patron etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
patron etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2016 Cuma

İnsanlık zor zanaat!

Dün gibi anımsıyorum. Geçen sene bugündü. Cam masanın etrafında toplanmış bir proje kotarmaya çalışıyorduk. Toplantı uzadıkça uzuyor ama bir adım bile ilerleyemiyorduk. Zaten ilerlememiz de mümkün değildi. Çünkü mesele üzüm yemek değil, gerçekten de bağcıyı dövmekti. Üst düzey yönetici ve patronun olduğu çoğu iş toplantısında olduğu gibi egolar çarpışıyordu. Hatta çarpışmanın şiddetinden çıkan mavi kıvılcımlar neredeyse çıplak gözle görülebilir hale gelmişti.
Daraldığımı hissettim, sanki bir el boğazımı sıkıyordu. Bir an geldi, kendime yabancılaştım. İçimdeki benliğim, korumaya çalıştığım ruhum adeta isyan ediyordu. Bu insanlar ne yapmaya çalışıyorlardı, emek neydi, sevgi emekti, yok bu replik Selvi Boylum Al Yazmalım'daydı.
İyi de emek neydi? Bir patronun egosuna ruhunu teslim etmek miydi?

Artık konuşmaları uğultu şeklinde duymaya başlamıştım. En son hatırladığım cümle, patronun “ben olsaydım böyle yapmazdım” şeklindeki “müstehzi” yorumu oldu. Burada bilerek bu kelimeyi kullanıyorum, zira “ alaycı” demek istemiyorum, çok ağır geliyor düşündükçe şimdi bile. “Madem beğenmiyorsunuz, siz yapın o zaman” deyip o cam masadan nasıl kalktığımı hiç bilmiyorum. Sanırım saniyeden de kısa bir andı. Çantamı aldım, ceketimi aldım, fırlayarak uzaklaştım ortamdan.
Sahi emek neydi, emek bir patronun iki dudağının arasından çıkacak “onay” sözcüğüne bağlı değersiz bir şey miydi?

O gün yağmur yağıyordu, hava soğuktu. Saatlerce dolaştım sokaklarda. Bir bozacıya girdim, kenar masalardan birine oturdum. İlk kez boza içtim o gün, üzerinde leblebi ve tarçın vardı. Güzeldi, tatlımsı ekşiydi tadı. Tıpkı hayat gibi, hem tatlımsı, hem de ekşimsi... Üzeri tarçınla tatlı, dibi bozayla ekşi. Cicim ayları sona eren evlilikler gibi, iş yerindeki ilk ayda kişiye misafir muamelesi yapılması gibi...
O gün ne acayip bir gündü, yağmur, göz yaşı, tekrar yağmur birbirine karışmıştı... Çok üzülmüştüm, hıncım içimde düğümlenmişti... Sonra bir ayakkabı ustasının dükkanına girip kendime bir çift bot siparişi vermiştim. Ayağımın ölçüsünü alırken üzüntülü halimi soran ustaya “bugün işi bıraktım” dediğimde usta “yapma vazgeç” demişti. Sonra o ayakkabı hep ayağımı sıktı, o gün bugündür belki de hiç giymedim...

İnsan emeğini korumalı, insan insan olmayı korumalı. Belki birgün bu düzen değişir. Umarım değişir. Birileri parası var diye emrinde insan çalıştırmaz. İnşallah birgün sosyalizm gelir, herkes eşit olur. Sosyalizm gelsin diye dua da ettim ya bugün, artık sözün bittiği yerdir bence bu nokta...

Demem o ki, insanlık zor zanaat be dostum, gerçekten zor... 
Devamını Oku

3 Mart 2016 Perşembe

Siz Nasıl Bir Patronsunuz?

Hayal ettiniz, hedefinizi belirlediniz, inancınızı yitirmediniz, çok çalıştınız ve işinizin patronu oldunuz. Peki sıra patron olmayı öğrenmeye geldiğinde aynı titizliği gösterdiğinize inanıyor musunuz? Durup bir düşündüyseniz okumaya devam edin. Kendinize soracağınız birkaç kritik soru ile hem kendiniz hem de çalışanlarınız için mutlu ve verimli bir iş ortamı sağlayabilirsiniz.

Çalışanlarınızı motive ediyor musunuz?
Motivasyon, iş hayatının her noktasında başarının ön koşuludur. Çalışanlarınızın enerjisini her koşulda üst seviyede tutmak için onların başarılarını takdir edin ve ödüllendirin.

Onları ne kadar tanıyorsunuz?
Cevabınız sadece yaptıkları işin içeriğinden ibaret olmamalı. Çalışanlarınızı izleyerek onların yeteneklerini ve güçlü yönlerini öğrenin. Bu sayede hem onları yönlendirip sorumlulukları doğru şekilde bölüştürür hem de iş ortamınızdaki uyumu ve heyecanı yok etmemiş olursunuz.

Başarısızlık ve başarı kimin eseri?
Elde ettiğiniz başarıları kendinize, başarısızlıkların nedenini çalışanlarınıza yüklüyorsanız iş ortamınızda mutsuzluk, motivasyonsuzluk, güvensizlik ve isteksizliğin hakim olduğunu bilmelisiniz. Bu durumda, zaman içerisinde başarısızlık oranının artması kaçınılmaz olur.

İş dışında aktiviteler yaratıyor musunuz?
Çalışanlarınızla bir arada düzenleyeceğiniz aktiviteler, iş stresinin azaltılmasına ve ekibiniz arasındaki bağın güçlenmesine yardımcı olur. Ofis dışında birbiri ile hiç vakit geçirmeyen bir ekibiniz varsa, zaman içerisinde iletişim problemlerinin ortaya çıkmasına şaşırmayın.

Çalışanlarınızın fikirlerini önemsiyor musunuz?
Unutmayın, haklı olan her zaman siz değilsiniz. İşinizde ne kadar yetkin olsanız da gözünüzden kaçan ayrıntılar ya da farklı bakış açıları hep olacaktır. Bunlara kulak tıkamadığınız sürece uyumlu, yeniliklere açık bir ekibe sahip olursunuz.

Onları ne kadar özgür bırakıyorsunuz?
Siz de sürekli etrafta dolaşan, kontrol delisi bir patronsanız çalışanlarınızın bundan hiç memnun görünmemesinin sebebi sandığınız gibi “kaytarma” isteği olmayabilir. Araştırmalara göre patronunu makul aralıklarla gören ve çalışırken özgür bırakılanların iş ortamındaki verimi ve başarısı daha yüksek.
Ancak…
Bazen özgür ruhlu bir deha hayatınızın tatlı belası olabiliyor. Bir de onu uzaktan takip etmek zorundaysanız vay halinize. Verdiği bilgilere ikna olmak için gününüzün çok önemli bir kısmını onun mesajları, telefonları ve hatta Selfie’leri ile geçirmek zorunda kalabilirsiniz. Olmaz demeyin, bakın nasıl oluyor:

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku