28 Ağustos 2013 Çarşamba

"Biri Bizi Gözetliyor" diğerleri de "yönlendiriyor" formatındayız artık...


biri-bizi-gozetliyor
Biliyorsunuz toplumumuzda BBG (Biri bizi gözetliyor) şov programıyla birlikte başkalarının hayatını izleme, özel hayatı merak etme ve bu merakı giderme anlayışı o kadar açığa çıktı ki, zamanında izlenme rekorları kırdı o program. Meğer insanlar nasıl da bunu bekliyorlarmış! Emekliler, ev hanımları, işsizler, öğrenciler, yani toplumun çoğunluğu bu programı soluksuz izlemeye başladılar. Hatırlıyorum da eski iş yerimde öğlen aralarında Boğaziçi mezunu tiplerin bile bu programı konuşmaya başlamasıyla birlikte nasıl da yalnızlaşmıştım!.. Hatta o tipler bir süre sonra  iş saatinde topluca Facebook'daki tarlalarına domates ekerken, kendimi siyah kolluklarıyla çalışan ve herkesin işini yapan Kemal Sunal gibi hissettiğim de olmuştu! Bu ayrı bir yazının konusu olsun, biz kaldığımız yerden devam edelim.
İnsanlar günlük hayatında ne yapar, ne yer, ne içer, nasıl giyinir, nasıl kavga eder, nasıl aşık olur...vb. şeklinde uzayıp giden soruların yanıtları çok ilgi görmüş olacak ki, bundan para kazanmak isteyenler hemen fırsattan yararlanma yoluna gittiler. Pazar günleri tv kanallarının hemen hemen hepsinde "televole" ile başlayıp "pazar magazini" gibi adlarla türevleri hızla çoğalan programlarda "ünlüler nasıl bikiniyle kameralara yakalandı, kimin selüliti daha fazlaydı, kim hangi sevgilisiyle tatile çıktı, kim nerede yemek yiyordu, kimin eli kimin cebinde..vs." şeklinde tamamen içeriği boş, ama bir o kadar da ilgi gören programlar türemeye başladı. Bu durum, aslında özümüzde var olan, hani bütün gün camdan komşuları izleyen mahallenin dedikoducu teyzelerinin televizyona evrilmiş haliydi bir anlamda.. 
 Korkunç bir yozlaşmadır, bir haddini bilmezliktir, özel hayata saygısızlıktır velhasıl bütün bu yaşananlar. Ama gelin görün ki, sanatıyla gündeme gelmekten aciz, görüntüsüyle, skandallarıyla ünlü olmaya çalışan bazı televizyon insanları bunu paraya dönüştürmenin yollarını aramaya başladılar. Yani özel hayatı bütün detaylarıyla gözler önüne sermek bir çeşit promosyon çalışması olup çıktı. Saçma sapan polemiklerle gazetelerin birinci sayfalarına çıkmayı başaran bu zavallı insancıklar da yeni dizilerde başrol kapmayı başarır hale geldiler.. Severek izlediğim Yalan Dünya'nın bazı bölümlerinde Gülse Birsel bu konuyu çok güzel hicvetmişti. Hatırlarsınız, yönetmen ekibe kızıyordu: "Nasıl bir ekipsiniz siz yahu; aşk yok, kavga yok, olay yok! Başka dizilerin oyuncuları nasıl gündeme geliyorlar ve reklam yapıyorlar.. Böyle olmaz, biz de yalan haber çıkaralım bir şekilde.." Evet olay bu aslında, yalan haberlerle insanları oyalamak ve birilerine para kazandırmak. Beyinleri olabildiğince boşaltmak, haksızlıkları ört bas etmek, gündem saptırmak.. Hani Fikret Kızılok'un eski ama güzel bir şarkısı vardır:
 "Ne sağcı, ne solcu; oğlumuz olsun futbolcu!.." 
 şeklinde devam eden sözleriyle akıllarda kalmıştır. Günümüzde biraz değişikliğe uğrayabilir bu sözler: 

 "Magazin izle,
   Hiç bir şeyi dert etme,
      Yaşa gönlünce, 
         Dünya yıkılmış sana ne!..
           Yediğin yemeğin çöpünü bile fotoğrafla, koy feyse
              Kıskananlar çatlasın de,
                  Bak keyfine! 


