Ofiste
herkes birbirine ismiyle hitap ediyor, iyi güzel de bol geliyor
bünyeye!
Amerikan
özentisiyiz ya, bazı ofislerde yeni bir moda var, herkese ismiyle
hitap ediliyor! Yaş önemli değil, pozisyon önemli değil. Bunu layıkıyla başarabilen, bir de eline yüzüne bulaştıran yerler var! Yani
bazı ofis ortamlarında güya herkes herkese ismiyle hitap ediyor
ama mesela çaycı, herkese ismiyle hitap edemiyor; etse kesin
tersleneceğini biliyor. Yani Türkiş ortaya karışık durumlar!
Hanım-sız Bey-siz hitap tarzı ilk
başta kulağınıza hoş gelebilir, ama bence bizim kültürümüze ters bir
durum bu. En basitinden onlar “hala, yenge, teyze” gibi bütün
akrabalara “aunt”, yine “dayı, amca, enişte, yaşlı adam”
gibi bizim kategorize ettiğimiz insanların hepsine de “uncle”
diyerek, zaten toplumdaki hitabet olayına ne kadar
farklı yaklaştıklarını gösteriyorlar. Biz de öyle değil ki; kayınbirader var, elti var, görümce var, kayınço var, yenge var, amcaoğlu var, dayıkızı var... Yaşça
büyük insanlara abi, abla demeyi alışkanlık haline getirmiş bir toplumuz, haliyle
iş yerindeki bu Amerikanvari hitap şekilleri de bünyeye uymuyor.
Misal aynı mahallede oturup, "Hüseyin Abi" diye tanıdığınız adamla böyle
bir ofiste çalışsanız ne yapacaksınız? Mahallede abi, ofiste
Hüseyin.. Oldu mu şimdi bu çifte standart! Ezkaza yılların
Hüseyin abisine mahallede adıyla seslenmeye kalksanız olay olur, ne kadar
ayıplanırsınız düşünsenize!
Bence
tam da ayranı yok içmeye durumu bu! Yani madem Amerikan tarzı
şirket kültürü oluşturuyorsun, ya tam yap, ya hiç yapma!
Peki
bunun ofiste huzursuzlukla ne ilgisi mi var diyorsunuz, gelin satır
aralarına bakalım o halde..
*“Americans
are very time conscious. They believe in the principles of
time-management. They come to office early and leave on time. You
will rarely find them working late hours, or on weekends. They plan
their weekends ahead of time and value their privacy.”
Yukarıdaki orijinal anlatısında da görüleceği üzere Amerikalılar
iş yaşamında zamana önem verirler. Ofise tam zamanına gelirler,
ofiste oldukları zamanı iş için harcarlar, tabiri caizse "goygoy" yapmazlar. Haftasonları
çalıştıkları, mesaiye kaldıkları nadirdir. Mesaiye çok kalan
bir kişiyi Amerikan şirketinin ayın elemanı seçeceğini
sanmıyorum. Zira onlar için mesai dışında kendilerine
ayırdıkları zaman çok değerlidir. Peki biz nasılız?
Örneğin
ofiste iş 9'da başlıyordur, +/- 15 dakika toleransla
ofiste olmak mantıklıdır değil mi? Bizde ise bu durum, adamına
göre değişir. Mesela iş yerindeki kıdemli çalışan en erken
9:40'da gelir, çalışmadan önce bir çay kahve sigara molası verir, adı bile vardır bu bize özgü ritüelin, ayfonunu patlatır yani, acelesi yoktur, 11'e doğru
işine başlar. Muhasebeci daha da sonra gelir, ee ne de olsa kasa kendisinden sorulur, hakkıdır yani işe geç gelmek! Tepedeki yönetici
ise 11 mi 12 mi olur artık keyfine göre takılır. Erken gelenler
ise ya gerçekten prensip sahibidirler, ya alt seviyede çalıştıkları
için laf yemekten korkarlar, ya yenidirler göze batmak istemezler,
ya da evlerinde vakit geçirmeyi sevmedikleri için erken
gelmişlerdir! Çünkü kıdemi yüksek olup da ofise kafasına göre
saatlerde gelenler, diğer geç gelenlere laf sokma, ya da
arkalarından konuşma hakkını kendilerinde bulurlar. Şimdi bu
karakterlerin hepsinin birbirilerine adıyla hitap ettiği bir ofis
hayal edin. Güya her çalışan ismiyle hitap edilerek eşitleniyor
ya, fiiliyat elbette öyle değil! Bazıları daha eşit, bazıları
daha ayrıcalıklı...

Bizim
eski ofis de öyleydi. Herkes birbirine adıyla hitap ederdi. Ama
enteresandır mesela mutfağa ve temizlik işlerine bakan Ayşe'ye,
ofisin en kıdemli çalışanı yani yöneticisi, Ayşe Hanım diye
hitap ederdi, tahmin edeceğiniz üzere bir tek O'na öyle derdi.
Demek ki kendisini mutfak personeliyle eşitleyememişti, zaten
istese de yüksek egosu buna izin vermezdi! Ne enteresan değil mi,
normalde tam tersi yaygındır. Yani ast üste “hanım” der,
hiyerarşik konumu bunu gerektirir. Tersi durumlarda da demek ki
tersi oluyormuş; yani üst alta “hanım” diyerek, hatta biraz
daha abartıp sizli-bizli konuşarak onu kategorize ediyormuş.
Nitekim, herkesin herkese ismiyle hitap ettiği bir ortamda ofisin
kıdemli çalışanının, yani ayrıcalıklı şahsiyetinin
“Ayşe
Hanım, bir çay getirir misiniz?”
şeklinde
hitabını duyunca cidden çok ironik bulmuştum.
Dedim
ya bünyeye bol geliyor böyle kopyala-yapıştır şeyler, özde
eşitlik inancı olmayınca! Ben önceleri garipsedim bu durumu,
hatta bocaladım, hanım bey laflarını ağzımda geveleyip durdum,
zira yılların alışkanlığı vardı bende de. Çünkü ben yeni
tanıdığım insanlara pozisyonu ne olursa olsun ismiyle hitap
etmekte, senli beni konuşmakta çok zorlanırım, beceremem de zaten. Hatta bazıları
“canım” der ya, onlardan nefret ederim, çünkü “canım”
sözcüğü bir çeşit küçümseme hitabıdır ve kadınlar
arasında yaygındır. Konuyu dağıtmayalım, baktım herkes senli
benli konuşuyor benimle, hem de yeni tanıdıkları, daha doğrusu hiç tanımadıkları halde, uyum sağlamaya çalıştım bu duruma, ama dediğim gibi insanın kafası karışıyor.

