16 Ocak 2014 Perşembe

Ve Dağlar Yankılandı kitabını maalesef be-ğen-me-dim..

Khaled Hosseini

Bir kitap hakkında olumsuz konuşmak, yazmak hiç istemem aslında. Sonuçta öyle ya da böyle emek verilmiş, üzerinde düşünülmüş olması bir yana, bir anlamda sanatçının düşünce dünyasına da saygısızlık etmiş olmaktan kaçınırım. Ve Dağlar Yankılandı için söyleyeceklerimden dolayı şimdiden Khaled Hosseini'den özür dileyeyim o halde; çünkü yazarın Uçurtma Avcısı, Bin Muhteşem Güneş adlı kitaplarından sonra maalesef Ve Dağlar Yankılandı benim için neredeyse “yarım bırakılası, keşke hiç başlanmayası” bir kitap oldu ve tahmin edeceğiniz üzere zorla bitirdim.

Ne oldu da bu kadar hüsran yaşadım diye merak ediyorsanız, yorumlarımı zaten göreceksiniz. Kitap hakkında yapacağım yorumların “spoiler” içerdiğini baştan belirtmek isterim; yani kitabı okumak isteyenler lütfen yazının bundan sonrasını görmesinler. Spoiler nedir derseniz, sizi Vikipedi açıklaması için buraya alayım...

Gelelim kitabı neden zorla bitirdiğim konusuna:

Bu kitap bence roman değil, hikâyeler bütünü!

Yazar kusura bakmasın ama bu kadar da kolaycılığa kaçılmaz ki! Kitapta kurgu adına bir şey neredeyse yok gibi. Dokuz ayrı bölüm var, neredeyse dokuz ayrı hikâye var diyeceğim de Allahtan son bölümlerde lütfedip ana karakterlere geri dönüş yapılmış!

Kitap, Afganistan'da birbirlerini çok seven Abdullah ve Peri kardeşlerin hikâyesi ile başladığında “tamam işte yine sürükleyici bir hikâye” demiştim ama ne yazık ki yanılmışım. Babası yoksulluktan Peri'yi evlatlık veriyor. Ben bir okuyucu olarak ne bekliyorum? Peri'nin, Abdullah'ın, Peri'nin yeni ailesinin ve hadi bir de bu olaya aracı olan Nebi Dayı'nın yaşadıklarını eş zamanlı bir kurgu ile okumak istiyorum değil mi?

Yazar maalesef bu beklentime yanıt vermek yerine kitaptaki her bölümde bir kaç karakteri ele alıyor, neredeyse doğumundan ölümüne kadar o karakterlerin hikayesini anlatıyor. Ayıp olmasın diye de bu insan kalabalığının birbirleriyle olan bağlarını birkaç cümleyle geçiştiriyor.

Olay kurgusu bu denli zayıfken zaman kurgusu ise başlı başına karmaşa halinde. 58 yıl geçiyor kitapta ama mesela bölüm2, sonbahar 1952 de geçerken, bölüm 3'de 1949'a geri dönüyoruz. Bölüm 6'da Şubat 1974 'e atlıyoruz, bölüm 7'de 2009 yazına zıplıyoruz, bölüm 8'de sonbahar 2010'a uçuyoruz. Başkahraman Peri bir anda çoluk çocuk torun torba sahibi olup yaşlanıveriyor, ölse belki de daha mantıklı olacaktı!

Kitapta o kadar çok karakter var ki!

Tamam, bir romanda çok fazla karakter olabilir, bunların hepsinin hayatları bu kadar irdelenmez ki! Tam Peri'nin evlatlık verilmesi olayının ve duygusunun içine girmiş, keyifle kitabı okurken hoop Peri'nin üvey annesi Pervane ve O'nun kardeşi Masume'nin detaylı hikâyelerine atlıyoruz. Oradan çocukların evlatlık verilmesine sebep olan Nebi Dayı'nın hayatına dalıyoruz, sonra araya Peri'yi evlatlık alan Nila Wahdati'nin hikâyesi giriyor. Hadi buraya kadar tamam, sonra araya komşunun çocukları Timur ile İdris girince sıkılmaya başlıyor insan ister istemez. Adel, Markos, Thalia derken hoop alakasız bir Yunanistan bölümü giriyor araya. İşte bu noktada sabrımın zorlandığını hissederek kitabı okumaya bir gün ara veriyorum ister istemez. Sonrasında yarım bırakmamak için tekrar geri döndüğümde hikâyeler kafamda zaten karman çorman olmuştu bile.. 
Sanki yazara birisi 400 sayfa civarında bir kitap yaz demiş de yazar da kendini zorlayarak sayfaları doldurmuş gibi geldi bana.
Evet, hikayeler kendi içinde akıcıydı kabul ediyorum ama bir hikayeden çıkıp alakasız başka bir bölüme başlamak hiç de keyifli değildi benim açımdan. Tam kendimi zorlayıp o anlatılan karaktere ısındığımda pat bölüm bitiyordu ve o karakter bir daha karşıma hiç çıkmıyordu.
Dedim ya kurgu diye bir şey yoktu.

