yeni yıla girerken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni yıla girerken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2026 Perşembe

2026 : "Top yapıp attım!"

Ben: “Heyecanlı ve ürkek bakışlarla girdin kapıdan. Etrafına şaşkın, biraz da ürkek bakışlar atıyorsun. Azıcık da kamburun mu çıkmış ne! Ben anlamadım şimdi senin bu halini. Eskiden yeni yıl küçük bir çocuk olarak gelirdi aramıza. Ama sen, sen…  Ne diyeceğimi bilemiyorum, şu an çok şaşkın biraz da kızgınım…

Yaşın pek belli değil ama çocuk olmadığın da ortada. Sırtında büyük bir heybe de görüyorum. Sen orda dur bir dakika! O üstündeki eprimiş Noel Baba kostümü de ne öyle?

Gerçekten anlayamadım bu halini. Bak bir etrafına, benim gibi şaşıran ne kadar az kişi var! Amacın ne, ne yapmaya çalışıyorsun? Herkes seninle dalga geçiyor görmüyor musun?

Eğme başını öyle, gerçekten mağdur edebiyatı çekemeyeceğim. Neler olduğunu anlatacak mısın?” Evet, lütfen neler olduğunu anlat bana…”

2026: “Ben şey, anlatacağım ama çok gürültü var…”

Odanın ortasına doğru gidip yüksek sesle kalabalığa sesleniyorum:

Ben: “Arkadaşlar lütfen sessiz olur musunuz, çok rica ediyorum. Dalga geçip eğlendiğiniz şeyin ne olduğunun farkında mısınız? Yeni yıl ritüelimiz yarım kaldı neden görmüyorsunuz? Susun  biraz da anlatsın neler olduğunu!”

2026 biraz öksürüyor, azıcık boğazını temizliyor ve başlıyor anlatmaya:

2026: “Evet, ben sırtımda heybemle geldim. Bütün hatalarınız bu heybede. Bütün çözmediğiniz sorunlar, dünden kalan yemekler, giymekte kararsız kaldığınız renkli tişörtler, enflasyon, ifade özgürlüğü… Hepsi ama hepsi bu heybede. Yani büyük küçük bütün sorunlar olmuş çorba, benim de sırtımda kambura dönmüş! ”

Ben: “Ee, ne demek istiyorsun?”

2026: “Geçen senelerde heybemi boşaltmam gerekiyordu, izin vermediniz. Heybemden attığım her yükle bir yaş gençleşir, aranıza yepyeni bebek yıl olarak gelirdim normalde. Ama sizin yüzünüzden heybede sorunlar birikti ve yıllardır gerçek yeni yıl gelemiyor! Ben de gördüğünüz gibi 24 yaşında, ruhu yaşlı, kamburu çıkmış; eski yıl ve yeni yıl arasında arafta kalmış bir ucubeye dönüştüm! “

Ben: “Peki bu durumu düzeltmek için bir yöntem var mı?”

2026’nın gözleri parlıyor…

2026: “Var tabii, her derdin bir çaresi var elbette. Heybemi hızla boşaltmama yardım ederseniz hepimiz kurtuluruz!”

Etraftaki kalabalık hayretler içinde ve çıt çıkarmadan bizi dinliyor şu an. O dalga geçen, adamsende’ci tavırları değişiyor gibi…

Kalabalıktan bir adam: “Nasıl boşaltacağız o heybeyi?”

2026: “Bu sihirli bir heybe biliyorsunuz. Herkesin bireysel dertleri karışık, onları küçük küçük atmaya kalksam çok uzun sürer. Bunun için aranızda birlik olup geçen senelerden kalan bireysel dertlerinize ortak bir isim bulun. Mesela deyin ki bana yönetici sorunu var. Benim sihirli heybede bu konudaki bütün sorunlar mıknatıs gibi birbirine çekilir, kocaman bir top olur. Ben de o topu, yani yönetici sorununu denize atarım. Her sorun topunu attığımda bir yaş daha gençleşirim. 24 tane sorunu bu şekilde top yapıp heybeden atabilirsek işte o zaman kurtuluruz. Yani o çocukluğunuzda hayal ettiğiniz gibi bebek yeni yıl olarak başlatırım 2026’yı…”

Kalabalıkta bir uğultu…  Hem umut, hem de bencillik yarışmakta…

Herkes birbirini kendi sorununun ne kadar önemli olduğu konusunda ikna etmeye çalışıyor.

Ben: “Bir saniye arkadaşlar, bu böyle olmaz. Belli başlı sorunları yazalım, oylama yapalım…” diyorum. Kabul ediliyor. Listeleri hazırlıyoruz, oylama yapılıyor ve 24 sorunu belirliyoruz.

Başlıyoruz bu yeni yıl görünümüne girememiş garibana dikte etmeye:

Kalabalık koro halinde: “ Kapanan fabrikalaarrr!”

2026: “ Top yapıp attım!”

Kalabalık koro halinde: “ Yükselen döviz kuruuu!”

2026: “ Top yapıp attım!”

Kalabalık koro halinde: “ Düşündüğünü söyleyememeee!”

2026: “ Top yapıp attım!”

Kalabalık koro halinde: “ Maaaşlarrr!”

2026: “ Top yapıp attım!”

