2 Kasım 2016 Çarşamba

Yırttım attım 1500 küsur sayfayı...

Evet, tam 1500 küsur sayfa günlüğümü lime lime doğrayıp çöpe attım geçen gün! Sadece ilk cildi kaldı, lise hallerim, önemsiz bir parça yani... Onu da yırtmam yakındır... Kim söylemişti hatırlamıyorum, belki de bir yerlerde okudum. Bir cümle var tam da bu duruma uyan:

Asıl marifet yazmakta değil, yazdığını yırtıp atabilmekte...”

Marifet mi bilmiyorum, hatta yırttıklarım içinde günlükten kurgulanacak bir roman taslağı da vardı... Rahatladım mı, onu da bilmiyorum, hiçbir hissiyatım yok bu duruma dair. Sanki reset çekmişim gibi oldu hayatıma, aslında iyi de oldu.



Ortalığı topluyordum, sonra aniden robot gibi aldım defterlerden birini, herhangi bir yerini açtım, iki satır okudum, okuyamadım.... Sonrasında makas almaya gittim mutfağa. Gitmişken bir de naylon torba getirdim yanıma. Şu bildiğiniz market torbalarından, poşet yani... Hoş ben poşet demeyi de sevmem ya, neyse, işte onlardan... Hayatımın uzunca bir dönemini yırtıp parçalayıp naylon torbaya doldurdum, sonra o torbayı elimle iyice bastırdım. Sığdı... Torba orta boydu. Demek ki insan, hayatının çok uzun sandığı bir dönemini orta boy bir torbaya doldurabiliyormuş... Orta boy dediysem anlayın işte, iki uzun ekmek, belki de üç uzun ekmek sığabilecek bir torbaydı. Hayatımın uzunca bir döneminin üzerine bir de eskimiş tişörtle eskimiş bir çift çorap tıkıştırdım. Karışık bir çöp yapmaya çalışmış olabilirim, hayatımın çöpe attığım kısmının sadece kağıtlardan oluşmasını istememiş de olabilirim. Açıkçası neden öyle bir torba yaptığımla ilgili elle tutulur bir gerekçe sunamıyorum kendime ve size...

Gittim attım torbayı hemen. Hiç bekletmedim evde. Hatta ayağımda eşofman vardı, değiştirmeyi bile beklemeden hemen çıktım sokağa ve attım çöpe. Mahallede plastikten çöp kutuları var, yeşil renkli. Tüketilen her şeyi, hatta hayatların büyük bir kısmını bile atmaya yarayan kutular onlar... Neyse işte; eve geldim sonra.

Ve düşündüm, insan geçmişteki anılarını nasıl hatırlar...


Ben mesela sadece anlar ve cümleler hatırlıyorum. Bu da çok ürkütücü geliyor düşününce. Milyonlarca sözün arasında insan nasıl oluyor da birkaç cümleyi unutamıyor... Ya da milyonlarca ânın içinde nasıl oluyor da mesela sadece üç saniyelik zaman diliminden oluşan parçalar kazınıyor hafızamıza ve hiç silinmiyor! Sonrasında da o aklımızda kalan sözler, cümleler ve anlar mı belirliyor yoksa yaşamımızın ana rotasını... Demem o ki, yani dedim ki, madem öyleyse dedim, yani beni ben yapan sadece aklımın, yüreğimin süzgecine takılan sözler ve anlarsa dedim, ne gerek var onca sayfaya dedim, yırttım attım işte! Artık o bende izi bile kalmayan, ama bir zamanlar ağlatan ya da güldüren anların hiçbirinin sureti kalmadı defter sayfalarında...


Ece Temelkuran geçenlerde bir röportajında “mutlu insan ne yazabilir ki” gibi bir şey söylemiş... Yok öyle değil, ben gerçekten hem mutlu olmak, hem de yazmak istiyorum... 

40 yorum :

  1. Emek verilmiş defterler, yaşanmışlıklar. Yırtılmış olsa da bilinçte bir yerde kayıtlı. Göz önündeki halleri yok olmuş.

    O zaman iyi ve dilediğinizce bir başlangıç olsun defter tutulmadan yaşaşan yeni günler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir dilek bu, dilediğimiz gibi başlangıçlarımız olsun evet; çok teşekkürler...

      Sil
  2. Bende lisede ki resim defterimi yırtmıştım.Yırttıktan sonra içimden birkaç parça kopmuş gibi hissettim :)

    YanıtlaSil
  3. Bence yazık olmuş. Bari bir fakire verseydiniz de kitap yapıp hayatı kurtulsaydı:) Sizin yazdıklarınızın sıradan olmadığını düşünüyorum.
    Ece Temelkuran'ın yaklaşımında bana göre haklı yanlar var. Büyük yazarların hayatı hep cefa içinde geçmiş. Mutlu olup yazmak da güzel ama sanırım mutluluğun malzemesi mutsuzluğa göre biraz daha az:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence yazık olmadı, aksine hafifledim :)
      Ece Temelkuran bence de çok haklı, ama ben öyle olsun istemiyorum :)

