içerik yazarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içerik yazarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2026 Pazar

Hey Gidi Hey! Güle Güle SEO, hoş geldin GEO!

Açıkçası bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin hızına erişmek çok zor. 2012 yılında tekstile ara verdiğim dönemde başladım internet için yazı yazmaya. Çok değil dün gibi diyecektim de aradan on dört sene geçmiş! 2016-2023 arasında yine tekstile döndüm, sonra yine yazı çizi işlerine devam…

Havalıydı evde bir şeyler yapıp para kazanmak o zamanlar. Pandemi oldu sonra, çoğu kişi evden çalışmaya başladı da sıradanlaştı. Vay be, bütün bunlar nasıl da hızlı gelişti!

Bize ilk zamanlar “makale” adı altında ürün tanıtımı, blog yazısı falan yazdırıyorlardı reklam ajansları. Her tarafı anahtar kelimelerle dolu, normal okuyucular için oldukça sıkıcı yazılardı. Mesela konu sabun olsun diyelim.


“Sabun, temizlik için kullanılan bir maddedir. Sabun nasıl kullanılır diye merak edenler, sabunu avuçlarına alıp su ile köpürtebilir. Sabunların kokuları da değişmektedir. Sabun  kullanmak için sabun kuru halde saklamak gerekir…”

Ben öylesine yazdım bu örneği ama yazılar üç aşağı beş yukarı böyleydi. Okuyucular kimsenin umurunda değildi; amaç koyulaştırdığım “anahtar kelimeler” yardımıyla Google’ın dikkatini çekmekti. Bunun için de bugüne kıyasla nerdeyse  “dutluk” gibi olan internette “SEO uyumlu makaleler” yazdık, aslında hâlâ da yazmaya devam ediyoruz.  

Bilmeyenler için söyleyeyim:

SEO = Search Engine Optimization  yani  Türkçesiyle Arama Motoru Optimizasyonu

Web siteleri daha çok okunsun, daha çok müşteri çeksin diye bilgisayarcılar, SEO’cular yani, bir çok teknik düzenleme yapıyordu web sitelerinde, hâlâ da yapmaya devam ediyorlar. Bizler, o günün “Makale yazarı” denilen tipleri olarak, bu SEO’cuların istekleri doğrultusunda yazılar yazardık, web sitelerinin Google’da görünür olmaları için çalışırdık. Aklınıza gelebilecek pek çok konuda yüzlerce yazı yazdım o zamanlar. Birçoğu çöp olan yazılar…

Sanki üzerinden asır geçmiş gibi geliyor şimdi, konu hakkında pek çok şey söyleyebilirim. Elbette amatör olarak, sadece hissettiklerimi. Konunun teknik kısımları ile hiç ilgilenmedim zira…

İnterneti Çöpe Çevirdik SEO  yazılarıyla

Bugünden bakınca, yaptığımız şey interneti çöpe çevirmekten başka bir şey değildi. Paralı askerler gibiydik anlayacağınız. Eli kalem tutan, bir şekilde işsiz kalmış, iyi kötü okuduğunu anlayacak kadar dil bilen binlerce insan… O zamanlar tabii ki Google translate çok iyi de değil. Yabancı sitelerden bulduğumuz yazıları iyi kötü “uyarlama” çeviriler yapıp yeniden yazarak kandırmaya çalışıyorduk Google Hazretlerini.

O da bir yere kadar “yiyordu” bizim yaptıklarımızı! Bu şekilde belki de hiç hak etmediği halde pek çok web sitesi Google aramalarında ilk sayfalarda çıkıyor, onların görünürlükleri arttıkça müşterileri artıyor, para kazanıyorlardı. Bizler de adına yazı bile denilmeyecek, ama o günlerde “makale” denilen çöpleri yazan paralı askerlerdik. Yani şimdi düşünüyorum da, internet bir denizse, bizler de o denizin kenarında oturup içine çöp atmak için minimum para verilerek kiralanan insanlardık…

Google Uyandı Sonra

Bu işler sektör haline gelmeye başladı sonra. Hani nasıl ki bir zamanlar tarlasını satıp gelip kot atölyesi açıp tekstil patronluğuna evrilen tipler vardı. O hesap; önüne gelen ajans kurup üç kuruş paraya yazdırdığı çöp yazıları büyük firmalara pazarlamaya başladı. Bir taraftan emek sömürüsü beyaz yakalıyı sarmalarken bir taraftan da internet çöp yazılarla dolmaya devam ediyordu. Elbette Google buna kayıtsız kalmadı. Yazıların içi anahtar kelime çöplüğü olan web sitelerini öyle cezalandırdı ki, değil ilk sayfada çıkmak, neredeyse Google’da görünmez oldular! Google’da görünmemek de çoğunu ticaret dünyasından silmeye yetti, ya da küçüldüler…

Makaleden İçeriğe Evriliş Süreci

Sonra bu bizim makale işleri yavaş yavaş “içerik” adını almaya başladı. Öyle bir noktaya gelindi ki, bu yazılara “makale” diyenler ile “içerik” diyenler sanki farklı sınıflara ait gibi olmaya başladılar. Nasıl desem, içerik diyenler kolej mezunu, makale demeye devam edenler ise ilk okul mezunu muamelesi görmeye başladı. Hiç işten anlamayıp yazan kişilerin emeğini sömüren küçük “girişimciler” yavaş yavaş piyasadan silindi ve yerlerini büyük büyük “İçerik Ajansları” almaya başladı.

