25 Nisan 2017 Salı

Artık kimseye i-nan-mı-yo-rum!

Herkes kahraman olmak zorunda değil. Herkesin tarihe bir iz bırakması falan da gerekmiyor kanımca. Geçen gün katıldığım bir seminerde değerli bir konuşmacı ”Bu ülkede her on yılda bir, bir nesil, gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye kendini feda eder, şimdi de öyle bir dönemden geçiyoruz” dedi. Ben katılmıyorum buna; yani kimse kusura bakmasın ama, gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye kendimi feda etmeye hiç ama hiç niyetim yok! Evet benden önce kendilerini, yaşamlarını bir ideal uğruna feda edenlere minnet ve şükran duyuyorum, ama onlar gibi olmak zorunda değilim! Bu bir bayrak yarışı değil nihayetinde, bu sadece nefes almak, yaşamak, mutlu olmak... Hepsi bu... Kocaman kocaman söylemler gerekmiyor! Basit, sıradan, öylesine, sadece yaşamak, var olmak...


Şimdi bana içinizden bazıları kızacak, kızsınlar. Çünkü bu ülkede ne yarınlara umutla bakanlara, ne de felaket tellalığı yapanlara i-nan-mı-yo-rum! Artık inanmıyorum! Bu saatten sonra benim için hayat, belki de saksıda yeşeren sardunyanın masumiyetiyle sınırlıdır. Bilemiyorum, sadece umutlananlara ve umutsuzlananlara inanmadığımı söylemek, haykırmak istiyorum.

KİMİSİ UMUDA, KİMİSİ UMUTSUZUĞA TUTUNURKEN, KİMSE BENİM YÜREĞİME TUTUNAMIYOR ÇÜNKÜ... İNSAN YÜREĞİME, İNSAN OLMA AZMİME, İNSAN OLMA AMACIMA...

Avustralya'da parmak arası terlikle dolaşıp hayatın tadını çıkaran insanlar nasıl ki gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye bedel ödemiyorlarsa, kendilerini buna zorunlu hissetmiyorlarsa, ve eğer onlar insansa, ve eğer ben de insansam aynı onlar gibi; ben de bedel ödemeden; kendimi buna zorunlu hissetmeden; ama parmak arası, ama bilekten bağlı terliğimle bu dünyada güvenle adım atmak ve hayatımı huzur içinde geçirmek istiyorum! Diyeceksiniz ki, “içinde bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik konumu ve doğu toplumu dinamikleri...” Demeyin, bana böyle şeyler demeyin, ne olur demeyin... Bana deyin ki;

EVET, SEN DE AVUSTRALYA'DA HUZUR İÇİNDE YAŞAYANLAR GİBİ BİR İNSANSIN, VE VAROLUŞUNU TAÇLANDIRMAYA DEVAM ETMELİSİN!”

Şimdi diyeceksiniz ki, Suriye'de de senin gibi insanlar vardı, sadece huzur içinde yaşamak istiyorlardı, bak sonunda ne hale geldiler! Olabilir, ben düşünmek dahi istemiyorum böyle şeyleri. Nedeni ne olursa olsun, herkes kendi kaderini ve kendi gerçeğini yaşıyor neticede. İster nedeni kişisel aptallık olsun, ister başkalarının yaptıkları aptallıklar olsun bu böyledir. Sonuçta ben de kendi gerçeğimle yüzleşirken, kimsenin (yakınlarım ve dostlarım hariç) benim hakkımda benden daha iyi bir düşüncesi olduğuna, benim adıma daha iyi karar vereceğine inanmıyorum! Benim iyiliğim için hiç tanımadığım başkalarının kendilerini feda ettiklerine, edeceklerine, etmek istediklerine asla ve kat'a i-nan-mı-yo-rum...

Bakıyorum, herkesin kendine göre bir iktidar arayışı ve özlemi var. Bazı söylemlerini elediğimde, farklıymış gibi görünen herkesin birbirine benzediğini görüyorum. “İdealler” denilen gömleklerini çıkardıklarında karşıma “bireysel hırslar” katmanı çıkıyor. Bireysel hırslar denilen katmanı çıkardıklarında “benim dediğim gibi olsun” fanilasını görüyorum. İçim kaldırmıyor açıkçası. O fanila sapsarı, iğrenç, kekremsi bir koku yayıyor etrafa. “Benim dediğim gibi olsun” diyenlerin yaşamlarına baktığımda, dedikleriyle yaşadıklarının dağlar kadar farklı olduğunu gördüğümde ise kusasım geliyor! En soldaki ve en sağdaki için de düşüncem budur... 