      Sil
  4. İlk paragraflardaki kendimle konuşmam dedi ki; Ooooohh iyi yapmışsın.
    Ben de yakın zamanda yaptım bir benzerini.Anılarda kalanlar, anılarla kalmalı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim güzel desteğiniz için :)

      Sil
  5. Bazen böyle yapmak gerekir yazıp atmak. İnsan çok rahatliyor yaptığım çok oldu bunu. Umarım sizin için daha da güzel anlar birikir bundan sonra. Yüzünüz hep Gülsün içiniz huzurlu olsun ve yine de yazın :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, sevgilerimle :)

      Sil
  6. sayısını yanlış hatırlamıyorsam benimde tam 16 cilt günlüğüm var, defalarca senin yaptığını yapmak istedim, aldım elime makası bir kaç sayfa kestim sonra vazgeçtim. :)
    gerçekten tebrik ediyorum bunu başarabildiğin için.
    bir yandan geçmişe bağlı kalmamak adına hepsini yoketmek istiyorum diğer yandan anılarım onlar benim deyip kıyamıyorum...
    geçen aylarda, kağıt doğrama makinesi bile baktım internetten ama sonra yine vazgeçtim :)
    şimdi yazını okuyunca bir cesaret geldi gibi oldu ama eve gidene kadar fikrim değişebilir :D tek bildiğim, bunu eninde sonunda mutlaka bir gün yapacağım ama ne zaman bilmiyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sigarayı bırakmak gibi bir şey bu sanırım, bir şekilde bir cesaret geliyor insana, ama herkeste farklı farklı çağrışımlarla ve sanırım farklı farklı ruhsal düzlemlerde oluyor. Kendinizi zorlamayın, ama sizi çok iyi anlıyorum, aynı sizin de beni anladığınız gibi...
      Sevgiler.

      Sil
  7. Bu aralar kendini iyi hissettiğinden emin misin? Neden zamana iz bırakan kanıtlarını yırtıp attın ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum, belki de bütün izleri yok etmek istemişimdir...

      Sil
  8. Ben de eski ders notlarını atamıyorum. Öyle bekletiyorum. Yükten kurtulmuş gibi hissediyorsanız ne güzel. Onlar sizin anılarınızdı ama isterseniz yeniden yazarsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskileri atnadan yenilerine yer açılmıyor. Artık yeniden yazsam da yırttıklarım gibi olmayacak hiç biri... Bugünün süzgecinden geçerken metamorfoza uğrayacak ister istemez. Ama böyle olmasını ben istedim, pişman değilim. Nedeni ise sanırım insanın garip bir kutu olmasında gizli... İçi bilinmezlerle dolu garip kutularız..

      Sil
  9. Blogunu siler misin peki? Sadece merak ettiğim için sordum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır silmem, çünkü günlük gibi çok kişisel, çokm derinlerden gelen şeyleri paylaşmıyorum burada. Çok daha kontrollü ve hatta oto-sansürlü bir yer burası benim için.

      Sil
  10. Bende yaptım senin yaptığını 4-5 yıl önce. O zamandan beri yazmıyorum hiç. Guzel anılar iyi hoşta acıları okudukça anımsamak, tekrar tekrar hatırlamak zor oluyor gerçekten. Gerçek anlamda rahatladıysan sorun yok, bence de iyi olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Safrasını atmış gemi gibi oluyor insan; önüne bakıyor, ardına değil:)

      Teşekkürler destek için :)

      Sil
  11. Bende aynı temizliği geçen sene blogda yaptım neredeyse bütün yayinlarimi silmistim arada böyle temizlikler iyi geliyor insanın ruhuna :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ruhumuzun isteklerine kulak vermeliyiz. Böylesi cesur adımlar atarak bir sonraki aşamaya geçiyoruz sanırım kendi içimizde :)

      Sil
  12. Benim, senin ve diğer arkadaşlar gibi cilt cilt günlüklerim yok. Cilt cilt günlükleriniz olduğunu duyunca kıskandım açıkçası. Ne de çok yazacak seyiniz olmuş. Benim böyle zengin bir günlük içeriğim yoktu. Yırtma konusuna gelince. Şu an için bunu asla yapamam. Günlük benim bir parçam. Yıllar önceki beni görmek istediğimde bakıyorum ona. Gün gelip yirtma isteği gelebilir mi? Gelebilir. Ama şimdilik buna hazır değilim. Bu tür yazılarını çok begeniyorum. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocukluktan gelen alışkanlıklar bunlar. Çok kitap okuyan çocukların bir süre sonra mutlaka günlükleri de oluyor sanırım. Biraz da içe kapanık kişilik olmak gerekiyor olabilir, psikologlar daha iyi bilir elbette:)
      Günlükleri yırtma isteği sanırım insanın kendisiyle yüzleşmesinde bir aşaa olsa gerek, en azından ben öyle düşünüyorum ve dediğim gibi iyi geldi bana :)

