Kadıköy'de bir gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadıköy'de bir gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2016 Çarşamba

Çiçekçi kadınları seviyorum

Hızlı hızlı yürüyüp yanına geldiğimde aniden durdum. Öyle güzel bir yerde kurmuş ki tezgahını; önünde çiçekler, yan tarafında müthiş bir deniz, geri planda Haydarpaşa'nın heybeti, süzülen vapurlar... 



Üstelik bütün bu şahane manzaraya bir de şahane bir piyano sesi eşlik ediyor. Çünkü bulunduğu yer, konservatuarın duvarıyla bitişik. Piyanoyu çalan belli ki üst sınıflardan bir öğrenci, ya da öğretmen... Parmaklarının tuşlar üzerindeki hareketlerini hayal etmeye çalışıyorum, içim güzelleşiyor adeta.


Diyorum ki: ”Ne kadar güzel bir yerde oturmuşsun, müzik de var!” Tabi ya” diyor, devam ediyor: “Eşim bana diyor ki, sen oraya iş yapmaya değil eğlenmeye gidiyorsun” diyor. Gülüşüyoruz. Kırmızı bir gül goncası uzatıyor sonra; “İçimden geldi, bak para falan vereyim deme sakın, kiminin parası, kiminin duası” diyor. Öylece kalakalıyorum, gözlerim doluyor. “Bari bir siftah atsaydım” diye cüzdanıma doğruluyorum, “sakın” diyor, “sakın para verme, içimden geldi” diyor. “Ne kadar naziksin, çok teşekkür ederim, öyle ihtiyacım vardı ki diyorum” “Neye, çiçeğe mi?” diyor. “Hayır, böyle güzel bir insanlığa” diye cevap veriyorum.

Bu sahne beni yıllar öncesine götürüyor. Anlatıyorum O'na da...


Yıllar önce İstanbul'a yaşamak için geldiğimde yanımda taşıyamayacağım kadar ağır bir bavul vardı sadece. Bütün hayatımı ve eşyalarımı İzmir'de bırakıp İstanbul'a taşınmıştım. Sadece çalışacağım fabrika belliydi, geri kalan her şey sıfırdan oluşacaktı. Her neyse servisten Taksim meydanında indim. O zamanlar şimdiki gibi köy meydanı değildi Taksim, betona bulanmamıştı, yaşayan bir meydandı. İnsanların buluşma yeriydi. Ve çiçekçiler vardı dizi dizi. Hani bazılarının “çingene” dedikleri, benmse özellikle çok sevdiğim insanlar... Elimdeki büyük bavulu bir adım bile taşıyamazdım, tam dibinde durduğum çiçekçi ablaya dedim ki:
"Benim telefon etmem lazım, lütfen bavuluma göz kulak olur musunuz?"


Yapacağım başka hiçbir şey yoktu. O anda o çiçekçi ablaya güvenmek zorundaydım, zaten aklıma bir şüphe de asla gelmemişti. Telefon kulübesine gittiğimde, ev bulana kadar yanında kalacağım arkadaşımın telefon numarasını ararken, omzumda bir el belirmişti. Dönüp baktığımda aradığım arkadaşımın arkamda durduğunu görmüştüm. Koca İstanbul'da, onca insanın arasında karşılaşmamız, aynı o çiçekçi ablanın bana yardım etmesi gibi hayatın sunduğu müthiş mucizelerden sadece biriydi...


Bu hikayenin hepsini değil, sadece bir kısmını anlattım O'na, yani dün rastladığım, ismi bende saklı olan çiçekçi ablaya: “İstanbul'a ilk geldiğimde bavulumu bir çiçekçiye bırakmıştım” dedim. Sonra bir tane de papatya dalı uzattı bana, “bunu da al” dedi, “sakın para verme, içimden geldi” diye ekledi...

Kimselerin önemsemediği çiçekçilerle ne zaman bir muhabbetim olsa, işte hep böyle içime sevgi dolar. “Azıcık denize bakayım” dedim, nasıl teşekkür edeceğimi bilemeyerek ayrıldım yanından, içim kıpır kıpır...


 Haydarpaşa'ya baktım uzun uzun, garın gerisinde uzanan yeşilliğe baktım. Bütün o yeşillikleri ve garı yok ederek imara açmak isteyen, “oteller açılsın, daha çok alışveriş merkezleri açılsın, daha çok para gelsin” diye gözleri çakmak çakmak olan kalantor adamları ve politikacıları düşündüm. Bir de gönülleri zengin, içleri tertemiz, gözlerinin içi gülen çiçekçi kadınlar geldi aklıma... “İşler nasıl?” diye sorduğumda “Çok şükür, ekmeğimizi kazanıyoruz” diyen çiçekçiler...
Önünden geçerken HaldunTaner tiyatrosundan bir de bilet aldım kendime... 

“Hayat aslında güzel be ya!” dedim gülümseyerek....







Devamını Oku