Fena da olmadı aslında bu şimdi yazdığım şiirimsi, ne dersiniz? Ne diyorduk evet, devam edelim. Eskiden ayıp karşılanan, "gösteriş budalalığı" olarak nitendirilen kimi davranışlar da elbet bu furyadan nasibini alacaktı. Nitekim teknolojinin hızlı gelişiminin etkisiyle ve beğenilme kaygısıyla mı desem, ya da bir boşluğun kapatılması amacıyla mı desem, yalnızlıktan mı desem bilemiyorum, belki de tüm bu nedenlerin bileşimi ile insanlar artık hangi restorana gittiklerini, ne yediklerini, nerede gezdiklerini, hatta yaptıkları alışverişleri bile fotoğraflayarak sosyal mecralarda paylaşır oldular.. "Sahi biz ne zaman bu hale geldik?" diye sorsanız kendi kendinize, bu hızlı dönüşümün nerede başladığını inanın algılayamazsınız.. En azından ben algılayamıyorum.
 Geçen gün adaya gitmiştim tek başıma. Söylemesi ayıp bir restorona oturup balık söyledim kendime, yanında da buz gibi bira.. Sonra tamamen mutlu ve yalnız olduğum o anı, düşünmeden fotoğrafladım ve Facebook'a koydum.. Aslında hiç öyle şeyler yapmazdım. Bir kaç gün geçince dehşete kapıldım! Dedim ki "Ne oluyoruz, sen de böyle yaparsan?.." Hani Çin'e gitsem ve böcek yerken kendimi fotoğraflayıp paylaşsam, bir belgesel değeri olur, değişik bir kültürü paylaşmış olurum en azından. Ama adada yenen sıradan bir balığın fotoğrafını paylaşmanın ne anlamı var ki? Neyi gösteriyorsun, ne için, kime, amacın ne? Dün bu konuyu üstün körü bir arkadaşıma anlattım, adada yemek fotoğrafı paylaşmaktan utanç duyduğumu söyledim. "Ama gayet masumane bir şekilde mutlu bir anını arkadaşlarınla paylaşmışsın, ne var ki bunda?" dedi.. Zaten suçlu değiliz ki, gayet masumuz biliyorum.. Sistem çok kurnaz sadece, bizim suçumuz yok elbette...
 Bu içsel sorgulamaların sonucunda düşünmeye başladım. Sahiden gözetleme kültürü(!)nün bir parçası mı oluyoruz farkında olmadan? 
Bu gözetlemeler, görece masum sayılabilecek insani dedikodu, merak giderme ihtiyaçlarıyla kalsa iyi.. Facebook, bizim bu paylaşımları yapmamızı bir şekilde bilinçaltımızda normalleştirmekle kalmıyor, bizleri farkında olmadan bir yerlere de yönlendiriyor. En savsak, en boş boş bakışlarla arkadaşlarımızın sayfalarında gezinirken hop bir yazı çıkıyor karşımıza.
" Arkadaşın Ahmet, ABC alış veriş mağazasını beğendi, sen de beğen!".
 Biz şartlı refleks deneyindeki köpeğin yaptığı gibi hiç düşünmeden refleks halinde gidip o ABC alış veriş mağazasının sayfasını beğeniyoruz. Facebook para kazanıyor, ABC mağazası para kazanıyor, biz de "arkadaşlarımızdan geri kalmadık, biz de beğendik" tatminiyle bütün bu olan bitenin zavallı bir figüranı olarak daha çok beğenmelere teşvik edilmek için yediğimiz, içtiğimiz her şeyi Facebook'da paylaşmaya devam ediyoruz. Facebook son zamanlarda daha da abarttı olayı. Bir arkadaşımız bir fotoğrafı mı beğendi, ya da bir yorum mu yazdı, hemen gönüllü dedektifimiz Facebook araya giriyor ve bize "bildiriler" başlığında olan biteni sıralıyor: "Arkadaşın Ayşe, bir fotoğrafa "aman da aman, heeyt" diye yorum yazdı, Pelin aynı fotoğrafa "ne güzelsin!" dedi".. İyi de Pelin de kim? Benim öyle bir arkadaşım yok ki? Olsun, arkadaşının beğendiği fotoğrafı beğenen, senin de arkadaşındır!" mantığıyla Facebook beni Pelin'in yorumunu görmeye de teşvik ediyor. Yıllarca mahallemizdeki dedikoducu teyzelere boşuna kızmışız! Hale bakın, teknoloji gelişti ve o teyzelerin kınadığımız durumlarına düştük! Gülsek mi ağlasak mı! 


İşte bütün bunlardan muzdarip olmam sebebiyledir ki, bu yazıyı sizlerle paylaşma ihtiyacı hissettim. Sonraki yazılarımızda sosyal medya alışkanlıklarımızı irdelemeye devam ederiz elbette..

