kötü bir uğraş ve ekmek kapısı buralar. Bakmayın pek çok şey de öğreniyorsunuz dijital dünyaya dair. 

Gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor bence. Yeni dünya düzeninin işte böyle bir yere doğru evrildiği ile yüzleşmek lazım bir an önce. Kim bilir yapay zeka yeterince eğitildiğinde daha neler göreceğiz!

Eskiden; yetmişli yıllarda nasıl ki bizim yoksul köylülerimiz Almanya’ya fabrika işçisi olarak 

 gidiyordu; ucuz işgücü kaynağıydı ülkemiz; iki bin yirmi’li yıllarda da internetin ucuz işgücü kaynağı oldu gençlerimiz! Aradaki fark, bu gençlerin donanımlı olmaları ve köle düzenine evlerinden katılmaları…

“E bu kadar kötü madem, neden oralardasın?” diye sorabilirsiniz haklı olarak.

Meraktan, e zamanım da var… İyi kötü, hiç yoktan iyi, para kazanmak hoşuma gidiyor; yapay zekânın eğitim sürecinde yer almak heyecan veriyor. İnsan bütün bu defoların farkında olarak projelerde yer aldığında, zaten  beklentisini ayarlayabiliyor ve olan bitenden etkilenmiyor da…

Bir de  ister beğenelim ister beğenmeyelim; devir böyle bir devir. Yapay zekâ bütün bu işleri bu hızla öğrenmeye devam ettiği sürece bizim gibilere yapacak pek bir iş de kalmayacak yakında…

O yüzden treni kaçırmamakta fayda var. Ne demişler:

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir…”

 Kalın sağlıcakla… 

Devamını Oku

1 Şubat 2024 Perşembe

Ağaç Ev Sohbetleri - #232 / Her Şey İnternet Üzerinden, Bu İyi Bir Şey mi?


Sevgili Deep’in organize ettiği Ağaç Ev Sohbetleri 232. sayısında tekrar beraberiz. Bu haftanın konusu yine sevgili arkadaşımız Deep’den geldi. Kendisine teşekkür etmek isterim; harika bir konu seçmiş. Bakalım ne kadar kısa yazabileceğim…

"Alışveriş, iş, iletişim, her şey internet üzerinden, artık yüz yüze kavramı kalmadı. Bu iyi bir şey mi?”

 

İnterneti sevenlerdenim. Söylemesi ayıp Kitap Yurdu aboneliğim 2001’de başlamıştı. İşyerindeki arkadaşlarım "ya dolandırılırsan" diyordu da ben aldırmadan zevkle kitap siparişi veriyordum o zamanlar. İnternetten para nasıl kazanılır diye bundan 11 sene önce meraklanmıştım. Daha remote çalışma diye bir şey yaygınlaşmamıştı. Ne kadar heyecan vericiydi; yüzünü görmediğim, sesini duymadığım ODTÜ’lü gençler Ankara’dan Trello diye bir uygulamayla online içerik konularını açıklıyordu. Biz de ekrandan sürükleyerek o içeriklere talip olup yazıyor ve paramızı online olarak kazanıyorduk. Çağ atlamışız gibi gelirdi bana o zamanlar. Hoş sonra her şey çok hızlandı, yapay zekâ aldı başını gidiyor. Bugün deli paralar kazanıyor insanlar internet aracılığıyla. Ama ben de en azından kendi çapımda yaklaşık üç sene evde yazı yazarak para kazanmıştım o zamanlar; pek de bilinmezken bu işler. Gayet de keyifliydi. Blog mesela, internetin en güzel nimetlerinden.

Ama bu demek değildir ki internet ile beraber hayatımızda daha çok görünür olan yapay zekâ gelişiminden ürkmüyorum. Veri kirliliği mi dersin, manipülasyonlar mı dersin…

Bu konuda çok şey yazabilirim ama şöyle başlayayım:

Bence evinizde Meydan Larousse, Hayat Ansiklopedisi, Ana Britannica gibi ansiklopediler varsa gözünüz gibi bakın onlara, tozlarını falan alın. Zira ileride lazım olabilir! Google var ya, ne gerek var diyeceksiniz. Geçmiş olsun sevgili dostlar. Şimdiden internet,  ChatGPT, Bard gibi yapay zekâ modellerinin ürettiği içeriklerle dolmaya başladı. En çok bu gelişme beni ürkütüyor. İçerik işleriyle ilgilendiğim için olayı yakından takip etmeye çalışıyorum. İsterseniz komplo teorisi diyebilirsiniz ama anlatayım bakalım bana hak verecek misiniz?