Kalabalık koro halinde: “ Yapıyor olacağım, giriş yaptım diyenlerr!”

2026: “ Top yapıp attım!”

Kalabalık koro halinde: “ Karanlık dizilerrrr!”

2026: “ Top yapıp attım!”

Kalabalık koro halinde: Yağmayan kaarrr!”

2026: “ Top yapıp attım!”

Ben: “Yaaa, inanamazsın ama şu an 01.01.2026 Saat:14:06 ve lapa lapa kar yağıyor!"

Çok şaşkınım, hemen bir mucize oldu. 

O halde ne duruyoruz yahu! Top yapıp atalım heybemizde ne varsa, kar yağsın be ya! Ohh yaa, biraz da tertemiz kar yağsın…




Devamını Oku

31 Aralık 2025 Çarşamba

Hoş Gel 2026












Yazıp yazıp sildim.

Sildim sildim yazdım.

Yazdıklarım azıcık karanlık geldi, daha çok sildim.

Oysa benim de hepimizin  de ışığa ihtiyacı var…

İnsan, içinde ne yaşarsa yaşasın, dışında mizah olabilmeli dedim.

Başka türlüsü olmaz.

Bize yakışmaz.

Ve inanmalı…

Evet inanmalı!

2025’le birlikte bütün olumsuzlukları geride bırakıp 2026’ya taze bir sayfa açmalı.

Hani saat 12’de dilek tutardık ya eskiden, çocukken; aynı öyle olmalı…

O dilekler gerçekleşir.

O dilekler bir şekilde gerçekleşir…

Dileklerin gerçekleşeceğine ve mucizelere bir çocuk kadar saflıkla inananlar için

Bir yerde, en karanlıkta hatta; bir şey oluverir

Birden hayat güzelleşir.

O şey varsın başkalarına saçma gelsin,

Vazgeçmemeli…

Hoş gel 2026; sağlık getir, sevinç getir, huzur getir…

İçimizdeki kıpırtılar hiç bitmesin…

Sevgiyle…




Devamını Oku

31 Aralık 2023 Pazar

2023’ün Muhasebesini Yapmıyormuş Gibi Yaz Pampa!

Sabah yataktan kalkarken kafamda kurgulamıştım yazıyı. 2023’e şöyle işsiz başladım, şöyle deprem oldu, şöyle huzursuz zamanlar yaşadım, ondan sonra seçimlerde muhalefet nasıl çöktü, yaz geçti bitti gibi olumsuz şeylerden başlayacak, sonra şöyle devam edecektim:

Eylül’de gittim tatile ekonomik olsun diye ama ne güzel bir oteldi, sonra Fethiye’de unutulmaz anılar, sonra Didim. Nasıl mideyi bozduğum, yanımdaki tek ayakkabımın nasıl ayağımı sıktığı. Bütün o çektiğim acıların aslında ayakkabının değil manikürcü Sibel’in yüzünden olduğunu anlayışım. Sonra tatil biter bitmez evde musluğun patlaması, tamirden sonra tekrar patlaması ama sonra kurultay ile on altı yıldır çoktan gitmesi gereken ama koltuğa yapışmış KK’dan kurtulma operasyonu ve azıcık da olsa beliren umut. Sonra “Enerciii” diyen sosyal medya ünlülerinin tırnak yaparak, krem satarak nasıl bir zenginlikte yaşadıklarının ortaya çıkması ile gündemin bir anda değişmesi. Onlar tırnak yaparak zengin olurken manikürcü Sibel’in gece on ikilere kadar çalışıp ayakta kalmaya uğraşması ve pedikür yaparken ayağımı incitmesi. Sonra “Tatile gideceksen pedikürünü son güne bırakmayacaksın, acıyacaksa da evde acısın birkaç gün” kararını alışım ve bu konuda derin aydınlanma yaşayışım… Sonra eski iç işleri bakanının birden sahnelerden geri çekilmesi, hatta yok olması. Ondan sonra martı çığlıkları. Martıları dinozorlara benzettiğini söyleyen bir ünlünün demecini okuyuşum, martı seslerini nasıl sevmeyişini anlatması; benim buna hayret edişim! Karga ve martı çığlıklarını dünyanın en güzel şarkısını dinliyor gibi dinlemekten bıkmayışım ve bir ritüel gibi onları pencere pervazında besleyişim… Balkonuma doğum günümde aldığım minnak limon ağacımın aralık ayında çiçeğe durması ve hatta o çiçeklerin dökülmesi ile limona benzeyen yeşil uzaylı gibi şeyleri görüp heyecanlanışım. Yıla damgayı vuran olayın ise yılbaşına iki gün kala futbolcularımıza Atatürk tişörtünü giydirmeyen Arabistan’a ülke olarak kafa tutuşumuz. Heyyt be diye sevinişimiz.

Sonra oturdum klavye başına sabahın 8’inde ve bütün bunları yazmaktan vazgeçtim. Ne gerek var dedim kendi kendime, niye derin derin bunları yazayım ki! E yazmamış mı oluyorum şimdi? Evet, aslında yazmamış gibi oluyorum. Bu aynı şeye benziyor; hani sosyal medyada bir habere yasak geldiğinde “Biliyor musunuz, Banker Bilo’nun paraları cukkalayıp kaçtığı haberine sosyal medyada yasak gelmiş” diyerek yasağı delmeden, yani haberin kendisini paylaşmadan olayı zekice yayma modası var ya. Hah işte aynı böyle oldu benim yazdıklarım da! Geçen senenin muhasebesini yapmamış gibi yaz pampa hesabı!

Eski yılbaşlarını özlüyor muyum? Hayır özlemiyorum. Çünkü ben genel olarak eskiyi özlemeyen biriyim. Onlar ânlardı, anı olup geçtiler. Mesela alın size spontane aklıma geliveren bir yılbaşı anısı.

O yılbaşı akşamını yurtta geçireceğiz. O zamanlar Bornova Öğrenci Yurdu’nda kalıyoruz, şimdilerde sanırım orası sadece kız yurdu yapılmış. “Aynı bahçe kapısından girilen kız-erkek karışık yurt olmaz kafası” diye bir şeyin bilinmediği zamanlardayız. İlk beş blok kız yurdu, altıncı bloktan itibaren erkek yurdu. Her bloğun altında da kantin var. Bizim kantini Bayram Abi işletiyor. Aramız iyi. Yalvarmalarımıza dayanamıyor, kendini de riske atıp yılbaşı gecesi için votkaları alıyor bizim için. Kupa bardağımızı uzatıyoruz Bayram Abi’ye, çaktırmıyoruz tabii ki öbür kızlara. Dolduruyor fanta votkayı tezgâhın altında, uzatıyor “al gazozunu” diye! İğrenç bir tadı var aslında, ama yine de mutluyuz. Nöbetçi yurt amiri de her zamanki gibi yılbaşı gecesi yurda içki girmesin derdinde. Adını anımsamıyorum ama biz ona adı ve abla olarak hitap ederdik. Hadi temsili olarak adı Hülya Abla olsun. Geliyor kantine, biz yemekteyiz, önümüzde Bayram Abi’nin fantalı votkaları.

“Bu yılbaşı sıkı denetimdeyiz, kim yurda içki sokarsa cezalandırılacak ona göre” diyor. Bence O da biliyor bizim ne yaptığımızı da işte n’apsın görev icabı!

Fantalı votkalı kupalarımızı kaldırıp Hülya Abla’ya şerefe yapıyoruz,

“Biz sadece gazoz içiyoruz, içki asla yok” diyoruz ve Hülya Abla bize inanıyor, bardaklarımıza bakmıyor ve gidiyor. Kahkahadan yerlere yatıyoruz. Bizim masa çok keyifli, gülüyor eğleniyoruz, duvardaki televizyonda yılbaşı eğlencesi, dansöz falan Bazı kızlar ise çiğdem çitleyip örgü örüyor. O zamanın “yılbaşı günah, kutlanmaz olayı” çekirdek çitleyip çay içmekle sınırlı. Öyle protesto falan yok.  Öyle işte… Bu da bir yılbaşı anısı.

 Bayram Abi de komik adamdı. Yemek menüsünü tebeşirle yazardı kantinin girişine. Menüde mutlaka şöyle şeyler olurdu:

“Bayram Göbeği Tatlısı”

“Bayram Kebabı”

Çok gülerdik bu menülere. Eh be Bayram Abi, ne güzel adammışsın. Gençlerin dilinden anlayan, esprili, ufak tefek kara bir abimizdin. Asla bir kötülüğünü, yan bakışını görmedik, duymadık. Temizmiş o zamanlar. Devlet yurdu bize yemek için fiş verirdi, bedavaydı ya da çok aşırı ucuzdu. Şimdiki öğrenciler gibi çalışma zorunluluğu olmadan az parayla geçinebiliyorduk.

Yani işte demem o ki eski yılbaşlarını hiç aramıyorum. Gece on ikide dansöz çıkardı televizyona ama ertesi gün dansöz kapalı mıydı sansürlü müydü diye tartışmalar olurdu. Bak şimdi ne güzel öyle dertlerimiz kalmadı. Dansöz hepten yasak, yani yasak değil de işte görünmeyen mahalle baskısı diyelim. 

2024 de, aynı eskileri gibi geçip gidecek, ardında yarım sayfalık anılar bırakacak belki. Her zaman olduğu gibi bu gece biz yine de hayatımıza reset çekip, önümüze temiz bir sayfa açacağız. Gözümüzün önüne kazağında “eski yıl” yazan sakallı dede ve “yeni yıl” yazan küçük bebek çizimleri gelecek. Ben ne masallardan vaz geçeceğim ne de mucizelere inanmaktan!  Çünkü görüyoruz işte;  her şeye rağmen hayat mucizelerle dolu! Valla öyle! Demeyin bana hayalperest falan diye. Seneye bugün tekrar burada buluşup 2024’ü tartışalım isterseniz sizinle. Göreceksiniz 2024’de nasıl güzel mucizeler yaşamışız! Benden bu kadar, paçanga böreği yapmam lazım akşama…

MUTLU YILLARRR

Yeni yılınız kutlu olsunnn

Yapalım espriyi âdet yerini bulsun;

