Öncelikle
Fatih Sultan Mehmet'in Kanunnamesi'nden bir madde ile başlayalım.
“Ve
her kimseye evladımdan saltanat müyesser ola,
karındaşlarını Nizam-ı Alem için katleylemek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz
etmiştir. Anınla amil olalar..
Yani
özetle demiş ki Fatih Sultan Mehmet:
“Devlet
istikrarının devamı için saltanata geçecek olan çocuklarımın
birbirini öldürmesi uygundur, Osmanlı'nın alimleri de buna izin
vermiştir..”
Bu
ön bilgiden sonra 15. yüzyıla doğru bir gidelim. İstanbul'un
fethinden 6 yıl sonra, 1459 'da Edirne Sarayı'nda doğar Cem
Sultan. Babası Fatih, o sıralar Yunanistan seferindedir. Sarayda 4
yaşından 10 yaşına kadar iyi bir eğitim alır. Yunanca, Farçsa,
Fransızca ve İtalyanca'yı çok iyi bildiği söylenen, aynı
zamanda çok da iyi bir şair olan Cem Sultan, Ağabeyi 2.
Bayezid'den 13 yaş küçüktür ama çok daha yetenekli ve çok daha
iyi yetişmiş bir şehzadedir. Babası Cem Sultan'ı çok sever.
Hatta 1481 yılında ölmeden önce
“ Benden sonra tahta geçecek
olan Cem'dir” dediği de rivayet edilir.
 |
| alıntıdır |
Dönelim
hikayemize. Cem Sultan, 10 yaşındayken Kastamonu Sancak Beyliği
görevine getirilir. Sancak Beyi demek, imparatorluğun sınır
bölgelerindeki en üst düzeydeki yönetici demek bu arada.. Abisi
Mustafa ölünce de Konya'ya vali olmuştur. Diğer abisi 2. Bayezid
ise henüz 7 yaşındayken, Hadım Ali Paşa denetiminde Amasya
Valisi olmuştur. Yani beylerbeyidir, bir eyaletin yönetiminden
sorumlu olan kişidir... Çocuk yaşlarda iktidar hırsı
bilinç altlarına kazınmıştır bu kişilerin. Böyle bakıldığında, zaten kardeşlerini öldürmek istemeleri çok da normal karşılanabilir.
Baba
ölür 1481 yılında, Cem daha 22 yaşındadır. Tahtı kim ele
geçirirse hükümdar da o olacaktır. Aslında en iyi kardeş, ölü
kardeştir demek de mümkün tabii ki! ( Sarık ve İstanbulin, sf:
95)
 |
| alıntıdır |
O
zamanlar iletişim ulaklar aracılığı ile sağlanır. Babaları
öldüğünde Bayezid Amasya'da, Cem Konya'da.. Kim önce haber
alırsa o tahta geçecek. İşte entrika diyebileceğimiz politik
manevralar da bu noktada başlar. Topkapı Sarayı'nda daha iyi
örgütlenmiş olan Bayezid'in yandaşı Sinan Paşa, ulakların
Cem'e 3 gün geç gitmesini sağlar. Böylece Bayezid, padişahlığını
ilan eder. Cem Sultan bunu kabul etmez tabii ki, toplar bir ordu
Konya'da ve yola çıkar. Bursa yakınlarında, abisinin gönderdiği
orduyu yener. İstanbul'da Bayezid her ne kadar padişahlığını
ilan etmiş olsa da, Cem Sultan da Bursa'da kendi padişahlığını
ilan eder, hatta kendi adına para bile bastırır. Bu arada Bayezid
da boş durmaz elbette. Cem'in destekçisi Sadrazam Mehmet Karamani
Paşa'ya karşı yeniçerileri kışkırtır ve O'nu öldürtür.
Ulema'yı etkiler, vakıf arazilerine el konulmasından
vazgeçileceğini ilan eder ve vakıf sahibi güçlü aileleri de
yanına çekmeyi başarır. Sonra da Bursa'ya güçlü bir ordu
göndererek kardeşine yeni bir savaş daha açar. Cem, kan
dökülmesin diye Anadolu topraklarını kendisinin, daha geniş olan
Rumeli topraklarını ise Bayezid'in yönetmesini, yani ikili bir
yönetim şeklini teklif eder abisine.. Ama savaşı kaybedince bu
olasılık da ortadan kalkar. Yani Cem Sultan'ın saltanatı sadece
18 gün sürer.
