her şey dahil tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
her şey dahil tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2019 Perşembe

Tatillerden İnsan Manzaraları / Aslan Ailesi


Bu yaz tatili erken yaptım. Bayram kalabalığına girmek istemedim bir, ikincisi de bayramdan sonra otel fiyatları gerçekten de uçmuş. Sekiz dokuz bin lirayı gözden çıkarmazsanız adam gibi bir otelde her şey dahil tatil yapmanız pek olası değil. Vay ki ne vay!
Tatilim tatilsin tatiller ler ler ler
Asıl nedenlerden bir tanesi de okullar tatil olunca otellere akın edecek yurdum tatilcilerinden kaçmak istemem. İçinizde bana kızacaklar vardır mutlaka ama, ne yalan söyleyeyim yabancılarla tatil yapmayı daha çok tercih ediyorum. (Araplar hariç, daha doğrusu görgüsüz Araplar hariç diyeyim)

İki sene önceydi sanırım. Kurban bayramında beş gün tatil yapayım diye Kemer'de kalitesine güvendiğim zincir otellerden birine gitmiştim. O sene turizm kötüydü, yalan olmasın Rusların uçağını mı düşürmüştük, öyle bir kriz vardı ekstra. İşte kapasite dolmayınca bu kalitesine güvendiğim otel mecbur mu kalmış nedir, Arap turistlere kapılarını açmış. Bence büyük bir risk almış, mesela beni kaybetti! Zincirin üç oteline gitmiştim, kalan otellerine de gidebilirdim, ama bu müşteri politikaları nedeniyle çizdim artık üzerlerini! Elbette bir örnekle bütün Arap turistleri yaftalamak olmaz ama, istatistik bilimine de inanmak lazım. O tatilde o Araplarla yan yana gelmemek için ne uğraşmıştım! Şimdi hatırlayınca gülüyorum ya, gerçekten de kötüydü. Çok mu merak ettiniz, anlatayım efendim:

Tatil mazisi
Otellerde şezlonga havlu ya da çanta koyup rezervasyon yapmak adettendir bilirsiniz. Yani bir şezlongda havlu ya da çanta varsa o havluyu kenara koyup oturulmaz, ayıptır. Ben de şezlonga çantamı bırakıp su içmeye gitmiştim. Geldiğimde ne göreyim! Arap hatun benim çantayı kenara atmış, kendisinin çantasını koymuş, üstelik yan taraflarda boş şezlonglar var! Hiç çirkef olmayan ben, hanımefendi kişiliğimi bozup “Ne yapıyorsun?” diye kızmıştım kadına. Kadının etrafında aynı yaşlarda üç beş tane çocuk! Abartmıyorum ellerinde tepeleme dolu meyve ve tatlı tabakları, kocası dersen yarım dünya gibi bir adam. Adam havuza giriyor, ister inanın ister inanmayın, kadın da elinde tabakla kenarda durup bu adamı beslemeye çalışıyor! Adam sularını akıta akıta havuzun içinde karpuz yiyor! Paranın gözünü seveyim, bir tane otel görevlisi de kalkıp “Yasak beyefendi havuzda meyve yenmez!” demiyor.

köpüğe gel hanım!
 Adam belki de petrol milyarderiydi bilemiyorum. Kırk derece sıcağın altında kadın full kapalı, sentetik koyu renk giysiler içinde bunalmış, sadece ayaklarını suya sokuyor ve sıkıntıdan sürekli yemek yiyor, adamın çevresinde pervane! Bildiğin köle! Adamınsa gözleri fırıl fırıl Rus turistlerde! Önde erkek çocuğuyla yürüyor, kadın kız çocuklarıyla arkada! Bu eşitliksiz görüntü zaten can sıkıntısı! Yemek sırası falan derseniz onlar da hak getire! Arkadan gelip ittire ittire öndekinin sırasını alıyorlar. Böyle görgüsüzce davrandıkları için de onların olduğu masaların etrafı, onların olduğu havuz tarafı doğal olarak boşalıyor. Ben mi? Bütün bu gözlemleri havuzun ta öbür ucundan yapmıştım. O gün bugündür böyle görgüsüzlere bir daha rastlamamak için gideceğim oteli seçmeden önce yorumları didik didik okuyorum, böylelerine bir daha rastlamadım da çok şükür! Önceden bir kaç oteline gittiğim zincir marka oteli de sildim defterden. Görgüsüz müşterileriyle baş başa kalsınlar benden uzak olsunlar! Dünya para verip kafa dinlemeye gittiğim bir otelde böyle manzara görmek istemem, kim ister ki zaten! Otelin intiharı bence bu!