Seneye görüşmek üzereeee

Devamını Oku

31 Aralık 2017 Pazar

Yeni Yıl İç Dökmesi

Geçen sene yeni yıl için hiç özel bir şey yapmamıştım. Daha doğrusu içimden gelmediği için bir şey yapmamıştım; bir şey yapmadığım için de yılbaşı gecem hüzünlü geçmişti. Akşam saatlerinde“Gidip kokina alayım bari, yılbaşı ruhu hissedeyim biraz!” dediğimi hatırlıyorum. İnsanlar giyinmiş süslenmiş bir yerlere yetişmeye çalışırken; bense yeni yıl coşkusunun es geçmesi nedeniyle son derece durağan bir ruh halindeydim. Mutsuzluk denemezdi bu duruma.
 Nasıl desem; durgun bir su birikintisi gibi şekilsiz ve dalgasız; gıpgri bir gökyüzü gibi müjdesiz ve beklentisiz; uzun bir koridorda gibi kıvrımsız ve sürprizsiz. Sanki kamera Nuri Bilge Ceylan'ın elindeymiş de hayat yavaş yavaş önünde akıyormuş gibi... Ve ne yazık ki geç kalmıştım yeni yıl ruhuna; çünkü çiçekçide kokina kalmamıştı! Oracıkta hüngür hüngür ağladığımı anımsıyorum. Sanki bütün yıl biriken hüzün, sırf kokina kalmadı diye omuzlarıma çökmüş gibiydi. Yaşlı çiçekçi halime acımış, elinde şemsiyeyle bir koşu gidip başka çiçekçiden bana kokina getirmişti. Simsiyah gözlerindeki şefkatli bakışı hiç unutamıyorum... Bazen öyle olur ya; hiç tanımadığınız ya da sadece yüzünü bildiğiniz yabancı biri gelip bütün yaralarınızı sadece bir içten bakışıyla sarar sarmalar. Aslında gerçek mucize budur. Şimdi düşünüyorum da o ıslak ve hüzünlü gecede bana koşarak çiçek getiren yaşlı çiçekçi belki de Noel Baba'nın ta kendisiydi... İçimde hüzün ile mutluluk, karamsarlık ile umut karışmış, çok yoğun duygular içinde kaybolmuştum.

Çok hüzünlü bir andı o an. Ve hüzünlü bir seneydi geçmekte olan, saatler sonra geçmişte kalacak olan yıl... Sakın ola ki üzülmeyin böyle dedim diye; hüzün kötü bir şey değil ki! Hüzün sonbahar demek, hüzün hazan demek, hüzün yağmur demek, hüzün bazen de yalnızlık demek; kalabalıkta yalnız kalmak demek. Saçımızda ayrıksı çıkan kıvırcık bir tel gibi, pencerenin önüne koyduğumuz ekmek parçalarını kapmaya çalışan martıların savaşı gibi, sokakta tek başına dolaşan yalnız adam gibi... Hüzün gerçekten de kötü bir şey değil. Doğurgan, içinden kendini çıkaran; kendini de içine hapsedebilen özel bir kutu sanki...

Geçen gün aynı çiçekçi ardımdan koştura koştura geldiğinde ve

Kokinalar bitmeden al diyecektim, sonra üzülürsün...”

dediğinde önce anlamadım. “Tamam çok sağol, haftaya alırım” diyerek eve yürümeye devam ettim. Sonra birden ayıldım! Tabii ya, geçen sene yılbaşı gecesi kokinalar bittiği için ağladığımı sanmış demek çiçekçi. Kokina bittiği için ağlayan başka insan görmediği için belki; ya da sokakta kimse O'na gözyaşlarını göstermediği için... Unutmamıştı benim o dokunaklı halimi. Peki bu da bir mucize değil miydi... Adını bile bilmeyen çiçekçide hıçkıra hıçkıra ağlamak, sonra bu görüntünle O'nun yüreğinde yer etmek, unutulmamak, anımsanmak... Bütün bunlar mucize değil miydi.. .

Diyeceksiniz ki “Ne biçim yeni yıl yazısı bu!” Yazsaydın ya 'Geçen senenin en'leri' başlıklı bir yazı. Ya da yazsaydın ya yeni yıldan beklentilerini, isteklerini!
Mesela şöyle bir başlık olabilirdi yazdığın:
Yeni yılda verilecek on hediye fikri!” Oleeyy! Ya da “Yeni yılda ne giymeli!”gibi, “Yeni yılda neden kırmızı giyilir “ gibi çok “tık” alacak başlıklar atsaydın ya! Dolduramaz mıydın içini? Doldurmasan da olmaz mıydı...

Her yerde var böyle yazılardan, evet istesem ben de yazarım; ama içinde mucize olmaz ki! Oysa bugün yılbaşı yazısı menümden bu satırlar dökülüyoer.. Yani kimselerin böyle bir günde yüzüne bile bakmayacağı cinsten bir şeyler. Alın size “Ekmek arası patates kızartması!”
Sıcak sıcak, hüzünlü hüzünlü, sade sade, yağlı yağlı...

