yeni işe başlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni işe başlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2017 Pazar

Hayatın yeni sürprizleri

Bazen hayat çok yavaş akar. Böylesi zamanlarda hayal kurarım bol bol. Öyle olsa derim, böyle olsa derim. Şurası da şöyle olsa derim, yok bu sahneyi baştan alalım derim. Detaylara dalarım. Hayalimdeki bütün  kahramanlar benim istediğim gibi davranır, benim istediğim şeyleri söyler. Sonra gözümü açtığımda, rutin gerçeklerin devam ettiğine tanık olurum. Yani hayat durağandır, hayallerim akar gider.

Bazen de ne hayal kurmaya, ne de düşünmeye zamanım olmaz. Çünkü hayat o kadar hızlı akar ki, sanki bir film sahnesi hazırlanmış da, oraya beni birisi arkamdan itmiş gibi hissederim. Hikaye bellidir, replikler bellidir. Önceden rolüme hazırlanmışım gibi direkt sahnede boy gösterirken bulurum kendimi. Yaşadıklarıma şaşırmak için bile vaktim olmaz. Sanki delişmen akan bir suda bir sal üzerinde kayar gibi, kenarda bekleyenlere gülümseyerek el sallar gibi... Ne bileyim; dışarıdan müdahaleye kapalı bir ortamda gibi. Ama korunaklı, güven hissini kaybetmeden akarken hissederim kendimi hayatın içine doğru... Bu aralar işte böyle geçiyor günlerim. Ekmek alırken bile tek tek ekmekleri inceleyip düşünerek karar veren ben, bu aralar bir nefes alımlık sürede radikal kararlara imza atıyorum. Ama içimden bir ses, “Bu kararlar doğru!” diyor, “Böyle devam et!”” diyor.

hayat sürprizlerle dolu
Mesela artısını eksisini hiç düşünmeden direkt mesleğimle ilgili bir işe başladım geçen hafta salı günü. Son beş senedir alarm kurmadan yataktan kalkan ben, son beş gündür altı otuz civarında uyanıyorum ve saat yediye beş kala gibi evden çıkarak yaklaşık 15 dakika yürüyüp otobüs durağına gidiyorum. Üstelik bunca yıllık iş hayatımda ilk kez otobüsle işe gitmeyi bilerek ve isteyerek göze alıyorum. Otobüs yolculuğu trafik yoksa bir saat sürüyor. Bu da uzun süredir günde 5-6 sayfaya düşen kitap okuma hızımın en az 10 kat artacağı anlamına geliyor. Pollyanna'nın Kadıköy şubesi yine iş başında anlayacağınız. Dert etmiyorum yani. Nitekim geçen hafta işe giderken Romantika'yı bitirdim, Beyaz Diş'e başladım. İki günde kitap yarılandı bile. Demem o ki, hayatın öğrettiklerini uyguluyorum. Ne demişti hayat:

“- Eğer önünde sadece tek bir yol varsa ve varmak istediğin yere sadece otobüs ile gidiliyorsa, konfor isteyen yanını sustur ve hiç düşünmeden atla o otübüse! Fırsatı kaçırma! Ama çantanda mutlaka bir kitap olsun!”

Şaşırıyorum kendime. Hani bir daha iş hayatına geri dönmeyecektim! Hani daha geçen aylarda “Yaşasın home ofis” diye şarkılar söylüyordum! Peki ama ne değişti? Cevap basit, hem de çok basit: 

Hayatımın yazıldığı senaryoda yeni bir bölüme geçildi. Karakterin baht dönüşü, peripeteia durumu bu yaşadığım şey!

Senaryoda kahramanın yazgısında ani bir değişim olması, hayatının akışının farklı bir yönde gelişmesi anlamına geliyor peripeteia. Benim de yazgım değişti aniden. 5 Eylül 2017 itibariyle tekrar aktif, ev dışında akan iş hayatına döndüm. Ve bundan sonrasında neler yaşayacağımı gerçekten çok merak ediyorum. Peki ne hissediyorum? Öncelikle şaşkınım. Hem de çok şaşkınım. Dediğim gibi bir saniye içinde böyle bir karar aldım. Sonrasında hissettiğim şey heyecan. Evet özlemişim. Kumaş kokusunu, işçilerin hayatını, koşturmacayı, günde beş bardaktan fazla çay içmeyi, yemekte ne var demeyi, excel tabloları ile çalışmayı özlemişim. Sabah telaşında işe yetişmeye çalışan insanlar arasında olmayı da özlemişim sanırım. Evde yazarlık işlerimi hafta sonlarında yapmayı hedefliyorum. Tabii ki daha seçici olarak. Senaryo ve kitap yazma hayalim ise cebimde bekliyor. Bunu zaman gösterecek.

