kadın cinayetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın cinayetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2016 Pazartesi

Hep birlikte uzaya çıkalım!

Hayatımın hiçbir döneminde cinsiyetçi bir gözlük takmadım, ne mor çatıcılardan oldum ne de feminist. Duygu Asena'nın kitapları açıkçası beni zerre kadar etkilemedi. Kadın hakları diye bir şeyi savunmadım hiç, kadın sorunu özeline kafa da yormadım. Çünkü bütün bu gösterilen çabalar her ne kadar iyi niyetli olsa da, bence boşa kürek sallamaktan öteye geçemez, geçmiyor da zaten. İnsan hakları diye bir bilinç oluşmazsa eğer, insan olabilme evreleri geçilmezse eğer, daha çook yıllar kadın hakkı diye sokaklara dökülür mor giyenler.

Dün mülteci astronot Muhammet Faris ile yapılan röportajı* okuyordum, astronotların genel olarak söylediklerinin o da altını çizmiş. “Uzaydan bakınca dünya mavi bir top yalnızca, ne sınırlar var, ne ayrılıklar, ne de farklılıklar” demiş ve eklemiş; “Kötü insanları uzaya göndermek lazım. Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görüp, geri döndüklerinde kötülük yapmaktan vazgeçerler belki...” Güzel söylemiş de uzayı da kirletir onlar, Mr. Faris çok iyi niyetli yaklaşmış olaya bence.



Bakıyorum, bakıyorum, anlayamıyorum bazen. Viyana'da insanlar sanat etkinlikleri arasında mekik dokuyup sokak konserleri dinlerken içkilerini yudumluyor, bizde sokakta kadınların ne işi var deniyor. İsviçre'de mahalle kreşine bedava gönderdiği bebeğinde aklı kalmayan kadın, bizde devletin kreşine çocuğumu gönderip heba edeceğime daha çok çalışır özel okula gönderirim diyor. Hoş, mahallede kreş de yok ki! Amerikalı gençler liseyi bitirdikten sonra cinsiyetleri ne olursa olsun önce dünya çapında bir gezi programına çıkıp, sonra üniversitede okumayı tercih ediyorlar. Bizde ise “kız kısmısı anasının babasının dizinin dibinden ayrılmaz” sözü hâlâ kabul görüyor! Asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlara “daha çok çocuk doğur!” dayatması yapılan ülkemizde, kadın sorunu diye bir şeyle uğraşmak bence buz dağının görünen yüzüyle oyalanmak anlamına geliyor. Ki zaten ne kadar oyalanılırsa o kadar çok sorun çıkıyor, dağ neredeyse batacak!

Ortaya kara bir yazı çıktı farkındayım, belki de hep beraber uzaya çıkmamız lazım!


*http://www.hurriyet.com.tr/multeci-astronot-muhammed-faris-keske-butun-kotuleri-uzaya-gonderseler-40064149


Devamını Oku

2 Şubat 2016 Salı

Dünyadan ilginç kadın haberleri!

İyi günler sayın seyirciler, şimdi haberlere geçiyoruz.

Aldığımız son dakika haberine göre Almanya'nın en büyük kentlerinden birinde toplanan binlerce kadın, “Son dönemlerde artan kadın cinayetlerine son!”Helga'lar ölmesin!“Helga, Hans'ın malı değildir!” şeklindeki çarpıcı pankartlarla eylem yaparken, polis göstericilere saldırdı. Binlerce kadın sıkılan gazdan baygınlık geçirirken, ortalık savaş alanına döndü. Göstericilerden biri “Kadına şiddet bu ülkenin kaderi değildir. Bütün Helga'lar kurtulana kadar mücadeleye devam!” açıklaması yaptı.

Öte yandan İsviçre'nin Bern kentinde gece saatlerinde tacize uğrayan bir kadın için sosyal medyada açılan başlıklar ülke gündemine oturdu: “Bir İsviçreli kadın, gece vakti sokakta ne yapıyormuş acaba?” şeklinde atılan tweet sonucunda binlerce İsviçreli erkek, aynı şekilde tweet'ler atmaya başladı. Her konu hakkında referandum yapılan İsviçre parlemantosu bu konuyu da gündemine taşıdı. Yapılan oylamada, gece 23.00'den sonra sokağa çıkan kadınların her şeye müstehak olduğu!” sonucu çıktı ve o saatten sonra sokakta gördüğü kadını taciz eden erkeklerde “ağır tahrik” unsuru düşünülerek, ceza indirimi uygulanacağı bildirildi.

Avustralya'nın Sidney valisi, “tayt giyen kadınlar erkekleri tahrik ediyor, edebinizle giyininiz!” şeklinde bir açıklama yapınca, kadınların yüzde 50'si valiyi haklı buldu ve evlerindeki taytları getirip şehrin özgürlük anıtı önünde sembolik olarak yaktılar. İçlerinden bir kadın, “Valimiz son derece haklı. Eğer bu dünyada erkekler suç işliyorsa, bunun sorumlusu bizleriz, haddimizi bilelim” şeklindeki açıklamasıyla büyük alkış topladı.

Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de kız çocukları ile erkek çocuklarının aynı sınıflarda ders görmeleri yasaklandı. Finlandiyalı çiçeği burnunda eğitim bakanı yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Kızlar ve erkekler birbirlerinden ayrı tutulmak zorundadır. Ataşı'nan barut yanyana durmaz. Biz bu konuda gerekli düzenlemeleri yapıyoruz. Değil aynı sırada oturmaları, aynı sınıfta olmaları dahi düşünülemez. Hedefimiz ayrı binalarda eğitimi sürdürmek!“
Finlandiya'da kız çocuklarının 9 yaşına kadar okumaları yeterli görülüyor. “Adını soyadını yazsın, pazarda somon balığının fiyatını okuyabilsin yeter. Fazla okumak kızların gözünü açar, gözü açılan kızlar Finlandiya'nın ahlakını zedeler!” diyen eğitim bakanı, başarılı çalışmalarına milli iradenin desteğiyle devam ediyor.

Diğer bir haberimiz ise Kanada'dan. Kanada'da “kadın olma yaşı” 18'den 9'a düşürüldü. Bu sayede aileler, kızlarını 9 yaşına geldiğinde diledikleri adamla evlendirebilecek, hatta bunun karşılığında uygun gördükleri bir parayı da talep edebilecekler. “Aileler boşuna değil, kendilerine faydalı olsun diye çocuk yetiştirir. Bir çocuk kolay mı büyüyor? 9 sene bakıldıktan sonra bir kızın satılmasından daha doğal ne olabilir! Yaşı geçince kız para etmez!” diyen aileler, Kanada'nın milli servetine katkı için, sattıkları kız çocuğu başına aldıkları paradan yüzde elli oranında vergi ödüyorlar.

Son haberimiz ise Türkiye'den:

Sayın seyirciler, biliyorsunuz bugün günlerden 4 Nisan 1926. Medeni Kanunu kabul eden Türkiye'de birden fazla kadınla evlenmek yasaklandı, evlenmek için yaş sınırı getirilerek küçük yaşta evlenmeler kaldırıldı, kadınlara da boşanma hakkı tanındı, miras hukukunda kadınlara eşit haklar getirildi.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?diyen Atatürk adında bir liderleri var onların...




******************
Bu yazıyı yazmama ön ayak olan “kadın olmak” adlı mimi bana paslayan sevgili “sağlikliyasamgurusu” bloguna çok teşekkür ederim. Mimi bu yazıyı okuyan bütün blog yazarlarına paslıyorum ben de.

 Yazalım güzelleşim, sevgiyle...




Devamını Oku

31 Ocak 2015 Cumartesi

Acıların Kadını Bergen, okunası bir kitap...

Kitabı okumadan önce ön yargım vardı ne yalan söyleyeyim. Şimdi bu kitapta ajitasyon vardır diyordum, arabesk bir duygusalllık vardır diyordum, kitabı sever miyim acaba diyordum.
Ama yanılmışım, öyle olmadı. Yavuz Hakan Tok, kurguyu, gerçeği, öyküyü, duyguyu o kadar dozunda harmanlamış ki, kitap okunası bir roman olmuş ve ben de zaten elimden bırakmak istemedim. Kendisini bu ilk kitabındaki başarısından dolayı kutlamak istiyorum. 


Acıların Kadını Bergen

Bilirsiniz, duymuşsunuzdur, en azından “acıların kadını” sözleri kulağınıza mutlaka çalınmıştır bir yerlerden. Eski kocası tarafından yüzüne kezzap atıldığı için bir gözünü kaybeden, o nedenle fotoğraflarında hep saç perçemi ile sağ gözünü kapatan, sahnede bıçaklanan, defalarca dövülen, bütün bu şiddeti adına “aşk” dediği bir “delilik” uğruna yaşayan ve daha otuzunda iken sokakta 6 kurşunla öldürülen bir kadındır Bergen.  Acıların Kadını'dır O, nam-ı diğer Belgin Sarılmışer'dir adı...



Adana'da sahneye çıktığı dönemlerde her gece gelip gazinoda kendisini izleyen, her gece ama her gece bıkmadan usanmadan kendisine bir buket çiçek gönderen bir adam vardır. Her gece ama her gece bıkmadan usanmadan o çiçekleri çöpe attığı bir sürecin sonunda, ne olduysa olur ve o adama, kendi ifadesiyle o “kömür gözlü” adama, yani Halis'e aşık olur Bergen.


Sonrası malumunuz, adına “aşk” dedikleri yıkıcı süreç başlar. Mutlulukla mutsuzluk iç içedir artık. Gecenin bir yarısında memuru yatağından kaldırıp nikah kıydıracak kadar uçuk kaçık, sözümona kıskançlıktan kaynaklanan şiddetin artan dozajı ile de vahşice bir aşk (!) ile bağlanır Halis Bergen'e. Ne zaman sevdiği kadına zarar verse, oturup ağlayacak kadar da ruh sağlığı bozuktur aslında...

Günümüzde değişen bir şey yok maaalesef!

İçimizden birisidir Bergen, her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz bahtsız kadınlardan biridir.. O'nun öyküsünü okuduğunuzda ister istemez “aşk” kavramını sorgularken bulacaksınız kendinizi. 

 Bence okuyun, pişman olmazsınız...



Fazla da anlatmıyorum, sizi Bergen'in acılı arabesk bir şarkısıyla başbaşa bırakıyorum...


Devamını Oku