Solculuktan, eşitlikten, insan haklarından dem vuran; başkalarının çalıştığı fabrikalarda sendikal örgütlendirmeler yapan, ama kendi çalıştıkları işyerlerinde düzenleri bozulmasın diye ağzını dahi açmayan, açamayan; ne hikmetse bu konuda yüzlerce kitap okuyan ve de yazan kişilerin bir eli yağda öbür eli balda, ayakları süt banyosunda standartlarına ve bu yüksek standartları sürdürmek için gösterdikleri iki yüzlü çabalara doğru direkt kusmak istiyorum! Konuşunca mangalda kül bırakmayan ağızlarını gurme tatlardan alamayan, kendilerini marksist, solcu vb diye tanımlayan gazeteciler, aydınlar, şunlar bunlar... Çıkarın artık maskelerinizi, çıkarın ki çıksın gerçek yüzleriniz ortaya! Boşu boşuna umut satmayın, bunu bize yapmayın... Öte yandan Allah Peygamber din alanında kendini adamış gibi görünen ve fakat altın varaklı tuvalete afedersiniz def-i hacet eden adamları gördükçe de kusasım geliyor. Ha diyeceksiniz ki, ”münferit örneklerle genelleme yapma, kurunun yanında yaşı da yakma!”



Yakıyorum kardeşim, var mı itirazı olan; kurunun yanında yaşı da yakıyorum işte! Çünkü o yaş, kurunun ateşiyle zaten kendiliğinden yanıyor! 

Ben sadece herkes içinden geldiği gibi yaşasın, ve içinden geldiği gibi yaşadığını söylemekten, göstermekten, yazmaktan utanmasın istiyorum. Hepsi bu, özeti bu...

Bu saatten sonra benciller bandosunun önde gidenlerine bakın, ben oralarda olacağım! Günahı bunca yıldır inancımı, umutlarımı sömürüp yok edenlerin boynunadır...



NOT: Artık mizah falan yazayım diyorum, yoksa baklalı enginar tarifi falan mı yapsam...
Dilim sivrildi bugün, sizi üzdüysem ve gerdiysem affola. Siz beni boşverin! Hayatınızın, kendi gerçeklerinizin güzel taraflarının tadını çıkarmaya çalışın..

Sevgiyle, saygıyla, iç döküşle...

26 yorum :

  1. Hiç sivri dilli bir anlatım olmamış bana göre, samimiyet batmaz. Bize batanlar işte bu yazıyı dolduran gözlemler, herkes orta bir yerde doğar sonra da sağa sola doğru çekiştirilir? Ne pahasına, yazı da geçenler pahasına. Sardunyayı çok severim, mütavazidir, kaprissizdir, bana annemi hatırlatır belki ondan çok severim. Sardunya nasumiyeti buldum mu ben de çok sevinirim. Yalnız değilsiniz, bunu bilmek bir şeyi değiştirmez ama olsun. Baklalı enginar tarifi de okurum -sonuçta Egeliyim, özlüyorum zaten-, mizahı da çok severim. Kimseye inanamamak yeniden başlat gibi bir etki de gösterebilir bazen. Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar iyi geldiniz bu sözlerinizle, iyi ki geldiniz, çok çok sevgiler...

      Sil
  2. Yazınızı okudukça ben de içimi dökmüş gibi oldum:) Dünya yalan üzerine kurulmuş. Karamsar düşünceler değil bunlar gerçeklerin dışa vurumu. Sanırım insanın yaradılışında var bu riyakarlık. Evet, hiç kimse gelecek nesiller ya da benim için bir şey yapmasın çok daha iyi. İnsanlığa daha mutlu ve sağlıklı bir hayat, refah getirmek için gösterilen masum çabaların arkasında ne büyük menfaatlerin yattığını tahmin edebiliyorum. Ya beni cennetlerine göndermek için din tacirlerinin yaptıklarına ne demeli... Aynı fikirdeyim sizinle. Bugüne mahsus bir başkaldırı değil bu. Biri bana iyilik yapmak istese ondan tek dileğim bana iyilik yapmayı aklından geçirmemesi olurdu herhalde. Ne bu dünyada ne de varsa diğer dünyalarda kimse bana iyilik yapmayı geçirmesin aklından.