Ne güzeldi
Peki ya Türk tatilciler? Türk tatilcilerin hepsine karşı değilim elbette. Örneğin “Sade çift” olanlarında sakınca görmedim bugüne kadar. Tek gelenlerden de rahatsız değilim. 10-15 yaş aralığında çocuğu olanlar da pek sıkıntı olmayabiliyor. Ama tecrübelerim, yanlarında en fazla beş-altı yaşında çocuk olan Türk tatilcilerden fersah fersah kaçılması gerektiğini söylüyor. Neden mi?Bunlar sanki tatile kendileri için değil de çocuğa şebeklik yapmak için gelmiş gibi davranıyorlar da ondan! Nitekim bu sefer de yanılmadım bu konuda. Bir aile vardı akıllara zarar! Tam Türk Malı dizisine konu olacak cinsten! Ben bu tiplere kısaca “Aslan Ailesi” diyorum. Hikayesi var elbette bu tabirin, bir ara anlatırım. Özetlemek gerekirse, çevrelerine huzursuzluk yayan tipler bunlar. Huzursuzluğun nedeni kavga olabilir, şımarık kadın olabilir, şımarık çocuk olabilir, gürültücü halleri olabilir, sinirli koca olabilir, yani değişkendir huzursuzluğun sebebi. Ama “aslan ailesi”ni görür görmez gözlerinden tanırım. Bu seferki aslan ailesini zevkle izledim, adeta sitcom karakteri gibiydiler.

Ailemiz bir şımarık kız etrafında şekillenmişti. Kızın kocası var, iki yaşlarında bir “oğluşu” var, yirmi yaşlarında kardeşi var, annesi var, bir de babası var. Ama esas karakter bu kız. Adına “Ece” diyelim. Ece'nin oğluşunun adı “Berk” “Annesinin ballı lokma tatlısı” diye seviyor Ece bebeğini! Tabi o severken bütün havuz da sevmiş oluyor mecburen!

Hani bazı erkekler vardır, eşlerinin ailesinin karşısında el pençe divan dururlar ya! Ece'nin kocası da bu cinsten. Anneanne dersen taş gibi hatun! Elinde popüler aşk romanlarından biri. Berk'i ayağında sallıyor bir taraftan. Ece havuzda şımarık şımarık sesleniyor annesine:

-“Anne yaa, hadi havuza gell! Çocuk bakıcılığı yapan anneanneler gibisin! Ben seni tatile bunun için mi getirdim ama yaaaa! Lütfen lütfen!” Yalaka damat da Ece'yi destekliyor:

-“ Hadi anneciimm, kırmayın bizi lütfen lütfen lütfennn!”

Ece böyle seslenirken, üç gündür yan şezlongda bira içip kitap okuyan erkek Türk, şezlong


Ah mojito vah mojito!
değiştirip uzaklaşmak zorunda kalıyor. Rus aileler bu kadar gürültü yapmıyor çünkü! Ece'nin dünya umurunda değil! Parasını vermiş, tatilini elbette yüksek sesle yapacak!

Aile kendisiyle övünmeye pek meraklı. Bir animatör geliyor anlatıyor büyükanne:

“Bizim sitemizde 12 tane havuzumuz var, buraya değişiklik olsun diye geldik!” Aynısınız, keşke değişseniz diyorum içimden. Bu arada spor yaparak kas yapmış büyükbaba geliyor;

“Hadi amaa, ben tatilde yüzmeye geldim, birinizin elinde kitap, öbürü yatıyor olmaz ama ekşın, ekşın ekşın!

