hedefe giden yolda her yol mubahtır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hedefe giden yolda her yol mubahtır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2016 Perşembe

Başarmak güzel de, neyi ve nasıl?

Haydi gelin biraz beyin fırtınası yapalım. Soru basit:

İnsanlar hangi durumlarda başarılı olurlar, başarmak nedir, daha doğrusu başarı nasıl bir şeydir?

Başarı deyince genel olarak hedef konulan bir şeyi çeşitli mücadeleler sonunda kazanmak akla geliyor. “Başarmak” sözcüğünün karşılığında TDK “bir işi istenilen bir biçimde bitirmek” demiş. Ben buradan ne anlıyorum; salt başarı kavramının içinde demek ki etik değerler, duygusal süzgeçler, toplum beklentileri falan yok! Eğer istenilen biçimin nitelikleri arasında bu saydıklarım belirtilmediyse tabii ki! Hedefe odaklanıyorsun, mücadele ediyorsun, istediğini aldın mı olay bitiyor. Neden mi, basit örneklerle gidelim.

(görsel, wix.com'dan alıntıdır)
Örnek 1:
Adamdan istenen şey, etrafa kanların sıçraması. Adamımız başarı odaklı, hani derler ya, tuttuğunu koparan bir yiğit(!) Tam da kendinden istenildiği gibi silahı büyük bir soğukkanlılıkla doğrultmuş ve tam da olması gerektiği gibi kurbanının sağ kalp kapakçığına gelecek şekilde ateş alarak etrafa kanların sıçramasını sağlamış. İstenilen neydi, etrafa kanların sıçramasıydı! Bu durumda adam, görevini başarıyla yerine getirmiş oluyor. Buna itirazınız var mı? Yok. Demek ki adam başarılı. Peki bu çok uç noktada örnek oldu, iş hayatından gidelim diyenleri kırmıyorum. İşte size yeni örnek.

Örnek2:

Hedef, ne yapıp edip o müşteriyi elde etmek ve siparişi kapmak. Adamımız piyasanın en başarılı, iş bitirici tiplerinden olmakla ün yapmış. Bu iş O'nun için çocuk oyuncağı. Rakip firmanın genel müdürünü tehdit ediyor, müşteriye verdikleri gizli olması gereken ihale dosyasını “cebren ve hile ile”ele geçiriyor. Rakip firmanın aylarca çalışarak hazırladığı raporlar temelinde yeni ve daha cazip bir teklif hazırlayarak müşteriye sunuyor. Sonuç, tahmin edeceğiniz üzere bingo! Müşteriyi kolayca avucunun içine alıyor. Hedef müşteriyi elde etmek ve siparişi kapmaktı. Ne oldu, adam başardı! Adama “yılın en başarılı insanı” ödülünü verseler ne diyebilirsiniz?
Bu örnek de mi yeterli gelmedi size, pekala devam edelim, biraz özele girelim.

Örnek3:
Hedef, ne yapıp edip o kadını elde etmek. Adamımız kadına yaklaşıyor, kadın tersliyor.Adamımız araya birilerini sokuyor, sonuç yine olumsuz. Adamımız, kadına hediyeler gönderiyor olmuyor, çiçekler alıyor olmuyor. Baktı güzellikle olmuyor, adamımız bir akşam vakti iş çıkışında bekliyor kadının ofisinin önünde. Tuttuğu gibi kolundan, kapatıyor ağzını, atıyor arabaya kadını! Sonrasını ne siz sorun, ne ben söyleyeyim... Adam sonuç olarak hedefine ulaşıyor, adam başardı!

Burada iki çeşit durum var bence. Birincisi, hedef alınan, başarmak istenilen şey ahlaki midir, doğru mudur, insanlık yararına mıdır? İkincisi ise hedef doğru bile olsa, izlenilen yöntem etik midir?

Birinci ve üçüncü örnekte başarmak istenilen şey yanlış. Adam “etrafa kanlar sıçrasın” hedefine odaklanıp başarmış, öbüründe de kendisini sevmeyen kadını zorla elde ederek başarmış.  Açıkçası dünyada böyle abuk ve sabuk hedefler görüyor ve ürküyorum. Haber dinleyemiyorum, köşe yazısı okuyamıyorum. Birileri başarı odaklı yaşıyor,
ve hedeflerine ulaşıyorlar da!

İkinci örnekte ise dönüp dolaşıp yine aynı kavrama geliyoruz. İtalyan politikacı Niccolò Machiavelli'nin meşhur tezine yani:

Amaca ulaşmak için her yol mubahtır” demiş zamanında. Şimdi siz bana kalkıp başarıyı, hangi süreçlerden geçilerek o noktaya gelindiğini sorgulamadan savunabilir misiniz? Makyavelistler, amacın kendisinin, kullanılan bütün araçları meşru kıldığını düşünüyorlar. Bu ne demektir, başarmak için gerekirse her şeyi ezip geçebilirsin! Bunun sonu yok ki, yani çıkan savaşları düşünün, ölen insanları, bozulan düzenleri, önemsenmeyen yasaları...

Bence dünyada kötü giden ne varsa, iddia ediyorum birilerinin bir şeyleri başarma isteklerinden ve hırslarından kaynaklanıyor!



Örnek çok, adamın birisi bir başka ırkı yok etmeyi hedefledi, binlerce insanı fırınlarda yakıp sabun yaptı; neredeyse başarıyordu! Sabah sabah devamını getirmeyeceğim bu hikayelerin.

Peki, başarmayalım mı yani, bunu mu demek istiyorum? Hayır, tabii ki hayır. Başarma azmiyle dolup taşan biriyim ben. Öğrencilik hayatım boyunca ve iş hayatımda hep başarılara imza atmaya çalıştım. Başarılı insanları takdir ettim. Ama bir seri katilin 20 sene boyunca saklanarak kendine göre özgür kalmayı başarmasını desteklemedim; tıpkı gereksiz savaşlarda kendilerini “başarılı-zafer kazanmış” ilan eden ülkeleri desteklemediğim gibi! Hedef her ne kadar masum olursa olsun, başarıya giden yolda eğer birileri feda edilmişse, birilerinin sırtına basılmışsa, birilerinin kuyusu kazılmışsa, benim gözümde yine değersizdir onca yapılan şey.

Demem o ki, “başarı odaklı” yaşayanlara pek de güvenmemek lazım. Buz dağının görünmeyen yerleridir asıl mesele... Bir dönüp bakmak lazım “bu insan bu şeyleri acaba nasıl başarıyor?" diye... Mesela politikacılar, devletleri yönetenler, dünyayı yönetmeye soyunanlar, güç denizinde yüzenler, büyük şirketlerin büyük adamları, küçük dünyalarında başarmak için en yakın arkadaşını satanlar...

Evet farkındayım, pek iç açıcı olmadı bu yazım. Bu da kendi çapında bir başarı değil midir?

Sevgiyle yazıyı bitirme zamanı geldi belki de, dozunda ve kararında...






Devamını Oku