Anlatım bozuklukları can sıkıcıydı.

Şimdi 134. sayfadan bir alıntı yapıyorum size:

            “...İdris, bir hafta önce döndüğü Kabil'de, Afgan kültürünün onlara uymayan, ters gelen özellikleriyle baş etmeye çalışan yabancı yardım gönüllüleri arasında şen, umursamaz bir öfkeyi dışa vuran bir ses tonunun bir hayli yaygınlaşmış olduğunu fark etti.”

Yani pardon bu nasıl karmaşık bir cümle böyle derken abartıyor muyum?

Bir de kitapta sık sık karşılaştığım zaman hataları da vardı ki, çeviri hatası mıdır nedir bilemedim doğrusu. Mesela sayfa 2’de bildiğiniz masal anlatılıyor, masal nasıl anlatılır? Miş’li geçmiş zaman ile elbette. Öyle başlıyor,

            “…onların iki misli çabalamak zorundayMIŞ. Ancak Eyüp Baba yine de kendini talihli sayıyorDU, çünkü her şeyden aziz tuttuğu bir ailesi varDI.

Yani ne oldu da miş'li geçmiş'ten di'li geçmişe zıpladık? Yazar, aynı masalın bir kaç satırını duymuş, sonrasında birden bire masala tanık mı olmuştu yoksa? Hem de bu affedilemez hata 2. sayfada yer alıyordu?
 Oh my got!!

Hadi gözden kaçmıştır desem, aynı rahatsız edici yanlış zamanlara sayfa 65’de, sayfa 72’de, sayfa 146’da, sayfa 163’de yine rastlayınca “bu kadarı da fazla” dedim kendi kendime.. Sahi "bu kitap bir şaheser" diyenler, bu hataları görmezden mi geliyorlar, yoksa ben kıl(!) bir okuyucu muyum bilemedim...

Kitapta Türkiye’den de bahsediliyor ama nasıl?

Sayfa 291’de Madaline, gezilerinden bahsederken Ankara Çayı’ndan, Kuğulu Park’ta yaptığı gezilerden söz ediyor.  İyi güzel tabii ki de bakın ne diyor:
            “…Ankara Çayı’nın kıyılarında gezindiği, içine azıcık rakı katılmış  yeşil çay içtiği Türkiye seyahatinden…”

Fas’la ilgili duymuştum; meşhur nane çaylarının içine uyuşturucu koyarlarmış. Bu satırları okuyunca gözümün önüne direkt öyle egzotik bir sahne geldi.  Bir kere yeşil çay pek içilmez bizim ülkede, içilse de rakıyla içildiğini ben hiç duymamıştım şahsen. Hayır kitabı okuyup ülkemize gelenler yeşil çaylı rakı isteyecekler, ona üzüldüm ben..

Son bölümde artık sabrımın sınırları cidden zorlandı!

Üç yüz küsur sayfada karmaşık hikâyeler arasında boğulmuşuz zaten,  bari ağız tadıyla mutlu ya da mutsuz bir son yaşayalım değil mi? Nerde bizde o şans? Yazar okuyucuya işkence etmeye maalesef son bölümde de devam ediyor. Küçük Peri onca yıl sonra halası Peri ve Abdullah’ın kavuşmasını sağlıyor, azıcık duygulanmak istiyoruz okuyucu olarak. Sağ olsun yazar hemen araya girip geçmişten alakasız bir şeyler anlatmaya devam ediyor, çok da gereksiz ayrıntılar üstelik. Kavuşmanın duygusunu bile rahat rahat hissedemiyoruz; tabii ki ben son bölümde satırları atlayarak okuyorum tahmin edeceğiniz üzere!

Kitap bitince derin bir “oh!” çekiyor ve rahatlıyorum anlayacağınız.

