rüyalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüyalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2018 Perşembe

Rüyam yorum bekliyor...

Bir keşmekeş ki sormayın gitsin! Bulunduğumuz yer sanki bu dünyada değil gibi. Mavili beyazlı mimarisi olan bir evin önünde duruyoruz. Ev de değil aslında; ikiz villa gibi bir şey. İkizinin rengi yeşilli beyazlı. Bu evlerin görüntüleri çok değişik. Eski zaman evlerini andıran cumbaları var, girintileri çıkıntıları var; ama sanki karton köpükten yapılmışlar gibi.  Dokunsanız yumuşacık bir his sarmalayacak sanki içinizi. Önlerinde çiçekler, ağaçlar…


Mavili beyazlı evin önünde bir kız, mavili beyazlı bir bisiklete biniyor. Sanki bisiklet evden koparılmış gibi, o derece aynı. Girintiler, çıkıntılar, duyumsanan yumuşacık sarmalayacakmış hissi… Yani bu bisikletteki her şey, evden alıntı sanki.

Biraz ilerliyoruz. Bu sefer bitişik evler, bitişik koridorlar, tuhaf giysili adamlar, tuhaf giysili kadınlar sarmalıyor dört bir yanımızı. Şaşkınlık içindeyim.

Yanımda işyerinden bir arkadaşım var. Beni bir eve götürüyor. Biraz oyalanıyoruz.  sonra “Hazır buraya gelmişken mutlaka dondurma ye, çok güzel bir pastahane var ileride” diyor. Nasıl gideceğimi o kadar karmaşık tarif ediyor ki; hiçbir şey anlamıyorum. Yine de evden çıkıyorum. Şehir gibi, ama değil gibi sokaklarda yürüyorum. Ufukta yemyeşil uzanan çayırları görüyorum. Nerede olduğumu bir türlü anlayamıyorum. Her adımımda acayip insanlar çıkıyor karşıma. Oraya ait olmadığımı bilerek tuhaf tuhaf bana bakıyorlar.  Yürüyorum renkli dünyaların içinde, hiçbir araba geçmiyor. Biraz daha ilerliyorum. Film karakteri gibi giyinmiş, yüzünde acayip boyalar olan insanlardan birine soruyorum;

“Buradan otobüs geçer mi?”

Söylediğinden emin bir tavırla kafasını "evet" anlamında sallıyor ve bana yol tarif ediyor. Yürüyorum, yürüyorum  dediği yönde, ama bir türlü geçmiyor otobüs!  Sonra bir başka tufah duruşlu adama rastlıyorum:

“Buradan otobüs geçer mi?”
“Geçmez” diyor, “Buradan hiç otobüs geçmez!”

“Sen geri dön” diye ekliyor. Bu sefer içimde bir kaygı, ne yapacağını bilememe kaygısı. Hızla atıyorum kendimi yola, profesyonel bir kaykaycı misali hoop kayıyorum yokuş aşağıya. Tam bir kavşağa geliyorum ki, o da nesi! Arkadaşım arabası ile yanımdan geçiyor; bir metre ilerimde durup sağına soluna bakıyor. Muhtemelen beni arıyor.  Acaba beni görebilecek mi, bilemiyorum. Göremezse ne yapacağım; hiç bir fikrim yok. Uzaktan bir taksi geçiyor, ama cebimde param yok ki… Ve evet, senaristine söylendiğimiz ve çokça sinir olduğumuz dizi sahnelerinde olduğu gibi telefonumun şarjı %1’e düşmüş… Durum bu...

Sonra saat ötüyor yanı başımda… 6:02! Kan ter içinde uyanıyorum. Oysa ben rüyalarımı hiç hatırlamam; hayırdır inşallah diyorum.

Rüyadan anlayanlarınızın yorumları için şimdiden teşekkür ediyorum...


Not: Bir aydır yazamıyordum,  bu beni çok üzüyordu. Silkindim ve kendime geldim. 
 Artık blogumu ihmal etmeyeceğim, zaten yazacak o kadar çok şey var ki... 

Sevgiyle, 
Devamını Oku

10 Aralık 2013 Salı

#blogfırtınası / 5. gün ödevi / Bir Rüya

Bu konu benim gibi rüyalarını hatırlayamayan biri için etkinliğin belki de en zor ödevi, bakalım deneyeceğim yine de..

#blogfırtınası etkinliğinin beşinci günü ödevimiz şöyle:

                      Gün 5. Bir rüyanızı veya kabusunuzu hikaye şeklinde yazın.

Yüzümü göremiyorum, insan rüyada bile olsa kendi yüzünü hayal edemiyor. Zamanlar ötesinde sanki paralel bir evrendeyim. Her şey çok çabuk akıyor, hızlı çekimde bir film sahnesinin ortasında gibiyim.

Sevdiğim bir arkadaşımla birlikte bir odadayız, tavan birden deliniyor ve kar yağmaya başlıyor odanın içerisine. Önce ince ince, sonra ceviz tanesi kadar, derken kar tanelerinin büyüklüğü bir portakal kadar oluyor!
ruyada kar seremonisi

O kadar saydam ki kar taneleri, içlerini bile görebiliyorum, elmas gibi parlıyorlar.. Aslında çoğu sertleşerek buza dönüşmüş.
Çok seviniyoruz. Tavanın delinmiş olması ve odaya portakal taneleri büyüklüğünde karın yağması gerçek yaşamda bir felakettir aslında! Ama biz çocuklar gibi dansediyoruz yağan karın altında. Coştukça coşuyoruz, delinen tavandan bir ışık hüzmesi doluyor odanın içine. Yağan kar nerede birikiyor hiç farkında değiliz.
Sanki yağıyor ve yok oluyor, yağıyor ve yok oluyor, yağıyor ve...

Yağdıkça aydınlanıyoruz, yağdıkça güzelleşiyoruz, yağdıkça daha da mutlu oluyoruz. Üşümüyoruz da, ellerimize değen onca kar yığını sanki bizi daha da ısıtıyor.
Kar tanelerinin boyutu o kadar büyüyor ki, kafamıza değerse zarar görürüz diye hafiften kaygılanıyoruz bir ara. Değdiklerinde acıtmadıklarını görüp iyice kaptırıyoruz kendimizi. Kaç saat kalıyoruz odada belli değil, ne kadar sürüyor kar seremonisi o da belli değil! Bizi gören var mı bilmiyoruz, görüyorlarsa ne tepki gösteriyorlar hiç önemsemiyoruz.

Sadece anı yaşıyoruz: Carpe Diem!!

Coşkunun doruk noktasındayken aniden uyanıyorum.
Bu rüyayı mutlaka anımsamalıyım, yarın bloğuma yazmalıyım” diye düşündüğümü bile hatırlıyorum.

Dün gece gerçekten de bu rüyayı gördüm, zaten görmeseydim bu gün ödevimi yapamayacaktım..

Rüya yorumlarından anlayanınız varsa söylesin, nedir bu kar tanelerinin anlamı?


Sevgiler...
Devamını Oku