    Sadece baklalı enginar konusunda yapılacak tüm iyiliklere açığım;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten günlerdir kıvranıyorum; artık bu yazıyı yazmasaydım içime atmaktan içim patlayacaktı, yazdım dışıma döktüm sözcükleri, biraz rahatladım:)
      Her şey çok sahte geliyor; demokrasi söylemleri, yarın daha güzel olacak kandırmacaları, yarın daha kötü olacak korkutmacaları... Bir de sizin dediğiniz gibi iyilik yapıyor, kendini feda ediyor gibi görünen maskeli yüzler... Off içim şişti resmen :)

      Sizin eşiniz ya da Aşkın şef gibi Ege'lilerin eline su dökemem ama, ben de baklalaı enginarı yapabiliyorum kendimce, fena da olmuyor:) Hayat baklalı enginar tarifleriyle ve bir de içtenlikle yapılan sanatla güzelleşiyor, hissedilebilmek, anlayabilmek, tadabilmek gerekir. Yaşam bu aslında, yani böyle geçmeli hayat.
      Her türlü Ege yemeği iyiliği gelip beni bulabilir bu arada :)
      Sevgiler.

      Sil
  3. Söylediklerinizin altına imzamı atarım. Birçok insanın aslında içinden geçen ama dile getirmediği şeyler bunlar. Herkeste bi kahraman olma sevdası, herkeste bir ideale, düşünceye, zümreye, gruba dahil olma çabası. Bizim istediğimiz sadece insanca yaşamak. Kısacık ömrümüzde bunu istemek kadar doğalı var mı?
    Kaleminize sağlık. ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çok güzel bir yerden girmişsiniz olaya. Kısacık ömrümüzde insan gibi yaşamayı istememizden daha doğal ne olabilir? Ama acı çekmeyince, bedel ödemeyince sanki insan değilmişiz, sanki onurlu değilmişiz, sanki hayallerimiz ahlaki değilmiş gibi eleştiriliyoruz. Ben bunu hazmedemiyorum en çok...
      Teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  4. Feda etmek deyince, hemen herkesin bildiği bir soruyu hatırlattı yazdıklarınız.Uçurumun ucundasın sadece ellerinle tutunuyorsun ve yanında en sevdiğin insan var.Ne yaparsın? (Duymayan olabilir diye yazıyorum;) Önce kendini çekersin yukarıya.Ona yardım edebilmenin tek yoludur bu.Aksi taktirde birlikte düşersiniz.
    Sevgili Begonvil Sokağı benim de içimden geçenleri söylemiş 😊 Sevgilerimle ❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dönemi, belki de hayatın tamamını huzurlu geçirebilmek için böyle kendim gibi, sizin gibi insanlarla konuşmaya ihtiyacım varmış aslında. Bunu şu anda fark ediyorum. Çünkü "kavga, gerilim stres, ben haklıyım, sen haksızsın, mücadele, özveri...vs" söylemlerinden içim üşüyor. Oysa ben ılıman bir ortamda yaşamak istiyorum.
      Çok çok sevgiler, siz de iyi geldiniz ruhuma, iyi ki geldiniz, teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  5. Yüreğine sağlık. Hemen hemen yazının tamamına katılıyorum. Çok benzer duygular ve düşünceler içindeyim.
    Yürek dolusu sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, ruhumun acısını azalttınız, sevgilerimle.

      Sil
  6. Söylemlerin tutunduğu, dayandığı ya da kök saldığı bir şey yok. Söylenir, yapılmaz. Umut dağıtmak meslek olarak icra edilir. Kendini davasına adadığını iddia edenlerin hayatlarına bakmak yeter.Katılıyorum... Kalemine sağlık. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umut dağıtmak mesleği.. Ne güzel söylediniz. Tam da bu aralar düşündüğüm gibi.

      Sevgiler çok çok

      Sil
  7. Ben de katılıyorum ve aynen böyle hissediyorum. Bir devletin insanlarına vermesi gereken en önemli şey refah ve huzurdur gerisi Faso fiso bence. Bu yüzden çevremdeki insanlar ne kadar karşı çıksalar da hep şöyle derim yetti artık bu insanların çektiği, eğer huzur gelecekse bölünürse bölünsün topraklar önemli olan insan hayatıdır.