Komik bir durumdayım aslında. Biraz acemilik de var. Akşam yedi buçuğa doğru eve geldikten sonra yemek yapıp yemeği unutmuşum meğer. Elim ayağıma dolanıyor; az zamana çok iş sıkıştırmalı günlere alışmaya çalışıyorum. Yani buraya yazacak yeni yeni konular göz kırpıyor şimdiden.


Ne demiş atalarımız, hareket berekettir. Hayatın her sürprizini mucizeleriyle birlikte bütünüyle görmek gerekir. Haydi öyleyse vira vira hayata...
Devamını Oku

15 Nisan 2014 Salı

Yeni işin ilk günü nasıl geçer?

İsterse 20 yıllık iş hayatı deneyiminiz olsun, yeni bir işteki ilk gününüz yine de acemicedir, ilkokula başlayan bir çocuk kadar olmasa da elinizi ayağınızı nereye koyacağınızı bilemezsiniz.

Sabah erkenden kalkar, bütün gardrobu yatağın üzerine serer, yine de giyecek bir şey bulamazsınız mesela.. Bu sendromu bildiğim için iş görüşmesine gittiğimde – işe başlama olasılığını düşünerek- etrafı kolaçan ederim ben; bakarım insanlar ne giymiş diye. Kotla gidilen bir iş yerine döpiyesle gitmek ne kadar abesse, formal giyinilen bir iş yerine kısa pantolonla gitmek de o kadar abes olur çünkü.. Çok dert değil aslında, uygun giyinmezseniz sadece ilk gün sıkıntısını katlamış olursunuz..
 İlişkilerin bırakın ciddiyeti, laçkalık ötesi olduğunu ilk bir hafta içinde keşfettiğim, orta kalitede bir araba parası kadar tazminatımı ödemeyen tekstil firmasına başladığım ilk gün ceket-pantolon giyme gafletinde bulunduğuma hem güler, hem de değmezmiş derim aklıma geldikçe.. Yani demem o ki, kıyafet konusunda çok da kasmaya gerek yok, kendinizi iyi hissedeceğiniz bir şey seçin yeter..

geri dönüş yok


Diyelim ki kıyafet konusunu hallettiniz, zamanında gitme telaşı alır bu sefer.. Erken gitseniz olmaz, gecikirseniz “bak bak, daha ilk günden geç kalmış” dedikodusu yapacak meraklı bir iş arkadaşınıza yakalanma riskiniz vardır. Zamanlama tam olmalı bu nedenle, ben hep erken gidip binanın yanında yöresinde 5-10 dakika beklemeyi tercih etmişimdir, bu da size vereceğim ikinci taktik.

İş yerine girdiğinizde gördüğünüz ilk kişi sizi güler yüzle karşılıyorsa doğru tercih yapmış olma olasılığınız yüksek. Sabah sabah nemrut suratlı tiplerle karşılaşmak hiç de hoş olmaz zira. Yani ben eğer bir iş yerinde eski çalışan olarak mutluysam, yeni gelen birini tanımıyor olsam da gülümseyerek günaydın'la karşılarım. İlk karşılaştığınız kişi sizi görmezden geldi diyelim, ikinci kişi başını çevirdi diyelim, eğer üçüncü kişi de masasında oflayıp pufluyorsa o iş yerinden fazla bir şey beklemezseniz ileride hayal kırıklığı yaşamamış olursunuz.

Çekine çekine tuvaletin, mutfağın yerini sorarsınız. Eğer insana değer veren bir iş yerine gitmişseniz, önceden masanız belirlenmiş olur. İşe başladığınız gün, masanızın yerinin belli olmadığı ortaya çıkarsa, üstüne üstlük sabır testine sokar gibi sizi saatlerce sekreterin önünde bekletirlerse bence yol yakınken bir kez daha düşünün derim. İş hayatında yeterince deneyimli biri olarak söylemeliyim ki o iş yeri son derece düzensiz, insana değer vermeyen, plansız, kaotik bir yerdir muhtemelen..

