Çünkü bize ait alanları başkaları yüzünden terk ederek yaşayamayız. Nereye kadar vazgeçeceğiz kendimizden?
![]() |
| Görsel yapay zeka desteği ile oluşturulmuştur. |
Bir şekilde kendini ifade edemeyen, kendini anlatmaya çalışmaktan yorulan; asla değişmeyecek kemikleşmiş algılarla savaşmak zorunda olan, çirkeflere karşı hazır cevabı ol(a)mayan ya da sayıca azınlıkta kaldığı için kakafonik ortamda sesi çıkamayanlar ve elbette genel kabullere aykırı düşenler...
Bu başlıklardan en az birine uygunsak; hep demeyeyim ama çoğunlukla uzaklaşıyoruz bizi sıkan o ortamlardan; terk ediyoruz yani. "Alın sizin olsun!" diyoruz...
Mahalle baskısına dayanamayıp mahalleden, aile baskısına isyan edip doğduğumuz evden, iğrenç yöneticinin mobingine dayanamayıp emek verdiğimiz işimizden, çirkef komşunun saygısızlığına dayanamayıp oturduğumuz evden ve hattâ bize kulak vermeyen iktidarlar nedeniyle doğduğumuz memleketimizden... Evet bu saydığım örnekler kadar keskin ve ağır bir izi olmasa da artık bizden bir parça olmuş, yıllarımızı verdiğimiz, içimizi döktüğümüz, yüzünü görmesek de halimizden anlayacağını bildiğimiz blog dostları edindiğimiz, diğer sosyal medya platformlarına göre son derece saygılı, seviyeli bir mecra olan blogumuzu da neden bırakıp gidelim ki...
Peki nasıl olacak? Tabiri caizse "Öküz altında buzağı arayan", her şeyden alınan, her şeyi kişiselleştiren, dünyanın kendi çevresinde döndüğünü sanıp bir kere bile empati kuramayan, "bu insan da acaba neden böyle demiş?" diye azıcık kafa yormayanlara; suçu hep başkasında arayanlara aldırmayacağız.
Çünkü biraz da hakkımız yahu... Hadi bakalım, gazamız mübarek ola!