Her şeyin ama her şeyin içinin boşaltılarak popüler kültüre ve kapitalizme malzeme yapılmasından kusacak gibi oluyorum artık. Mesela pozitif düşünmek de bunlardan biri. Çocukluğumuzdaki Pollyanna gitti, yerine “Evrene pozitif enerji göndermek zorundasın!” diyen kapitalist canavarlar geldi sanki. Yani bu akşam yılbaşı akşamı ya, sanki güzel dileklerde bulunmazsam, ışıl ışıl pırıl pırıl bir yazı yazmazsam köşeden birisi çıkıp “Ama ne bu böyle, negatif enerji yaymaaa!” diyecekmiş gibi... Off dağılsınlar artık; bir rahat bıraksınlar çocukluğumuzun güzel mesajları olan masallarını. Evet yeni yıldan ilk isteğim bu olabilir:

Lütfen 2018, sana yalvarıyorum, lütfen şu yapmacık yapmacık “Ama pozitif düşünmem lazımm!”diyenler bir gitsinler artık. Çıplak kalsın ruhlarındaki iki yüzlülük, bir görelim; neymiş bütün o ışıltıların pırıltıların ardında yatan şey... Sonra da içimizden geldiği gibi yeni yıl dileklerimizi sıralayalım. Çam ağaçlı, kar manzaralı, Noel Baba'lı filmler izleyerek hayaller kuralım. Ve öyle olması gerektiği için değil, birileri dayattığı için hiç değil; sadece içimizden geldiği için, ışıltılı, pırıltılı yeni yıl mesajları yayalım etrafımıza... İçinde mucizeler olan öyküler anlatalım. Mucizelere dokunalım, onları elle tutalım...

Hayallerimin rant malzemesi olduğunu görmeye tahammülüm kalmadı artık. Bundan yıllar yıllar önce “kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” şiirini söyleyerek öğrenci evindeki arkadaşlarıma kahvaltı sofrası hazırlardım. Zeytin, peynir, sıcak ekmek ve yumurta olurdu o sofralarda. Yıl 2018'e evrilirken, “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” şiirini sloganlaştıran kahvaltı salonlarında (!) “28 çeşit serpme kahvaltı sadece 48 buçuk tele!“ falan yazıyor! Ne acı, ne acı.. Şiirler kapitalizme malzeme, Polyanna kişisel gelişim sektörünün ucuz kitaplarına malzeme; eskiden beğenip de yüzüne bakılmayan köy tarhanası bile düzene malzeme... Sonra da bana diyorsunuz ki ;

Çalsana bir cıngıl bels cıngıl belsss cıngıl cıngıl bellss şarkısı!” Ben çalarım çalmasına da ya oradan bir softa çıkıp “Ama günahhh!” deyip beni susturmaya kalkarsa...

Yok arkadaş elimde değil pırıltılı yeni yıl yazısı yazamıyorum bu sene! Kocaman bir sahne var sanki önümde; dekoru acıklı, müziği acıklı... Ve sanki acıklı bir oyun oynanacakmış gibi. Ama izleyiciler gelmediği için oynanmıyormuş gibi. Ben de kendimi o sahneden az sonra dışarıya atacakmışım gibi...


Daha iki gün öncesine kadar yeni yıl yokmuş gibi davranıyordum bu halet-i ruhiye içinde. Sonra kendi kendime kızdım. Hayır dedim, olmaz böyle dedim, yeni yıl için yap bir şeyler dedim. “Hüzün yok bu sene, kokinalar bitemeyecek” dedim. Perşembe akşamı mumcuya gidip iş yerindeki herkese mum aldım. Mumların üzerlerine küçük küçük dilekler yazdım. Bazı arkadaşlar hediyelerini alınca sarılıp öptüler beni, çok memnun oldular. Bazıları sanki bozuldu; “Ya ama ben bir şey almadım ki!” dediler, sanki ben karşılık bekliyormuşum gibi. Klasik, “İyi de ben niye düşünemedim, tüh ya!” tepkisi. Oysa bırak; birisi seni düşünmüş, keyfini çıkar işte, ne diye stres yaratıyorsun değil mi ama. Yaradılış işte, ne yapsan memnun olmayacak insan tipleri. Hele bir tanesi küçücük paketi görünce şaşırdı. Hediye dediğin markalı olur diye düşündü muhtemelen.. Açıkçası ben çok eğlendim. Size bir sır vereyim mi; hiç beklemediği anda hediye verip sonra da verdiği tepkiye göre insanların karakterleri analiz edilebilir. Denemesi bedava, bakalım siz de benim gibi düşünecek misiniz...

Neyse işte. Bu sene yılbaşı ruhu bana bir gelip bir gidiyor. Mesela akşam oturdum sarma yaptım. Benim için özel bir durum bu, çünkü senede bir kez yaparım bu yorucu yemeği. Sonra sabah kalktım paçanga böreği yaptım, hatta abartıp tencerede tandır bile pişirmeyi düşünüyorum.

Geçen yıldan kalma ağacımı süslemeyi, bir iki kadeh bir şeyler içmeyi de aklımdan geçiriyorum. Hem yılbaşı kartı da aldım bu sene, dört beş kişiye attım. Ama bütün bunları kendi içimde yaşadığımın farkındayım. Yani kart attığım insanlar belki de “Ne gerek var ki, whatsapp diye bir şey var!” diyecekler. Ya da belki kartın yanında neden başka hediye yok diye mutsuz olacaklar. Bilemem...

Hayat hızla değişiyor. Evet teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama hayatı zorlaştıran neydi ki zaten noktasında düğümlenip kalıyorum...

