Şeref
Meselesi dizisi televizyonda başlamadan önce gala gecesinde ilk bölümü izleyen
şanslılardan biri de bendim. Hürriyet Bumerang sayesinde bulundum bu unutulmaz
gecede. Galanın detaylarına girmeden önce diziden söz etmek istiyorum
meraklıları fazla yormadan.
Açıkçası
beklentimin çok çok üzerinde başarılı buldum diziyi. İlk bölümü izlediğinizde
bence siz de bana hak vereceksiniz. Bakın neden başarılı olmuş dizi?
![]() |
| Bu dizi bence olmuş |
1- Dizinin senaryosu roman tadında
Zor
beğenen izleyicilerdenim ben. Bir diziyi sevmem için güzel bir hikaye anlatmalı
senarist, beni sarmalı söyledikleri. Edebi bir lezzeti olmalı diyalogların. Bir
cümlelik fikirden yola çıkıp o cümlenin etrafını entrikalarla, saçma
diyaloglarla, gerilim yaratma amacı sırıtan gereksiz çatışma sahneleriyle, “yok
artık!” dedirtecek absürt tesadüflerle dolduran senaristlere diş biliyorum.
Hatta çoğu uyarlamaları için “edebiyat katilleri, bırakın romanları
katletmeyi!” falan dediğim de oluyor.
Şeref Meselesi'nin uyarlama senaristi Seray
Şahiner ise ilk bölüm için gerçekten de takdirimi kazandı.
Bir
kere çok güzel bir hikayesi var dizinin. Roman tadında, daha doğrusu gerçek
hayattan bir kesit gibi. Ne çok hızlı anlatılmış, ne gereksiz yere uzatılmış.
Hikayede yaşananlar içimizden birinin başından geçse yadırgamayacağımız
cinsten. Uyarlama senaryoymuş, romandan mı yoksa yabancı bir diziden mi onu
bilemiyorum ama sonuçta yine de tebrik etmek lazım; öyle güzel uyarlamışlar ki
hikayede sırıtan hiçbir taraf bulmadım ben.
![]() |
| Şeref Meselesi kadınları şahane:) |
2-Kahramanlarla kolay tanışıyoruz.
Dizilerin
de romanlarda olduğu gibi ilk bölümleri önemlidir benim için. Hikaye içine
çekmezse eğer kitabı yarım bırakırım, ya da dizinin devamını izlemem. Şeref
Meselesi'nde çok dozunda tatlı tatlı başlıyor olaylar. Konunun içine yavaş
yavaş dahil olurken eş zamanlı olarak karakterleri de tanımaya başlıyoruz.
Bazı
dizilerin ilk bölümlerinde her yerden bir karakter çıkar, kim kimdir bir türlü
kafamızda oturtamayız. Bazı dizilerde de sanki ders anlatır gibi sırayla
kahramanlara odaklanarak insanı hikayenin bütününden koparırlar bilirsiniz.
Hatta ilk bölümündeki senaryo başarısızlığı yüzünden yayından kalkan bir çok
dizinin adını sayabilirim size. Şeref Meselesi'nde ise böyle sorunlar yok.
Karakterler olabildiğince karmaşadan uzak ve yalın anlatılmış. Yani ilk bölüm
bittiğinde bütün karakterlerin isimlerini ezberlemiş oluyorsunuz, kişilik
özellikleri kafanızda oturuyor ve bu doğal anlatım, tanıdık bir yazarın yeni
romanını okuyormuş hissi veriyor.
3-Bu dizideki kahramanlarımı hemen seçtim.
Size
de olur mu bilmem, bir diziyi ilk kez izlerken empati kuracağım kahraman yoksa
hemen o diziyi yarıda bırakırım.
Sevdiğim kahramanların gözlüğünü ise kolayca takıveririm, hemhâl olurum
kendileriyle. Kahramanlarımın başına kötü bir şey gelirse de senaristlere diş
bilerim ne yalan söyleyeyim.
Şeref
Meselesi'ndeki kahramanlarım da belli.
Zeki, başarılı, sağ duyulu, mantıklı, vicdan sahibi, idealist, dürüst ve aynı
zamanda duygusal yönü ağır basan, hoşlandığı kıza “Hangi tür kitapları
okumayı seversin?” gibi şahane bir soruyu soracak kadar da saf bir
aydınlığı olan Emir baş kahramanım olacak belli ki. Emir'i sevdiren bir diğer
sahneyi daha anlatayım.
Avukatlık
stajı yaptığı büronun sahibine bütün idealistliği ve vicdanıyla soruyor:
“Neden
sadece icra davalarına bakıyoruz ki? Oysa bize okulda hukukun çok değişik
yönlerini de anlattılar. Burada birkaç ay çalışan kişi hukukun alacak-verecek
işleri olduğunu sanır!”
Bir
de Şükran Ovalı'nın oynadığı Derya karakterini çok sevdim. Dürüst ve kendi içinde
çok tutarlı, hayat mücadelesini en ağırından verse de, hakkını savunmak için
çoğunlukla kavga etmek zorunda kalsa da, gülümsemeyi ve eğlenmeyi de
becerebiliyor Derya. Yaşadığı koşullar arabesk aslında dışarıdan bakıldığında.
Üvey baba, huzursuz ev, pısırık anne, az para... Başka yönetmenin elinde olsa
ağlak sahneler çıkar Derya'nın hayatından. Ama bölümün sonunda benim aklımda
kalan Derya bırakın arabeski, neşe dolu hayat dolu bir kız. Belki de Şükran
Ovalı'nın dizide çok başarılı bulduğum oyunculuğunun da etkisi olmuştur böyle
düşünmemde bilemiyorum. Sevgili senarist Seray Şahiner'e seslenmek istiyorum
daha yolun başındayken.
-Seray Hanım, lütfen Emir ve
Derya'ya torpil yapın, başlarına kötü şeyler gelmesin, onlar benim bu dizideki
sevdiğim kahramanlar!
4-Sinema Tadında
Dizilerden
biz izleyicileri soğutan şeylerin başında uzun bakışmalar, tirat atar gibi
yapılan konuşmalar, zaman doldurmak için eklendiği belli olan gereksiz
hatırlama sahneleri gelir bilirsiniz. Şeref Meselesi'nde öyle sahneler yoktu, en
azından ilk bölümünde yoktu ve umarım devamı da böyle olur. Yönetmen Altan
Dönmez'i bu anlamda tebrik ediyorum gerçekten de. Sinema filmi izliyor hissine
kapıldım inanın, gerçi böyle hissetmemde bölümü sinema salonunda izlememin de
etkisi vardır mutlaka. Bence siz de ilk bölümü izlerken ışıkları kapatın, varsa
ses sistemenizi açın, sinema ortamı yaratın evinizde; bakalım siz de benim gibi
düşünecek misiniz?
5-Dizinin müziği şahane
6-Kıyafetler ve ortam samimi
Sizi
bilmem ama ben şahsen evin içinde topuklu ayakkabı ile dolaşan, parıltılı
kıyafetler giyip havuzlu villalarda yaşayan insanların marjinal ve de entrika
dolu abuk hayatlarının anlatıldığı dizilerden hiç haz etmiyorum. Hangi dizide
karakterler evin içinde terlik giyiyorsa o diziyi daha fazla seviyorum, çünkü
samimi buluyorum. Hele ki dizinin konusu sıcak bir mahallede geçiyorsa değmeyin
keyfime... Şeref Meselesi bu anlamda da
beni cezbetti. Balat'ın özgün mimarisinde sıcak bir mahalle ortamında geçiyor
dizi, kıyafetlerde ve makyajlarda aşırılık yok. Doğal ve samimi halleriyle benden
geçer not aldılar, ama ne yalan söyleyeyim evde terlik mi giyiyorlardı aklımda
kalmamış, pazar günü ikinci kez izlerken gözüm oyuncuların ayaklarında olacak.
Anlatacaklarım
şimdilik bu kadar, kaçırmayın bu diziyi diyorum. İlk bölümü izledikten sonra
yorumlarınızı da bırakmayı ihmal etmeyin. Üzerinde konuşur eğleniriz birlikte.
Biraz
da gala gecesi hakkında gözlemlerimi anlatayım size.
Şeref Meselesi Gala Gecesi
Hayatımda
ilk kez katıldım böyle bir gala gecesine. Canlı yayınlarda denk geldiyseniz
görmüşsünüzdür siz de, ortam çok kalabalıktı. Daha dizi başlamadan nasıl
biraraya geldiklerini bir türlü anlayamadığım genç fan'lar grubu mu dersiniz,
Kanal D'nin yarışması sayesinde galaya katılma hakkı kazanan heyecanlı tipler
mi dersiniz, Ulan İstanbul'un çok sevdiğim sıcak kadrosu mu dersiniz, hangi
birini anlatayım. Ortalık kamera ve fotoğraf çekenle dolmuştu. Biz de karıştık
aralarına şanslı on blogger olarak. Kurulan sahnede dizi oyuncuları yerlerini
aldılar, flaşlar patlamaya başladı, kameralar canlı yayınlara geçtiler.
Zor
zenaat oyuncu olmak, gözler üzerindeyken insanın saatlerce poz verip sürekli
gülümsemesi kolay iş değil bence.
![]() |
| Kerem Bürsin fanları |
Genç kızlar dizideki Yiğit karakterini
canlandıran Kerem Bürsin'i adeta ablukaya aldılar. Ben kendisini daha önce hiç
izlememiştim, internetten baktım hayat hikayesine. Hollywood-Türk yapımlarında
çift dilli oyunculuk yapıyormuş. Güneşi Beklerken adlı dizide oynamış, Çağan
Irmak'ın “Unutursam Fısılda” filminde de Erhan olmuş. Amerika'da filmler
yapmış. Tamam yakışıklı da, ama Emre
rolündeki Şükrü Özyıldız'ın da hakkını yememek lazım bence. Çok başarılı bir
oyuncu ve görüntüsüyle gayet de ekrana yakışıyor. Tarık Akan'ın gençliğini
anımsatıyor hatta biraz. Oyun
Atölyesi'nde devam eden “Kim Korkar Hain Kurttan” adlı oyunda da oynuyormuş
Şükrü Özyıldız, ki bilet bulabilirsem gitmeyi düşünüyorum o oyuna.
Kadın oyuncular, ekranda göründüklerinden çok
daha güzelmişler bunu da not olarak belirteyim.
![]() |
| Şeref Meselesi ve Ulan İstanbul ekibi |
Renkli bir dünyaya gözlemci olarak katılmak
keyifliydi açıkçası. Yeri gelmişken böyle güzel br gece geçirmemi sağlayan
Bumerang'ın güleryüzlü sıcak ekibi sevgili Hilal Meriç'e ve Ahmet Erten'e çok
teşekkür ediyorum.
Keyifli
seyirler efendim, yorumlarınızı merakla bekliyorum.