Bizler artık içerik üretiyorduk! Evet, elbette ben de içerikçilerin içinde yerimi almıştım. Yazılarımız artık SEO odaklı anahtar kelimelerle dolu değil, okuyucu odaklıydı. “Content is  king”’di artık, yani iyi içerik her şey demekti.

Okuyucu odaklı, anahtar kelimelerden arınmış, asla kopya olmayan yazılar (içerikler) yazmaya başladık. İşin özüne bakarsanız okuyucu, ya da kullanıcı, yine kimsenin umurunda değildi. Google “okur odaklı” yazıları sevdiği için öyle yazıyorduk. Yani king dediğimiz şey içerik değil, hâlâ Google’dı.

(Bu, yazıların içeriğe evrilme sürecinde ortaya çıkan Instagram ve orada paylaşılan videolar da artık "içerik" diye anılıyor biliyorsunuz, bu konudaki hislerimi de uzun uzun anlatırım sonra)

 Hoş geldin Yapay Zeka

Sonra ne zaman olduğunu anımsamıyorum LLM’ler çıktı piyasaya. Large Language Model, yani Türkçesiyle Büyük Dil Modelleri… 

‘2017’ye kadar LLM’ler okuduğunu anlıyor ama yazamıyordu. Bak 2017 diyorum, şunun şurasında 10 senelik bir mazisi bile yok! 2017’de Google’da yayınlanan bir makale ile atılmış bugünkü LLM’lerin temeli! Hıza bakar mısınız...

Bütün bunlar olup biterken bir çok model denendi ve ilk kez 2020’de GPT-3 modeli metin yazmaya başladı. 2022’de de herkesin kullandığı ChatGPT halini aldı. Sonra bir sürü yeni adla çıkanlar var, Google’ın Gemini’si , Microsoft’un Copilot’u gibi.

Milyarlarca kelimeye dayalı büyük veri setleriyle eğitilen yapay zeka modelleri bunlar. İnsan dilini anlıyor, metin analizi yapıyor, çeviri yapıyor, benim gibilerin üç dört saatte yazacağı 1000 kelimelik içeriği saniyeler içinde yazıyor ve “beğenmediğin yerleri söyle, hemen değiştireyim” diyor.

GPT, metni yalnızca analiz eden değil, bağlamı anlayarak yeni metinler üretebilen  büyük dil modeli olan ChatGPT’ye sordum GPT nedir diye, kendisini böyle tanımlıyor:

GPT" kısaltması “Generative Pre-trained Transformer” anlamına gelir. Bunu parçalara ayırırsak:

  • Generative (Üretici): Yeni içerik üretebilir. Örneğin metin, kod, şiir, özet gibi.
  • Pre-trained (Önceden eğitilmiş): Çok büyük miktarda veri üzerinde önceden eğitilmiştir. Bu sayede dilin yapısını, kelimeler arasındaki ilişkileri ve farklı konuları öğrenmiştir.
  • Transformer: 2017’de tanıtılan bir yapay zekâ mimarisi. Dilin bağlamını anlamada çok güçlüdür; bir cümlenin başındaki kelimeyle sonundaki kelime arasındaki ilişkiyi yakalayabilir.

Kısacası GPT, insan dilini anlamak ve üretmek için tasarlanmış bir yapay zekâ model ailesidir. Bugün kullandığımız birçok sohbet botu, yazı asistanı ve içerik üretim aracı bu mimariyi temel alır.

Çok Uzun Oldu Farkındayım Ama, Bunları Kendime Not Diye Yazıyorum

Muhtemelen buraya kadar pek okuyan olmamıştır bu yazıyı, öyle ya artık yapay zekanın beğendiği gibi “kısa kısa” olması lazım yazıların. Ben biraz da kendi dönüşümümü kendime not gibi yazıyorum aslında burada.

Çok Kullanışlı Bir Amele Olan Ben, Kendimi Yapay Zekayı Eğitirken Buldum!

Evet, tam da böyleyim. Nasıl ki bundan on dört sene önce Google’ın çöp içeriklerle dolmasına hizmet eden SEO yazarlığı işlerine başladıysam, 2023’den bu yana da yapay zekayı eğitecek türlü türlü projelerde işler yapıyorum yine evden, yine oturduğum yerden ve evet yine çok para kazanmayarak… Amele style…

2023’de ikinci tekstil maceram da hüzünle sonuçlanınca içerik işlerine döneyim dedim. Bir de baktım ki etrafta yapay zekâ eğitme işleri var. Elin Amerikalısı, ne bileyim İngilizi Linkedln’de ilanlar açmış, Türkçe bilen insanları yapay zekayı eğitme projelerine çağırıyor.  Ülkemizde çıt yok tabii ki! Benim şu “Çağa uyum sağlamalıyım, biraz da para kazansam fena mı olur” diyen şahane, ama amele eğilimli beynim bu projelere bir daldı pîr daldı…  Yapay zeka öğrensin diye 3-4 ay yüzlerce SMS diyaloğu yazdım mesela bir proje için. Sonra yine yapay zeka konuşmayı öğrensin diye yüzlerce kelimeyi on beşer kere okumuşluğum da var. Üstelik biliyordum eğitildikçe işimi elimden alacaktı bu yapay zeka, artık içerikleri ben değil o yazacaktı! Ama ne yaparsın işte, ekmek parası… Hâlâ da o projeleri kovalıyorum bir yandan, yalan yok...

En son geldiğim noktada ne yaptığımı söyleyeyim…

Ben Artık Yapay Zekanın Yazdıklarını Denetleyen Editörüm!

Geldiğimiz noktada yapay zeka evden SEO uyumlu içerik üreten, kategori yazısı, ne bileyim blog yazanların işlerini tatlı tatlı ellerinden almaya başladı. Çünkü neden olmasın! Bir kere hızlı yazıyor, elli kere beğenmesen bir yazıyı elli bir kere düzenliyor ve hiç gıkı da çıkmıyor bu eleştirilerden. Sonra sigorta istemiyor, ekmek istemiyor, su istemiyor. İnsan yazarlar gibi kaprisleri de yok! Üstelik hiç dinlenmeden çalışabiliyor, hal böyle olunca ne oluyor? Google’da üstlerde çıkmak isteyen firmalar, içerik “ihtiyaç”larını yapay zekanın metinleriyle gidermeyi tercih ediyor tabii ki! Hoşgeldin yeni dünyanın postmodern style köle zihniyeti!

Ama bir sorun var... Şimdilik yapay zekaya pek güvenmemek gerekiyor; uydurabiliyor, periyodik hata yapabiliyor. Yani yapay zekanın yazdığı metinleri kontrol edecek benim  gibi “insan” editörlere hâlâ ihtiyaç var şimdilik. Şimdilik diyorum, ileride bu işi de elimizden alacaklarını öngörmek için kahin olmaya gerek yok netekim.

Hoşgeldin GEO uyumlu içerikler

Bu kadar uzun bir girişten sonra asıl konumuza gelelim. Bizler, yani webde içerik yazan kişiler artık yazdıklarımızı Google bulsun diye değil, Yapay Zeka referans versin diye optimize etmeye başladık. Dolayısıyla günümüzde Google için SEO uyumlu yazılar demode, artık moda olan GEO uyumlu yazılar.

Bunu başka bir yazıda uzun uzun anlatırım da kısaca söyleyeyim, yapay zeka uzun  paragrafları sevmiyor. Bilgi öbekleri şeklinde iki üç satırlık bölmecikler olacak yeni yazılarda.  Başlıklar olacak, “bu nedir?, nasıl yapılır?” gibi ve lafı dolandırmadan cevap verilecek o sorulara. Eskiden “Bununla birlikte, bu bağlamda, dolayısyla…” gibi kelimeleri kullanıp cümle süslemek entellikti ya, yapay zeka bunlardan nefret ediyor. Kısa olacaksın kardeşim diyor… Anlatacağım bunları bir sonraki yazımda.

Son Söz; kendimizi kandırmayalım!

Demem o ki, şimdilerde biz kendimizi yapay zekayı eğitiyor sanıyoruz ya, bu büyük bir yanılgı! Aslında o bizi eğitiyor ve yavaş yavaş kendine benzetiyor.

O yüzden buraya kadar okuduysanız hem bu uzun yazıyı yazanın, hem de bu uzun yazıyı okuyan kendinizin kıymetini çok iyi bilin. Şaka yapmıyorum; çok geçmez bizlere  gerçekten dinozor muamelesi yapar bu gelişmeler…

 

Sevgiyle efenim, insan kalarak hem de…

Devamını Oku

7 Ocak 2016 Perşembe

İçerik yazarak para kazanmak!

2013 ocak ayında başladığım, o zamanlar adı “makale yazarak para kazanmak” olan, şimdilerde ise “içerik üretmek/ içerik yazmak” olarak adlandırılan işler konusunda maceralarımı şu başlıktaki yazılarda toplamıştım. Bu yazıları okuyanlardan, ya da sadece başlığı görenlerden gelen e-postalar beni o kadar çok yormaya başladı ki, bir güncelleme yapıp tüm sorulara toplu yanıt verme ihtiyacı duydum. İçerik üreterek para kazanmak isteyenlerden gelen e-postalarda genel olarak aynı sorular var. Ana başlıklar halinde olayı bir toparlayıp olabildiğince deneyimlerimi ve gözlemlerimi tekrar aktarmaya çalışacağım. Ama şunu bilmenizi isterim ki ben bu konuda otorite değil, aynı sizler gibi kelime işçisiyim. Ya da “sözcük emekçisi” diyelim..

içerik yazarak para kazanmak kolay bir iş değildir!

1- İçerik yazarak kimler para kazanabilir?
Bu sorunun yanıtı bana göre kısaca şöyle verilebilir: “Herkes yazarak kazanamaz!”
Çünkü dışarıdan göründüğü kadar kolay bir iş değil bu. 3 sene önce bu işlere yeni başladığımda iyi yazan da iyi yazmayan da bir şekilde para kazanabiliyordu. Çünkü piyasada bir boşluk vardı. O kadar çok kalitesiz iş üretildi ki bu süreç içinde, o kadar çok çöp yazı “makale” adı altında pazarlanmaya çalışıldı ki, Google buna önlem aldı. Artık sanal ortam yazılarında ziyaretçinin geçirdiği süreye çok önem veriyor Google örümcekleri. Ben bu konuda uzman değilim, SEO'cular bu başlığı çok daha iyi açıklayacaklardır. Yani demem o ki, okunabilir içerik üretenler kazanıyor, çöp içerik üretenler piyasadaki fiyatları aşağıya çekmeye çalışsalar da bir şekilde eleniyorlar. Çünkü bizim ülkemiz maalesef nitelikli, üniversite mezunu, okuyan, yazan, Türkçesi iyi olan işsizler cenneti! Hal böyle olunca, kötülerin elenmesi de çok doğal ve beklenen bir sonuç.
Özetle diyebilirim ki, lisedeyken yazmayı ve okumayı sevmediyseniz, ders kitabı haricinde okuduğunuz kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmiyorsa, çantanızda kitapla yola çıkmıyorsanız, bence bu işi unutun! Böyle yaparak zaman kazanır ve hem kendinize
hem de piyasaya iyilik yapmış olursunuz. Nasıl ki herkes overlokçu olamazsa, herkes yazarak kazanamaz. Çünkü basit gibi görünen işler de yetenek gerektirir.

2- Ne tür içeriklerden para kazanılır?
Konumuz SEO uyumlu internet içerikleri. Yani e-ticaret, haber portalı, blog gibi ortamlarda yayınlanan içerikler. Kimi zaman sizden istenen şey bir ürün tanıtımı olabilir, ya da bir kategori tanıtırsınız. Örneğin tekstil ürünleri satan bir e-ticaret sitesinde “x marka tişört” ürününü 300 kelime ile tanıtmanız istenir. Ya da “montlar” kategori başlığına “mont” sözcüğünü anlatan en az 500 kelimelik bir içerik üretmeniz istenir. Son zamanlarda adından çokça söz edilen eğlenceli içerik sitelerinden birine “dizilerde bıktırıcı 5 klişe” başlığı altında 200 kelimelik bir yazı yazmanız ve bu yazıya uygun görseller bulmanız da istenebilir. Bir videoya alt yazı yazabileceğiniz gibi yemek tarifi de istenebilir sizden. Ya da bir e-ticaret sitesinin bloguna içerik üretebilirsiniz. Mesela puzzle satan bir sitenin bloguna, resimleri puzzle olarak üretilmiş ressamlar hakkında yazılar yazarsınız. Bazen çok daha zor içeriklerle karşılaşırsınız, çünkü müşteriniz tabiri caizse biraz gıcıktır... Bu kadar açıklama sonrasında ilk cümleye dönüyorum:

İnternette para kazanılan yazılar SEO uyumlu olmak zorundadır!

Google'a “SEO uyumlu içerik ne demek?” diye sorduğunuzda zaten birçok açıklama göreceksiniz. Bu konuyu araştırmayı size bırakıyorum...


3- Yazarak kazanmaya nereden başlamalı?
SEO uyumlu yazı nasıl yazılır?” konusunu öğrendikten sonra kariyer sitelerinde (daha önceki yazılarımda belirtmiştim, kariyer.net, secretcv...vs) kendinize bir özgeçmiş oluşturarak “içerik yazarı, metin yazarı” gibi aramalarla iş ilanlarına başvurmalısınız. Projesi olanları freelance çalışanlarla buluşturan sanal mecralarda da şansınızı denemenizi öneririm.

Bana gelen e-postaların arasında şöyle yazanlar çok var:

Dediğiniz internet sitelerindeki ilanlara baktım, iş bulamadım. Siz çalıştığınız işleri benimle paylaşır mısınız?”

Bu söylemi gerçekten anlamam mümkün değil. Sanki uzayda yaşıyor gibi, bir günde iş bulacağını zannedecek kadar ülkemiz gerçeklerine yabancı olan biri için ne yapabilirim?

Bulana kadar her gün bakmalısınız ilanlara” yanıtını vermeye cidden utanıyorum. Ve o kadar çok zamanımı alıyor ki bu e-postalar!

Bu olayın diğer bir boyutu ise biraz hazıra konmak oluyor, yani farkında olmadan yapılan emek hırsızlığı... Şunu anlıyorum ben:

Evdeyazar 3 senedir uğraşıyorsun, öğrenmişsin birşeyler, paylaş. Hatta çalıştığın yeri söyle, senin yerine ben çalışayım!”

Gerçekten bu konuda çok rahatsızım, e-posta kutuma bakmak bile istemiyorum bazen..
Ben iş aramak için saatlerimi günlerimi harcadıysam siz neden harcamayasınız ki? Çalıştığınız ofise girsin diye tanımadığınız insanlara referans oluyor musunuz? Peki bunu sizin için yapmamı neden benden istiyorsunuz? Açıkçası bazı e-postalar o kadar içtenlikle ve duygusal yazılmış oluyor ki, yardımcı olamadığım için üzülmeme sebep oluyor. 
Ama ben üzülmeyi hak etmiyorum!
Olabildiğince deneyimlerimi sizinle paylaşıyorum, sizse daha çok yardım etmem için beni zorluyorsunuz. “Bana iş bul!” diye, tanımadığınız bir insandan baskı görseniz ne düşünürsünüz? Biraz empati rica ediyorum. Evet işsiz olmak kolay değil, bu durumu çok iyi biliyorum. Ama kimseye bu şekilde baskı yapmayı hiçbir zaman düşünmedim. Hatta bazı postalar var ki aynen şöyle yazıyor:

Telefon numaram bu, sizden bilgi bekliyorum!”
Nasıl yani, böyle bir zorunluğum mu var benim? Neden yapayım ki? Kim yapar ya da böyle bir şeyi...

Dediğim gibi empati, biraz empati. Sevgili arkadaşlarım ben iş bulma kurumu değilim, blog yazıyorum o kadar!

Uzattım bu konuyu farkındayım, ama inanın çok sıkıldım...


4- Nerede yazacağımıza nasıl güveneceğiz?
Son zamanlarda bu işi gerçekten layıkıyla yapan siteler çıktı ortaya. Ben de içlerinden biriyle yoğun bir şekilde çalışıyorum bu aralar. Son derece profesyonel yazar panelleri var, fiyatları gayet makul, her önüne gelene iş vermiyorlar. Referans yazı istiyorlar, editör onayı veriyorlar. Yani siz paneli açıp istediğiniz konuda, fiyatını gördüğünüz yazıyı seçerek çalışmaya başlıyorsunuz. Yaklaşımlarından zaten kalitelerini anlayabiliyorsunuz. Ama bazıları var ki, nasıl etsem de yazan kişiyi sömürsem mantığındalar...
Geçenlerde bir tanesine deneme amaçlı üye oldum. Projelere verdiğiniz tekliften para alıyor, yani projeyi kazanmasanız da komisyonunu sağlama alıyor, yazdığınız yazının %25-40 arasında bir oranını komisyon olarak alıyor, üstelik varsa eğer blogunuz, orada kendi reklamlarını yayınlatma zorunluluğu da koymuş! Bir bitki adı taşıyan bu siteye dedim ki,

Sömürünün böylesini ilk kez görüyorum, haksız yere para kazanmanın üst boyutundasınız!”

Hiçbir cevap veremeyip üyeliğimi iptal ettiler. İnsan gerçekten bu kadar kurnaz olabilir mi? Şaşkınlık içindeyim...

Bazıları da utanmadan 100 kelimeye 50 kuruş teklif ediyor 2016 yılında! 3 sene önce bile öyle fiyatlar yoktu! Geçen bir tanesini eleştirdiğimde "ben işsiz insanlara istihdam sağlıyorum, bütçe bu ne yapabilirim" gibi kendince günah çıkaran bir yanıt verdi. Yani demem o ki sektör geliştikçe iyiler iyice profesyonel ve güven veren bir aşamaya gelmişler, piyasadaki köylü kurnazlarının ise sayısı belli değil!

Ne yazık ki ülkemizdeki işsizliğin bir sonucu bu durum; gerçekten utanç verici...

İyiyi bulmak için araştıracaksınız, iş deneyimlerinize güveneceksiniz. Her iş gibi yani... Yapacak bir şey yok. Ben tavsiye etmiyorum hiçbir yeri, çünkü bunu etik bulmuyorum. Kimseye de sormadım bugüne kadar nerede çalışmam gerektiğini... Karşınıza çıkan iş fırsatlarını hemen kabul etmeden önce iyi analiz etmenizi öneriyorum.

5- Ne kadar kazanılır?
Bu işi düzgün bir platformda gerekli mesaiyi harcayarak yaparsanız, bir maaş kazanabilirsiniz. Maaşın kaç lira olacağını siz belirlersiniz. “Sen ne kadar kazanıyorsun?” sorularını yanıtlamıyorum. Hayatım boyunca kimseye kazancını sormadım, bence ne kadar iyi niyetli sorulsa da böyle şeylerin konuşulması çok gereksiz, hele ki sanal ortamda! İş hakkında en ufak fikri olmayıp direkt parasını soranları ise gerçekten anlamıyorum.

6- Ne kadar zaman harcamak lazım?
Benim freelance çalışma disiplinim var, sabah 7:00 gibi oturuyorum, 16:00'ya kadar çalışıyorum. Haftasonlarını kendime ayırıyorum. Belki başkaları gece çalışıyordur. Freelance çalışmanın en büyük avantajı da bu zaten. Esnek ve özgür...

7- Blog yazarak para kazanılır mı?
Ben bu blogu yaklaşık 3 sene önce açtığımda para kazanmak birincil amacım değildi. Emek verdikçe blog para kazandırmaya da başladı. Nasıl mı, Bumerang teklifleri, reklam teklifleri, tanıtım yazısı teklifleri, ya da blogum aracılığıyla gelen proje teklifleri... Adsense hesabımda işler karışık. Orayı saymıyorum zaten. Bloglarında ürün tanıtımı yapanlar, blogu ticari bir mecra olarak görenler mutlaka daha çok kazanıyordur. Ama benim için blog öncelikle duygusal bir alan. Dolayısıyla öncelikli hedefim okunmak, para kendiliğinden geliyor...

Umarım içerik yazarlığını merak edenler için aydınlatıcı olmuşumdur. Bol şans diliyorum..

not: Yazarak Kazanmak konu başlığındaki bütün yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.



Devamını Oku

2 Eylül 2013 Pazartesi

Makale yazarak para kazanma konusundaki sorularınız..

yazarak-kazanmak

Makale yazarak para kazanma konusunda bir çok kişiden abartmıyorum her gün mailler alıyorum. Bir çok mailde de, iş bulma konusunda kendilerine yardım etmemi istiyorlar. Keşke elimden gelen bir şey olsa.. Ben sadece nelere dikkat edilmesi gerektiğini, bu işe ilk başladığım zamanlarda nasıl yöntemlerle iş aradığımı aktarabiliyorum kendilerine. 
"Peki nasıl iş buluyorsun?" sorularının ardı arkası gelmiyor yine de.. İlk zamanlarda arıyordum evet. Ama artık aramıyorum, artık özgün içerik ihtiyacı olanlar beni kendileri buluyorlar bu blog aracılığıyla. Blog yazılarım bir anlamda referansım oldu diyebilirim. Dolayısıyla, seçme hakkımı kullanabiliyorum. 

Emek verdim, karşılığını alıyorum yavaş yavaş..

Evet bu işten hem keyif alıp hem de para kazanmanın yolu, her işte olduğu gibi emek vermekte, sabırlı olmakta yatıyor. Elime aldığım her projede daha çok bilgi vermek, yazıyı keyifle okunur kılabilmek için araştırmalar yapıyorum. Okuyorum, yazdığım bir yazıyı defalarca gözden geçiriyorum, beğenmediğim yerlerini değiştiriyorum. Her şeyden önemlisi de yazmış olmak için kendimi zorlamıyorum. Kendimi veremiyorsam o işi o gün yarım bırakıyorum. Ama teslim tarihine de sadık kalıyorum elbette. Yazıların bitiş tarihi ile ilgili söz verirken, bu ilham perilerinin gidişini de hesaba katıyorum.. Bazen bir iki günlük sapmalar olabiliyor yine de, karşılıklı tolere ediyoruz birbirimizi. Çünkü ben bir makine değilim, düşünce gücümü kullanıyorum nihayetinde.. Zaten bunun değerini anlayamayacak olanları hissediyorum ilk yaklaşımlarından. Dedim ya, seçme hakkımı kullanıyorum.

Yazma işi için biraz sıra dışı olmak gerekir!

Kendinize özgü bir tarzınız yoksa, sıradan okul kitaplarında yazılanlar kadar sıkıcıysa yazdıklarınız, bence bu işten uzak durmalısınız! Çünkü yazma eylemi, okuyanları memnun ettikçe anlam kazanır. Bunu Google da çok iyi biliyor, Seo'cular da artık son zamanlarda sıradan bir yazı ile kaliteli bir yazı arasındaki farkı görmek zorunda kalıyorlar. "Zorunda kalıyorlar" diyorum, çünkü okunabilir nitelikteki bir yazıyı 100 kelimesi 1-2 TL'ya yazdıramayacaklarını yavaş yavaş anlıyorlar.. 

Aracı kazanır, emekçi sömürülür!

Her işte böyle değil midir? Pamuk toplayan ırgatları bulan aracı, bu insanları tarla sahibiyle muhatap etmez, çalıştırır yevmiyelerini kendisi verir. Çoğunlukla da sıcakta gün boyu pamuk toplayan ırgatlardan daha çok para girer cebine. Evet işçi toparlamak da emek ister, ama gün boyu tarlada çalışanın alnından daha çok ter damlar!.. Mavi yakalı işçi bulma ajanslarının da onlardan farkı yoktur bana göre. Büyük işveren, işçiyle muhatap olmak istemez, ajansı sokar araya. Asgari ücretle iş bulduğu insanların maaşlarından komisyon alır bu ajanslar. Evet emek harcarlar, ama ne kadar? Tartışılır.. Demem o ki taşeronlaşmanın olduğu her iş kolunda emekçiler çifte sömürüye maruz kalırlar. Evet işleri kolaylaştırırlar, normalde bir araya gelemeyecek insanları buluşturmak da bir iştir. Ama ucunda sömürü vardır.. Bu sömürü düzenine karşı çıkan biri olarak son zamanlarda tabiri caizse mantar gibi çoğalan "makale yazdırma siteleriyle" çalışmıyorum prensip olarak. Hatta bir tanesi, sitesinin tanıtımını yapmam için çok dil döktü geçenlerde. Kazanç ortaklığı gibi tekliflerde bulundu.. "Bana ters gelen bir oluşumda yer alamam!" dedikçe ısrar etti. Hatta işi "Siz yeter ki tanıtın; iyi yönüyle de kötü yönüyle de yorumlarınızı da yazın" noktasına kadar vardırdı!  Sitesinde yazar olmak isteyenlerden başlangıçta ücret talep edecekmiş! Söyleyecek laf bulamadım, biraz terslemek zorunda kaldım en sonunda.. Bakar mısınız, ne tatlı paralar peşinde insanlar.. Hem ucuza işçilik yaptıracak, hem de bunun için peşin peşin aidat alacak! Yazarken yine sinirlendim şimdi.. 
   Makale yazma işi, bir önceki yazımda  belirttiğim gibi kelime işçiliğidir bana göre. Nitelikli, üniversite mezunu kelime işçilerini sömüren, 100 kelime için utanmadan 0,50 TL ücret vermeyi uygun gören bu sitelerin hangilerinin iyi olduğunu lütfen bana sormayın.. İçlerinde insanların hakkını verenler olabilir elbet, onları tenzih ederek söylüyorum ki, bu makale yazma sitelerinin mantığı, birilerinin üzerinden para kazanmaya dayalıdır. Bana çok soruyorsunuz "hangi site?" diye.. İşte yanıtlıyorum: hiç birisi..
 Başlangıçta Makalego'yu gerek yazılımının güzelliği, gerek verdiği fiyatlar, gerek sahibiyle olan düzeyli diyaloglarım sayesinde tavsiye etmiştim. Sonra bir sabah baktım ki Makalego sitesi yok olmuş! Küçük de olsa alacağımı da vermeyerek üstelik! Size daha ne diyebilirim ki! 

Hiç bir iş kolay değildir! 

İşin bir de öbür yüzü var. Hep iş verenleri suçlamamak lazım, objektif olmak da lazım. Hiç bir iş kolay değildir unutmayınız lütfen. Çaba sarf etmeden, deneyim kazanmadan, birileri bana 100 kelimesi 10 TL'lık işler versin, iki dakikada yazayım tatlı para kazanayım diye düşünmeyiniz. Bana mail atanlardan birinin çok güzel yazılarının olduğu bir bloğu vardı. Kendisi de o kadar zor durumda olduğunu anlattı ki, o zamanlar aktif olarak çalıştığım, Türkiye'nin en bilinen Seo firmalarından birine kendisi için referans yazısı yazdım. İşe de hemen başladı. Sonrasında kopya içerikler göndererek, yazıları zamanında teslim etmeyerek beni o kadar mahçup duruma düşürdü ki! Halbuki kişisel bloğundaki yazılar gayet özenliydi. İş başkasına para karşılığında yazmaya gelince, işi savsaklamaya başlamıştı hemen.. Kendimi övmek için söylemiyorum ama, eğer bu güne kadar aldığım işlerde böyle hatalar yapsaydım, sizce bana kendiliğinden teklifler gelir miydi? Sizce çalışmalarım uzun soluklu olur muydu? Bu işi basit zannederek balıklama atlayanlar içindir bu verdiğim son örnek de...


Herkesin hak ettiğiyle karşılaşması dileğiyle bu gün de ayrılıyorum aranızdan. Umarım faydalı olabilmişimdir.

Sevgiyle kalın..










Devamını Oku

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Herkes yazı yazamaz, herkes iletişim kuramaz..

yazılı iletişimin geldiği nokta
iletişim dehasıyız hepimiz..
Karşımızdaki insanlara derdimizi anlatabilmemiz için, soru sorabilmemiz için, genel anlamda sosyalleşebilmemiz için çeşitli iletişim yöntemlerini kullanıyoruz. Peki nasıl kullanıyoruz?
Vikipedi'de iletişimin tanımı aşağıdaki şekilde yapılıyor..

" Belirli mesajların kodlanarak bir kanal aracılığıyla bir kaynaktan bir hedefe/alıcıya aktarılması süreci. Örneğin bir konuşmacı (kaynak) ortak bir dil aracılığıyla (örn. Türkçe) kodladığı belirli kelimeleri (mesaj/ileti) ses dalgaları ve hava yoluyla (kanal) dinleyiciye/alımlayıcı (hedef) aktarır."

Bu tanıma bakarsak ortak bir kodlama mantığımız olması gerekir değil mi? Üzgünüm, özellikle internet ortamında dilimizin iyice bozulmasına her geçen gün daha fazla tanık oluyorum çünkü. Sadece dilimizin bozulması değil takıldığım nokta, iletişim kurmayı da bilmiyoruz maalesef. Çok özensiz davranışlarla mutlaka sizler de karşılaşıyorsunuzdur. Bence televizyonlarda yaygın hale gelen "televole kültürü"(!) internetteki yansımalarını çoktan oluşturmaya başladı. Daha da kötü kopyalar her geçen gün çoğalıyor üstelik. "N'aber cicişler" şeklinde yazılar yazanların binlerce takipçisi var! Ben gerçekten tahammül edemiyorum bütün bu olan bitene.

"Özgürlük var, herkes özgürce yazabilir" diyenleriniz olacaktır. Zaten toplumdaki köklü yanlışlıklar özgürlük adını kullanarak yapılmamış mıdır? Özgürlük, kuralları hiçe saymak mıdır? Bireysel özgürlükler, başkalarına saygılı olmak ile sınırlı değil midir? Her istediğimizi her zaman yapabiliyor muyuz? "Sesli harfleri kullanmama özgürlüğümü kullanıyorum" diyerek, örneğin iş hayatında patronunuza kendinizce yaptığınız kısaltmalarla dolu bir e-posta yazabilir misiniz? Peki o zaman neden internette böyle davranışlar sergiliyor insanlar? Dil bilgisi kurallarını hiçe sayan bir kitabın basıldığını gördünüz mü? İnternet de kitap gibi uzun yıllar kalıcı metinlerin olduğu bir dünya değil mi? O halde neden bu özensizlik?..vb. Uzar gider savunmalarım kendimce...

