UYARI:
Yazı ağır arabesk içerir. Okuma süresi boyunca Müslüm
şarkılarından ve jiletlerden uzak durunuz...
Efendim doğuyoruz ya, bir kere oradan başlıyor adaletsizlik. Kimileri sarayda doğuyor. Boynunda ağır mı ağır elmas gerdanlıklar taşımak zorunda kalıyor. Vezir parmağı, hünkar beğendi, saray lokması yemekten içi şişiyor. Yani nasıl diyeyim ki; ekmeğin kıtır kenarını menemene bandıra bandıra yemeği sadece rüyasında gören garip mi garip insanlar bunlar... Kimilerinin dramı daha derin. Düşünsenize; Boğaz'da paşa dededen kalma yalıda doğmuşsunuz. Hayatınız boyunca yalının bahçesindeki yeşili ve az ötede uzanan denizin mavisini görmekten içiniz şişmiş! İnsan bozkırın bozunu, betonun huzur veren grisini özlemez mi... Bir de müstakil bahçeli, havuzlu villada doğan; gak deyince mama verilen, guk deyince etrafında Filipinli dadıların pervane olduğu bebekler var. Bu bebeklere insan nasıl acımaz. Düşünsenize; istediği şey olmadı diye doya doya ağlamak nedir bilmeden geçip gidiyor ömürleri. Hayal bile kuramıyorlar. Çünkü hayalini kuracakları her şey zaten doğduklarında ellerinin altında oluyor... Avustralya'da rahat bir hayatın içinde doğan, İsviçre'de kişi başına düşen binlerce dolar milli gelire doğan, Hollanda'da özgürlüğün çivisinin çıktığı bir dünyaya doğan bebeklere söyleyecek lafım zaten yok. Onların hali içler acısı...
Adaletin
bu mu senin be dünya!
Elbette
doğum yeriyle bitmiyor adaletsizlik. Bir de şekil şemal meselesi
var. Nasıl üzülüyorum o doğuştan 'avatar' gibi güzel olanlara! İpek gibi saçlarıyla, renkli gözleriyle, uzun boylarıyla doğan
bebeklerle; saçsız, renksiz, sıradan, kavruk doğan bebekler aynı
dünyada eşit koşullarda yaşayacak inanabiliyor musunuz? Yazık
değil mi o “prensesim, balım, paşam” diye yerlere göklere
sığdırılamayan çocuklara! Kavruk insanların çirkinlikleriyle
karşılaşmak zorundalar hayatları boyunca. Oysa dünya sadece
güzellerden, uzunlardan, renkli gözlülerden oluşabilirdi mesela.
Kimin hakkı var göz zevkimizi bozmaya!
Adaletin gerçekten bu mu senin be dünya!
Eğitimde adaletsizlik ise had safhada. Ya düşünsenize eve özel hocaları gelen, perşembeleri piyano, salıları drama, çarşamba iki ile üç arası Fransızca, pazar gecesi yatmadan önce bir doz Uzaylıca dersleri verilen çocukların dramını! Okuldan kaçma özgürlükleri yok. “Arkada oturduğum için uğultudan duyamamışım hocam” deme ayrıcalıkları yok! Bu çocuklar özel ders alırken kimden kopya çekecek hiç düşünen var mı? “Elektrikler kesildi örtmenim, çalışamadım!” diyen çocuğun içindeki coşkunun karşılığı, hangi Çince kelimede var bana biri söylesin lütfen! Ben gerçekten bu kadar adaletsizliğe, hem de eğitimde olunca hiç ama hiç dayanamıyorum.
Hay
ben senin adaletine ne diyeyim be dünya!
İş güç meselesini hiç gündeme bile getirmiyorum. Çocuk okuldan mezun olunca işi hazır. Babasının iş yerine direkt yönetici olacak; ya da adresi belli olsun, oyalansın diye ailesinin tuttuğu havuzlu ofis villada takılacak. Yazık değil mi bu çocuğa! İşsiz kalmanın getirdiği gayet yaratıcı çözümlerden yoksun, mobbing nedir bilmeden geçen bir ömrü olacak! Yan masasında ayağını kaydırmak isteyen iki yüzlü bir iş arkadaşı asla olamayacak! Üç kuruş para verdi diye böcek gibi ezmek isteyen patronlara duyulan öfke nedir hiç bilemeyecek. Ezilmek nedir, emeği sömürülmek nedir bilmeden geçen hayat, içi boş bir kavanoz değil midir?
Ah
be dünya, bana adaletten bahsetme!
Bir
de aşk meşk, çoluk çombalak meselesi var ki, akıllara zarar!Muhteşem bir çocukluk, muhteşem bir ergenlik,
muhteşem bir üniversite hayatı geçirdiniz. Aileniz anlayışlı
mı anlayışlı. Okul bitince yirmi iki buçuktan gün aldığınızda
sevgilinizle evleniyorsunuz. Sonra bir oğlan bir kız şipşirin
çocuklarınız oluyor. Siz istemez miydiniz, sevdiğiniz kızın
abisi sizi köşede sıkıştırsın, dövsün. Errrkek gibi aşkınızı
savunun.!Siz istemez miydiniz, sevdiğiniz çocuk sümüklü Jale ile
evlendi diye günlerce ağlamak, bunalıma girmek... Sorunsuz
çocukluk, sorunsuz okul, sorunsuz iş, sorunsuz evlilik. Kim ister
ki bu kadar düz hayatın içinde yaşamayı! Hayat dediğin
mücadelelerle dolu olmalı...
Ah
be dünya; hayatımızın aksiyonlarını bile dengeli
dağıtamıyorsun!
Anlatacak
çok şey var aslında bu konuda. İster şans deyin adına, ister
talih deyin, ister düzen, ister sistem... Ama ne derseniz deyin, bu
adaletin kantarı bozuk arkadaş! Hayat hikayelerimiz adaletli yazılmamış
bir kere. Senaryoda hep birilerine torpil geçilmiş. O
yüzden; adalet denilen şeyi yolda, düzde, çayırda, bayırda bir yerlerde aramak
bence namuslu bir şey; iyi bir şey, insanca bir şey...









