9 Nisan 2026 Perşembe

Batum Gezi Yazısı #10- Batum’da Beşinci ve Son Gün

Takvimler 10 Mart 2026'yı gösteriyor.  Her güzel şeyde olduğun gibi bu gezimizin de sonuna gelmiş gelmiş bulunuyoruz. Sabah pırıl pırıl bir hava karşılıyor bizi. Ama öyle böyle değil; masmavi gökyüzünde bir tane bile bulut yok. Keşke ilk gün de böyle olaydı desek ne fayda…

Düşünceli ev sahibimiz ne zaman isterseniz o zaman çıkabilirsiniz demiş. Sağ olsun da biz fazla uzatmadan 12 gibi çıkarız, uçak 15:35’de. Ben tatilin son günlerini kafada bitiriyorum genelde. Otellere gittiğimde de böyle olurum. Sabah kalkayım da son bir kez havuza gideyim demem mesela. Süreç bittiyse bitmiştir derim ve direkt tatil modundan çıkarım.  “Ah keşke şunu da yapsaydım…” modu da kendiliğinden uzaklaşır böylece.

Evde kalan malzemelerle güzel bir kahvaltı yapıyoruz. Son kalan tereyağını dakapının önünde olmasına şaşırdığımız beyaz kediye verelim diyoruz. Anlatmıştım bu şehirde sokak kedisi olmadığını. Bu zavallıcığı muhtemelen evden atmışlar… Geçen gün de yaş mama vermiştik kendisine. Tam kediye tereyağını verecekken bir yaşlı köpek geliyor ve hoopp götürüyor tereyağını. Karizması çok sağlam, ses çıkarmadan sakin hareketlerle hakimiyet kurmuş ortamda belli ki. Korkmuyorum bu “ağır abi” den…Evden ayrılmadan son hamle olarak, kapının önündeki gül çeşidi sandığım, sonradan kamelya olduğunu anladığım çiçekten 2 dal koparıp nemli peçetenin arasında güzelce paketliyorum. Olursa, kendi evimde de köklensin diye… Eşyaları topladıktan sonra zarif ev sahibinin bıraktığı anı defterine teşekkür notumu eklemeyi de ihmal etmiyorum. Çünkü böyle küçük notlar bırakmaya da okumaya da bayılıyorum.

Saat 12 gibi Bolt Taksi çağırıyoruz yine. Kocaman bir araba geliyor, direksiyonu sağda. Yaklaşık 20 dakikada varıyoruz havaalanına. Bol bahşişle birlikte 250-300 Lira gibi tutmasına hem seviniyor hem de üzülüyorum. Bizim ülkemizde taksiye binmek neden ultra lüks bir şey oldu? Hoş, artık elma almak da lüks ya neyssseee...

Eskiden, yani epey eskiden işe giderken sadece sigara içmek için dolmuş yerine taksiye bindiğim günleri hatırlıyorum. Asla fiyatı fazla gelmezdi o zamanlar. Keşke Kadıköy’den Sabiha Gökçen’e kadar 1000-1500 gibi uçak parası vermek zorunda olmasa kimse değil mi ama… Bu fiyat belki de daha fazladır,  tahmin ettim sadece. Eksiği vardır, fazlası yoktur...

Old Town ile Havaalanı Arasında Gökdelenler

Old Town’dan çıktıktan sonra yol kenarındaki sıra sıra gökdelenleri görünce şaşırıyorum yine. Ne kadar çok inşaat var! Yazmış olabilirim önceki  bölümlerde; burada tanıştığımız bir Türk mühendis bu binalarda kaldığını söylemişti.

Aklıma on iki on üç sene önce Batum’daki bir Türk tekstil firmasından aldığım iş teklifi ve reddedişim geliyor. Eğer o zaman o işi kabul etseydim hayatımda neler değişirdi acaba? Belki de paralel evrenlerden birinde öyle bir hayatım vardır, kim bilebilir…

Batum Havaalanı

Saat 12:30 gibi havaalanına geliyoruz. Minnak bir yer burası. İçeriye girişte kurulmuş stantlardaki hediyelik eşya fiyatlarına bakıyorum; fiyatlar dışarıyla hemen hemen aynı. 3 Lariye 5 Lariye hediyelikler var. Bizdeki “vahşi” kapitalist düzen henüz buradaki havaalanına uğramamış demek ki.

Kontuarın açılmasını bekliyoruz. Bu havaalanında online check in yapsak da basılı bilet almamız gerekiyormuş, telefonumuza gelmiyormuş biniş kartı. Bunu da öğrenmiş oluyoruz. Kısa süre içinde biletimizi alıyoruz. Tam ülke çıkışındaki kontrolde suratsız kadın polis ayakkabılarımı çıkarttırıyor. Beni bir odaya alıp soymasa da detaylı inceliyor iki suratsız memur. Çok sinirleniyorum, anlıyor bakışlarımdan…En son “Thanks Ma’am” diyor, cevap bile vermiyorum. 

Gerçekten anlamıyorum; Ukrayna’da, Moldova’da ve Gürcistan’da gördüğüm kadın görevliler nasıl bu kadar antipatik olabiliyor? Neyse moralimi bozmaya değmez, çünkü sırada Lounge keyfi var...

Batum Havaalanındaki Lounge

Bu yazı dizisinin başında ballandıra ballandıra anlattığım sevgili kredi kartını okutarak giriyoruz Lounge’a; tabii ya, kaçar mı…

Yalnız Sabiha Gökçen’deki lounge ile burası arasında çok fark var. Burası daha şık; koltuklar, aydınlatmalar daha hoş görünüyor. Evet yemek seçeneği pek yok ama içecek çeşitleri çok ve güzel.

Ana yemek olarak çorba, patates kızartması ve çıtır tavuk var sadece. Kahvaltılıklar var, domates, peynir, bal gibi… Bir de kurabiye çeşitleri var.  Bizdeki lounch’da ise daha çok yemek çeşidi vardı ama içecek yoktu doğru dürüst.

Burada ise tezgahın üzerine sıra sıra viski, martini, şarap, likör çeşitlerini dizmişler.  Dolapta şişe sular, cam şişede meyve suları, cam şişede biralar var… Sabiha Gökçen’de biliyorsunuz suyu bile arıtma veriyorlardı…Neyin kârını yapacaklar acaba şişe sudan tasarruf ederek?  İnsanlar o lounge’dan hizmet almak için para veriyor neticede. Yemek çeşidi tamam çok, ama içecekte yapılan kurnaz kısıtlamaları görünce insan bir rahatsız oluyor. Hiç lafı dolandırmadan direkt söylemek istiyorum. Ülkemizde her geçen gün düşen kaliteyi ve vasatın normalleştirilmesini esefle ve şiddetle kınamak istiyorum. Şişe su ya, sadece şişe su... Neyse söylenen insan modunda olmayalım, yani hâlâ tatil modundayız. 

Yiyoruz içiyoruz keyifle. En son 2024’de gittiğim oteldeki favori içkim Martini Bianca olmuştu,.Adını unutmadığım deneyimli barmen Yılmaz Bey limonla servis ederdi, bayıla bayıla içerdim. Burada da söylemesi ayıp aynısını yapıyorum. Her şey çok güzel.

Vee, saat üçe gelirken atlar kabak oluyor. Kraliçelik bitiyor ve mecburen dışarıda uçağa girmek için kuyruk olmuş halka karışıyoruz.



Hoop, bir saatte Sabiha Gökçen’e gelmişiz bile…

Anılar, anekdotlar biriktirdiğim bu kısa ve güzel tatil de böylece sona eriyor.  Bakalım yenisi ne zaman ve nereye olur… Belki bir ilham gelir de pasaport bile alırım... Ne tuhaf bir kişiyim Allahım Tanrım...

Tatili özetlemek gerekirse, Güzeldin Batum’un Old Town’ı, ruhuma iyi geldin, teşekkür ederim sana...

Ve yazı dizisini sıkılmadan okuyup yorum yazan herkese sevgiler efenim…  Tekrar görüşmek dileğiyle…

0 yorum to “ Batum Gezi Yazısı #10- Batum’da Beşinci ve Son Gün ”

Yorum Gönder