Neyse efendim, bütün bu badireleri atlattıktan sonra öğle yemeği zamanı gelir. Ya herkes çil yavrusu gibi bir yerlere dağılır ve siz şaşkın ördek gibi nerede yemek yiyeceğinizi düşünürsünüz. Ya da birileri size son derece basit bir insani yaklaşımla “hadi yemeğe çıkıyoruz” der.. Birinci tavırla karşılaştıysanız o iş yerine fazla dayanamazsınız. İnsanlar gruplaşmıştır, sizi aralarına almaları için epey bir çaba sarfetmeniz gerekir, ki bu süreç de tabiri caizse mangal gibi yürek ister.. Hep o tekstil firmasını örnek veriyorum ama, o son çalıştığım tekstil firmasında ilk 6 ay resmen çetelere karşı silahsız mücadeleye girişmiştim, düşman başına diyeyim..


Öğle yemeğinden sonra iş yerine alışmaya başladıysanız ilk gün sendromunuz bitmiş sayılır.
Ben dün yeni işe başladım biliyorsunuz, merak edenleriniz için söyleyeyim; her şey yolundaydı, detaylar ileriki günlerde gelecek.

Bu yazıyı burada hızla kesiyorum, zira işe gitme vakti geldi. İkinci gün geç kalmak yakışık almaz öyle değil mi, kalın sağlıcakla..





Devamını Oku

11 Nisan 2014 Cuma

Beni tebrik edebilirsiniz, çünkü..

Evet tebrikleri büyük bir zevkle kabul ediyorum.. 

Neden mi?

Çünkü, pazartesiden itibaren güzel bir reklam ajansında metin yazarı ve sosyal medya sorumlusu olarak işe başlıyorum.

ise başliyorum..
 Hem de bizim mahallede, cadde bile geçmeden evden 10 -15 dakika yürüme mesafesinde, tahtadan yapılmış o eski İstanbul evlerinden birinde.
 Sağlığımı tehdit edecek uzun çalışma saatleri olmayan, hafta sonu tatili iki gün olan, adı kulağa çok hoş gelen bir ajansta.. Yani ne diyeyim, öyle güzel ve detaylı istemişim ki; evren de sesimi duyup beni ödüllendirmiş..


Heyecanlandınız siz de biliyorum,  en az benim kadar sevindiğinize de hiç kuşkum yok..  


Olayın bu noktaya gelmesi hikayesi  her zamanki gibi şahane, anlatmasam içimde kalırdı..

İsterseniz baştan alayım.

Bir buçuk senedir evden yaptığım işleri özgeçmişime yeni bir deneyim olarak eklemekle başladım bu serüvene.. Referans olarak da tahmin ettiğiniz üzere sevgili bloğumu gösterdim. Hani diyorlar ya “yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır” diye; ondan daha canlı, ondan daha heyecanlı, ondan daha güzel referans olur mu! Evdeyazar benim kimliğim olmuş artık, aramızdaki duygusal bağı düşünüyorum da şimdi, ağlayasım geliyor inanın.. O ki en kötü günlerimde benim yanımdaydı, en yalnız zamanlarımda beni onlarca yüzlerce güzel insana yaklaştırdı, üç-beş para kazanmaya başladı, yetmedi bana iş buldu..

Yine saptım konudan, duygusallık böyle bir şey..

hayal kurmak ne güzeldir
Ne diyordum, evet hayal kurmayı, yazmayı seviyorum; bu artık benim ikinci mesleğim olmalı diye düşünüyordum uzunca süredir. Hadi itiraf edeyim, roman taslağı üzerinde bile çalışmaya başlamıştım bir iki haftadır. Takıntılıyım yazma konusunda, o derece..
 İşte böyle düşünerek kariyer sitelerinde “metin yazarı, sosyal medya sorumlusu” gibi işlere başvurular yapmaya başlamıştım. İş ilanlarının çoğunda ya home-office çalışan isteniyor, ya da Avrupa Yakası'nda oturan. Koskocaman şehir burası, elbette bana da uygun olan bir iş olur düşüncesiyle pes etmedim. Bir iki yerden arayan oldu, içime sinmediler, kabul etmedim. Benim aradığım sadece iş değil, huzurlu bir işti..