Bırakıyor kendini cumburlop havuza, stilli stilli yüzüyor, kime hava atıyorsa artık! Bence hem büyükannede hem de büyükbabada “Biz hala genciz güzeliz!” psikolojisi hakim. Akşam canlı müzikte görmeliydiniz hallerini! Büyükbaba kesin seksenlerin Tolga Han dans grubunda falan çalışıyormuş! Şapkayı kafaya ters takmış, bir disko figürler bir disko figürler... Animatör kızlar çevresinde pervane oluyor. Büyükannenin de ondan geri kalır yanı yok. Önce veliaht prens bebiş Berk de sahnede bir iki figür dans ediyor annesinin kucağında, ama sonra yavrunun uykusu geliyor. Kim uyutmaya götürüyor? Tabii ki ezik babası!

Ailenin en değişik ferdi ise Ece'nin kardeşi Engin! Çocuğun tipine bakan korkar kaçar, öyle yamuk bir duruşu var! Zaten hiç aileyle takılmıyor. Bir kere geldi havuz başına, güya sosyetik ailenin taş hatun büyükannesi aynen şöyle hitap etti oğluna:

“Nerdesin lan piç! Saat ikide arayacağım seni aqua'ya geleceksin, bak ona göre!”

Bunu duyunca ben şok! Güya sosyetik, kitap okuyan, on iki havuzlu sitede yaşayan annenin oğluna böyle hitap etmesine mi şaşırayım, oğlanın psikopat duruşuna mı şaşırayım bilemiyorum. Bu absürt ötesi diyalog şöyle devam ediyor:

“Hadi atla da göreyim bakayım yüzüşünü!”

tekilanın yolları taştan!
Engin sanki az önceki tuhaf diyalog olmamış gibi atlıyor havuza, babası gibi stilli stilli yüzüp beş dakika içinde çıkıyor. Çocuk değişik bir asosyal. Ailesinin yanında hiç durmuyor, gün içinde hiç görünmüyor, ne havuzda ne sahilde yok! Böyle bir tipten ne bekler insan? Kızların peşinde koşmasını falan değil mi? Hayır o da yok! Asosyal duruyor. Ama akşam olup da şovlar başlayınca kabuk değiştiriyor sanki! Babasıyla karşılıklı bir dansı vardı, sanırsınız profesyonel dansçı! Bir akşam da “Mr. Otel” yarışması vardı, bizim asosyal Engin orada da boy gösterdi.

Kendi içlerinde gülüyorlar eğleniyorlar ama hep bir laf sokma halleri var. Dominant büyükanne herkese laf sokuşturuyor, kocasının göbeğine, kızının oğluşuna verdiği mamaya... Veliaht prens bebek Berk ise dünyanın merkezini şimdiden icat etmiş gibi el üstünde tutuluyor güya ama, bu şekilde giderse ileride annesine sormadan hiç bir işi beceremeyecek! Yalaka damat ezilmiş de ezilmiş. Büyük baba ise gençliğinin son demlerini yaşama derdinde. Tipik bir Türk ailesi yani bizim aslangiller! Sevgi doluymuş gibi görünen fanusun içi kaynıyor da kaynıyor! Halbuki birbirlerini bu kadar sıkmasalar, bu kadar yorum yapmasalar, bu kadar konuşmasalar her şey daha güzel olacak

disko disko partizane
Ben bu aileyi neden bu kadar uzun uzun anlatıyorum? Sanmayın ki dip dipe tatil yaptık. Hayır sadece bir gün havuzda bana yakın oturuyorlardı. O gün de “aslan ailesinin” şerrinden bütün Alman ve Ruslar çil yavrusu gibi dağılmıştı. Neyse ki sonraki günler yer bulamadılar bizim oralarda ama bir gün görmek bile kendilerini bu yazıya baş karakter yapmama yetti görüyorsunuz. Otursam roman yazarım bu aile hakkında, o derece yani!


Aslan ailesinin en küçük ferdi Berk var ya, acıyorum O'na ben. Ece sürekli konuşuyor çocukla.
Halbuki Rus anneler takıyor kolluğu bebeğe, salıyor havuza. Oh mis! O çocukların hiç sesi de çıkmıyor, kafalarını havuza da çarpmıyorlar, başlarına bir şey de gelmiyor! Bizim aslan ailesinde ise bebek varsa ortada hep bir “ekşın” olması gerekiyor gibi davranılıyor! Misal, bu Berk çocuk uslu uslu oturuyordu. Ece durur mu, “Hadi dedeye su atalım” diye diye çocuğun eline verdi su kovasını, şezlongda uyuyan dedeyi uyandırdı! Berk anneyi taklit ediyor ya, elindeki kovayla bütün şezlongları teker teker ıslatmaya başladı. Ece bu sefer “Yapma ama Beerkk, ballı lokmam yapmaa!“ diye çocuğu durdurmaya çalışsa da nafile! Ok yaydan çıktı bir kere! İyi de Ece, canım benim, sen öğrettin ya çocuğa daha demin bu saçma hareketi! Bıraksaydın da çocuk takılsaydı kafasına göre!


tatil güzel şey

İşte böyle sevgili blog dostları, aslan ailesini hiç unutmayacağım! Hep merak edeceğim, Engin ne yapıyor acaba şimdi, esas kız Ece ikinci çocuğu doğuracak mı? Taş anneanne on iki havuzun en çok hangisini seviyor? Pısırık damat sonunda dayanamayıp isyan bayrağını çeker mi? Veliaht Berk uzay taşının sırrını bulur mu? Sorular bitmek bilmiyor.


İyi bayramlar efendim, küçüklerin ellerinden, büyüklerin gözlerinden...






Devamını Oku

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Herşey dahil otellerde eşitlik ve özgürlüğü satın almak!

Ne zaman tatile gitsem kafamda tuhaf fikirlerle dönüyorum. Günlük keşmekeşten, haberlerden, sosyal medyadan uzak olunca demek ki insan başka konulara yoğunlaşabiliyor.
Bu tatilde de eşitliğe ve özgürlüğe takıldım. Ama tabii ki bu kavramların tatil versiyonlarıydı benim düşündüklerim.
Tezim şu:
Herşey dahil oteller, yani tatil köyleri, parayla eşitliğin ve özgürlüğün satın alındığı ütopik mekanlardır. Hatta Ultra Herşey Dahil Oteller'de buna bir de aristokratik sınıfsal tanımlamalar da dahil olur. Nasıl mı? Herkes “dük” ve “düşes” gibi muamele görür de ondan...

“Hadi canım, olur mu öyle şey, amma saçmaladın!” demeyin. Bakın şimdi size anlatıyorum.


Orada tatil yapan herkesin yanında cüzdan taşımadan yaşaması eşitlik ve özgürlük değil midir? Dediğim gibi özgürlüğü satın almışsınız zaten baştan.. Mesela susadınız, dolaplardaki buz gibi soğutulmuş sulardan, ayranlardan ve hatta envai çeşit kokteyl ve içeceklerden canınızın çektiğini alıp içebilirsiniz, kimse size para sormaz! Acıktınız, açık büfeden istediğiniz kadar yemek yiyebilirsiniz. Canınız dondurma ya da pasta çekerse gidersiniz tatil köyünün pastahanesine, açar dolabı istediğinizi alırsınız. Kimse size “ne yapıyorsun!” demez...