Birazdan çıkıp kokinalarımı alacağım, onların sihrine inanıyorum. Ve çok değil saatler sonra yeni bir yıl başlayacak. Oysa bizler yarın hayata yine kaldığımız yerden devam edeceğiz. İçimizde yeni bir devir başlatabilecekse eğer; hoşgelsin 2018! Aynı tas aynı hamamsal kaygılar sürüp gidecekse de bari yanında lavanta kokulu sabunlar getirsin...

İşte böyle, iyi bir sene olsun diyoruz; ama herkesin iyilik kriteri farklı olduğu için de yeni yılın kafası karışıyor muhtemelen. Yeni yıllar belki de bu yüzden bizi hayal kırıklığına uğratıyor. O zaman ben bu sene olayı tamamen 2018'in inisiyatifine bırakıyorum:

“Hey ufaklık, sen en iyisini bilirsin. Kimseye kulak asma, bildiğini oku, bizi de mutlu et... Hoş geleceksen gel, değilse de arın da gel! “


Devamını Oku

30 Aralık 2016 Cuma

2017'de YOR'ulmadan...

Ben bu yeni yılda kendime çok somut bir hedef koyuyorum. “R” harfini yutmayacağım! Evet düşündüm, taşındım, başarması kolay gibi görünen, aslında hiç de sanıldığı kadar kolay olmayan bir hedefte karar kıldım!

 2017'de “yor” suz hayattan “yor” lu hayata adım atmak istiyorum!
Yazması kolay olan, okumada da sorun çıkarmayan, ama iş konuşmaya gelince yutulan zavallı harf, zavallı “r”, bu kadar hoyrat davranılmayı hak etmiyor! Buna bir son vermek lazım diye düşündüm ve 2017'de ona özen göstermeyi kendime görev bildim! Ne o, şaşırdınız mı? Niye şaşırıyorsunuz ki... Gayet mütevazı, bir o kadar da iddialı bir dilek benimkisi... Bu ülkede neler oluyor şaşırmıyorsunuz da benim gariban dileğime mi “Yok canım, daha neler” diyorsunuz! Teessüf ederim, gerçekten çok teessüf ederim... Böyle şeylere aşırı derecede kırılıyorum ben!


Madem herkes kendi bildiğini okuyor, madem herkes kendi çıkarlarına göre hareket ediyor, madem iyi dileklerde bile bir araya gelemiyoruz, ben de alıp başımı gitmek istedim işte farklı diyarlara... Ülküsüz kalmıştım, ülkümü buldum! Elimden tutan oldu da, mesela “bak 2017'de şöyle bir şey yapacağız, ne bileyim Mars'a gideceğiz, ya da Türkiye'nin her karış toprağını yeşillle dolduracağız, organik tarım yapacağız, tavuklarımız özgürce gezmekten mutluluk sarhoşu olacak” gibi şeyler söyleyen oldu da ben mi katılmadım! Baktım umutlar tükeniyor, yüzler asık; kendime umutlanacağım bir amaç buldum. Gerekçelerim çoktan hazır:

70 milyonun (!) izlediği koskoca devlet televizyonun spikerleri bile kendisini unutturmaya çalışıyor. “Sesimi duyUYO musun sevgili kameraman arkadaşım?” diyorlar, “Sesim geliYO mu?” diye tekrar ediyorlar. O zavallı “R” böylesi anlarda nasıl üzülüyor, nasıl da içine içine atıyor dertlerini siz hiç düşünüyor musunuz? Tabi ki düşünmezsiniz, ateş düştüğü yeri yakar...


Bakmayın öyle kenardan kenardan, bana umutlu bir şeylerle gelen yoksa aranızdan, dönmem artık yolumdan! Slogan mı istiyorsunuz, alın size slogan:

Şimdiki zaman R'siz olmaz, sevenler ayrılmaz! Yok bunu beğenmedim, “Hor görme “R”yi ne olur, çalış senin de olur” Bu çok saçma oldu, “R”siz hayat ah ne bayat! Yok bu da olmadı. Şimdiki zamanın bütün “R” leri birleşin! Bunun sonucu da “rrrrrr” olur, çok gürültülü olur, 
bunu da sevmedim. “Tek ek, tek harf, tek yürek” Bu cümleyle de gaza gelemiyorum... “R'lerine bahar gelmiş memleketimin” diyesim geliyor, “Remocan” türküsünü mırıldanıyorum içten içe, “Rey rey rey” diye halay çekenleri düşünüyorum, olay tek kanallı televizyonda virgülde yarım nefes, noktada tam nefes es veren spikerlere kadar uzanıyor.

Şimdi içinizden birileri “Ülkede o kadar çok dert varken, senin takıldığın şeye bak!” diyebilir. Hiç alınmam, yüksek sesle de söyleyebilirsiniz... Ama bilin ki bugün “R” leri yok sayan, yarın neleri yok saymaz? Bunun t'si var, yumuşak g'si var, değil mi ama...

Hem siz sanıYO musunuz ki, bu iş burada bitiYO, hayır bitmiYO! R'ler hayatımıza tekrar girdiğinde her şey çok güzel olacak belki de... Ben üzerime düşeni yapıyorum arkadaşlar, gerisi size kalmış..

Yeni yılınızı kutluYORum, haydi sıra sizde, aşağıya bırakın bol bol YORum...


Devamını Oku

31 Aralık 2015 Perşembe

Heyecanlıyım, çok melekli bir yıl başlıyor!