Neden mi böyle bir karar aldım; çünkü evde çalışmaktan, hareketsizlikten sıkıldım, sağlığım bozulmaya başladı. Bir de evden çalışan insanlara ucuz iş gücü gözüyle bakanlarla karşılaşmak beni çok yordu.. "Bir Avrupa ülkesi değiliz"i bu anlamda da görmüş oldum maalesef.. Hafta sonları fırsat buldukça ve iyi projeler gelirse elbette evden bir şeyler yapmaya devam ederim, ama dediğim gibi seçici olmak şart!
 Sonuç olarak, evde deneyimlediğim yazma-çizme işlerine kurumsal bir yapıda devam etmek istedim. Bu işin gideceği yeri merak ediyorum doğrusu. Belki de içimdeki reklam yazarı açığa çıkacak, çok başarılı işlere imza atıp kısa süre sonra kreatif direktör gibi bir şey olacağım. Bir mühendisin başarılı bir yazara dönüşmesi sürecine girdim belki de, bu işlerden çok para kazanma zamanım da gelmiş olabilir, belli mi olur.. 
 Hayatın o kadar güzel sürprizleri var ki,  kaçırmamak için fırsatlara açık olmak lazım..  Bir sene önce şu yazdıklarımı hayal bile etme noktasında değildim, düşünsenize..

Gelelim hikayenin beni en çok sevindiren masalsı kısmına..

ozgurluk

Geçen hafta cuma günü akşam saat 17:00 sıralarında cep telefonum çaldı. Açtım, güler yüzlü bir ses, “ben .... reklam ajansından Lale, bize başvuru yapmışsınız, sizinle bugün görüşme yapabilir miyiz? “ dedi. Önce anlamadım, geçenlerde bloğuma reklam vermek isteyen bir ajansla yazışmıştım, onlar zannettim. Neredeyse akşam olmak üzereyken İstanbul gibi trafik kaoslu bir şehirde nasıl gidecektim ki görüşmeye! Sesimdeki tereddütü anlamış olacak ki Lale Hanım, devam etti konuşmaya..
Bizim yerimiz .... sokakta, bakkalın yanındaki arada soldan ikinci eski tahta ev” deyince duyduğuma inanamadım. Gözümde canlandı söylediği adres, benim evden yürüyerek 10 bilemedin 15 dakikalık bir mesafe. Şaşkınlıkla toparlandım ve 18-18:30 gibi görüşmek üzere sözleştik.
Telaşla saçımı yıkadım, giyindim, hazır olduğumda hala vaktim vardı. Açtım interneti, gideceğim ajansın web sitelesini inceledim ve görüşmeye gittim.

Ben insanlarla karşılaştığım anda içimde oluşan enerjiye inanırım. Karşımda son derece iyi eğitimli, son derece nazik, son derece pozitif enerji yayan biri vardı; çok olumlu bir yansıma uyandırdı bende, ki kendisi artık patronum oldu. (Bu yazıyı okuyacağını sanmıyorum, rahat rahat yazışım ondandır ☺)

Ne mi yapacağım, öncelikle şirketin bloğunu açıp yöneteceğim, sonrasında sosyal medya hesaplarını yöneteceğim. İşin en heyecan verici kısmı ise ileride kreatif ekibe katılıp reklam sloganları yazma olasılığı.. Bir sonraki aşamada ise dijital bir dergi projesi var..

Yani demem o ki yazacak çok şey var☺

Hem biliyor musunuz, 3 katlı ahşap ev olan ofisimizin( hemen benimsedim görüyorsunuz) kedileri eksik olmayan küçük de bir bahçesi varmış, orada da yazabilirmişim canım isterse..

Ben mutlu olmayayım da kim olsun değil mi ama.. 

mutluyum

Biraz heyecan bastı şimdiden, uzunca bir süredir evde keyfe keder çalıştıktan sonra tekrar dışarıda çalışmaya başlamanın, hem de bıktığım tekstil sektöründe değil de tazelik hissettiğim, çok sevdiğim yazı çizi işlerinde başlamanın tatlı telaşı sardı her tarafımı..

Bana şans dileyin, başlangıcı harika olan bu iş mutuluk ve başarı getirsin beraberinde..

Haa bu arada sosyal medya yönetimi ile ilgili bol bol kaynak araştırması yapıyorum bugünlerde, varsa önereceğiniz siteler, memnun olurum..

Herkesin şansı bol olsun diyor ve bugünlük ayrılıyorum aranızdan ♥








Devamını Oku