demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2023 Cumartesi

Bu sabah mahallede karnaval var!

Sabah sabah çok şaşırdım. Nasıl şaşırmayayım ki! Zaten eğlence, şarkı türkü sesleri nedeniyle zıplayarak kalkmışım yataktan. Daha gözlerimi ovuşturmaya bile zaman bulamamışım. Neler olduğunu anlamak için hemen salonun camından bakıyorum. Orijinali İngilizce olan bir filmin Türkçeye çevrilmesi sonucu tam da anlamını bulamayan o meşhur replik çıkıveriyor ağzımdan o an.

"Vay canına!" diyorum.

Gördüklerime inanmak için derin derin soluk alıyorum.

Şaşırdım

Karşı komşu, meraklı çok bilmiş, nam-ı diğer adını “Arzu’nun Annesi” olarak kafama kodladığım Şükûfe Hanım bile yarı beline kadar sarktığı camdan alkışlarla eşlik ediyor karnaval havasına. Ne oldu, bir şey mi oldu demeye kalmadan, düzenin adamı olması sebebiyle zaman zaman tatlı tatlı atıştığım ve fakat insan olarak da sevmekten geri durmadığım Laz Bakkal Ali Abi sesleniyor kafasını yukarıya kaldırarak:

“Yahu insene aşağıya, büyük kutlama var!” diyor.

 “Ne kutlaması Ali Abi, bayram değil seyran değil” dememe fırsat da vermiyor ve bitemeden ağzımda patlıyor cümlem. Noktalama işaretimi yutmak zorunda kalıyorum, hem de susuz.

 Evet uzaktan bize doğru gelen bir insan seli görüyorum. Fener alayları mı dersiniz, mehter takımları mı dersiniz, aklınıza gelebilecek her türlü kutlama mevcut. Hatta Kızıl Ordu Bandosu bile sıraya dizilmiş. Sesler birbirine karışıyor ama nasıl bir ahenk içinde, anlatamam size. Keşke hepiniz burada olsaydınız da görseydiniz o coşkuyu. 

Coşkulu halk korteji

Mahallenin kedileri bile iki ayaklarının üzerine kalkmışlar dans ediyorlar! Allah sizi inandırsın, hiç de abartmıyorum. Anlattıklarımın eksiği var, fazlası yok!

mutlu kediler dansta

 Kırmızı uçuşan elbiseleriyle tango yaparak ilerleyen çiftler, onların ardında parmak uçlarında dans eden Kafkas Ekibi. Hemen sonra Çayda Çıracılar, Ege’nin Efeleri, Güney’in Halaycıları… Laz Horoncularının ardında Erik Dalı Gevrektirciler olmazsa olmaz tabii ki! Pamuk helvacılar sonra, tahta uzun ayaklarının üzerinde yürüyen akrobatlar ve politikacılar gibi lafları değil de portakalları atıp tutan jonglörler… Bir cümbüş bir cümbüş ki, sarıp sarmalıyor herkesi bu coşku. Ve ben de kendimi kaptırıyorum akışa. Cesaret gibi mutluluk da bulaşıcı çünkü!

Hem eğleniyorum, hem de hâlâ neler olup bittiğini anlayamaya çalışıyorum. Kafamda deli sorular... "Bir gecede ne değişebilir ki?" diye düşünüyorum. Bu sabah neden coşuyoruz böyle? Yoksa bu anlatmaya çalıştığım şeylerin ardından “1 Nisan Şakası” mı çıkacak? İnsan hiç kendi kendine 1 Nisan şakası mı yapar canım? Yok artık daha neler! 

Sonunda gençlerin yaşlılarla birlikte attıkları sloganlardan gerçeği öğreniyorum.

Meğer bütün bu cümbüş eğlence 1 Nisan Şakası değilmiş. İçimden şükrediyorum, iyi ki  kendi kendime böyle umut dolu, insanda soğuk duş etkisi yapmayan, sahici olması muhtemel olup da insanı heyecanlandıran 1 Nisan Şakası yapmamışım!

Evet, çok da merakta bırakmayayım sizleri. Meğer bizim memlekete bir gecede demokrasi gelmiş de ondanmış bu karnaval havası!

Vay be, hayat gerçekten de basit ve güzelmiş…

Anladınız siz!

Benden bu kadar sevgili dostlar. Gerisi size, birlikten doğacak gücünüze ve hayallerinize ne kadar bağlı olduğunuza kalmış.

Mutlu Nisanlar efendim; esenlikle, şenlikle… 


not: Görseller www.shutterstock.com'dan alıntıdır. 


 


Devamını Oku

2 Temmuz 2017 Pazar

Bir yol ve azim hikayesi

Geçen gün fark ettim ki, ben yol insanıyım. Yani gideceğim yere vardığım anda değil, varmaya çalıştığım yolda mutlu oluyorum! Bunu nasıl mı anladım? Yüzme ile olan imtihanımı bir arkadaşıma anlatırken...

Yıllardır yüzme konusunda kendimi geliştirmeye gayret ediyorum. Yanlış anlaşılma olmasın;
stilli yüzme falan öğreniyor değilim. Sadece yüzmeye çalışıyorum! Bunun detaylarını, nedenlerini, niçinlerini anlatmak uzun sürer. Şöyle özetlemek gerekirse; her sene en fazla on- on beş gün tatil yapıyorum. Bu tatillere çıkarken hep içimde güzel bir heyecan oluyor:

Bu sene yüzmeyi kesin öğreneceğim!