Gerçek hayatta ne olduğunuzun, nasıl bir gelire sahip olduğunuzun hiçbir önemi olmaz orada! Zira son model arabanız varsa, otelin dışında park etmişsinizdir. Arabanız yoksa da zaten orada herkes arabasız dolaştığı için hiç eksiklik hissetmezsiniz. Kimin ne kadar para kazandığının önemi yoktur herşey dahil otellerde, herkes eşittir. Herkese aynı lüks hizmet sunulur. Ultra Herşey Dahil bir otele gittiyseniz zaten hepiniz dük'sünüz, hepiniz düşes... Hemen hemen her ihtiyacınız sorgusuz sualsiz karşılanır çünkü...
Birileri kendi egoları bu muamele ile yetinmeyeceği için, kendisine daha da özel davranılması için, tatil köyü çalışanlarına bahşiş dağıtır, siz ise gizlice “tip” kutusuna bahşişi atarak onlara içten içten gülümser ve düşes olmaya devam edersiniz; sonuç rüşvetle pek de değişmez anlayacağınız...


Eşitlik para kullanmayarak sağlanırken özgürlük de giyim kuşamda ortaya çıkar. Bir minyatür kenttir orası ve herkes yarıçıplak dolaşır! Markete, doktora, kuaföre, yemek salonuna, bara da aynı kıyafetle gidersiniz. Üstünüzde bir mayo ve ayağınızda şıpıdık terliklerle takılırsınız yani! İster güzel olun ister çirkin, ister yaşlı olun ister genç, ister bir firmanın patronu olun ister çalışanı, mayonuz ve terlikleriniz sizi diğerleriyle eşitler ve aynı zamanda özgür kılar. Belki içinizden birileri mayosunu semt pazarından almıştır 20 liraya, birileri de 1200 lira vererek lüks mağazadan almıştır. Ne fark eder ki! Sonuçta herkesin mayosu ıslaktır, çünkü herkes suya girmektedir. Kimileri daha zengin ve daha özgür ve daha eşit olduğunu göstermek için mayosuna swarovski taşlar takmış olsa da ne gam! Güneş gözlüğünün yanında yazan markaya kim bakar ki orada!


Eşitlik bununla da sınırlı kalmaz. O ütopik tatil köyünde Alman, Rus, Kazak, Türk, Kürt, Fransız ya da İngiliz olmanızın da bir önemi yoktur. Milliyetçi damarlarınız istediğiniz kadar kabarık olsun, kendinizi diğer halklardan istediğiniz kadar üstün görün hiç fark etmez. Herşey dahil tatil köylerinde millet farkı gözetilmez, herkes aynı muameleyi görür. Dedim ya çünkü oralar gerçekten de ütopya gibidir. Thomas Moore bile tatil köylerinde azıcık yaşasaydı, “İşte böyle bir şey!” derdi bence...

Dahası da var. Eşitlik kültürel anlamda da kendini gösterir. Zira herkes aynı şeylerle eğlenir orada. Fazla seçenek olmadığı için biraz da mecbur kalırsınız gerçi ama emin olun insan zaman içinde alışır. Evet ilginçtir ama gerçektir. Mesela normalde “ayy ne iğrenç!“ dediğiniz pop müziklerle dans ederken bulursunuz kendinizi Herşey Dahil Otel'lerde! Bir animatör “şimdi eller havaya!” diye komut verince robot gibi herkes aynı anda ellerini kaldırarak dans etmeye başlar yalan mı? Çünkü beynimizi eğlenmeye kodlamışızdır. Dansöz de seyrederiz,Lambada dansı da yaparız öyle otellerde. Çünkü herkes eşittir, kim ne der gibi kaygılarımız yoktur, ve dedim ya amaç sadece eğlenmektir. Havuzda nasıl ki birbirimize su sıçratarak çocukça mutlu oluyorsak, diskoya gidip seksenli yılların müzikleriyle dans etmek de o kadar normal gelir tatil köylerinde...


Her şey pırıl pırıldır. Her gün çarşaflarınız değişir, her gün havlularınız yıkanır, yerlerde bir çöp yoktur, hatta sinek bile gezinmez! Her yer yemyeşildir, herkes güler yüzlüdür, tanıyan tanımayan herkes birbirine gülümseyerek “günaydın” der, ne bileyim siz “Alice”'sinizdir, orası da Harikalar Diyarı! Bütün hayatınızın böyle bir köyde geçtiğini düşünsenize! Bu ütopya değil de nedir....



Ama işte dedim ya bu bir ütopyadır nihayetinde. Yani sözlük anlamıyla “aslında olmayan, gerçekleşmesi imkansız, tasarlanmış toplum modelidir.” Yani tatil bitince bütün atlar kabak olur, kül kedisi olmaya devam edersiniz siz de. Ama beyninizin kıvrımlarında çook güzel anılar birikmiştir, o anılar da normal hayatınıza daha güzel bakmanızı sağlar, kül kediğilinden sıyrılmaya başlarsınız ufak ufak. Öyle ya, kısa süreliğine de olsa “düşes” olmanın tadını almışsınızdır bir kere!

Bir de bu güzel masalın görünmeyen kısmı vardır tabii ki! Zira o çarşaflar kendi kendine temizlenmiyordur, o yemekleri yapan usta eller, siz mutlu mesut tatil yaparken kan ter içinde çalışmaktadır. Garsonlar, işçiler, bahçıvanlar, housekeeper'lar...


Sanırım marifet, o tatilden dönünce de eşitlik gözlüğünü çıkarmamakta olsa gerek...

Sevgiyle...
Devamını Oku

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Tatilden arta kalan sözcükler..

Herkes bayram iznini değerlendirmek için tatil beldelerine doğru yol almışken ben eve dönüyordum. Şahane oldu böylesi, zira tatilden döner dönmez işe başlamak kadar zor bir şey yoktur bilirsiniz.
“Yediğin içtiğin senin olsun, anlat bakalım” diyenleriniz var biliyorum; kısa kısa aktarmak istiyorum bu nedenle tatilin bende bıraktıklarını.

agac
tatilin romantik agaci

Erken rezervasyon hikaye, yaşasın son dakika indirimleri..

Kasım sonundan itibaren erken rezervasyon duyurularını takip ettim. Güya aralık başı gibi %60-70'lere varan indirimler olacak, sonrasında ise tatile yaklaştıkça o oranlar düşecekti, öyle söylüyorlardı ya.. Hikayeydi bence bütün o reklamlar; erken rezervasyon bu yıl sadece kocaman bir kandırmacaydı.. %60 indirim olan oteller elbette vardı, ama mayıs ayında! İyi de mayıs ayında buz gibi havada tatil yapmak için erken rezervasyona ne gerek var ki, zaten bütün oteller o aylarda çok ucuz.. Önümüzdeki sene için yine takipte olacağım, bakalım yabancı turistlere sağlanan erken rezervasyon indirimi bizim için de geçerli olacak mı?
havuzda jakuzi bir başka keyif..

(Dikkatim nasıl da dağıldı, saat sabahın 10'u ve davul zurna ile “Ankara'nın Bağları”nı çalarak para topluyorlar sokakta.. Ankara'nın bağlarına mı yanayım, zurnanın tek perdeden çıkan tiz sesinin kulakları tırmalamasına mı? Üstelik biraz önce başka davulcu geçmemiş miydi, şimdi de “Bas bas paraları Leyla'ya” ya başladı günümüze uyarlı bayram davulcusu.. Ne acayip bir toplumuz, seviyorum bu hallerimizi yine de, para atayım bari âdet yerini bulsun..)

Davulcuya takılırsam hiçbir şey yazamam, devam ediyorum; erken rezervasyon hikaye, yaşasın son dakika indirimleri diyordum ya, bence en doğrusu da bu.. İzin günüm belli değildi, tatilden iki hafta önce yaptım rezervasyonumu.. Bayramdaki fiyatlardan çok daha ucuza kapattım tatil olayını netekim..

Tatilde hayattan koptum..

Son yıllarda böyle yapıyorum; bu sene hele tam koptum hayattan. Elimde 513 sayfalık “Kurt Seyit ve Shura” kitabım- ki en kısa zamanda anlatacağım bu güzel kitabı- 7 gün boyunca hiç televizyon açmadım, hatta üzülüp sinirleneceğim bir haber görürüm diye sosyal medyaya bile bakmadım, iyi ki de öyle yapmışım.. Çünkü tatil, zaten kafayı boşaltıp insanın normal rutininin dışına çıkması değil midir? Medya bombardımanı altında bütün yıl ambale oluyoruz, bari bir hafta zihin detoksu yapalım, haksız mıyım?


tatil kitapsız olmaz!