      Sil
  13. Bundan 3-4 yıl once sanırım....1 bavul dolusu günlüğümü once okudum..sonar parçaladım attım.. çok hüzünlü yorucuydu.. sanki onlar durdukça kötü oluyordum...dayanamayıp birkaç sayfayı aldım o sayfalar benim nerden nereye geldiğimin kanıtı olucaktı..çünkü bazen kendimi yine küçümsüyordum zayıf görüyordum..oysa neleri atlatmıştım.... yırttıp attıktan sonar sanki üzerimden yük kalktı.... şimdilerde minimalizm,sadeleşmeye taktım... ve okuyorum ki bazı yüklerden gerçekten kurtulmalı...hele de manevi bir yükse..
    sizinki farklı tabi .. ama olsun yine de yük hissetmeseniz bence kurtulmak istemezdiniz diye düşündüm..... giden yer açar yeni gelene...değil mi :) daha nice yazılara...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet kesinlikle size katılıyorum. O ciltlerin orada durması, sanki bir şeyleri aşamamışım gibi hissettiriyordu. Gerçekten de atınca çok ama çok rahatlasım. Ben de sadeleşme, minimalizme konularında hassasım son dönemlerde. Mesela bana ağırlık yapan kaç senelik arkadaşlarımdan uzaklaşmayı da başardım. Meğer hayatımı nasıl da zorlaştırıyormuşum... Giden yer açar yeni gelene, yüzde yüz katılıyorum :)
      Sevgiler.

      Sil
  14. Kafamızdakileri de öyle bir torbaya toplasak da götürüp bir çöpe bıraksak. Sonra bir daha hiç geri gelmeseler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıp yırtıp atmak bir nebze de olsa iyi geliyor bence...

      Sil
  15. Ben yapabilir miydim? Asla... çatlayan tabaklarını, yıpranan koltuklarını, çok severek giydiği eski tişörtlerini bile atmaya kıyamayan biri için, böyle bir şey çok zor olurdu sanırım :) Bu tamamen bir şeylerden vaz geçebilmekle alakalı olmalı. Hayatının bir döneminde önemseyerek yaptığı bir şeyi kaldırıp çöpe atmak ne geçmişi, ne de geleceğini değiştirebilir insanın. Değişiklikler ve başlangıçlar geçmişi silmeye çalışarak değil, ders alarak, yaşadıklarımızdan öğrenerek yapılmalı düşüncesindeyim. Yazık olmuş, bir hazine çöpe gitmiş bana göre :(((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok ben öyle düşünmüyorum, bir hazineden değil, geçmişin ağır tortusundan kurtuldum. Bu benim yaptığım şey geçmişi silmek değil ki, sadece onunla yüzleşmeye bir nokta koymak...

      Sil
    2. Ben hazine derken bunu size ait bir hazine olarak düşünmedim. Orada yazanların canlı tanığısınız zaten siz. Benden bir kaç kuşak önce yaşamış bir akrabamın sizin yazdığınıza benzer bir hatıratı elime geçseydi mesela, benim için paha biçilemez bir hazine olurdu :) Ben sizden sonraki kuşaklar adına üzüldüm :))

      Sil
    3. Toplumsal olaylara tanıklık eden bir şeyleri yırtıp atsaydım, haklıydınız. AMa o yazılanların hepsi bana aitti, çok kişisel şeylerdi. Dolayısıyla benden sonraki kuşakların bir şey kaybettiğini düşünmüyorum. En fazla kaybettikleri bir özyaşam öyküsü olur. O öykü bana ait olduğuna göre tüm hakları da bana ait olmalı :)

      Sil
  16. güzelini de ben yaşadım diyorsun kötü anını da ben yaşadım diyorsun onun için iyi kötü her şey bir anı benim için ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet elbette hepsi bize ait, ama anılarla da yaşanmıyor ki...

      Sil
  17. Bence siz anıları atmadınız. "Anılara dair notlar" idi elinizdekiler. Anılar duruyor. Yani bence de bir kayıp yok. Muhabbetle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir uzman psikolog olarak bu konudaki görüşlerinizi bildirdiğiniz için gerçekten çok teşekkür ederim. Bir kayıp olduğu yorumaları ile içimde oluşan "acaba" sorusuna böylece gerçek bir nokta koymuş oldum.
      Teşekkürler, sevgiler.

      Sil
  18. Bu yazı bana Kürşat Başar'ın Baş Ucumda Müzik kitabının bir kısmını hatırlattı. :) Bu arada sahi o kadar yıl bir torbaya sığabildi mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kitabı okumadım, merak ettim şimdi. Evet hayatımın uzunca bir bölümüne tanıklık eden anılarım orta boy bir poşete sığdı. Zaten 5-6 ciltli defter falandı sanırım.

      Sil
  19. Yaşama dair motivasyonu artırır diye düşünüyorum, anıları yazılı olarak saklamaya çalışmanın altında, onları unutmaktan/kaybetmekten korkmakla ilgili bir düşünce yatıyor sanırım..

    YanıtlaSil