Evet yapay zekâ şahane şeyler yapıyor. Bir konu hakkında yazı yazmasını istiyorsun mesela, sana dakikalar içinde cevap veriyor; ama bazen çok da güzel uyduruyor! Bard ile bunu defalarca denedim.  Örnek vereyim; Beybi Plastik için içerik üretiyordum geçen aylarda; Bard’dan yardım istedim. Bana firmanın 1975 yılında kurulduğunu yazmış. Kontrol etmek için resmi web sitesine baktığımda 1949’da kurulduğunu gördüm. 

Tabii insanmış gibi konuşabiliyoruz ya Bard ile, “Sen bu bilgiyi nereden aldın, web sitesinde 1949 yazıyor, kaynaklarını göster” diye hafiften çemkirdim kendisine. 


Bakın neler yazmış! Tam bir politikacı gibi lafı evirmiş çevirmiş ve kendini savunmuş. İnternette farklı bilgiler varmış da falanmış filanmış. Hayır ben sorgulamasam ve olduğu gibi Bard’ın yazdığını alsam – ki bunu asla yapmam, kopya olur- neyse işte birisi olduğu gibi bu yazıyı alsa rezil olacak!  Bir de en sonunda söylediği şeye bakar mısınız. 1949 yılında kurulduğuna göre demek ki diyor, köklü bir şirket diyor. Anlayacağınız pişkin bir politikacı gibi uyduruk yazısını şahane bir şekilde de savunabiliyor.

Evet konu başlığı bulmada, diyalog yazmada, hikâye anlatmada gerçekten her geçen gün gelişiyor ama canlı canlı örneğinde gördüğünüz gibi yalan söylemede de maşallah insandan farkı yok. Evet mutlaka kendini geliştirecektir; ama şimdiden binlerce böyle içerik ile doldu bile internet, geçmiş olsun.

 Şaka bir yana işte en büyük kaygı bu bence. Yapay zekânın ürettiği içerikler şimdiden internette yayılmaya başladı. Peki biz internetteki bilgiye nasıl güveneceğiz bir süre sonra? Belki de içerik dedektifliği diye bir iş çıkacak; ya da veri doğrulama merkezi... Ben bu konuyu cidden çok ürkütücü buluyorum.

Tabii ki bunu Bard’a da sordum. Bakın ne demiş canım Bard:



Gördüğünüz gibi Bard bile kendine güvenmiyor, "kötü insanların eline geçmemem lazım" diyor. "Benim içeriklerimi insan editörler kontrol ediyor" diyor.  Atma Bard ya! Kim bu editörler! Nasıl yani, şimdi benim sorduğum şeylere verdiğin yanıtı birileri mi kontrol ediyor! Seni bence bizim politika dünyasına alalım, çok eğleniriz. 

Aslında bu örneklediğim gelişmeler 1984 kitabında "tarihin yeniden yazılması distopyasının" teknolojik olarak mümkün olması gibi bir şey.

Evet kullanmayalım demiyorum, elbette yapay zekânın nimetlerinden faydalanalım. Ama hayatımıza mükemmellik getireceğini de düşünmeyelim bence.

Yaşadığın Ülkeye Bak, Yapay Zekaya Güven


Efendim malumunuz, işsizlikten gezi bloglarına taktım ne zamandır. E bari gezemiyorum, yaşayanları görüp hayal kuralım hesabı.  Norveç’te yaşayan bir aile anlatıyordu. Markette kasiyer yok! Sen ürünün barkodunu okutuyorsun, ödemeni yapıp çıkıyorsun. Bizde de var böyle kasalar marketlerde ama etrafta güvenlikçiler dolaşıyor. Onların markette insan yok! Bu derece güven inşa edilmiş. Bizde böyle bir şey mümkün olabilir mi? Hiç sanmıyorum.