İmkanı olanlar için herşey dahil sistemler bunun için biçilmiş kaftan.. Giriyorsunuz bambaşka bir dünyaya, ne şehrin gürültüsü, ne satıcıların “buyrun buyrun buyrun” sesleri.. Tatile başlarken cüzdanı kasaya kilitliyorsunuz; “bütçeyi aştım mı acaba, bu da çok pahalıymış yemesem mi, içmesem mi!” gibi dertlerle beyninizi de yormuyorsunuz. Zaten baştan ödemişsiniz paranızı, içiniz rahat oluyor. (Bu arada sigarayı bırakarak biriktireceğiniz parayla kendinize şahane bir tatil ısmarlayabilirsiniz, benden hatırlatması.)
Elbette bütçeye de bağlı olarak iyi bir otel seçmek lazım.. Zira her şey dahil otel diye gidip zeytin peynir domatese talim etmek zorunda da kalabilirsiniz. Ben otelpuan.com, zoover.com gibi sitelerden otelle ilgili yorumları okuyarak yaptım seçimimi, çok da memnun kaldım açıkçası..
Tercih meselesi tabii ki, bazıları tatilde yeni yerler keşfetmeyi sever, bazıları her şey dahil otele kapanıp kalmaktan hoşlanmaz. Benim seçimim aslında biraz tembellikten yanaydı; yemek elimin altında, içmek elimin altında, eğlence ayağımın dibinde, deniz şurada, havuz burada hesabı.. Gittiğim otelin çok geniş de bir bahçesi vardı, ne yalan söyleyeyim hiç sıkılmadım.. Bir kere müthiş akıcı bir tatil kitabım vardı. Okumadığım zamanlarda ise çevreyi izlemek, güneşlenmek, yemek, içmek, havuza girmekle meşguldüm.. Daha ne olsundu ki zaten, bir tatilden daha ne bekler ki insan..



Tatilden insan manzaraları..




Sizi bilmem ama ben ne zaman bir tatile gitsem mutlaka bir kaç insan hikayesi olur dönüşte cebimde.. Geçen sene buradan okuyabileceğiniz Francesca vardı mesela, İngilizler ile ilgili anılarım olmuştu. Bu sene ise başrolde Kazaklar, Ruslar ve bir iki tane de Türk hikayesi ile döndüm..

Yalnız anneler
Cesur Rus bebek..

Gittiğim otelde yalnız anneler çoğunluktaydı. Özellikle Ruslar içinde, yirmili yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim çok genç anneler vardı çocukları ile birlikte.. Çocuklar tek başlarına havuzda iken onlar genelde güneşleniyorlardı, rahatlardı yani.. Doğrusunu söylemek gerekirse gerçekten de hayran olunası bir genetik yapıları var. Çocuk da doğursalar yine de çok güzeller, doğruya doğru şimdi..

Tatil kahramanım Jack


Kahramanım Jack.

Bu seneki tatil kahramanım ise her ne kadar kendisi ile tanışıp konuşma fırsatı bulamasam da havuzun gözdesi Jack'ti.. Yanında ebeveyn olarak sarışın bir İngiliz kadın vardı. O bütün gün güneşlenirken Jack de havuzun sevgilisi olmuştu. Çikolata rengindeki teni, kıvır kıvır saçları, atletik yapısı ve her şeyden önemlisi kocaman gülümsemesi ve cana yakın davranışlarıyla Jack tatilin kahramanı olmayı bence fazlasıyla hak etmişti.