Sevgili Yeni Yıl, yıllardır karlı yeni yıl sabahına uyanmayı hayal ediyorum, bu sene oldu sayende. En son ne zaman yılbaşı günü kar yağmıştı, hiç anımsamıyorum bile. Belki de ben çocukken... İnsan hayaline sımsıkı sarılırsa gerçekleşiyor bak işte.! Yaşamak böyle bir şey belki de; beklemek, umut etmek, umut ekmek ve sonrasında gümbür gümbür gelen coşku...



karlı sabaha uyanmak ne güzel...
Sabah kalktığımda gördüğüm manzaranın fotoğraflarını çektim acemice. Bu muhteşem görüntülerin izi kalsın istediğimden, ya da bu güzellikleri paylaşabilmek için. Ne bileyim, hiç tanışmasam da arkadaşım olarak kabul ettiğim sevgili "Kalemimden Yazılar" ve "Bahçeperim", Ege illerinde kar göremiyor diye belki de... 
Ege illerinde kar göremeyenlere beyaz kristaller içinden sevgi ve umut göndermeyi istemek ne güzel bir yeni yıl dileği...

kalpsiz olmaz!
İnsan tazeleniyor, insan umut ediyor, insan coşuyor. Yeni yıl da neymiş diyorlar ya, işte bu demek aslında... Böyle benim gibi sabahın kör saatinde kalkıp içinden geçenleri çalakalem yazıvermek demek. Kar tanelerine dokunarak mutluluğu içine çekmek demek...

melekler korusun!
Gördüğüm her yer bembeyaz... Masalsı bir güzellik var sokaklarda. Bütün çöpler örtülmüş, geçmişin bütün izleri silinmiş, bütün kırgınlıklar bitmiş, haksızlıkların hepsi yok olmuş gibi. Kirden, çirkinlikten arınmış gibi her yer ve sanki bütün insanlar yeni doğmuş çocular gibi... En güzel olan da nedir biliyor musun sevgili yeni yıl, eşitlik var karla kaplı sokaklarda!
Tabii ya, bak görmüyor musun, beyaz nasıl da eşitlemiş herşeyi... Büyülü bir güzellik ile kaplanmış ortalık.. Bembeyaz bir bulutun ortasında gibi, sanki bir pamuk şekerinin içinde gibi, bir çocuğun rüyasında gibi, tam da öyle gibi... Ben gibi, belki de sen gibi, biz gibi...

meleklerin kalbi vardır...
Sana çok ama çok teşekkür ederim sevgili yeni yıl. Bembeyaz bir güne uyanmak, bembeyaz bir yılın başlaması, beyazlar üzerinde gülümseyen melekler, sanki bir şeylerin işareti gibi... 

sevmek güzel şey...
Biliyordum, biliyordum; birgün geleceğini biliyordum! Sen O'sun, sen benim altın yılımsın, seninle başlayan güzellikler ömrüm boyunca sürecek. Ben bunu biliyordum, sahiden de biliyordum...
Hep bugüne hazırlandım belki de. Kimi zaman yavaş yavaş, kimi zaman acele acele...
Ağladım, üzüldüm, içlendim, alındım, darıldım, kızdım, bağırdım, çağırdım; ama güldüm de, sevindim de, umutlandım da, mutlandım da, haykırıp dolu dolu kahkahalar da attım... İşte hepsi bugün içinmiş..

01.01.2016 benim için yeni, taptaze, güpgüzel bir başlangıç oluyor... Apar topar işten ayrılmalarım, apar topar yaptığım ruhsal temizlikler, apar topar kendimi korumaya alışlarım demek hep senin içinmiş....

kar küresinde hayaller...
Biliyor musun, bu yazıyı ben değil, ellerim yazıyor sanki.. Çok garip, cidden çok ama çok garip... Bir o kadar da güzel ve şaşırtıcı ve coşkulu ve büyük ve güzel ve ve ve...

Bu sene bana en sevdiğim arkadaşım, sevgili dostum bir sürü melek hediye etti. Bu sene bana yeni arkadaşım melekli bir bebek hediye etti, o melekli bebeğin aynısından evde de vardı, sevdiğim biri hediye etmişi, iki tane oldular...

melekler arkadaş oldular...
Demek ki bu sene çok ama çok melekli bir yıl beni bekliyor...

O halde bir yeni yıl şarkısı da benden size hediye olsun...




2016 benim, sizin, bizlerin, iyilerin yılı oluyor göreceksiniz; seneye bugün bunu konuşuyor olacağız....

Sevgilerimle, nice mutlu başlangıçlara...

kokinalar, şans çiçekleri...
Devamını Oku

27 Aralık 2015 Pazar

2015'i uğurlarken mersi'lerden bir demet!

2015'i uğurlarken teşekkürü borç bildiğim şeyler ve insanlar var. Bakalım öyle doğaçlama yazıyorum, unuttuklarım olursa affola.