Örneğin geçenlerde blog yazarlarının olduğu bir Facebook grubuna katılayım derken grup kurucusu hanım arkadaşın direkt "Sen ne yazıyorsun?" gibi bir yaklaşımla bana mesaj atmasını ürkünç buldum... Bir grup oluşturmuş, yazarlar var bünyesinde ve yaklaşıma bakar mısınız? Bünyesinde 350 tane blog yazarı olan bir grubun yöneticisi yaptı bunu! Amerikan tarzı "hey man, what's up" kültürüne çoktan geçmişiz, ben galiba dinazor kalmışım. Tanımadığım birine "sen" diye hitap edilmesini algılayamıyorum bu yüzden.

Olay sadece bununla da sınırlı değil elbette. İnsanlar internetten para kazanmaya çalışıyor, bir çoğu da yazarak kazanmanın en kolay yöntem olduğunu sanıyor. Öyle ya "sermaye yok, ne var ki yaz gitsin." mantığındalar. Yazmak için sermaye gerekiyor arkadaşlar, hem de çok değerli bir sermaye gerekiyor. Yıllarca okuduğunuz kitaplar, gazeteler sizin sermayeniz. Üstelik para ile satın alınamayacak kadar değerli bir birikim bu. Bu nedenle izin verirseniz düşüncemi haykırmak istiyorum buradan:

Herkes yazı yazamaz, okumayı sevmeyenler hiç yazamaz! Türkçeyi bilmeyenler boşuna yazarak kazanma hayalleri kurmasın. Önce kendilerini geliştirsinler; ya da ne bileyim entelektüel birikim istemeyen başka seçenekler düşünsünler para kazanmak için.

Nereden geldim bu konuya, neden öfkeliyim bu kadar? Anlatınca eminim sizler de hak vereceksiniz bana. Makale yazarak para kazanmak isteyen bir çok kişi Google aramalarında blogumu buluyor. Ben sadece yaşadığım deneyimleri paylaşmıştım bir iki yazıda ama nedense Evdeyazar böyle bir noktaya geldi. Elimden geldiğince, -bu konuda otorite olmadığımın altını çizerek- yardımcı olmaya çalışıyorum herkese.  Bir çok kişi, bu konuda ekstra bilgiler sormak için bana e-postalar yazıyor. Konu hakkında deneyimlerimi elimden geldiğince aktarırken bazen öylesine e-postalarla karşılaşıyorum ki inanın üzülüyorum. Düşünün üniversite mezunu bir insan, bir blog yazarına "makale yazarak para kazanmak istiyorum. Bana önereceğiniz siteler var mı?" şeklinde özetleyebileceğim e-posta yazıyor. Bu e-postada hiç büyük harf yok! Sesli harflerin yarısı kaybolmuş! E-postanın başlığı da "merabaaaa" şeklinde! Gerçekten abartmıyorum, tam da böyle. Şimdi siz değerlendirin lütfen, bu insan makale yazarak para kazanacağını düşünebiliyor! Bu işte eksikleri olduğunun asla farkında değil. Öz güveni tam. Ben yine nezaket kuralları çerçevesinde bir yanıt veriyorum kendisine ve:

"-Sizce de yazarak kazanmak isteyen birinin bu şekilde özensiz bir Türkçe ile referans istemesi biraz garip değil mi?"

diyorum. Gelen yanıt:

"-Yazılarımın anlaşılır olması benim için yeterli, sizin gibi kurallara takıntılı değilim" şeklinde olabiliyor!
Tanımadığı birine, üstelik yardım isteme amaçlı bir e-posta yazarken asgari nezaket kurallarını hiçe sayıyor veya farkında bile değil! Acele acele yazıyor, basıyor "gönder" tuşuna olay bitiyor. Tanımadığı birine e-posta yazarken dil bilgisi kurallarına dikkat etmemenin ayıp karşılanacağını düşünemiyor bile. Tüketim toplumunun kendi dinamikleri gereği iletişim kurmayı da böyle öğrendi muhtemelen. Kısa, amaca yönelik, detaylardan arındırılmış, akılda kalıcı olmayan, hemen tüketilen... Aslında suçu da yok, kimse kendisine "E-posta yazılırken nelere dikkat edilir?" konusunu öğretmedi çünkü! İnternetle tanıştı, kendi kendine bir şeyler yapmaya başladı. Belki çok da iyi html kodları yazıyor. Bütün bunlar olup biterken, yaşamın gerçek kodları para etmediği için hep geri planda kaldı O'nun için muhtemelen. "Amaç para kazanmak, gerisi detay" diye düşündüğünü tahmin ediyorum. Girin bakın webmaster forumlarına, mühendislik düzeyinde kodlama bilen insanlar görürsünüz. Bir de hitap şekillerine bakın; karşısındaki insanı aşağılayan saygısız yaklaşımların genel iletişim şekli olduğunu, yadırganmadığını farkedersiniz. Çünkü oradakilerin çoğu (hepsi değil, içinizde alınganlık yapan olmasın lütfen)  "what's up" kültürünü benimsemiştir. Onların bir çoğunun sözlüğünde "siz " kelimesi yoktur, herkes "hey body'" diye hitap edilecek kategoridedir.  Çünkü İngilizce'de "sen" de "you" olarak söylenir, siz de  "you" olarak  söylenir. Egemen kültür de Amerikan Kültürü'yse zaten, benim gibiler kendi kendilerine sinir olmakla kalırlar!

..........
Yorumu size bırakıyorum,


Çünkü ben, bu noktada artık sözün bittiği yerdeyim...





Devamını Oku