 |
| alıntıdır |
İktidar
hırsı bitiyor mu peki, tabii ki bitmiyor... Önce Kahire'ye gidip
Memluklular'a sığınır Cem Sultan. Amacı ise geri dönüp iktidarı
ele geçirmektir. Memluk Sultanı'ndan maddi destek alacak ve ordu kurarak geri dönecektir. Memluk
Sultanı ise bu iktidar savaşı sırasında Osmanlı'nın
yıpranacağını düşünür, hem dost bir padişah da iyidir.. Yani
karşılıklı çıkarlar uygundur. Memluk Sultanı Kayıtbay, “Sana
destek vereceğim ama önce gelmişken hac görevini yerine getirerek
Müslümanlar gözünde itibar kazan” der. Böylece Cem Sultan,
Osmanlı Hanedanı'nda ilk hacı olan kişi ünvanını alır. İslam
dünyası'nda ise itibar kazanır. Ailesini orada bırakıp Adana'ya
gelen Cem Sultan, Karaman Beyi'nin desteği ile Ankara Kalesi'ni
kuşatır ama başaramaz. Çareyi Rodos Şövalyeleri'ne sığınmakta
bulur. Şövalyelerin lideri Pierre d'Aubusson'la adada özgür
alacağına dair bir anlaşma yapar. Amacı ise Macar Kralı
Matyas'dan destek alıp abisine tekrar savaş açmaktır.
 |
| alıntıdır |
Şövalyeler
ise elbette bu durumu kendi çıkarları için kullanırlar. Bir kaç
ay içinde Bayezid'la anlaşma yaparlar. Şehzade adada tutsak
kalacak, karşılığında ise bakım masrafı adı altında o zaman
için çok yüklü bir bedel olan, yılda 40.000 Venedik Dükası
alacaklar ve Osmanlılar'la serbest ticaret yapabileceklerdir. Adı "bakım masrafı" bile olsa Osmanlılar, tarihlerinde ilk defa haraç
ödemeyi böylece kabul etmek zorunda kalırlar. Bayezid, bu süre
içinde kardeşinin bir şekilde öleceğini de umut ediyordur muhtemelen...
Bu işten en büyük çıkarı ise, kuşkusuz Rodos
Şövalyeleri elde eder.. Hem Osmanlılar'dan para sızdırmak,
hem Osmanlılar'ın adaya saldırmasını engellemek, hem de
Hristiyan Dünyası'na karşı etkili bir kozu ellerinde tutmak; daha ne
olsun! Düşünsenize, o dönemin Avrupası'nda hangi kral, Osmanlı
Padişahı'nın korkulu rüyası olan böyle bir tutsağı ele
geçirmek istemezdi ki?

Şövalyeler, Cem Sultan'ın kendi isteğiyle
bu çok değerli tutsağı gemiyle Fransa'daki Limousin'e ,
Bourganeuf'da inşa ettikleri özel kuleye götürürler ve tutsak
etmeye devam ederler. Uzaklaştığı için Bayezid tarafından öldürülme riski de azalmış olur Cem Sultan'ın.. Avrupalılar Cem'e Zizimi dedikleri için bu
kule de Zizimi Kulesi olarak bilinir ve günümüzde hala
ziyaretçileri vardır. Bu kulede Cem Sultan, 2 yıl hapis kalır. Bu
süre içinde ağabey Bayezid'in uykuları elbette kaçmaya devam
eder. O'nu öldürtmek için elinden geleni yaparken bir taraftan da
haraç öder. Olay öyle bir noktaya varır ki, bu değerli tutsak
için krallar birbiriyle yarışa geçer. Mesela Bayezid, Topkapı Sarayı'ndaki Hristiyanlığın kutsal
emanetlerinden “Vaftizci Yahya'nın Eli”ni şövalyelere ve “Hz. İsa'yı öldüren
mızrağın parçası”'nı Roma'ya göndermiştir. Bir çok kral da şövalyelere teklifler götürürler ve ihaleyi 7
sene sonra Papa VIII. Innocentius kazanır. Böylece bahtsız şehzade Cem, 1489 yılında, Roma'ya gönderilir. Bunun karşılığında ise Rodos
şövalyelerinin lideri Pierre d'Aubusson kardinal olur. Papa, Cem'e
Hristiyan olması karşılığında özgürlük vaadeder ama Cem
Sultan bunu şiddetle reddeder. Zavallı Cem, dayısı olduğu
söylenen Macar Kralı Matyas'a ulaşabileceğini düşünürken, bir
sene sonra 1490 yılında Matyas da ölünce artık hiç bir umudu
kalmaz. İki sene sonra papa da ölür mü... Yerine geçen yeni papa
VI. Alexandre, yine Bayezid'le anlaşmalar yapmayı düşünür. En sonunda Osmanlılar'a karşı Haçlı seferi yapmayı düşünen Fransa kralı
VIII. Charles, 1494'de Roma'ya iner ve Cem'i ele geçirir. Fransa'ya
doğru giderken yolda hastalanıp 1495 şubatında Cem
aniden ölür. Bayezid'in casuslarından birinin berber kılığında
kanına zehir karıştırdığı söylentisi dolaşır. Bir diğer
söylenti ise, Papa'nın seneler boyu haraç kaynağı olan şehzadeyi krala yedirmemek için teslim etmeden önce yavaş yavaş zehirlediği yönündedir.. Bilemiyoruz elbet
ne olduğunu; bildiğimiz tek şeyse, iktidar hırsının ne korkunç
boyutlara ulaşabileceği..