1- Muhalefet partilerinin gösterdikleri şahane performanslara şapka çıkartıyorum ve bu yazımın başında öncelikle kendilerine teşekkürü bir borç biliyorum. Sayelerinde son yıllarda görev bilerek yakından takip ettiğim politikadan uzaklaştım, huzuru buldum. Şu anda haber bile izlemediğim için memleket meseleleri karşısında çakır keyif bir hal içindeyim. Yani ana başlıkları ister istemez biliyorum, ama linklere tıklamıyorum. Kafam bulanık anlayacağınız. O linklerin içinin çöplük olduğunu bana öğreten ana, yavru, yeğen, kuzen ne kadar muhalefet partisi varsa hepiciğine sevgilerimi iletiyor ve kendilerini 2015'de bırakıyorum. 2016'da benimle değ(ıl)sınız!

2- Madem siyasetten açtık, o halde Ahmet Hakan'a da teşekkür etmeden geçemeyeceğim. “Olur mu şaptan şeker...” şeklinde başlayan atasözünün doğruluğunu sayesinde anlamıştır artık birileri.. Kendisini de 2015'de bırakıyorum, mümkünse 2016'da benden uzak bir yerlerde olsun. Yazsın elbette, basın özgürlüğüne saygımız sonsuz, mesela Zimbabwe'deki yemek kültürünü falan anlatsın. Olmadı, Cihangir'in dansöz oynatılmayan mekanlarında aromalı kahvesini içerek bir sonraki seçimlerdeki adaylığına hazırlanabilir. Kendisine de teşekkürü bir borç biliyorum, ne güzel de esiyor rüzgar oradan buradan...

goodbye 2015
3- Hemen olayı kişiselleştirmem lazım! Zira fazla politik maddelerden gidersem kimbilir ne aksi yorumlar gelir! Ama olayı kişiselleştirmeden önce toplumu tahammülsüz hale getirip kutuplaştıran, kendisi gibi düşünmeyenlere saldırtan zihniyete de bir teşekkür etmem lazım. Çatışma adrenalindir, ne güzel birbirimize laf sokuşturarak zinde kalıyoruz, tişikkirlir sipirmin! Ama mümkünse gelme olur mu 2016'ya! Ben orada artık birbirine saygı sevgi duyan, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpülen, eski Türk filmlerindeki ülkemin naif insanlarını görmek istiyorum mümkünse.

4- Size de teşekkürler ey kapitalistler! Sayenizde 2015'de ne güzel savaşlarımız oldu, ne şahane silahlar satıldı, ekonomi canlandı. Ama yetti gari (da), gelmeyin 2016'ya, geçmişe hapsetme iksirini içirmek istiyorum hepinize...

Welcome 2015!

5- Bir teşekkür de memleketi şantiyeye çevirenlere gitmeli. Yaşasın beton krallığı! Sahi beton dökme makinesi sesine aşık bir çevre bakanı vardı değil mi, ne tatlı ve tontondu! Hepiciğine teşekkürlerimi mikser makineleri ile fışkırtmak geliyor içimden. Coşuyorum adeta!

6- Bir teşekkürü de reyting sistemini değiştirip eğitim kriterini ortadan kaldırarak “onu mu giysem bunu mu giysem, onunla mı evlensem bununla mı evlensem, büyük abi evinde kime ne entrika çevirsem, en güzel ses benim uleynn!” şeklindeki muhteşem programlarla gönlümüzü şenlendirenlere gönderiyorum. Sanat nedir ya, içerik nedir, edebiyat nedir! Boş işler onlar, memleketimizin insanının gevşemeye ihtiyacı var. Bütün tv kanalları tevesekiz gibi olmalı diyen zihniyete teşekkür ediyor ve kendilerini 2015'in renkli dünyasında bırakmak istiyorum.

7- Teşekkür edecek çok kamu kurumu var, ama ben olayı kişiselleştirmek istiyorum. Mesela eski iş yerimin tuhaf kadınlarına çok ama çok teşekkür ediyorum. Detaylara girmeyeceğim, ama sayelerinde “kadınların çoğunlukta olduğu ofislerden uzak durulması gerektiğini” bir kez daha anladım ve gördüm. 2015'de kaldılar Allahtan ve lütfen 2016'da benimle olmasın öyle kadınlar!

2016 güzel olacak!

8- İyi bir işte çalışıp iyi maaş aldığı için övünen, mesela sadece işinden bahsetmek için arkadaşlarını arayan herkese çok teşekkür ediyorum. 2015 sizin yılınızdı, orada kalmalısınız. Belki orada daha çok kazanırsınız!

9- En yakın arkadaşlarının başarısını hazmedemediğini gizlemeyip sivri diliyle laf sokuşturmaya çalışan, moral bozma uzmanı dost görünümlü kişilere de teşekkür borcum var. En azından dürüst oldukları için onları da 2015'de bırakma ödülüyle kutsamak istiyorum.

10- Son olarak kendime teşekkür ediyorum. Saydığım, sayamadığım teşekkürü hak eden herkesi fark edip onları 2016'ya taşımama kararı aldığım için...


Sadeleşmek iyidir.
2016 bütün safraların döküldüğü, bulutlar kadar hafif, melekler kadar saf, çocuklar kadar şirin, şirinler kadar güzel bir yıl olsun... Güzel insanların güzel hayalleri 2016'da gerçek olsun!


Hoşgeldin cici 2016 :)

Sevgiyle efenim, mutlu pazarlar...

not: Varsa sizin de teşekkür etmek istedikleriniz, 2015 bitmeden yorum bırakabilirsiniz aşağıya, aman diyeyim küfür içermesin...


Devamını Oku