Size özel anların, bütün dayatmalara rağmen size özel kalması dileğiyle,
Sevgiyle kalın..

17 yorum :

  1. Saptamalar her zamanki gibi çok yerinde ve çok "bizden".Ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim katkınız için, beğendinizse ne mutlu bana:)

      Sil
  2. Bütün "an" ı gözler önünde yaşamak sosyalleşmek ise ben sosyal değilim, üzgünüm.Sitelere yazıp @çeşmede ya da tatilde diye evine giren hırsızın suçu yok değil mi.Özentiden başka bir şey değil bence bu, başkaları için yaşamak gibi bir şey.Herkesin yüzünde bir maske saklambaç oynanıyor gibi..
    Yazdıklarına sonuna dek katılıyorum,ama hiçbirşey değişmeyecek sadece ona üzülüyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir cümle ile ifade etmişsiniz ve ben de sizin bu cümlenize katılıyorum. Sosyalleşmek bütün özel hayatı gözler önüne sermekse ben de memnuniyetle sosyal olmadığımı eklemek isterim. Bu gidiş nereye varacak, açıkçası merak içinde gözlemliyorum ve olabildiğince kendimi korumaya çalışıyorum..
      Değerli katkınız için teşekkür ederim:)

      Sil
  3. Meraklı melahatlik ;herkesin içinde bir yere kaçmışmış face gelene kadar! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahi bir de Meraklı Melahat vardı değil mi:) Gülümsettiniz beni, teşekkürler:))

      Sil
  4. Size özel anların, bütün dayatmalara rağmen size özel kalması dileğiyle,
    Sevgiyle kalın..

    Akıcı ve harika tespitler... Bir çırpıda okudum teşekkür ederim.
    Ben de bir şey eklemek istiyorum. Facebook camekan içinde yaşayan canlının tüm çıplaklığı ile takip edilip gözlem sonuçlarının kaydedildiği büyük bir deney düzeneği gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle bu yüreklendirici yorumunuz için ben size teşekkür ederim:)
      Eklediğiniz cümle ile olaya çok güzel bir nokta koymuşsunuz.. Bu deney düzeneğinin amacını (amaçlarını) sanırım hepimiz gayet iyi biliyoruz..

      Sil
  5. Ek olarak: Ben de baktım büyük deney düzeneğinin kobayı olmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Facebook hesabımı aylar önce kapattım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında güzel tarafları da var Facebook'un.. Ama dediğiniz gibi kobay olmamak için çok çaba harcamak gerekiyor:)

      Sil
  6. Reklamlara RTÜK'ün anlamsız işleri bırakıp adam gibi sınırlar çizmesi gerektiği düşüncemi hatırlattınız. Yani reklamlarda kullanılan üslup ve sözleri ayrıca kaleme almanızı öneriyorum. Mesela reklamda bir ürünü övüyor, övüyor, övüyor adam, sonra da "Bu-nu-al-mal-zo-run-da-sı-nız." diyor. Bunu uydurmadım. -Çok çok çok- reklamda sözler ile insanlara emri vaki hisler aşılanıyor. Bu hiç hoşuma giden bir şey değil..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tüketim toplumundayız, rekabet ortamındayız da.. Birileri çıkıp bu rekabet ortamında haksız rekabet etme derdine de düşecektir mutlaka.. RTÜK konusunda haklısınız, saçma sapan şeylere takılacaklarına dizilerde yayınlanan reklam sürelerine takılsınlar mesela.. Diyelim reklam, sonra diziyi kaldığı yerden değil de biraz daha öncesinden başlatıp tekrar reklam koyanlar, RTÜK'ü o kadar güzel kandırıyorlar ki.. Reklamların uslübü derseniz ise dürüstçe söylemek gerekirse hiç birini seyretmiyorum:) Ben de yayınlıyorum sayfamda reklamlar, bu bloğa verdiğim emeğin karşılığında ufak tefek de olsa bir gelir elde etmek için.. Ama içerikleri nedir derseniz, pek çoğunu inanın fark etmiyorum bile:)
      Teşekkürler yorumunuz için:)

      Sil
  7. Yanıtlar
    1. Evet aslında bir zorunluluk diyelim.

      Sil
  8. Bu Facebook, Twitter vb. konularda %100 gizlilik beklemeyin. İsminiz kapalı da olsa ifşa edilirsiniz. Sizinle alakası olan reklamlar bunun işaretidir zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet sosyal medya yönetimi bence de ciddiye alınması gereken bir konu

      Sil
  9. Kesin! : http://www.propublica.org/article/world-of-spycraft-intelligence-agencies-spied-in-online-games

    YanıtlaSil