SONUÇ:
"Bestseller" yazarların birinci, bilemedin ikinci kitabı iyidir, üçüncüsü zorlamadır diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Khaled Hosseini yeni bir kitap yazdığında kitabını alır mıyım bilemiyorum. En azından çıkar çıkmaz almam ve insanların okuyup dürüstçe yapacağı yorumları beklerim sanırım.

Okuyanlarınız varsa sizin de bu kitap hakkındaki yorumlarınızı çok merak ediyorum açıkçası..

Sevgi ve özgür düşünce  sizlerle olsun diyor ve gidiyorum...



30 yorum :

  1. Bu kitabı tam alacakken diğer raftaki Goriot Baba kitabını aldım. Nnlatılanlara göre iyi ki almamışım. :DYazı için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Goriot Baba benim de severek okuduğum keyifli bir Balsac klasiği, doğru seçim, klasikler hep iyidir zaten:)

    YanıtlaSil
  3. bu kitap için söylemiyorum; ama 1950'den 1940'a atlamak gibi detaylar postmodern romanlarda da görülen bir özelliktir. bknz: İskender, Elif Şafak,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman atlamaları elbette kabul edilebilir, ama dediğim gibi bağlantılar iyi yapılırsa.. Bu kitapta her bölümün başında bir zaman belirtilmiş, her seferinde kahramanlar acaba kaç yaşında diye tekrar tekrar hesap yapmak zorunda kalıyorsunuz, yorucuydu açıkçası benim için.. Zaten kurgu da zayıf olduğu için zaman atlamaları ve geri dönüşler fazlasıyla göze batıyordu diye düşünüyorum.

      Sil
  4. Ben aldım ama daha okunması sırası gelmemişti.Okuma şevkim kırıldı şimdi :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama ben "spoiler" uyarısı yapmıştım, üzgünüm:(

      Sil
    2. En kötü okumana katkısı oluyor. Bardağın dolu tarafını görmek iyidir..

      Sil
  5. http://bencesezence.blogspot.com/2013/09/bu-saatlerde-son-bulan-romanm-ve-daglar.html
    Bu da benim bu kitap hakkındaki yorumum. Sanırım ortak fikirdeyiz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet siz de benimle hemen hemen aynı fikirdeymişsiniz; bu durumda sizin önereceğiniz kitapları daha dikkatle takip edeceğim:)

      Sil
  6. Şimdi 134. sayfadaki cümle gerçekten karışıkmış :))) Ama o cümlede anlatım bozukluğu yok hehe

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben zaten ona karmaşık demiştim, altında yazdığım örneklere de anlatım bozukluğu demiştim, hehehe :))

      Sil
  7. İnanılmaz sıkıcı ve karakterler havafa kalıyor. Niye bu kadar adamı soktu amacı neydi, kimi anlatjyordu anlamadım. Rojinin hijsyesi ile peri yi nasıl bağdaştırdı anlaşılmadı. Çok zor bitirdim. Kesinlikle ilk iki kitabını tek solukta okumuştum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bren bu kitabın ilk kitapların ününden yararlanıp para kazanmak amaçlı özensizce yazıldığını düşünüyorum ve bu da cidden çok üzücü...

      Sil
  8. Kesinlikle katılıyorum.başlangıçtaki babanın anlattığı hikaye, peri, abdullah, nebi dayı,nila bunlar bir şekilde anlaşılıyor.üvey annenin kardeşini itmesi de bana ilk iki kitabı anımsattı.ancak başı yarılmış kız, komşu çocukları ve bunlardan birinin amerika da bulunan ailesi,doktor kadın, onunla kısa bir kaçamak yapan yunan doktor .
    ..olaylar örgüsünü çok karışık ve anlaşılmax kılmış.aşırı ve gereksiz tasvir çok fazla.birçok yerde satır atlayarak okudum. Nila vahdadinin röportajı da ilginç diye başlıyor ilginçlik nerede çözemedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani "Best seller aldatmacası" diyebiliriz kısaca buna. Çünkü gerçekte de okuyucu olarak kendimi aldatılmış hissettim..

      Sil
  9. Size kate morton tavsiye ediyorum. 3kitabı var ülkemizde üçünü de okudum. Okuduktan sonra günlerce kendinize gelemiyorsunuz.hüküm vermeden sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim tavsiyeniz için, bu ismi ilk kez duyuyorum ve notumu hemen alıyorum:)

      Sil
  10. bende katılıyorum kesinlikle zaman kavramları arasında kayboldum.Karakterler biraz gereksiz ve tam anlamda birbirleriyle bağlamakta güçlük çektim.ilk 2 romandan sonra bu kitap biraz birbirinden kopuk hikaye dizisi gibi geldi..daha iyisini bekliyordum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğiniz gibi, roman değil hikayeler kitabıydı.. Büyük hayal kırıklığı oldu, bir sonraki kitabı okur muyum, bilemiyorum..