Senelerdir böyle bu. Örneğin 2012'deki tatilimde çok tatlı bir animatör vardı, can yeleği giydirerek havuzda bana beş gün ders vermişti. Suya kafamı sokmuş ve “suyun sesini dinle, suyu sev” demişti. Ben bunu hiç unutmuyorum. Özel yüzme dersi hocalarının hiçbirinin yapamadığını yapmıştı sevgili Melih... Benim için tarifsiz bir mutluluktu.

Sonra 2013'de Fethiye'de gittiğim tatilde, havuzun kenarından inerek tek başıma ıslanmış; bunu büyük bir gelişme olarak görüp aşırı mutlu olmuştum. Ben  sadece ıslanırken, 8 yaşlarındaki tatlı İngiliz Franceska'nın yüzmeyi öğrenmesine tanık olmuş ve O'nun hareketlerini dikkatle izleyerek bir şeyler kapmaya çalışmıştım! O sene Mersin'de kaydettiğim aşama da müthişti. Belimde sosisle Mersin'in şahane bir koyunda sırt üstü kulaç atarak kıyıdan epeyce uzaklaşmıştım. Yanımda çok sevdiğim ve yüzme konusunda belki de tek güvendiğim insan, yani yeğenim olduğu için müthiş cesur davranmıştım. Ve denizden çıktığımızda sevgili biricik yeğenim boyumu kat kat aşan yerlere gittiğimizi söylemişti. Nasıl da mutlu olmuştum! Deniz maceram o noktadan öteye gidemedi. Sonrası hep havuz...

2014 tatilini iple çekmiştim. Ama aradan geçen bir sene cesaretimi kırmış olmalı ki, havuzun kenarındaki merdivenli jakuziden bir adım bile atamamıştım öteye. Ama suyun içindeydim. Bundan güzel ne olabilirdi ki?

2015, sanırım dönüm noktamdı. Bu sene de gittiğim güzel tesiste yaptığım tatilin son iki gününde, relaks havuzunda sosisle suyun üzerinde tek başıma kalabildiğimi fark ettim. Ama ne yazık ki, sadece iki günüm kalmıştı tatilin bitmesine! Ama olsundu, kalabilmiştim ya tek başıma!

2016, yüzme konusunda gerçek bir kırılma noktasıydı benim için. Tam dört tatil yaptım geçen sene! İlkinde dalga havuzunda çırpınırken, ikinci tatilimde ellerimi bırakabildim bir metre de olsa! Ada'ya gittim üçüncü tatilde. Benim gibi yüzme bilmeyenlerle suyun içinde oturdum sadece, ama mutluydum. Geçen sene bayramda gittiğim dördüncü kısa tatilde sosis olmadan kendimce hareket etmeye başladım havuzda. Allahım ne büyük mutluluktu!

Ve bu sene... Mayısta gittiğim üç günlük kısa tatilde hava soğuk da olsa havuz kenarında takılabildim, tek başıma! Ve geçen hafta gittiğim tatilde, havuzun sağ kenarında da olsa tam 5 metre mesafede kendimce ilerleyebildim! Sabahtan akşama kadar bıkmadan usanmadan aynı hareketleri yaptım durdum büyük bir heyecanla. Ve tatil bitti! İçim kıpır kıpır. Biliyorum ki bir sonraki tatilimde daha çok geliştireceğim kendimi! Hem belli mi olur; sadece havuzun sağ kenarında değil, belki 1 metre içinde de hareket edebilirim! Tatil bittiğindeki mutluluğumu kelimelerle anlatmam çok zor! Artık yanımda kimse olmadan, hatta havuzda kimse olmadan kendi kendime suya girebiliyorum! Ve sosis olmadan beş metre kadar gidebiliyorum. Evet sadece gidebiliyorum; çünkü dönerken havuzun kenarını tutmam gerekiyor. Ama biliyorum ki, eğer fırsatım olur da bu sene yine tatil yapabilirsem (lütfen lütfen...) kendimi daha da geliştirebilirim!

İşte bu maceramı anlatırken arkadaşıma, mutlu olma nedenimi buldum aniden. İlerleme kaydetmekten mutlu oluyormuşum meğer! Bir sihirli değnek dokunsa mesela şu an, ben süper bir yüzücü olsam, şimdiki gibi mutlu olur muydum gerçekten emin değilim. 

Konu konuyu açtı arkadaşımla sohbet ederken, konu gündeme ve demokrasi mücadelesine geldi. O kadar güzel bağladı ki arkadaşım. Dedi ki:

-Hani dedin ya! “Sonucun kendisi değil, sonuca giden yolda katettiğim aşamalardan mutlu oluyorum” diye. İşte demokrasi mücadelesi de böyle bir şey. Bu bir yol; ve biz bu yolda yürürken de mutlu olabiliriz!

İçim aydınlandı birden.


Yollar yürümekle aşınmaz!” diyenlere kapak olsun bu küçük ama sonsuz mutluluk veren çabalar. Ve çaba sarf etmekten bıkmayan, söylenenlere, akıl verenlere aldırmayan büyük yürekli güzel insanlara selam olsun! 
Devamını Oku