26 Mart 2014 Çarşamba

Evdeyazar mimlendi, ortaya karışık röportaj çıktı..

Gündem malum, benim de nedense elim gitmiyordu yazmaya birkaç gündür. Geçen hafta sevgili eqzdemirblog mimlemişti, kenarda bekletiyordum soruları. Sevgili Belgin-ce mimlemişti aynı günler, O'na da “bir ortalık durulsun, motive olunca yanıtlarım” demiştim. Bugün de sevgili Şimdiduydum mimleyince artık kolları sıvayayım, biraz da keyifli bir yazı çıksın ortaya dedim. Kendilerine beni akıllarına getirip mimledikleri için çok teşekkür ediyorum, bütün soruları birleştirip tek yazıda toparladım, sanki kendimle röportaj yapmışım gibi oldu. Aslında kendimden söz etmeyi pek de sevmem, laf aramızda azıcık kaçamak yanıtlar verdim bazı sorulara. Sonuçta ben eğlendim, bakalım siz de sevecek misiniz, keyifli okumalar efenim..
mimlendim

1- Neden blog adın?
İşten ayrıldıktan sonra evde makale yazıp para kazanmaya başlamıştım. "Ev yazarı oldum, ev yazarı oldum" diye seviniyordum kendi kendime. Sonra birden şimşek çaktı, niye blog açmıyorum ki, adı da “ev yazarı” olur dedim. Sonra da içinde Türkçe karakter olmasın, kolay yazılsın diye düşündüm. Öyle böyle derken oldu sonunda Evdeyazar.. “Madem gazetede köşem yok, ben de evde yazarım o zaman!” hayaliyle çıktı anlayacağınız bu isim..

2- Hayat felsefeni belirleyen söz nedir?
Hayallerinin peşinden koş, bir gün mutlaka gerçekleşirler..”
Buna yürekten inanıyorum, çünkü  o kadar çok hayalim gerçekleşti ki, anlatsam roman olur!

3- Kendinle ilgili 3 doğru 1 yanlış şey nedir?
Yani şimdi ne desem bilemedim. İnce ince düşünürüm mesela, satır aralarına takıldığım çok olur. Bu doğru mudur, yanlış mıdır? Ya da çok arkadaşım yoktur, doğru mudur yanlış mıdır? Kendimden söz etmeyi pek sevmem, doğru mudur, yanlış mıdır? Bir şeyi ya da bir insanı ya severim ya sevmem, ortası yoktur; bu doğru mudur, yanlış mıdır?  Buradan doğru nedir, yanlış nedir konularına gireriz, bu yazı da sabaha kadar bitmez. Hele ki kendi doğrularımız başkalarının yanlışlarıyla kesişirse vay halimize..

4- İlk anılarınız nelerdir, hangi yaşa kadar inebiliyorsunuz?
Anlatıldığı için mi anımsıyorum, anımsadığım için mi anlatıldı bilemem ama sanırım dört beş yaş civarıydı. Bana üzerinde mevsimlerin de olduğu, dönmeli, kalın, renkli kartondan oyuncak gibi bir çarpım tablosu hediye edilmişti, nasıl da mutlu olmuştum.

5-En sevdiğin şarkı?
İyi müzikleri severim, sevdiğim şarkı da çok elbette. Birkaç kez canlı dinleme şansını da
 elde ettiğim sevgili Gülcan Altan mesela, dinleyin bakalım bu müthiş sesten Hasta Siempre'yi, sevecek misiniz?


6-En sevdiğin roman?
Jose Saramago- Körlük diyorum, yazarın anısına saygıyla eğiliyorum..

7-En sevdiğin çizgi film karakteri?
Daha önce buradaki yazımda da bahsetmiştim, Heidi'yi tek geçerim..



heidi


8-Çocukluğunda en sevdiğin oyuncağın?
Memur babanın dört çocuğunun sonuncusu olunca “en sevdiğin oyuncak?” sorusu biraz abes kaçıyor.. Bizde aynı okul çantaları gibi oyuncaklar da abladan kardeşe miras kalırdı, dolayısıyla seçme şansı yoktu. Ben de en çok evimizin bahçesinde çamurla, yapraklarla oynardım. Aslında ne kadar şanslıymışım..

9-Şimdiye kadar aldığın en sevdiğin hediye?
Bu sorunun yanıtını düşünürken bir kez daha fark ediyorum ki ben cidden hassas biriyim. Beni düşünüp de içtenlikle alındığını hissettiğim bütün hediyeleri sevmişimdir. İçtenliksiz olanı anlar mıyım? Anlarım elbette. Zevkinize göre olmayan; sıradan, görev geçiştirir gibi hediye almadınız mı hiç? İş yerinde yapılan zoraki yılbaşı çekilişleri mesela, ne saçma hediyeler gelirdi.. Ne zordur beğenmediğin hediyeyi gülümseyerek kabul etmek..