Cem
Sultan ölür de pazarlıklar biter mi? Hayır bitmez elbette.
İlaçlanarak bozulmadan saklanan ceset de yıllar boyu pazarlıklara
konu olur. Kardeşinin ölümü üzerine 3 gün yas ilan ettiren
Sultan Bayezid, ölümünden tam 5 yıl sonra cenazeyi Bursa'ya
getirmeyi başarır ve diğer kardeşi Mustafa'nın yanına gömdürür.
Yazının
başında belirttiğimiz gibi, taht kavgaları çıkmasın diye
kardeş katlini meşru kılan Fatih, ne oğullarının taht kavgasına
engel olabilmiş, ne de en sevdiği oğlu Cem'in sultan olmasını
sağlayabilmiştir!
Peki
bu kardeşlerin 13 sene süren taht kavgası nelere mal olmuştur?
Bu olay yüzünden Osmanlı kasasından ciddi miktarda haraç
ödenmiştir.
Batılı
Devletler ve Papa, Cem Sultan'ı bir şantaj unsuru olarak
kullandıkları için, Osmanlılar'ın fetihleri durmuş, 2. Bayezid
dönemi sönük geçmiştir.
İki
oğulun da kafasında ya saltanata geçmek, ya da ölmek varmış gördüğünüz üzere. Yorum size kalmış..
Gelelim
günümüze.. Saltanat sülalesinden olduğu gerekçesiyle 7 yaşında
çocukların devlet yöneticisi yapılmadığı, daha aklı başında bir cumhuriyetimiz
var çok şükür... Ama cumhuriyet tarihi boyunca, iktidar sahiplerinin yakınlarının iyi mevkilere geldiğine dair çok da kanıtımız var maalesef!
İktidarı ele geçirme entrikalarında ise değişen pek bir şey yok. O
dönemlerde şehzadeler öldürülürmüş, şimdilerde ise rakip
partinin başkanına bir komplo video düzenleniyor, adamın hayatı değil ama siyasi gücü anında
bitiyor! O dönemlerde insan casuslar varmış, şimdilerde ise
teknolojik casuslar var.. Böcekler, kameralar, bilgisayar
virüsleri..vs. O dönem gösterişli saraylarda halktan uzak yaşayan padişahların yerini ise, günümüzde 2000 kişilik koruma ordularıyla gezen, geçeceği yollar trafiğe kapatılan başbakanlar almış.. O dönem, yeniçerilere ulufe dağıtan iktidar, günümüzde sistemini koruyan polislere ikramiye dağıtıyor.
O
dönem de kişisel iktidar hırsı için dış ülkelerle işbirliği yapılırmış, şimdilerde de durum farklı değil.. O dönemin Avrupa Kralları'nın
yerini günümüzde Avrupa Birliği ve Amerika almış, değişen bir
şey yine yok.. Bu olayda görüleceği üzere iktidar hırsı yüzünden Cem Sultan, imparatorluğu bölme fikrini bile öne sürmüş, günümüzdeki örneklerini ise sizler zaten biliyorsunuz... O dönem, tahtını kaybetmemek için imparatorluğu her anlamda zarara uğratan Bayezid gibi padişahlar varmış, günümüzdeki seçim yatırımları da hiç farklı değil!
"İktidarı ele geçirse aynı mı düşünecekti?" sorusunu ister istemez akıllara getiren, ama doğruluğu da yadsınamaz olan şiirinde Cem Sultan abisine şöyle seslenmiş:
“Yürü
var iy Bâyezid sen süregör devrânını
Saltanat bâkî kalur
derlerse bu yalandur.”
(Ey
Bayezid, yürü git sen saltanatını sürmeye devam et. . Saltanat
sonsuza dek kalır derlerse bu yalandır.)
Saltanatlar
geçicidir der tarih, ama aradan geçen yüzlerce yıla rağmen bu
gerçeği hala görmek istemez iktidar sahipleri..
Ben bu olay vesilesiyle hatırlatayım dedim..
NOT: Jean-François Solnon'un "Sarık ve İstanbulin" kitabını sindire
sindire okuyorum.. Avrupalı'nın gözünden Osmanlı'ya objektif
bir bakış.. Bu olayı da kitapta geçtiği ve çok ilgimi
çektiği için biraz daha araştırıp sizlerle paylaşmak istedim.
Eğer beğendiyseniz, benzer yazılar yine yazarım..
Hırslara kapılmadan ve her zaman sevgiyle kalın..