    Bir de dün bir anne olduğum için takip ettiğim bir ebeveynlik hesabında şöyle yazıyordu, işte dünyada aç çocuklar oldukça sen çocuğunu organik beslemişsin, onu en iyi okula göndermişsin neye yarar. Önemli olan diğer çocukların mutluluğuna katkıda bulunmak vs. Yok ya dedim içimden, bu mümkün olabilir mi? İmkansız bir şey için kendi çocuğumu göz göre göre heba mı edeyim. Herkes kendi çocuğuna baksın yapabiliyorsa başkalarına da ama vicdanıma bu ağır yükü yükleyemem. Yoksa yaşamda hiç mutlu olmayacağız demektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bence de herkesi mutlu edemeyiz. Hepimiz kahraman olamayız. Ama devletler bunun çin çaba sarfetmek zorundalar...

      Sil
  8. Böyle yazıları çok seviyorum. İçten, dobra dobra, dürüst. Toplum insanları biraz da başkalaşmaya, maske takmaya,yabancılaşmaya itiyor. Öyle bir zaman geliyor ki, çıkarlar çatışıyor, çok basit nedenlerle dostluklar çatırdıyor, kuşkular, kaygılar, güvensizlikler başlıyor.
    Daha çok doğa ile baş başa olmak, daha az insan, daha sade, arınmış bir çevre iyi geliyor o zaman. "Yavaş yaşam" denilen bir hayat tarzı... Umut da, umutsuzluk da içimizde. Yeter ki yaşama sevincimiz kaybolmasın.
    Ama inanın, bu güzel ifadeyle- mizah da-yemek tarifi de- ne yazsanız kabul görür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle iyi ki varsınız demek istiyorum. Yorumunuzla bana umut aşıladınız, teşekkür ederim.
      Evet daha sade, daha minimal, yavaş yaşam bana da iyi geliyor bu dönem. Yaşama sevincimi diri tutacak bir dolu sanat faaliyetine, kurslara katılıyorum, yazmak iyi geliyor. Elbette bu güvensiz zamanlar ad geçecek bir şekilde.
      Bu arada çok teşekkür ederim, ben yüreklendirdiniz. Yemek tarifi yazmak işin şakası. Ama belli olmaz, bir gün iyice kendimi kaybedersem, gerçekten de baklalı enginar tarifi yapabilirim :)
      Çok sevgiler...

      Sil
  9. Sadece insan olup parmak arası terliklerle huzur bulmayı bileydi herkes kimsenin yanmasına gerek de kalmazdı. Of, of.. Ben de huzurla hayatımı yaşayıp ailemin ve sevdiklerimin keyfini çıkartmak istiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bazen gerçekten inanamıyorum. "İnsan" diye tek kelimeyle tanımladığımız bir yaratık var, ama "insan" diye bir şey yok aslında...
      Her bir insan, yeni bir dünya, ve bu dünyalar birbirlerini yok ediyor...
      Gece gece nasıl bir noktaya geldim böyle, derhal yatmaya gidiyorum :)

      Sil
  10. Galiba toplum olarak "feda etme modu" üstüne beyinler ve gönüller aşılanılıyor. Halbuki bir zamanlar ne güzel bir kültür varmış..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artık çok farklı zamanlardayız dediğiniz gibi. Eski iyi niyetler pek yok ortalıkta maalesef...

      Sil
  11. Bence evet diyenleri anlamaya çalışın bütün sorunlarınız ortadan kalkacaktır emin olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben artık kimseyi anlamaya çalışmak istemiyorum, anlaşışmaya ihtiyacım var çünkü :)

      Sil
  12. Daha fazla katıldığım bir yazı olamazdı. Ben de bu durumlardan çok rahatsızım. herhangi bir taraf olmadan üzerime etiket yapıştırmadan sadece hayatımı mutlu olabileceğim şekilde yaşamak istiyorum. Gelecek nesiller için ya da başka şeyler için üzerime görev ve sorumluluklar yaşamak istemiyorum. Sadece bir defa Dünya ya geleceğim. Bu hayatımın bir dakikasını olsun kaçırmak ve bir şeylerin peşinde sürüklenerek geçirmek istemiyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Huzurumuzu kaçıranlar, görevlerini layıkıyla yapmayanlar, hırslılar, düşüncesizler, kahramanlığa soyunup herkesi çamura bulamaya çalışanlar umarım artık giderler bir yerlere...

      Sil
  13. Merhaba! Blogunuzu yeni kesfettim :) deneyimlerinizi ve tavsiyelerinizi hemen değerlendiricem :) Bende bekliyorum muhakkak:) https://lavvienrose.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil