15 Ağustos 2013 Perşembe

İnsan kendini ne kadar düşünmeli?

Sözcükler ve kullanılış biçimleri çok önemli. Gelin birlikte biraz beyin alıştırması yapalım.
                                             Şimdi size 
kendini-dusunen-kisi
"İnsan sadece kendini düşünmelidir!"
 desem, beyninizin içindeki konuşma baloncuklarından "ne bencil kişi!" eleştirileri geçmeye başlar.. Haksız da sayılmazsınız. Sadece kendini düşünen insan, adı üzerinde sadece kendini düşünür... Çok da enteresan trajikomik bencil tiplemelerle karşılaştığınızda gülmekle kızgınlık arası bir hissiyata kapılırsınız. Örneğin geçenlerde bir arkadaşım anlatıyordu. En bunalımlı zamanında en samimi arkadaşı saydığı kişiyle buluşmuşlar. Maksat biraz dertleşmek. Arkadaşım başlamış anlatmaya sorunlarını, biraz da ağlamaklı.. Çok sevdiği ve güvendiği, dostu bildiği arkadaşına söz sırası gelince cevabı aynen şöyle olmuş: 
"Biz de annemle Kadıköy'den çanta aldık!" Arkadaşım afallamış, neye uğradığını şaşırmış.. Onlarca kez derdini dinlediği, bir çok özel durumu paylaştığı dostu o anda avuçlarının arasından kayıp gitmiş.. Sonra aylarca görüşmemişler..

     Bir de  tam tersi durumlar var. Bir arkadaşım vardı. Abartmıyorum, aylar boyunca derdini dinledim, her hafta sonu geldi küçücük evimde konakladı. Çalışıyordum ve hafta sonlarında O'nunla ilgilenmekten kendime ayıracak zamanım kalmıyordu. Yine de bir gün bile O'nu yalnız bırakmadım. Hep anlattı, ben hep dinledim. Aylar sonra birden ayıldım ve 
"Dostluk böyle tek taraflı olamaz, bir gün bile bana "nasılsın?" demedin! Hep üzüntülerini benimle paylaştın, mutlu anlarını başkalarıyla.. Kara gün dostu olmaktan gerçekten çok sıkıldım, artık senin kemikleşmiş sorunlarınla ilgili yapacağım bir şey kalmadı. Lütfen sorunlarını tek başına çözmeye çalış ve bir kere de seninle mutlu bir anı paylaşalım" dedim.. Demek ben O'nun için dert dinleme kutusuymuşum ki, yıllarca görünmedi ortalarda. Şimdi tam karşımdaki apartmanda oturuyor, hemen hemen her gün görüyorum ve bana selam bile vermiyor.. Aslında iyi ki de vermiyor..
     Sadece insan ilişkilerinde değil, duyarlılıklarda da kendini belli eder bu tipler. Örneğin toplumsal dayanışmayı gerektiren bir durum vardır ülke çapında; "bizim şehre bir şey olmaz!" diyerek kendini geri çeker kendini düşünen kişi. Politikacıların çoğu da bu karakterdedir maalesef. Koltuğu sağlam kalsın da isterse ülke elden gitsin, umrunda olmaz çoğunun. Örnekler çok, sıkmayayım canınızı  daha fazla..  
               

"İnsan kendini de düşünmeli!" desem, bu sefer de yaşamının merkezine sadece başkalarını koyan, arada sırada insan olduğunu, belirli ihtiyaçları olduğunu ayrımsayan, "fedakar" denilen, temelde ise kendini feda eden insanlardan olmak gelir akla.. Anadolu kadını, hele de anneyse tam da böyle bir tiptir. Yıllarca didinir, çalışır, çocuklarını düşünür. Yemez yedirir, giymez giydirir, istediği bir şey olursa da söyleyemez.. Bir gün sessiz sedasız yaşama veda eder. Geride çoğunlukla kadir kıymet bilmez çocuklar, kendisi öldükten hemen sonra evlenecek olan bencil bir eş kalır.. Ne yaşamıştır ki dolu dolu? Anıları filme çekilecek olsa, kaç tane "Sadece kendisi için yaşadığı ve mutlu olduğu sahne olur?" Yok bu önermeyi de reddediyorum..

"İnsan kendisi için bir şeyler yapmalıdır!"
 İşte benim asıl söylemek istediğim bu.. Kendimiz için bir şeyler yaparsak, mutlu oluruz. Mutlu olursak, çevremizi mutlu etmemiz çok daha kolaylaşır. Bir çeşit kaldıraç etkisidir aslında yaşanan. İnsanın kendisi için bir şeyler yapması asla bencillik değildir. Belki de yeni bir perspektif gerektirir.      Örneğin "Hayır" sözcüğünü doğru zamanlarda kullanmayı başarabilirsek, aslında kendimiz için bir şeyler yapmaya başlıyoruz da demektir. Yani birileri sizi zorla bir yerlere götürmek istiyorsa ve canınız istemiyorsa "hayır" demeyi başarabilmelisiniz. Yalnız kalıp kitap okumak istiyorsanız, evinize ziyarete gelmek isteyen arkadaşlarınıza kırmadan "bu sefer olmaz, başka zaman" diyebilmelisiniz. İşte bu kadar basit aslında.. 
     Hep başkalarıyla ilgili durumlarda da değil elbet, mesela kendini iyi hissettirecek bir kitaba ayrılacak vakit, iyi hissettirecek dostlara ayrılacak vakit, hatta kilo sorununu dert etmeden çok sevilen çikolatadan alınacak keyifli bir lokma, sadece kendinizi iyi hissetmek için giyinip süslenmek, bir hobi edinmek, yeni şeyler öğrenmek.. Basit şeyler bunlar, ama farkında olmadan, hep başkalarını düşünmekten genelde erteliyoruz bunları, ya da ihmal ediyoruz..

Nerelerden geldim bu konuya diyeceksiniz. Geçen gün severek ve ilgiyle takip ettiğim Sayın @Güzin Eyüboğlu'nun bloğunda bir yazıya denk geldim, çok da hoşuma gitti anlattıkları ve ben de aynı konuda yazmaya karar verdim... Merak ettiyseniz, buyurun buradan okuyun derim.. 



Kendimize daha çok değer verdiğimiz zamanlar çoğalsın diyerek ayrılıyorum bu günlük..
Sevgiyle kalın..

10 yorum :

  1. Sevgili Evde Yazar;

    Kendimden çok şey bulduğum,herkesin de bir parçasını bulacağından emin olduğum bu yazınıza küçük bir "motivasyon" ilavesi yapmak istiyorum.

    34 yaşındayım,bugüne kadar kendimi mutlu-mutsuz-berbat hissettiğim dile kolay koca bir ömür var.Ancak kendimin,değerimin farkına son bir yılda vardım demek yalan olmaz.Aynen bahsettiğiniz gibi küçük "hayır"larla,emekleyerek çıktım bu yola,bugün sarsak adımlar atabilmekteyim artık.

    Doğduğu günden itibaren özgüveni aşılanmaya başlamış,şanslı yetişmiş ama azınlıkta olan insanları saymazsak,bir çoğumuz ne yazık ki genlerimize "ne kadar verirsen o kadar iyisin" kodlanarak büyütüldük.Geleneksel kültürümüzün en önemli dayanaklarından biridir "fedakarlık",kutsanır,göklere çıkarılır.Ama ne yazık ki bir sonraki nesle doğru aktarım yapılmadığında kendi kişiliğini silip atan,kabaca ifade edeceğim kanaatimce bir "ezikliğe" dönüşür.Sen verir,verirsin;sonra bir gün bakarsın,çevrendeki çoğu insan ihtiyacı olanı almış,gitmiş.

    İnsanın kendi egosu için en doğru olan da budur muhtemelen;ihtiyacın olanı almak,gitmen gerektiğinde gidebilmek.Sen başlarsın dünyayı suçlamaya sonra;"şuna şunu yaptım,bana neden böyle yaptı","ben ona böyle mi yaptım".Oysa suçlanacak tek kişi sensindir;kimsenin senden talep etmediği iyilikleri yapıp sonra bundan karşılık bekleyemezsin ki...

    Bencilce işgal ettiğim(!) yorum yazıma neden "son bir yılda" diye başladım;son dönemlerde hayatıma birbirinden bencil insanlar girdi,uzun yıllardır tanıdığım insanların en bencil yanlarını gördüm kötü tesadüfler eseri.İnsana ait tüm bu hayal kırıklıkları beni önce dünyaya küstürdü.Sonra farkettim ki hata aslında bende,küsecek kimse yok,küsmenin kimseye faydası da yok.Oturup kendimi dinledim,anlamaya çalıştım.Kayıtsız şartsız vermektense,önce insanlara bir değer biçip o değer ölçüsünde vermek en doğrusu.Ve nihayet yola çıktım bu düsturla,"bu yaştan sonra değişebilir miyim" diye çekine korka.Ama oluyor,insan "yolun yarısı"na yaklaştığında,çoğu insan için "orta yaşlı" sayılabilecek bir çağdayken gerçek anlamda ilk defa "büyümeye başlayabiliyor"...

    Dilerim seçtiğiniz çoğu konu başlığı gibi çok "bizden" olan bu konudaki yazınız da,benim naçizane kendi yoluma ait paylaşımım da birilerine kılavuzluk eder,mutluluğa giden yola cılız da olsa bir ışık tutar.

    Sevgiler...

    Anais

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle bu güzel katkı için teşekkür ederim. İnsanın yaşamla yüzleşmesinin yaşı yoktur, bence çok da doğru bir zamanlama olmuş sizin de kendinize gelmeniz. Önünüzde çook uzun yıllar var, umarım çok daha keyifli, çok daha sorunsuz yarınlarınız olacak.
      Sevgiyle kalın :)

      Sil
  2. Kendine değer veren kişi dolaylı olarak etrafındakileri de mutlu eder ve herkes bilir ki kendini sevmeyen başkalarını da sevemez. Annenin, babanın çocuklar için çalışıp didinmesi ve bunu sürekli dile getirmesi çocukları sevindirmez, aksine baskı yaratır ve borçlu hissettirir. Annenin kendini de sevmesi, mutlu olması ise çocukları da mutlu eder.. // Annelerin bu şekilde davranmasının bilinçaltında ise bir gün yalnız kalma korkusu, sevilmeme kaygısı yatıyor. // Elbette konu sadece anneler veya kadınlar da değil.. Herkes için geçerli.. Size de Güzin Hanım'a da çok teşekkür ederim, farkındalık yaratmak açısından önemli bir konuya değindiniz.

    Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli katkınız için teşekkür ederim Serkan Bey. Zaman zaman bu konuyu gündeme getirerek silkinmemiz gerekiyor sanırım.
      "Mutlu bireyler, mutlu aileleri; mutlu aileler de mutlu toplumu oluşturur." temelinde küçük de olsa bir farkındalık yaratabildikse ne mutlu bize:)
      Sevgiler..

      Sil
  3. Bir yakınım hayatı boyunca çevresindeki herkese yardım etmeye çalıştı. Onların üzüntülerini kendi üzüntüsü gibi kabullendi. Kendi yaşantısından fedakârlıkta bulunup başkalarının mutlu olmasına çalıştı. Sonuç: Şu anda majör depresyon yaşıyor, hem de tekrarlayan majör depresyon. İlaçlar, terapi... Belki ileride elektro konvulsif denilen elektroşok yöntemi ile tedavi. Bütün bunlara değdi mi? Yardıma çalıştığı insanlar hayatı şimdi doya doya yaşarken, kahkahalarla gülerken biz kriz anlarında ağlayarak sakinleşmeye çalışıyoruz, ilaçlarla ayakta tutmaya gayret ediyoruz. İleride majör depresyon konusunda bir yazım olacak ve orada yaşadıklarımızdan yola çıkarak pek bilinmeyen taraflarını da sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Zira toplumumuzda anlaşılması güç bir depresyon çeşidi ve eğer gerekli tedavi yapılamazsa sonucunda hastanın intihar etmesi bile muhtemel. Hem sizin hem de sayın Güzin Hanım'ın yazılarını okudum ve inanın yürekten söylüyorum ki çok haklı yazılmış yazılar. Bu bir bencillik değil, bir kişinin kendini savunma şekli. Olaylar karşısında önce ben ayakta kalmalıyım ki çevremdeki ihtiyacı olanlara yardımcı olabileyim. Yoksa onlar için kendimi tüketmenin ne bana ne onlara bir faydası olmayacaktır. Herkese depresyondan uzak, hayat neşesi ile dolu günler dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Uçaklarda bile "tehlike anında önce kendi can yeleğinizi giyiniz, sonrasında çocuğunuzunkini giydiriniz" demezler mi?

      Sil
  4. Harika bir konuya değinmişsiniz. Genelde hepimizin içten içe farkında olduğu ama bir türlü hayata geçiremediği durumlar.(Hobi edinmek, spor, "hayır" kelimesini kullanmak...) Hayıflanırız neden hayır demedim diye. Biraz inanç ve özgüvenle aşılacak eşikler hepsi aslında. Sanırım sorumluluk almak zor geliyor, ya da yüzleşmek, hayatla ve verilen kararın arkasından doğacak insan ilişkileriyle ilgili durumlarla. Yine de sizinde yazıda belirttiğiniz gibi biraz cesaret. Saygıyla... İYİ KAL.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, aslında öz güvenle ve sorumluluk almakla çok kolay aşılacak konular bunlar.. Ama mutlaka aşmak gerek, başka türlü mutlu olmak mümkün değil..
      Teşekkürler değerli katkınız için:)

      Sil
  5. Hayatımdaki bütün saçma ve görüşmekten yan yana olmaktan sıkıldığım insanları çıkarıyorum. Üstümden bir yük kalkmış gibi hissediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En doğrusunu yapıyorsunuz, başka türlüsü gerçekten işkence:)

      Sil