10-En sevdiğin yemek?
Yemek konusunda gelenekselin dışına çıkmayı pek sevmem. Değişik tatları denemem için görünüşleri ve kokularının beni ikna etmesi gerekir. Mesela antenli şeyleri tatmadım ve tatmayı da düşünmüyorum. Ege zeytinyağlıları ise favorilerim..

11-En sevdiğin hayvan?
Ya şimdi bana kızacaksınız çoğunuz ama bence hayvanlar uzaktan güzeller. Yani ben onlara yaklaşamam. En son bir evde başıma konan muhabbet kuşu yüzünden çığlık çığlığa kendimden geçmiştim. Bu durumda en sevdiğim hayvanlar, benden uzak olanlar, mesela belgesellerdekiler..

12-Odanda sana ait olan en sevdiğin nesne?
Odamın tamamını seviyorum, ayrım yapıp üzmeyeyim kendisini..

13- Ailen dışında onsuz yapamam dediğin en sevdiğin kişi?
Bu sorunun yanıtı zaten kendi içinde var, evet o kişi en sevdiğim kişi ☺


Terledim resmen, o halde âdet yerini bulsun için ben de topu sizlere atıyorum:
bahçeperim
kalemimdenyazılar ,
kayıpruh 
erayazıfikir,
omactivities


 Sevgiyle kalın.. 










16 yorum :

  1. neden kaynaklanıyor bu hayvan korkusu acaba? onu araştırsan çözersin bence:)

    YanıtlaSil
  2. Bir kere köpek ısırmıştı ama kuştan bile ürkmeyi açıklamaz sanırım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) öyle deme ben de horozdan çok korkuyordum mesela, çünkü nerde horozla karşılaşsam saldırıyordu bana:) Sonra öğrendim ki ben çoook küçükken horoz kafama çıkıp gagalamış, dedem kurtarmış, bunu ğrenince inadına üstüne gittim ve yendim korkumu, artık saldırmıyor horozlar:) Bir tek burda bir böcek türü var çok büyük, üstüne üstüne geliyor insanın, onu görünce kekelemeye başlıyorum korkudan:)

      Sil
    2. Ben böceklerin ölüsüne bile yaklaşamam, hipnoz yaptırmam gerekir belki de:)

      Sil
  3. Ortaya karışık olmuş güzelde olmuş emeğine sağlık. Keyifle okudum. Bu arada heidinin başlangıç müziği aklıma geldi .

    YanıtlaSil
  4. Niye öyle diyon ya, İngilizler bir ara akrepli çikolata üretmişlerdi. Egzotiklik olsun,diye . Diğerlerini saymıyorum. :P :D Hayvanları ben de uzaktan seviyorum. Yakından sevmişliğim bakmışlığımda vardır; ama, hepsi yaşam tarzıma dayanamayıp intihar ettiler. :(( Valla bazen ben de tükeniyorum. Ne yalan söyliyim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akrepli çikolata mı, yok canım daha neler:) Gerçi nanoteknoloji ilk çıktığında şaka malzemesi olarak "peynir kokan çorap" da üretmişlerdi, İngilizlerin espri anlayışı böyle:)
      Hayvanlar konusunda yalnız olmamak da güzel, sevgiler:)

      Sil
    2. Yalnızlık, Allah'a mahsustur ;) Politik bir espri de yaptım..

      Sil
    3. Yalnızlık sayılmaz benim dediğim, seçicilik diyeyim politik olmaya devam edeyim:)

      Sil
  5. Ben de senin gibi şanslı bir çocuktum. Bahçede oynamak o kadar keyifliydi ki oyuncaklara dönüp bakmıyorduk bile! Ne şanslı çocuklarmışız şimdi daha iyi anlıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, keşke şimdi de çocuklar organik çamurla oynayabilse...

      Sil
  6. İş'teokur belki hayvan sevmeyişiniz ayrı bir espri konusudur. Mesela bir arkadaşınız size kedi hediye etmiştir. Durumunuzu bilmiyordur o sıra. Siz de ciyak ciyak bağırıp "al götür şu mikrobu" demişsinizdir. Kedinin adı "mikrop" kalmıştır sonra. nasıl senaryo?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senaryo çok sahici geldi bana:))

      Sil
  7. Bu sanatçıyı(Gülcan Altan), üniversitede trt'de tesadüfen görmüş, bayılmış ve ama ismini öğrenememiştim. İnternet o kadar yaygın değildi zamanlar. Ara ara aklıma gelir, 'ya hu kimdi ki o kadın?' diye sorardım, araştırdım da... Ama bulmamıştım. Size minnettarım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buna çok sevindim :)
      Bu aralar kendisi yeni bir albüm çıkardı :)

      Sil