 Şimdi bunu neden anlatıyorum? Bu yapay zekânın nimetlerinden çok üçkağıt kısmına ilgi gösterir bizim millet. Düşünsenize anneniz ya da en sevdiğiniz arkadaşınız sizi Whatsapp’dan görüntülü arıyor. Telefonu açıyorsunuz, konuşuyorsunuz. Karşınızdaki kişi sesiyle görüntüsüyle tanıdığınızı sandığınız kişi. Sizden acil para istiyor. Göndermez misiniz? Ama işte geçmiş olsun, çünkü yapay zekâ sayesinde dolandırıldınız! Çünkü yapay zekâ artık sesi de taklit ediyor, görüntüyü de taklit ediyor. Alın size yapay zekâ sayesinde Zeki Müren’den 100. Yıl Parla marşı! Nağmeler, yorum aynı sanat güneşi gibi değil mi? Evet görüntü biraz olmamış ama gelişiyor bu işler her geçen gün.

 


 Yapay Zekâ İşleri Yapacak Biz de Hobilerimizle Uğraşacağız?

 Evet yapay zekâ işleri yapacak, biz de bize kalan boş zamanlarda hobilerimizle uğraşacağız diyor bazıları ya gülüp geçiyorum. Bizim ülkede olmaz bu işler. Neden mi? Halihazırda az gelişmiş ülkeler köle gibi çalışıyor, çok gelişmiş ülkeler hobileriyle uğraşmıyor mu zaten? Türkiye’de günde 12 saat, haftada 6 gün çalışan tekstil işçilerine bak; bir de Avrupa’da pek çok ülkede haftada 4 güne indirilmeye çalışılan sürelere bak.

Yapay zekânın ele geçirdiği işler yüzünden bizim gibi ülkelerde artsa artsa işsizlik artar. Çevirmenler, haftada 190 dakikalık dizi senaryosu yazan senaristler, ürün tanımı yazan içerik üreticileri, Seo uzmanları, veri analistleri, yazılımcılar, lojistik işçileri ilk aklıma gelenler. Geçenlerde bir lojistik deposunda robotu gördüm. Boyu da uzun, koliyi en üst raftan tek eliyle  pehlivan gibi kaldırıp indiriyor. Bizim taşımacı Ahmet’ten ne kadar verimli olduğunu siz düşünün artık.

Arabesk bir yaklaşım olacak ama, yapay zekânın yaptığı işler sayesinde ancak zengin ülkeler, ya da bizim gibi fakir ülkelerin zengin kodamanları hobileri ile uğraşabilir hale gelir.  Coğrafya kader mi bilemem ama, bizim gibi ülkelerde yapay zekâ ile ancak bir politikacının ağzından manipülatif şeyler söyletilip halk galeyana getirilir.

Komplo Teorisi O Kadar Çok ki!
 

Daha dün  burada okudum. Örneğin diyelim ki 2050 yılından sonra kötü amaçlı çalışması için programlanan bir yapay zekâ modeli var. 2050’ye kadar gayet güzel çalışıyor ve dünya çapında milyonlarca kullanıcı tarafından benimseniyor. O tarih gelince sistemi bir anda duruyor. Eğer bu uygulama hayati önemdeyse tehlikenin boyutunu düşünebiliyor musunuz? Bir anda bütün gps’lerin bozulması, ne bileyim savunma sanayinin göçmesi, kalp pillerinin çalışmaması, internetin çökmesi gibi pek çok şey geliyor insanın aklına.

En çok da internetin çökmesi! Düşünsenize Trendyol mesela, milyon dolarlık şirket gidip mağaza mı açacak dünyanın bir yerinde? Yaz yaz bitmez.

Son Söz

Resmen çenem açıldı, çok sevdim konuyu. Muhtemelen yine yazarım. Diyeceğim o ki; yapay zekâ benim çok ilgimi çekiyor; olabildiğince gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum. Ama bir o kadar da komplo teorilerini takip ediyorum. Göreceğiz bakalım neler olacak!


En insanî sevgilerimle efenim, çav bella…(bella ciao)

 


 

Devamını Oku