Madem
herkes eşit, birbirine son derece sıcak samimi bir şekilde adıyla
hitap ediyor, o zaman haklar da eşit olsun, yani en kıdemli çalışan
9:40'da ofise gelip 10.30-11.00'de masasına oturuyorsa mesela mutfaktaki
Ayşe de aynı haklara sahip olsun, o da kimseden izin almadan
takılsın kafasına göre! Bu doğru mu, yanlış elbette! İş
hayatının kuralları var, herkesin giriş çıkış saati patronun
onayladığı gibi olmak zorunda, yani disiplin olmak zorunda!
Bu küçük
örnekten de görüleceği üzere bir taraftan ismiyle hitap ederek
eşitmiş havası yaratıp öte taraftan bazılarına yazılı
olmayan ayrıcalıklar tanırsanız, o ofisin kimyası da biyolojise de
yavaş yavaş bozulur ve çürümeye başlar birşeyler... Alın size ofiste huzursuzluk, volume-1!
Amerikan
iş hayatındaki alışkanlıkları araştırırken şöyle bir
cümleyle de karşılaştım:
*“Generally,
Americans are very polite, friendly and helpful, but have less
tolerance for people who interfere in their private lives.”
Yani
diyor ki özetle, Amerikalılar iş hayatında oldukça kibardırlar,
birbirlerine arkadaşça yaklaşıp yardımcı olurlar. Ama özel
hayata müdahale konusunda toleransları yoktur.
Bizde de güya Amerikan tarzı şirketler türüyor ya, herkes birbirine
ismiyle hitap ediyor ya hani.! Ama nezaket yerlerde sürünmekte o ayrı.
Mesela “müziğin sesini biraz kısabilir misin, çalışamıyorum”
demeye görün birine, hemen bir atmaca gibi üzerinize atlar! Hani
yaygın bir laf vardır ya, batıdan yarım yamalak örnekler
alıyoruz, kendimize uyarladığımızda da ucubeler çıkıyor
ortaya diye. Durum aynen öyle aslında. Ofiste isimle hitap ederek
yaratılmaya çalışılan eşitlik havası tamamen bir ilüzyondan
ibaret! Sigara içen, içmeyene saygı göstermez, yemek saati
mutfağı dumanaltı yapar, “Çok dumanaltı olmuş, ne zaman
biter sigaranız, yemek yiyeceğim” derseniz hemen üzerinize
atlarlar: “Siz sigarayı bırakanlar da pek bi artistsiniz!”
Halbuki, desene evet buna bir çozüm bulalım, mutfakta içiyoruz
madem sigarayı, yemek saatlerinde bunu yasaklayalım desene.. Yok
demez, ismiyle hitap ediyor ya, herkes eşit daha ne yapsın?

Eşitlik
meselesini tersinden anlıyoruz genelde. Mesela kırk yılın başında
mesaiye kalmıştır birisi, afralar tafralar, ayılıp bayılmalar,
kendini özel hissetmeler. İstiyor ki telefonlara bakan kişi de
onunla beraber mesaiye kalsın. Telefon çalmasa da olur, ne gam!
İsmiyle hitap ediyor ya, eşit ya! İyi de sen kafana göre
milyonuncu iznini kullanırken o zavallıya doktor izni bile haram
ediliyordu, sen neredeydin, eşitlik anlayışına ne olmuştu?
Yani
demem o ki, makyajla olmuyor. İsmiyle hitap etmek bir makyajdır,
oysa cildin kendisi sorunlu. Kanlı irinler var alt yapıda, fondöten
sürsen ne yazar, allıkla kapatsan ne yazar?
Neden
anlattım bunca şeyi? Çünkü diyorum ki iş hayatındaki
huzursuzluğun ana kaynağı adil olmayı beceremeyen yöneticilerdir,
eşitsiz ve adamına göre esnetilen kuralsız davranışlardır.
Görüntüde demokrasi varmış gibi mutlu mesut, herkesin birbirine
ismiyle hitap ettiği ofislerde yaşayanlara sormak lazım... Dışı
kimi, içi kimi yakıyor acaba?
Şapkayı
önümüze koyup bir düşünelim, adalet kimin için var, adalet
nereye kadar işliyor? Bu soruyu genel hayata da sorsanız, iş hayatına da sorsanız cevap pek değişmeyecektir bizim gibi ülkelerde...
------------------------------------
Bu
yazı burada bitmez, hızımı alamadım; devamı elbette olacak...
Şimdilik gidiyorum ve sizlere sevgi dolu, stressiz
günler diliyorum...
*Kaynak:
http://www.path2usa.com/office-environment-work-culture-in-us