      Sil
  11. ne yazikki benimde elimde ve bitirmk icin kendimi zorluyrm yorumunuz kitabi oldugu gibi anlatyr kitapta akicilik diye birsey yok malesef yoruyr insani okurken peri ve abdullah disinda bircok karakteri dernlemsine irdeliyr ama asil kahramanlar kitabin neresinde pek cözemdim :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Edebiyatta seçici olmak lazım; aslında ben de bu kitabı seçerken yanıldım. Yapacak bir şey yok, bir daha okumayacağız bu yazarı:)

      Sil
  12. Bu yazara ait okuduğum ilk kitap bu. Başladığım bir işi yarım bırakmamak adına bazı yerlerde kendimi zorlayarak tamamladım. Yorumlardan İlk 2 kitabının daha güzel olduğunu okudum. onları da okuyacağım. Eleştirilerin tamamına katıldığımı belirtmek isterim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diğer kitapları eminim daha çok seveceksiniz.

      Sil
  13. Şuan okuyorum,kitap karışık,doğru.Ama gereksiz değil.Kitabın tadına varamamışsınız.Ana karakterler ve onlarla uzaktan ilişkisi olan karakterler anlatılmış.Bu kitabı anlaşılması zor hale sokuyor ama tutup bu kitabın para için yazıldığını iddia edemezsin-bir yoruma verdiğin cevapta gördüm-Diğer romanlar buna göre daha basitti .Bu romandaki her hikayenin bir anlamı var.Roji mesela.Burada afganistan kökenli,ama oarada savaşın göbeğinde büyümeyen ve toprağını satıp paraya çevirmeye çalışan umursamaz afganlar anlatılmış.Timurdan özellikle nefret ettim,pislik herif.

    Khaled hosseini afganistanlı ve bu olayları görmüş ve bilen biri.Bir çok satan şarlatanı değil.Abudig gubudig yorumundan utanmalısın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba sevgili Adsız,
      Ben daha yazımın ilk başında emeğe saygı duyduğumu, kitaptan hoşlanmadığımdan ötürü yazardan özür dilediğimi belirtmiştim.
      Kitabı beğenmediğim için, ve yazdığım yorumdan ötürü utanmam gerektiğini söylemişsiniz ya.. İnanın şaşkınlık içindeyim!
      Pardon düşünen ve düşüncesini ifade eden insanlar, birileri beğemedi diye utanç duyacaksa, korkudan eleştiri bile yapamayacaklarsa eğer neden okuyor ve yazıyoruz ki!

      Sizin beğendiğinizi ben sevmem, benim sevdiğim size itici gelir. Neden birbirimize kendi doğrularımızı dikte etmeye çalışıyoruz ki? Daha doğrusu biz ne zaman bu kadar hoşgörüsüz bir topluma dönüştük?

      Huzurlu ve mutlu bir gün dilerim...

      Sil
  14. Ben bu kitabı okudum yukarıdaki arkadaş duygularımı ifade etmiş gibi oldu aynen katılıyor ve yorum için gerçekten teşekkürler iki kitabı okuyup güzel bulup aldım çöpe attım üzgünüm Zaman kaybı

    YanıtlaSil
  15. Ben de ilk bölümler de güzel sürükleyici diye sevinmiştim.
    Ama yanılmışım.karmakarışık olmuş.
    Alakası olmayan karekterler eklemiş.
    Yunan bölümü tamamen gereksiz.
    Finalini bile iyi yazmamış.
    Abdullahın kardeşini tanıyıp sevinçten
    ağlaması ile bitirebilirdi.
    Ben de kesinlikle beğenmedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazarın ilk iki kitabı kesinlikle böyle değildi, hatta soluksuz okumuştum.

      Sil
  16. Adel kim oluyor. Eski bir karakter değil. Yeni katıldı sanırım. Orada eskiyi şöyle bir kafamdan geçirmek zorunda kaldım. Karakter karmaşası beni çok yordu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnanın Adel'i hiç hatırlamıyorum :) Kitabı o kadar zorlanarak bitirmiştim ki aklımda karakterler de yer etmedi açıkçası :)

      Sil