Kazak kızı
İsimsiz Kazak kizi

İşte bu da adını bilmediğim sevimli Kazak kızı.. Yanında oldukça yaşlı bir çift vardı. Bilemiyorum ya Kazaklar çok geç yaşlarda çocuk sahibi oluyorlar, ya da büyükanneler ve büyükbabalar torunlarını tatile getirmişler. Birkaç yaşlı çift ve küçük çocuk dikkatimi özellikle çekti.

Tatilin en mutsuz kadını

Tatilin en mutsuz insanı ise maalesef bir Türk kadındı. Boylu poslu endamlı hoş bir kadındı kendisi. Neredeyse 2 metre boyunda, yapılı, söylemese üniversiteli diyebileceğim ama sadece 16 yaşında olduğunu öğrendiğim oğluyla birlikte gelmişlerdi. Oğlan babası ile beraber yaşıyormuş, kadın yalnızmış.. Benimle tanışır tanışmaz anlatmaya başladı.. Mutsuzdu.. Tatilden hiç keyif almıyordu. Çünkü oğlu bütün gün odada tv izlemek istiyordu, havuza girmiyordu, denize girmiyordu, birlikte vakit geçiremiyorlardı. Özel okulda okuyup 2 dil bilmesine rağmen kimseyle sosyalleşemiyordu da.. Kadıncağız gitmelerine 2 gün kala oğlunu birkaç Türk genciyle tanıştırdı da rahatladı. Bu sefer de oğlan “tatili uzatalım” diye tutturdu. Kadın mutsuzdu, havuza ayağının kenarında azıcık kumla giren bir çocuğu güvenliğe şikayet edecek kadar, neden otelde çok Kazak var diye yakınacak kadar, yüzünde çıkan küçük bir sivilceyi büyük bir sorun edecek kadar mutsuzdu hem de.. İnsanın kafası rahat olmayınca en lüks tatili de yapsa fark etmiyordunun güzel bir örneğiydi kadın. Yalnızdı ve yapayalnız hayatına geri döndü tatil bitiminde de.. Yani mesele tatile gitmek değil gerçekten de..

Tatilin en arabesk ve en ateşli adamı



Fireman Tahir diye tanıttılar kendisini, son gece bahçede yaptıkları “garden party” de.. Tahir sanki derdinden içiyormuş gibi çekiyordu şişedeki ispirtoya benzeyen renkli sıvıyı ve ateş püskürüyordu sonrasında.. Şişenin dibini görene dek devam etti bu çok tehlikeli gösterisine.. İnsanlar alkışladılar, bense sadece bitsin istedim bu gösteri bir an önce.. Fireman Tahir'in duygularını çok merak ediyordum aslında. Acaba kendisini bir kahraman olarak mı hissediyordu, insanın ağzından göğe doğru ateş fışkırması nasıl bir iz bırakıyordu acaba ruhunda? Fireman Tahir'in ne hissettiğini, neden böyle bir iş yaptığını maalesef öğrenemedim.


Adı bilinmeyen “Karpuz oyma sanatçıları”




Bu şahane sanat eserlerini ortaya çıkardıkları için kendilerine “karpuz oyma sanatçısı” diyebileceğim insanlar kimdir? Kopya mı çekerler, yoksa kendi içlerinden geldiği gibi mi oyarlar karpuzları? Bu işi nasıl öğrenmişlerdir? Acaba karpuzlara böylesi güzel anlamlar yükleyen parmaklar diğer zamanlarda patates kabuğu mu soymaktadır? Ellerine fırça ve boya alsalar aynı başarıyı gösterirler mi? Sahi kimdir karpuzları bunca emek vererek bu kadar güzel hale getiren naif insanlar? Kimse onlar, ellerine emeklerine sağlık diyorum..

Anlatacak çok şey var aslında, devamını da sonraki zamanlara bırakalım ne dersiniz.. Umarım sıkmadım sizi bunca şey anlatarak, biraz uzun oldu sanki yazı ☺

Herkesin yazacağı veya anlatacağı, bir sürü bir sürü bir sürü tatil anısı olsun diliyorum; bu arada iyi bayramlar efendim.. Küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden..

Sevgiyle ve huzurla..



Devamını Oku